Yüzyılın Aşkları - Selahattin Pınar - Afife Jale




Yapım Tarihi - 2003
Süre - 00:45:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Can Dündar
Hazırlayan - Barış Duran
Jenerik Müziği - Fahir Atakoğlu
Montaj - Ayhan Demir
Yapım Koordinasyon - Dilek Dündar, Nazan Gezer
Kamera - C. Murat Özcan
Set Ekibi - Doğan Türker, Mustafa Sütçü
Görsel Tasarım - Tuncer Şentürk
Jenerik - Digjital Sanatlar

Can Dündar’ın hazırladığı belgesel dizi “Yüzyılın Aşkları”nda, geçtiğimiz
yüzyıla damgasını vuran aşk hikâyeleri ekrana geliyor. CNN Türk'te bu gece
yayımlanacak Can Dündar imzalı 'Yüzyılın Aşkları' belgeselinde besteci
Selahattin Pınar'la tiyatronun ilk Müslüman kadın oyuncusu Afife Jale'nin aşk
hikâyesi yer alıyor.






'Hüzzam makamında bir aşk hikâyesi- Selahattin Pınar - Afife Jale

'Nereden Sevdim O Zalim Kadını...'

Sahne 1:
1902 doğumlu Selahattin Pınar, Ticaret Mektebi'ni bırakıp müziğe başladı. Oysa
babası eski Denizli milletvekili Sadık Bey, onun hukukçu olmasını istiyordu. Bir
gün Denizli'den gelen eşraf için kurulmuş bir sofrada Sadık Bey'e oğlunu
sordular; Selahattin de sofradaydı. Sadık Bey o yokmuş gibi "Selahattin çalgıcı
oldu" dedi.
Selahattin ayağa fırladı ve "Babacığım, rica ederim, ben çalgıcı değil,
sanatkârım" diye diklendi.
Sadık Bey, pek sevimsiz bir küfürle yanıtladı bu çıkışı...
Bunun üzerine Selahattin Pınar, ceketini alıp sofrayı terk etti. Kapıdan
çıkarken döndü ve şöyle dedi:
"Babacığım, bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız."
Sadık Bey, yanı başında bulunan gaz lambasını oğluna doğru fırlattı. Çıkan
yangını güç bela söndürdüler. Selahattin kapıyı çarpıp çıkmıştı bile...
Asla baba evine dönmeyecekti.

Sahne 2:
1902 doğumlu Afife Jale, İstanbul Kız Sanayi Mektebi'nde okuyordu. Ama onun aklı
tiyatrodaydı. Oysa Müslüman kadınlara sahneye çıkmak yasaktı. Buna rağmen 16
yaşında talebe olarak Darülbedai'ye başvurdu ve kabul edildi.
Babası Hidayet Bey, kızını bu sevdadan vazgeçirmek için çok uğraştı.
Başaramayınca sertleşti. Ona "Fahişe" dediği bir gün "Benim Afife diye bir kızım
yok" diye gürledi.
Zaten Afife artık sahnede, "Jale" adını kullanıyordu. Sanatı için baba evini
terk etti.

Sahne 3:
Hicaz makamındaki o Selahattin Pınar bestesindeki gibi, "Bir Bahar akşamı",
rastlaştılar. İstanbul Kuşdili çayırında... Hafız Burhan konserinde...
Selahattin Pınar, üstadın arkasında tambur çalıyordu. Nicedir saz salonlarının
en sevilen besteci ve icracılarından biriydi. Afife Jale ise Darülbedai'de
sahneye çıkarak "Tiyatrodaki ilk Müslüman kadın oyuncu" olarak tarihe geçmiş,
ancak tiyatro zaptiye tarafından basılınca kapı önüne konulmuştu. İşsiz,
sahnesiz ve kimsesizdi. Acısını yatıştırıcı haplarla dindirmeye çalışıyordu.
İkisi de 25 yaşındaydı.
Belki de güftedeki gibi "İçimde uyanan eski bir arzu/ dedi ki yıllardır aradığım
bu/ şimdi soruyorum büküp boynumu/ Ah, daha önceleri neredeydiniz" dediler. Ve
evlenmeye karar verdiler.

