Nazım Hikmet Ran


Yönetmen

Doğum Tarihi - 15 Ocak 1902, Salonica
Ölüm Tarihi - 3 Haziran 1963, Moskova

Yönetmen Filmografisi

Güneşe Doğru - 1937
Cici Berber - 1933 / Nazım Hikmet Ran, Muhsin Ertuğrul

Yönetmenliğini Yaptığı Belgesel Filmler

İstanbul Senfonisi - 1934
Bursa Senfonisi - 1934
Düğün Gecesi / Kanlı Nigar - 1933 .... Uzun Belgesel, 01:00:00

Yapımcı Filmografisi

Doğan Çavuş - 1938 (Yönetmen - Münir Hayri Egeli)

Senarist Filmografisi

Yolcu - 1994 .... Eser
(Yönetmen - Başar Sabuncu)

Kızılırmak Karakoyun - 1993 .... Eser
(Yönetmen - Şahin Gök)

Bir Aşk Masalı - 1978 .... Eser
(Yönetmen - Ejder İbrahimov (Azhdar Ibraggimov) )
Lyubov Moya, Pechal Moya .... Orijinal İsmi Rusça

Ferhat ile Şirin .... Türkçe
My Love, My Sorrow .... İngilizce

Tosun Paşa - 1976 .... Eser
(Yönetmen - Kartal Tibet)

Kızılırmak Karakoyun - 1967 .... Eser
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)

Maitre Galip - 1962 .... Commentary
(Yönetmen - Maurice Pialat)
Kısa Film, Fransa, 11'

Bir Mahallede İki Delikanlı - 1957
(Yönetmen - Ejder İbrahimov, Ilya Gurinn)
Dvoe İz Odnogo Kvartala .... Orijinal İsmi Rusça

Ferhat İle Şirin - 1957 .... Eser
(Yönetmen - Václav Krska)
Legenda Za Lyubovta .... Orijinal İsmi Rusça
Легенда За Любовта .... Bulgarca
Legend Of Love .... İngilizce

Legenda O Lásce - 1957 .... Eser
(Yönetmen - Václav Krska)

Bir Mahallede İki Delikanlı - 1957
(Yönetmen - Ejder İbrahimov, Ilya Gurinn)

Balıkçı Güzeli / 1002. Gece - 1952 / Nazım Hikmet Ran, İhsan İpekçi
(Yönetmen - Baha Gelenbevi)

Üçüncü Selim'in Gözdesi - 1950 / Nazım Hikmet Ran, İhsan İpekçi
(Yönetmen - Vedat Ar)

İstiklal Madalyası - 1948
(Yönetmen - Ferdi Tayfur)

Kızılırmak Karakoyun - 1946
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Ercüment Er

Kıskanç - 1942
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Kahveci Güzeli - 1941 .... Eser
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)

Şehvet Kurbanı - 1940
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Bir Kavuk Devrildi - 1939 / Nazım Hikmet Ran, Muhsin Ertuğrul, Necdet Mahfi Ayral
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)

Tosun Paşa - 1939
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Güneşe Doğru - 1937
(Yönetmen - Nazım Hikmet Ran)

Aysel Bataklı Damın Kızı - 1935
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Leblebici Horhor Ağa - 1934
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Milyon Avcıları - 1934
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)

Cici Berber - 1933
(Yönetmen - Nazım Hikmet Ran, Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Düğün Gecesi / Kanlı Nigar - 1933
(Yönetmen - Nazım Hikmet Ran)

Fena Yol (O Kakos Dhromos) - 1933
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Karım Beni Aldatırsa - 1933
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Söz Bir Allah Bir - 1933
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Naşit Dolandırıcı - 1933
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)
Kullandığı Takma İsim - Mümtaz Osman

Diğer Filmografisi

Aysel Bataklı Damın Kızı - 1935 .... Yönetmen Yardımcısı
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)

Karım Beni Aldatırsa - 1933 .... Müzik Söz Yazarı
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)

Bir Millet Uyanıyor - 1932 .... Yönetmen Yardımcısı
(Yönetmen - Muhsin Ertuğrul)






Kaynak
Internet Movie Database






Nazım Hikmet, 9 tanesi Türkiye'de sahnelenen 33 tiyatro oyunu, onlarca film senaryosu yazmış (tabii takma isimle), üç film çekmiş, romanlar yazmış, gazete yazıları kaleme almış, resim yapmış. Sinemacılığını belki biz daha gençler ilk kez Agah Özgüç'ün Kültür Bakanlığı için hazırladığı "80. Yılında Türk Sineması" adlı 1994 tarihli kitapla fark ettik. Daha eski sinema tarihi kitaplarında bu bilgilere, herhalde cesaret edilip konamadığından rastlamak mümkün değil.

