Karılar Koğuşu




Yapım Tarihi - 1990
Süre - 02:05:00
Format - Uzun Kurmaca, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Halit Refiğ
Yapımcı - Türker İnanoğlu
Senarist - Halit Refiğ
Görüntü Yönetmeni - Çetin Gürtop
Stüdyo - Erler Film
Eser - Kemal Tahir
Müzik - Melih Kibar

Oyuncular
Kadir İnanır
Hülya Koçyiğit
Perihan Savaş
Erol Taş
Tuncer Necmioğlu
Ayşegül Ünsal
Serra Yılmaz

Kemal Tahir’in aynı adlı otobiyografik romanından uyarlanan “Karılar Koğuşu”, siyasi suçlu Murat’ın (Kadir İnanır) 15 yıllık cezasının Malatya Cezaevi’nde yattığı 3 aylık bir bölümünü anlatıyor. Murat cezaevinde herkesin saygısını kazanır. Bir yandan hapishane işlerine yardımcı olurken, bir yandan da hapishanede yer alan “Karılar Koğuşu” adlı bölümde, farklı suçlar işlemiş kadınların sorunlarıyla ilgilenir. Bu sırada koğuşta yatan Malatya Genelevi’nin ünlü sermayesi Tözey (Hülya Koçyiğit) ile aralarında duygusal bir yakınlaşma olur. Film bu ilişkiye ve genç sevgilisiyle birlikte kocasını zehirleyen idam mahkumu Hanım Kuzu’nun (Perihan Savaş) dramına odaklanır.

Kadınların dayanışması ve birbirlerine destek olmaları önemli bir tema olarak işlenir. “Karılar Koğuşu”, toplumsal ve ahlaki değerler, adalet ve kadınların yaşadığı zorluklara odaklanarak dönemin Türk toplumunun bir kesitini yansıtır.







ANTALYA'DA BOL ÖDÜL

"Karılar Koğuşu" Antalya Şenliği'nde en iyi film seçildi. Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit ve Perihan Savaş'ın oynadıkları film, Koçyiğit'e en iyi kadın oyuncu, Halit Refiğ'e Yusuf Kurçenli'yle birlikte en iyi yönetmen, Ayşegül Ünsal'a da en iyi yardımcı kadın oyuncu ödüllerini getirmişti.


'Karılar Koğuşu ile Antalya Festivali'nde Altın Portakal alan Halit Refiğ: Devlet başka, işkence başka Karılar Koğuşu Amacım bu filmle 40'lı yılları anlatmak değildi. Amacım, Kemal Tahir'i anlatabilmekti. Çıkış noktam yazarın kendi kişiliği oldu. Karartma Geceleri filmin dramına baktığımızda, 40'lı yıllarda geçmesine rağmen, daha çok 12 Eylül dönemi Türkiye'sini hatırlattığı söylenebilir. ANNA TURAY "Gurbet Kuşları" adlı filmi ile 1964 yılında ilk Altın Portakal'ın sahibi olan Halit Refiğ, son filmi "Karılar Koğuşu" ile bu yılın Altın Portakal'ının da sahibi. "Kanlar Koğuşu" yalnızca yılın en iyi filmi seçilmekle kalmadı, aynı zamanda Hülya Koçyiğit'e en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandırdı. Yönetmeni Halit Refiğ ise Yusuf Kurçenli ile en iyi yönetmen ödülünü paylaştı. Halit Refiğ'le kazandığı ödülün ve "Karılar Koğuşu" filminin bir değerlendirmesini yaptık.

Öteden beri yarışmalara karşı olumsuz bir tavrınız olduğunu biliyoruz. Festival jürilerine karşı bir güvensizlik mi söz konusu?

Ben yanşmaları sanatçı haysiyetine aykırı buluyorum; ama ne yazık ki son yıllarda sinemanın içine düştüğü, seyirci bulamama bunalımı, ancak diğer türlere göre daha ayrıcalıklı bir duyurusu olan ya da ayrıcalıklı özellikleri bulunduğu varsayılan filmlerle oluşturulan festivaller sayesinde bir parça aşılabiliyor. Amerikan sineması dışında dünyanın hiçbir ülkesinin sineması artık hazır bir seyirciye sahip değil. Öte yandan Tv rekabeti de var. Bu durumda ne kadar hoşlanmasam da oyunun bir kuralı olarak kabullenmek zorunda kalıyorum. İnsanların kendilerini gösterebilmek için birbirlerinin omzuna basmaya çalışmalan çok tatsız.

Antalya'da da bu rahatsızlığını belirttiniz. Jüriyi 'telifçi' davranmakla suçladınız. Ülkenin yakın tarihinden 1940'lı yılların siyasal ve düşünsel ortamından yola çıkan, ancak tavır ve yorum bakımından birbirinden oldukça farklı olan iki filmden birine birincilik, diğerine ikincilik verilmesi size göre hatalı bir tutum. Nasıl değerlendiriyorsunuz Kurçenli'nin 'Karartma Geceleri' ile sizin 'Karılar Koğuşu'nu?

