Yapım Tarihi - 1987
Süre - 02:00:00
Formatı - Uzun Kurmaca ve 4 Bölüm Tv Dizisi, Renkli, Türkçe, 35mm
Yönetmen - Ziya Öztan
Yapımcı - Altuğ Savaşal
Senaryo - Ziya Öztan
Eser - Halide Edip Adıvar
Müzik - Serdar Kalafatoğlu
Görüntü Yönetmeni - Hüseyin Özşahin
Işık - Çetin Devrim, Hayri Çölaşan
Kurgu - Hasan Bektaş
Sanat Yönetmeni - Mete Yılmaz,
Gül Tanrıöver Oğuz
Oynayanlar
Zuhal Olcay
Ahmet Levendoğlu
Can Gürzap
Metin Belgin
Müşfik Kenter
Bahadır Tok
Cezmi Baskın
Giray Alpan
Hikmet Karagöz
Macit Sonkan
Mehmet Atak
Suna Selen
Naz Erayda
Haluk Bilginer
Mustafa Avkıran
Nüvit Özdoğru
Haluk Kurtoğlu
Gülsen Tuncer
Ertuğrul İlgin
Gökhan Mete
Behruz Firuzment
Ceysu Koçak
Hülya Arslan
Alp Giritli
Kutay Köktürk
İdil Çavuş
İbrahim Karamemet
Ferda Ferdağ
Muhip Arcıman
Mehtap Anıl
Günal Kayar
Osman Wöber
Bilal İnci
İhsan Atak
Halide Edib Adıvar'ın "Türk'ün Ateşle İmtihanı" isimli eserden TV'ye
uyarlanmıştır.
Set Fotografları
TRT'de yıllardır çalışmakta olan bir kameraman olarak ilginç anılarımı
ilk işe girdiğim tarihten itibaren not etmem gerekiyormuş. Bunu sonradan fark
ettim. İnsan belki de yaşla ilgisi vardır bunları fark edemiyor.
Yıl 1987 Mayıs ayı. Ateşten Günler dizisi başlıyor. Beni
görevlendirdiler.
Daha yeniyim 4 aylık TRT tecrübem var bunun 3 ayı kursla geçti. Diğer 1
ayı ise ustalarımızın eğitimiyle. Stüdyoda kurs veriyorlar. Ben eğitime devam
etmek istiyorum. Ancak "Ateşten Günler" filmine görevlendirildim. 6.5 ay
uzun geldi. Gitmek istemedim. O zaman Işık Servis Şefi Bekret ULUŞAR.
Gideceksin dedi. Rapor alırım ben çekime gitmeyeceğim hazır değilim
dedim.
İstersen rapor al dedi. Ben de aldım. 7 gün rapor aldım. Ama film meğer
10 gün sonra başlıyormuş biz önceden gidip mekan araştırması, malzeme temini
yapıyormuşuz bunu bilmiyordum. 7 gün sonra tabii kaçamadım gittim. Ama sonradan
öğrendim ki en iyi eğitim sette oluyormuş. Bunu fark edemeyen diğer arkadaşlarım
geri kaldılar ben ise ilk çekime giden biri olarak tecrübe kazandım.
İlk çekimler İstanbul'da. "Ateşten Günler" için bir büro kurulmuştu.
Gümüşsuyu'nu kesen sokakta. Köşede Rus Lokantası. Bazen yemekleri burada
yerdik. Büroya gittim. Ekip kalabalıktı. 68 kişi olduğunu sonradan
öğrendim. Yönetmen Ziya ÖZTAN, Yapımcı Altuğ SAVAŞAL. Tanıştık. İlk
çekimim Beşiktaş Denizcilik Meslek Lisesinde oldu.
TRT elemanı az sayıdaydı. Genelde biz Yeşilçamcı deriz, Piyasa çalışanları vardı.