Nâzım'ın sinema serüveni Muhsin Ertuğrul'la başladı. Ertuğrul zaten başında bulunduğu Şehir Tiyatroları aracılığıyla, şairin oyunlarını sahneleyerek, ona başka yan işler de sağlayarak sıkıntılı yaşamına destek olmaya çalışıyordu. Nazım 1930'lu yıllardan başlayarak dönemin "tek yönetmeni" Muhsin Ertuğrul'un 13 filminin senaryolarını yazdı. Bunların önemli bir kısmı, sinema tarihçisi Nijat Özön'ün tespitiyle yabancı tiyatro eseri ve operetlerden "uyarlama" şeklindeydi. "Kahveci Güzeli"nde İhsan KOZA, "Kızılırmak KaraKoyun"da Ercüment Er takma adını, diğerlerinde ise Mümtaz Osman adını kullandı. Nâzım, bu filmlerin senaryosunu yazmanın yanı sıra, çekimlerde yönetmen yardımcılığı da yaptı.

Nâzım'ın sinemadaki ikinci dönemi İhsan ve Osman İpekçi kardeşlere ait İpek Film Stüdyosu'nda çalıştığı dönem oldu. Muhsin Ertuğrul'la Çalışırken "Düğün Gecesi/Kanlı Nigar" adlı kısa öykülü bir film ile "İstanbul Senfonisi" ve "Bursa Senfonisi" adlı iki belgesel film çekerek yönetmenliği deneyen Nâzım, ilk Uzun metrajlı filmini ise İpek Film Stüdyosunda çekti.

1937'de, İhsan İpekçi'yle birlikte 'Türk sinemasını geliştirme' idealleri doğrultusunda "Güneşe Doğru" adlı filmi çekmeye girişti. Mütareke yıllarında belleğini yitiren bir gencin hayal dünyası üzerine kurulan filmi Agah Özgüç "bütünüyle başarısız" bulur. Nijat Özön de filmi "soğuk, yapmacık, gerçek dışı" olarak niteler. Filmin Baş oyuncuları Ferdi Tayfur ile tanınmamış genç bir kızdır. Filmin dekorunu yapan Abidin Dino'nun ağabeyi Arif Dino da başrollerden birini oynar.

Şair bu dönemde de İhsan Koza (? Doğrulanmadı) adıyla aşağıdaki filmlerinin de senaryolarını yazdı.

İstiklal Madalyası - 1948 (Yönetmen - Ferdi Tayfur)
Üçüncü Selim'in Gözdesi - 1950 (Yönetmen - Vedat AR) / Nazım Hikmet Ran, İhsan İpekçi
Balıkçı Güzeli / 1002. Gece - 1952 (Yönetmen - Baha GELENBEVİ) / Nazım Hikmet Ran, İhsan İpekçi

İpek Film Stüdyosu döneminde yaptığı bir başka önemli iş de seslendirmecilikti. Hem diyalog/altyazı çevirdi, hem seslendirme yönetmenliği yaptı. Zamanın Ünlü seslendirmecileri Adalet Cimcoz ve Ferdi Tayfur'la birlikte seslendirmeye katıldığı bile oldu.

Nâzım'ın daha çok bildiğimiz bir yönü de tiyatro oyunu yazarlığı. En çok bilinen oyunu, yurt içinde ve dışında filme de çekilmiş olan Ferhat ile Şirin.