İkisi de aynı dönemde yola çıkılan filmler gibi görünüyor. ikisi de bir yazarın otobiyografik kitaplarından hareket etmiş. Fakat tutumları, tavırları itibarıyla oldukça farklı filmler. Ben "Karılar Koğuşu"nu yaparken amacım bu filmle 1940'lı yılları anlatmak değildi, amacım Kemal Tahir'i anlatabilmekti. Çıkış noktam yazarın kendi kişiliği oldu. Delişmen, genç bir gazeteciden bir siyasi mahkûmdan nasıl bir romancıya dönüştüğünü, yiğit, onurlu, bilge kişiliğini anlatmak istedim. Tabi ister istemez fonda dönem var, onun sanat anlayışı dünyaya bakışı var. Birinci derecede önemli olan gerçekçilik ve dürüstlük meselesi. Herhangi fikir ve gaye uğruna gerçekleri değiştirmemek önemli. Tıpkı Kemal Tahir gibi. Cezaevi atmosferini onun anlattığından farklı bir şekle sokmadım, ancak onu gözlemci değil, olayların eksenindeki kişiye dönüştürdüm. "Karartma Geceleri" ise 40'lı yılları 2. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul'daki siyasi atmosferi anlatma amacında. Filmin dramma baktığımızda 40'lı yıllarda geçmesine rağmen o yılların gerçeğinden çok 12 Eylül dönemi Türkiyesi'ni hatırlattığı söylenebilir. O yıllarda 12 Eylül döneminde olduğu gibi işkence ön planda değil. Zaten işkence de sadece bir adama fiziksel baskı uygulamak değil. Birincisini 10-15 yıla mahkûm etmişseniz verdiğiniz manevi işkence fiziksel işkenceden de şiddetli. Ancak doğru ve gerçekçi olmak lazım. 'Arif olanın' anlayacağı tarzda bu tür 12 Eylül göndermeleri benim gerçekçilik anlayışıma uygun bir şey değil. 12 Eylül'ün işkence olaylarına değinilecekse onun özel şartları var. Bu dönemin siyasi şartlan 40'iar gibi değil. 12 Eylül döneminde insanlar şiir, roman yazdığı için devletin resmi görüşüne aykırı düştüğü ıçın işkence görmüyor, çok başka meseleler var. Devlete karşı örgütlü, dışarıdan kaynaklanan terör hareketleri, şiddet olayları var. Elbette şiddet olaylarına karışmış insanların işkenceye tabi tutulmasının hukuki bir yol olup olmadığı tartışılır, ama meseleyi karıştırmamak lazım. Avrupa kapılarının kapanması için işkencenin Türk kültürünün bir parçası olduğu teması ısrarla işlenmekteyken böyle bir iddiaya mesnet teşkil edecek çalışmayı gerçekten kendi inançlarım çerçevesinde yanlış bir şey olarak görmekteyim.

'Karartma Geceleri'ni 'devlet aleyhtarı' bir film olarak nitelendirdiğiniz, filmin uluslararası şenliklere katılabilmesi için TÜRKFİLM'den yardım görmesine engel olduğunuz iddia edildi.

İlke olarak devlete düşmanlık eden filmlerin tabii ki devlet yardımı görmesine, hatta yardım istemesine karşıyım ve sanatçı ahlakına aykırı bir şey olarak görüyorum. Fakat TÜRKFİLM'de bu film söz konusu olduğunda ben filmi henüz görmemiştim. Görmeden bir film aleyhinde konuşmam mümkün değil. Benim karşı çıktığım nokta, hangi festivale hangi filmin gideceğini, Türkiye'yi dışarıda hangi filmin temsil edeceğini TÜRKFİLM danışma komisyonunun belirlemesi gerektiği halde bunun yurtdışından tespit edilmesi idi.

Devlet - Sinema ilişkilerinin şu andaki düzeyi konusunda neler söyleyeceksiniz? Gündemde hemen hiç kimseyi memnun edemeyen ve tartışmalara yol açan sinemaya devlet yardımı olayı var sözgelimi.

Devlet son yıllarda Türk sinemasına geçmiş yıllardan farklı olarak oldukça olumlu bir tutum içinde yaklaşıyor. Polis vasıtasıyla denetim yapmaktan vergi memuru vasıtasıyla vergi toplamaktan başka bir şey yapmayan devlet, Tv'nin varlığı ile birlikte sinemanın varlığını tanımaya yöneldi. Yardım konusuna devlet de sektör de hazırlıksız girdi. Yardımın bu şekilde yapılmasının doğru olmadığı kanısındayım. 30-35 filme dağıtılması yerine, öncü örnek olabilecek 3-5 filme verilmesi daha doğru olur bana göre.

Her zaman 'devletten yana' tutumunuzu açıkça ortaya koyduğunuz halde, sizin deyiminizle 'en çok devletin size sahip çıkması gerekirken en büyük darbeyi devletten yediniz.'

Devleti hasbelkader yönetmek durumunda olan bir siyasi kadroyla ihtîlafa düşmek başka bir şey, devlet kavramının özüne. karşı olmak başka bir şey. Türk toplumunun bağımsızlığı söz konusu olduğunda milli varlık meseleleri üzerinde devletten vazgeçmenin mümkün olmadığı inancındayım.

1 Nisan 1990