Yeşilçamcılar ile ilk o sette tanıştım. Set kalabalıktı. İnsan kaybolur. Figuran sayısı çoktu. Aynı anda 200 kişilik setler kuruluyordu. Ama bu
sayının savaş sahneleri çekilirken 3000 - 4000 kişi olduğunu görünce
bunlar küçük sahneler olarak hafızamda kalacaktı.
Çanakkale'ye göç ettik. Göç ettik diyorum çünkü o kadar kişinin ve
malzemelerin gidişi, oyuncular ile 1987 yılı Çanakkale'sinde otelleri
doldurmuştuk. Sokakta yürürken hep setten birilerini görürdük.
Çanakkale'de Anzakların çıkartması çekilecekti. Ziya Öztan mekanı tespit
etti. Burada atlar koşacak temizlensin dedi. Alan çok genişti. 3000 asker
ve set çalışanları eline ne bulurlarsa kazma, kürek, kasatura otları ve
bodur ağaçları sökmeye başladı. Makilerin altından kemikler, patlamamış
el bombaları, kafatasları, demir savaş malzemeleri, saçlar, elbiseler ve
silahlar çıkıyordu. Her bulan getirip komutanların önüne bırakıyordu. Bir
süre sonra dağ gibi bir yığın oluştu. Bunlar bir kaç traktör römorkuna
bindirilip müzeye götürüldü. O zaman Çanakkale Savaşının azametini
anlamıştım. Bana ismini veren Hayri Onbaşı (Dedemin Babası ) o savaşta
şehit düşmüştü. Bu nedenle duygulanıyordum.
Atatürk "Size Savaşmayı değil Ölmeyi Emrediyorum" şeklindeki emri
verdiğinde yanında bulunan birlikler galeyana gelerek hücuma kalkmışlar,
fakat önlerindeki uçurumdan aşağı düşerek ölmüşler. Bununla ilgili sahne
çekilecekti. Tabii sinema bu kimseye zarar gelmemesi için 2 - 3 metrelik
bir çukur kazıldı. Dozerle düzenlendi. Üzerine otlar dikildi. Kamera
aşağıdan baktığında tepe gibi görünüyordu. Bombalar patladı, sisler
verildi, Atatürk emrini verdi. Hücum...
Saldırıya geçen 40 - 50 kadar asker çukura atlamaya başladı. Ancak ilk
atlayanlar toparlanamadan üstlerine diğerleri düşmeye başladı. Bağırtılar
duyuluyordu. Bu bağırtılara figüran olarak kullanılan askerlerin
komutanlarının megafonla verdikleri bitmeyen emirler. Birden Ziya ÖZTAN
stop dedi. Bu sesi megafonla bir kaç kere tekrar ederek duyuran yönetmen
yardımcılarının telaşı sonrasında. Hiç kimse kıpırdamasın emri geldi.
Yönetmen makyajcı Corci'ye çabuk askerlerin üzerlerine kan sür dedi.
Corci asistanları ile ellerindeki kanları kiminin ağzına kiminin şakağına
sürmeye başladılar. Bu sırada Corci'nin bir askere geldiğinde irkildiğini
gördüm.
Ziya Öztan kameraman Hüseyin ÖZŞAHİN'e - Çabuk detayları çekelim dedi.
Kameraman ile asistanı kamerayı kapıp o tarafa yöneldiler. O anda biz de
yaklaştık. Bazı askerlerin bacaklarına gerçekten kasatura saplanmış diğer
taraftan çıkmıştı. Eline saplanan vardı. O sırada patlayan kuru sıkılar
çok yakından ateşlendiği için bazılarının elbisesini delip sırtını
kanatmıştı.
Esas bizi etkileyen ise askerlerin aldığı emirle canları yansa bile
yerlerinden kıpırdamamaları oldu. O günü hiç unutmadım.