İşte Nâzım'ın 33 adet oyunundan bazıları
Sabahat
Başar Sabuncu'nun 90'larda filme çektiği Yolcu
Unutulan Adam
Kafatası
Bir Ölü Evi
Yusuf ile Menofis
İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
İstasyon
İnek
Enayi
Tartüf
Fatma, Ali ve Başkaları
Yalancı Tanık

Hapishanede geçirdiği yıllarda da şiirlerinin yanı sıra bütün bu uğraşlarını sürdürdü ayrıca resim yapmaya başladı. Herhalde annesi ressam Celile Hanım'ın etkisiyle heves duyduğu resme karakalem portrelerle başladı, hapishane manzaralarını yansıttığı pastel, guvaş, yağlıboya resimlerle sürdürdü. Ancak birlikte yattığı Balaban'ın yeteneğini keşfedince teşvik için malzemesini ona hediye etti.

Romanları, "Kan Konuşmaz", "Yeşil Elmalar", "Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim"in edebi değerini herkes kabul ediyor. Gazetelerde Uzun süre "İt ürür Kervan yürür" başlığında Orhan Selim takma adıyla yazdığı, ağırlıklı olarak politika olmak üzere edebiyat, sinema konularındaki yazıları ses getirdi. Nâzım'ın tiyatroculuğu önde gelen tiyatro sanatçıları ve yazarları tarafından tartışıldı, bu alanda ondan daha üretici isim bulunamadı, "Özgün bir oyun yazarı" olarak Cumhuriyet dönemi Türk tiyatrosu tarihinde çok önemli bir yeri olduğu sunucuna varıldı. FilmYön Başkanı Yavuz Özkan geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, Nâzım Hikmet'in başka bazı yönetmenlerle birlikte, "Türk sinemasına yaptığı katkılardan" dolayı Onur üyeliğine seçileceğini bildirdi. Bir gün onu tüm nitelikleriyle kavrayabilmemiz ve haklarını teslim edebilmemiz dileğiyle, iyi ki doğdun Nâzım.


UNESCO tarafından tüm dünyada Nazım Hikmet yılı olarak kutlanması tavsiye edilen 2002 yılı boyunca gerçekleştirilen Ünlü ozanı anma etkinliklerine, Bilgi’de Sinema da senaryosu Nazım Hikmet tarafından kaleme alınmış 1959 yapımı bir filmle katılmakta.

Senaryosunu Nazım Hikmet’in yazıp, yönetmenliğini Ejder İbrahimov’un yaptığı Sovyet yapımı “Bir Mahallede İki Delikanlı” adlı film, 1 Mayıs Çarşamba günü saat 19:30’da Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın değerli katkılarıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü’nde Türkçe alt yazılı ve ücretsiz olarak gösterilecek.




Kaynak
Internet Movie Database










Nazım Hikmet

”Asıl mesele, bana senaryo yazdırırırlarken, benden benden ciddi, realist, ağırbaşlı ve tek kelimeyle gerekirse altına imzamı koyacağım senaryo istememeleridir.” nazim-hikmet (5)

Sinemaya Verdiği Önem

Nâzım Hikmet, “yazı”nın da “film” gibi daha geniş kitleyle buluşması, sinemanın zengin ve deneysel anlatım olanaklarından yararlanma arzusunu Bursa Cezaevi’nden Vâ-Nu’lara yazdığı mektupta şöyle dile getirir: “Filmcilik deyip geçme, Küçük efendi. Çok şey var filmcilikte…Hikayelerin filmini yapmalı. Mesala Sabahattin Ali’nin hikayelerini…İki kısımlık filmler…Hikayelerden sonra şiirlerin filmlerini yapmalı. Ya halk türküleri, bizim halk türkülerimiz. Nasıl olur ama o canım türküler. Küçük Küçük filmler…Çarşambayı Sel aldı…Bir Sel gelir gümbür gümbür, alır ne var ne yok siler süpürür…Bir yar sevdim el aldı…Biri gelir dört nala, uça uça, alır sevgiyi kaçırır götürür…İşte bunların filmini yapmalı…Küçük Küçük filmler…”

Nâzım Yönetmen Yardımcısı...