Sahne 4:
Gençliklerini acılar içinde harcamışlardı. Evlenince hayat boyu ıskaladıkları
her şeyi birlikte yapmaya çalıştılar.Evde saklambaç oynadılar. Bahçede enginar
yetiştirip yarıştırdılar. "Bir çocuk resmi" kıvamında şiirler yazdılar.
Pınar çaldı; Afife dinledi.
Ancak güzel günler uzun sürmedi.
Afife, tiyatrosuz yaşayamıyordu ve tiyatronun boşluğunu uyuşturucularla
dolduruyordu. Suriyeli bir eczacı onu morfine alıştırmıştı. Selahattin Pınar,
bir gün eşinin öğle uykusu için çekildiği odasının anahtar deliğinden içeri
baktığında, damarına morfin şırınga ettiğini gördü ve çöktü. Morfin için
eczacıyla ilişkiye girmişti Afife...
Ama Pınar, eşine öfkeden çok, merhamet duyuyordu..Onu hayata döndürebilmek için
çırpınmaya başladı. Sürekli melankolik besteler yapar olmuştu.

Sahne 5:
Çırpındılar, bu gidişi geri çevirebilmek için...
Olmadı!
Selahattin Pınar, kendisi de morfin tuzağına düşer gibi oldu. Bunun üzerine
Afife, "Terk et beni" diye yalvardı ona... "Yoksa sen de mahvolacaksın, bırak
beni gideyim" dedi.
Pınar, 6 ay sonra Afife Jale'yi terk etti. Şimdi ikisi için de en kötü yıllar
başlıyordu. Afife, kimsesiz ve beş parasız, tenha parklarda yatıp kalkar,
aşevlerinde karnını doyururken ayrıldığı eşinin kendisinin ardından yazdığı
şarkıları taş plaktan dinleyip ağladı. Ayrılık acısını yeni bir evlilikte
dindirmeyi deneyen Selahattin Pınar ise hiç birlikte yatmayacağı bu kadından
kısa sürede ayrıldı.

Son sahne
Afife Jale, kimsesizliğinin, terk edilmişliğinin, yoksulluğunun son durağı
Balıklı Rum Hastanesi'nde, bir deri bir kemik veda etti hayata...
Ölümü, gazetelere haber bile olmadı. Cenazesine 4 kişi katıldı. Mezar yeri de
mektupları ve fotoğraflarıyla birlikte kaybolup gitti.
Unutuldu.
Selahattin Pınar, Afife'nin ölümünün ardından paraladı kendini... Nice ölümsüz,
hicran dolu besteye imza attı. Son katıldığı radyo programında "Hatıralar"
şarkısını seslendirdi:
"Beni de alın koynunuza hatıralar/
dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar"
Bir süre sonra müdavimi olduğu Todori meyhanesine gitti; doktorların yasak
ettiği ne varsa hepsini ısmarlayıp sofrayı döşetti. Rakısını yudumlarken son
nefesini verdi. "Her yıl ölüm yıldönümümde mezarıma bir büyük rakı dökün" diye
vasiyet etti. Son yolculuğuna mezarlıkta kendi bestesi çalınarak uğurlandı-
"Söndü yadımda akisler gibi aşkın seheri..."