Daha sonraki günlerden birinde İngiliz ve Anzak çıkartma gemilerinin Türk
topçusuna ateşi ve çıkartma gemilerinin taarruzu çekilecekti. 4 kamera
yerini aldı. Tepelere bombalar yerleştirildi. Bombalarda toz boya vardı.
Patlamaya başladıklarında tepeleri döven zırhlıların gücü hissediliyordu.
Öyle ya bizim bir bombamıza karşı on bomba atmışlardı savaşta. Çekimler
10 dakika kadar sürdü. Patlama sesleri midemizde hissediliyordu.
Bunun karşılığı çekilecekti. İngiliz zırhlılarından yapılan top atışları
görüntülenecekti. Tabii Türk donanmasına bağlı gemiler geldi. Bu gemilere
tahta baca ilave edilmişti. Belli olmasın diye siluet çekim yapılacaktı.
Bütün setçiler ve bombacılar gemilerdeydi. Sadece demir kovalarda boş
barut ateşleyeceklerdi. Dumanı görmek yeterliydi. Telsiz ile yönetmen bağırarak
emirler veriyordu. - Çabuk arka arkaya seri olun. Kamera çalışıyor çabuk
olun. Bir süre sonra dumanlar kesildi. Çekim bitmişti. Ancak sonradan
duyduk ki gemilerden birinde barutu ateşlemeye yardım eden bir astsubay
kör olmuştu. Rüzgar ters esince barut yüzüne yapışmış. O gün çekimlere ara
verildi. Çok üzülmüştük.
Çanakkale çekimleri bitmişti. Ankara'da İlk meclis ve kuruluş çalışmalarını
çekecektik. Malzemeleri toplayıp Ankara'ya hareket edildi. TRT araçları
ile gidiyorduk. Yoldu konvoy oluşmuştu. Benim bindiğim minibüsün arkasında
Corci'nin makyaj arabası geliyordu. Bu araba TRT'nini ilk naklen yayın
arabalarından biriydi. İçindeki cihazlar sökülmüş makyaj masaları monte
edilmişti. Fakat araba tank gibi zırhlı bir Mersedesti. Bursa'dan yeni
çıkmıştık ve köyleri geçiyorduk. Bir an arkama baktığımda arabayı
göremedim. - Herhalde trafiğe takılmıştır diye düşündüm. Ankara'ya
geldiğimizde arabanın kaza yaptığını öğrendik. Bir köy minibüsü ile kafa
kafaya çarpışmış. 14 kişi ölmüştü.
Ankara'da Hüseyin Gazi dağında Sakarya meydan muhaberesinin başlangıcı.
Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri... Yunan askeri tepeleri tutmuş.
Türk askeri tepeyi almak için koşuyor. Bombalar hazırlandı. Demir
kovaların içinde ince talaş ve toz boya. Ama içine bir küçük taş parçası girse
şarapnel gibi zarar verebilir. Bu nedenle her bombanın başında bir
görevli.
Tepeye koşacak askere bombanın yeri gösteriliyor. Sakın basmayın
deniliyor. Ama birileri dalga geçmiş dinlememiş. Taarruz emri verildiğinde bir
askeri 2 - 3 metre havada gördüm. Bu arada Türk askeri bağırıyor. Allah Allah
Allah... Yunan askeri de kaçmaya başladı. Bağırıyor Allah Allah Allah...
diye.
Ateşten Günler bittiğinde TRT'ye geldim. Arkadaşlar tarafından krallar
gibi karşılandım. O sette yaşadığım deneyimleri anlattım. Rutin işlerde
çalışmaya başladım. Çalıştığım yönetmenler memnun kalıyordu. Bir süre
sonra bana iyi ışıkçı demeye başladılar. İlk zamanlar bunu anlayamadım. Fakat
ciddi olduklarını fark ettiğimde çok geçti. Artık bunun diyetini
ödüyordum.
Kötü ışık yapma, sallama şansım kalmamıştı. Benim için "Ateşten Günler"
başlamıştı.