1928 yılında İpekçiler “İpek Film” yapımevini kurmuş ve yine tek rejisör Ertuğrul’a başvurmuştur. Ertuğrul, Ankara Postası’ (1928-29), ardından ilk sesli ve ortak yapım, Mısır, Yunanistan, Türkiyeli oyuncuların rol aldığı “İstanbul Sokakları”(1931) ve “Kaçakçılar”ı (1929-1932) gerçekleştirmiştir. Muhsin Ertuğrul 1932′de İpek Film için “Bir Millet Uyanıyor” filminin çekim hazırlığını yapmaktadır, kafasında belirlediği reji asistanı tiyatro/sinema ile ilgilenmiş, yeteneklerine güvendiği Nâzım Hikmet’ten ( ve Kemal Necati Çakuş) başkası değildir.

Muhsin Ertuğrul’un sinema alanında da Nâzım’la başlayan bu çalışma arkadaşlığı diğer filmlerinde de çok yönlü sürecektir. Memet Fuat bunu şöyle açıklar: ” Aslında her sorunu Çözen, bulunmaz bir yardımcıydı. senaryo yazar, film çekilecek yerleri bulur, çekim sırasında aksadığı görülen konuşmaları değiştirir, metinlerdeki dil yanlışlarını düzeltir, manzum yerleri, şarkı sözlerini akıcılaştırır, gerektiğinde eline fırçayı alıp dekor boyardı.”

Senaryo yazarı Nâzım Hikmet, İpek Film Seslendirme Stüdyosu’nda…

Nâzım bir yanda senaryo yazacak, öte yanda İpek Filmin seslendirme stüdyosunda 8 temmuz 1933 tarihinden itibaren seslendirme yönetmeni olarak cezaevine girdiği 1938 yılına kadar çalışacaktır.

Muhsin Ertuğrul yine Nâzım Hikmet’le işbirliğini seçer ve “Karım Beni Aldatırsa” nın senaryosunu sipariş verir. Nâzım, daha sonra da kullanmaya devam edeceği Mümtaz Osman adıyla iyi bildiği operet tarzının metnini ve şarkılarının sözlerini yazar.


Nâzım Hikmet, Muhsin Ertuğrul’un yeni istemiyle “Söz Bir Allah Bir” (1933) ve ardından “Cici Berber” (1933) operet filmlerinin senaryolarını yazar. 1933′te bir kısa güldürü filmi “Naşit Dolandırıcı”ya da imza atar.

Yunanlılarla ilk ortak yapımımız olan “Fena Yol/O Kakos Dhramos”un (1933) “kaza ve Kader konusunu tartışan” senaryosunu, tanınmış yunanlı yazar Grigorios Ksenopoulos’un romanından uyarlayan da yine Nâzım’dır.

1933 yılında Max Neufeld’in çevirdiği “Sehnsucht 202/Özlem 202″ adlı Alman müzikli komedisinden uyarlanan “Milyon Avcılar”ını yazar.

Muhlis Sabahattin’in müziğini yaptığı “Milyon Avcılar”ında Nâzım’ın sözlerini yazdığı şarkılar, ” İstanbul’un Mavi Gökleri Altında, Söz Vermiştin Sen Bana ve Güle Aşık Bülbül Gibiyim” adlı olanları gösterildiği yılda (ilk gösterim Ocak 1934) gençliğin dilinden düşmeyecektir.

Bugün arşivlerede olmadığı için izlenemese de, o günlerde, Düğün Gecesi-Kanlı Nigar filmiyle yönetmenliğini kanıtlayan Nâzım, (12 Ağustos 1934′den sonra olduğu düşünülebilir) kentler üzerine, “İstanbul Senfonisi” ve “Bursa Senfonisi” adıyla iki kısa-belgesel daha yapar.

Muhsin Ertuğrul yapımcılığını -Hayri Çavdar’ın parasal desteğiyle- üstleneceği filmin senaryosunu yine Nâzım’ın yazmasını ister.

“Aysel, Bataklı Damın Kızı” filminin başarısında Nâzım’ın senaryosunun önemli rolü vardır.

Önceki katkıda bulunduğu filmlerin aksine, “Aysel, Bataklı Damın Kızı”nı Nâzım Hikmet’de beğenecek „ rejisörün gözüyle, rejisörün montajıyla başrolü oynayan Toprak, şimdiye kadar gördüğüm sinema Yıldızlarının en büyüğü, en artisti, en yaratıcısı olduğunu ışıklı bir düşünce biçiminde ortaya çıkardı…”

Abidin Dino’nun dekorlarını , görüntü yönetmenliğini Lazar Yazıcıoğlu’nun yaptığı “Güneşe Doğru” (1937) “mütareke döneminde belleğini yitiren bir delikanlının 17 yıl boyunca kendisini hep o çağlarda yaşıyormuş sandıktan sonra, geçirdiği ameliyatla iyileşmesini ve kendisini birdenbire Cumhuriyet Türkiye'sinde buluvermesinin (1) öyküsüdür. Hasan Ali Yücel’in eleştiri yazısındaki gibi “ismi Güzel, fikri ve buluşu Güzel, bir kısım sahneler heyecan verici ve düşündürtücü…yerli müziği iyi yerleştirilmiş ” (9 Aralık 1937) bir film olarak, ancak “inandırıcı” bulunmasa da izleyicinin karşısına çıkar.

Güneşe Doğru “sinemamızı tiyatronun baskısından kurtarma yolundaki ilk önemli adım” (2) olması açısından dikkat çekicidir.

Mümtaz Osman’ın kaleminden çıkacak diğer senaryolar

Muhsin Ertuğrul’un Mümtaz Osman’ın yani Nâzım’ın senaryolarından çektiği “Tosun Paşa (1939) , Şehvet Kurbanı (1940) , Kıskanç (199-42) , Kahveci Güzeli (1941) ” birbiri ardına gelecektir.

Nâzım özgülüğüne kavuştuktan sonra, aynı zamanda iyi dostu olan İhsan ve Osman İpekçi’nin isteğini yerine getirecektir. Vâ-Nu, Nâzım’ın o günlerini şöyle aktarır: ” Gerçekten hastaydı. Buna rağmen çalışma çabası içindeydi. İlk iş, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ nın son kısmını tamamlamaya koyuldu. Bir sinema müessesesinden sipariş aldığı için bu arada bir de senaryo yazıyordu.” (3)
Tarihsel filmler modasının başladığı ve sürmekte olduğu1951 yılında, tarihsel bir filmin senaryosunu (İhsan Koza) yazar: Vedat Ar’ın “Üçüncü Selim’in Gözdesi”. Mihriban Sultan’a aşık olup zindanlara düşen bestekar Sadullah Ağa’nın öyküsüdür. Nâzım bir kez daha yine İhsan koza adıyla İpek Film için tarihsel bir senaryosu “Barbaros Hayrettin Paşa”yı yazacak, Baha Gelenbevi çekecektir (1951).

Nâzım Hikmet, aynı yıl yine Vedat Ar’ın çekeceği “Lale Devri”nin senaryosunu yazacaktır.

SSCB’ye kaçmak zorunda kaldıktan iki yıl sonra tamamlanan, 1953 yılında Baha Gelenbevi’nin çektiği, masalımsı, olağanüstü olaylar, kişiler, fantastik canavarları içeren “Balıkçı Güzeli-1002′İnci Gece”nin senaryosundaki imza da yine Nazım Hikmet yerine “İhsan Koza” adını taşır.

Senaryosunu yazdığı bu son filmleri belki görememiştir, ancak o istemeyerek yurduna „elveda!” diyecektir.. Ne de olsa çok sevdiği, “Monsieur Verdoux”sünü dahice bulduğu Charlie Chaplin’in sözleriyle “yurtseverlik sınır tanımaz” düşüncesindedir…

Nâzım’ın Türkiye'de yazdığı senaryolarına eleştirisi

Geride kalan senaryolarını yazdığı filmlere bakarak Nâzım şunları söyler:

“Asıl dava, mesele, bana senaryo yazdırırırlarken, benden ne operet, ne melodram, ne kepaze sergüzeşt mevzuu değil, benden ciddi, realist, ağırbaşlı ve tek kelimeyle gerekirse altına imzamı koyacağım senaryo istememeleridir. Halbuki şimdiye kadar bana yazdırdıkları senaryoların hiçbirinin altına bir milyon verseler imzamı koymam ve hatta bunları yazdığımı bile inkâr ederim.”

Macar sineması için kaleme aldığı “En Büyük Kötülük” ya da “En Büyük Hekim” senaryosundan Nâzım bir satir (oyun) yazacaktır: “İvan İvanoviç var mıydı, yok muydu?”

Başlangıçta filmle çok açık söyleyemediği SSCB üzerine düşüncelerini bu oyun artık daha açık ortaya koyacaktır. Bu gecikmeyi doğal karşılamak gerekecektir: Nâzım, ülkesinde hapiste olduğu evrede faşizmi yenen ve Stalin’in kişiliğinde simgelenen cesaret ve başarıya şiirler adamıştır. Bu nedenle ilk karşılaştığında onu şaşırtan pekçok olumsuz görüntüyü savaşın sonuçları olarak değerlendirir. Moskova’ya gelmeden önce de Romanya’da Sovyetler Birliği’nin yeni yaşamı üzerine bir filmi göstermelerini rica etmiş, Neşeli, Mutlu Sovyet Kolhozcularını, herkesin türkü söylediği, bolluk ve bereket içeren görüntülerin yer aldığı “Kuban Kazakları” filmini içi içine sığmayarak izlemiştir. Ama Moskova’da akşam tiyatroya davet ettiklerinde izlediği oyunun -yazarı Stalin ödüllü Surov ya da Sofronov’dan başkası olamazdı- kaba gerçekçiliği ve aynı tarz yorumu karşısında korkunç bir Can sıkıntısı duymuştur. Ertesi gün gittiği tiyatronun da önceki günkünkünden farklı bir oyun sergilemediğini görür ve sorar. ” Binalar değişmiş, fakat sahnede tek ve aynı şey var. Ve sordum bu ziyafet sırasında: Ne oldu? Neden her tiyatroda tek bir kötü oyunun değişkesi oynanıyor ve neden her seferinde yoldaş Stalin pohpohlanıyor, evet pohpohlanıyor ve üstelik güneşe benzetiliyor? Gerçek bir komünist kendisinin güneşe benzetilmesine izin vermez, dedim, üstelik de zevksizlik bu. Bütün Rusya tarihinde tek bir kişiyi, Puşkin’i güneşe benzettiler, o da ölümünden sonra. Konuşmamı bitirdiğimde, masanın yarısı gerçekten boşalmıştı.” (4) Nâzım, Yevgeni Yevtuşenko’nun sözleriyle “Ama henüz Stalin’in içinde farklı bir kişiliğin, yalnızca Devrim düşmanlarının değil, devrimini ta kendisinin celladının da yattığını tahmin etmiyordu ya da etmeye korkuyordu. Nâzım Hikmet’in düşlerindeki ülkenin yerinde yeller esiyordu: bambaşka bir ülkeye gelmişti o.” (5)

Oyunlarından filme

Polonya’da filme çekilmesi için “Yusuf ile Zeliha”yı yeniden yazar… Çekoslovakya’da Vaclav Krşka tarafından ve yine Bulgar sinemacılarınca “Bir Aşk Masalı”nı filme alır. Nâzım bu filminin iki ülkede de yapımından hoşnut değildir: “Yönetmenler, devasalığı amaçlıyor. Eski Alman filmlerinde olduğu gibi. Yağlı boyaya benziyor bu. Oysa burada sulu boya gerekli, İran ve genellikle doğu minyatürlerinden kaynaklanmak gerekli. Bu Doğu minyatürleri, birinci planda dağlar ve evlerin değil, insanların bulunuşuyla güzeldirler. Bu çekimde ise dekorasyonlar insanı ezebilir.” demektedir.


Filme çekilmeyen bir senaryo ve çekilenler

1953 yılında yazdığı Fransa-Vietnam adlı senaryosunda, sömürgeci Fransız ordusuyla Vietnam’a giden genç Piyer’in, gördüğü gerçekler karşısında geçirdiği değişimi anlatır, ancak bu senaryo filme çekilmez.

Nâzım’ın ilk kitabı Güneşin İçenlerin Türküsü 1928 yılında Azerbaycan’da, Baku’da yayınlanmıştır. Bu kitap, aynı zamanda Azerbaycan edebiyatıın da örneği olmuş, şiir dünyalarının oluşumuna güçlü bir etki yapmıştır. Azerbaycan’lı yazar Anar’ın deyimiyle ” Nâzım Hikmet büyük Türk şairi olduğu kadar büyük bir Azerbaycan şairiydi.” ( 6) Azerbaycan sineması için Bakü Stüdyosu’nda Ejder/Ajdar İbrahimof tarafından filme çekilen “Aynı Mahalleden İki Delikanlı”yı 1956 yılında yazar.

Sevdalı Bulut: Nâzım’ın sinema ile ilişkisi, senaryo yazma becerisi onu son eşi Vera Tulyakova ile tanışmasını da Sağlar. Vera Nâzım’la 1960′ta evlilikle sonuçlanan bu ilişkinin gerçekte 1955 yılında, sinema enstitüsünün bitirdikten sonra, bir Arnavut masalından çeşitli ülke çocuklarına gösterilmek üzere yapılacak bir film nedeniyle başladığını belirtir.

Mahpusluğunun onuncu yılında yazdığı, Doğu’nun Romeo ve Jülyet’i olarak adlandırılan Ferhad ile Şirin’i anlatan “Bir Aşk Masalı” oyunundan uyarlanan aynı adlı film ve “Yaşamak Güzel Şey be Kardeşim-Romantika” Rusya’da, ancak ölümünden sonra çekilir. Azerbaycan’da “Enayi/Tuhaf Bir Adam” filme alınır, bu iki film ve sonrakiler için için artık onun yapacağı bir eleştiri artık mümkün değildir, o 3 Haziran 1963 yılında gözlerini yumacaktır.

Nâzım şiirleri gibi, Nâzım’ı anlatan kitapların da Uzun yıllar yasak olduğu Türkiye’de Nâzım üzerine, Nâzım’ın yaşamı üzerine bir film 1990′lara girerken Türkiye’de mümkün değildir. Ali Özgentürk’ün “sayıklama” olarak nitelendirdiği, sinema tarihçisi Giovanni Scognamillo’ya göre ” Nâzım Hikmet filmini gerçekleştiremeyen, başka neyi çekebileceğini kesinlikle kestiremeyen” yönetmenin tedirgin, çelişkili öyküsü “Su Da Yanar”da aktarılır. 1993 yılında beklenen gerçekleşir ve Nâzım’ın 51 yıl önce yılında hapishanede yazdığı bir oyun (Yolcu) , Nâzım Hitmet imzasıyla ve Başar Sabuncu’nun uyarlamasıyla beyazperde için gerçekleşir. 2007 yılında nihayet Nâzım Hikmet’i konu edinen bir yapıt Türk izleyicisinin karşısına çıkacaktır: Biket İlhan’ın çektiği «Mavi Gözlü Dev» …

Nâzım’ın geride bıraktığı şiir, oyun, roman, senaryolardan bugün de sinema için yararlanmak olanaklıdır. Sanatın her alanında kendi yaşam ilkeleriyle, insanlığa adanmış değişmez tutumuyla yaşamış, ülkesinde ve dışarıda zorluklara, siyasal ve ekonomik baskılara karşın, savunduklarının bedelini ödese de kendisi gibi kalabilmiş kaç kişi vardır sanat tarihinde? Nâzım’ın kişisel ve sanatla geçen serüveni sinemayı beklemektedir…

sinemaloji.com
20 Mayıs 2009

(1) Nijat Özön, Türk Sineması Tarihi, Artist Yanıları, İstanbul, 1962, s.130
(2) Memet Fuat, Nâzım Hikmet, Cem Yayınevi, s.110
(3) Bursa Cezaevi’nden Va-Nu’lara Mektuplar, Cem Yayınevi, İstanbul, 1970 s. 412
(4) Vera Tulyakova Hikmet, Nâzım’la Son Söyleşimiz, Millyet Yayınları, İstanbul, 1997, s. 153
(5) Saime Göksu - Edward Timms, Romantik Komünist, Doğan Kitap, İstanbul, 2001, s. 17
(6) Gösteri Sanat Dergisi. Şubat-Mart 2002. sayı 235,.67