Kaynak
can.dundar @ e-kolay.net








Yüzyılın Aşkları - Selahattin Pınar - Afife Jale

TR 2004, 45 dak., Betacam
Yönetmen- Can Dündar

Geçtiğimiz yüzyılın başında İstanbul, göz Alıcı güzelliği kadar tutuculuğuyla da tanınan
bir şehirdi.
Osmanlı’nın başkentinde sanatçı olmak sadece gayrı Müslimlere hastı sanki. Çoğunluk bunu
nafile bir uğraş olarak görür, küçümser ve Müslümanlara yakıştırmazdı. O yüzden sanata
elini sürenler daha çok Müslüman olmayanlar arasından çıkmıştır. Tabii
istisnanlar da
vardı. Müslüman olup ta sanatla uğraşanların çoğu erken açan çiçekler gibi solarken, iki
insanın ismi, sanat tarihine altın harflerle yazılacaktı- Afife Jale ve Selahattin Pınar.
Pınar ailesinin karşı olmasına rağmen kendini müziğine adamış bir müzisyendi. Afife Jale
de ailesine rest çekerek sahneleri seçmiş ve Türkiye’nin ilk kadın oyuncusu olmuş bir
tiyatrocudur. Bu iki istisna insanın o dönem bir araya gelmesi kadar doğal bir
şey olamazdı
diye düşünmeden edemiyor insan. Ancak birlikteliklerinin bedeli çok ağır oldu. Tüm
zorluklara birlikte göğüs germeye çalıştılar, ama olmadı. Ortak yaşamlarından geriye ne
bir mektup ne de nikah fotoğrafı kaldı. Geriye kalan yüzyıla kazınmış bir aşk öyküsü,
Afife Jale’nin yolundan giden kadın sanatçılar ve Selahattin Pınar’ın hala dillerden
düşmeyen besteleri.

Kaynak
Türkiye / Almanya Film Festivali



10. Türkiye - Almanya Film Festivali Belgesel Gösterimi. 13 Mart 2005









'NEREDEN SEVDİM O ZALİM KADINI'

Afife, İstanbul Kız Sanayi Mektebi'nde okuyordu. Osmanlı'da Türk ve Müslüman
kadınların sahneye çıkması yasaktı. O, yine de 1918 yılında "Jale" adıyla
Darülbedayi ye başvurdu. Kabul edildi. Ailesi bunu duyunca sert tepki gösterdi.
Babası kızına "Fahişe mi olacaksın" diye bağırınca evi terk etti. Afife Jale,
Darülbedayi'de stajyer oyuncu kadrosuna alindi. Yeniden doğmuştu; anne-babası,
artik kulis ve sahneydi. 1919'da Hüseyin Suat'ın "Yamalar" adli oyununda, "Emel"
rolünü oynayacak Eliza Binemeciyan'in Paris'e gitmesiyle şans ona güldü.

Böylelikle Afife Jale, Kadıköy'deki Apollon Sineması'nda sahneye çıkan ilk
Müslüman Türk kadını oldu. Ancak bir Türk kızının sahneye çıkması ortalığı ayağa
kaldırdı. Afife Jale hep direndi. Ama Darülbedayi yöneticileri onu tiyatronun
kadrosundan çıkarmak zorunda kaldılar.

UYUŞTURUCUYA BAŞLIYOR
Tiyatrosuz kalması Afife Jale'yi sarstı. Kaçışı haplarda ve uyuşturucuda aramaya
başladı. Hap, esrar, zamanla yerini eroine bıraktı. Bu arada sahneye çıkmak için
elinden gelen çabayı gösterdi. Adını değiştirdi. Çeşitli kumpanyalar ile
Anadolu'ya gitti. Karşısına zorluklar çıkarıldı. Kurtuluşu hep uyuşturucuda
aradı.

1923'ten sonra Türk kadınları Atatürk'ün emriyle sahneye çıkmaya başladı. Afife
Jale mutluydu.
Artik kotu günlerin geride kaldığını düşünüyordu. Ama o uyuşturucuyu bırakmak
istiyor; bu kez uyuşturucu onu bırakmıyordu! Sağlığı bozuldu. Sahnede ayakta
duramıyordu. Tiyatroya veda etmek zorunda kaldı. İste o zor günlerinde Kuşdili
Çayırı'nda, Hafız Burhan'ın konserinde sanatçıya tamburuyla eslik eden
Selahattin Pınar'la karşılaştı.

ÇALGICI DEĞİL SANATKAR
Selahattin Pınar, babası Denizli Milletvekili Sadik Bey'in iyi bir öğrenim
görmesi için gönderdiği İtalyan Ticaret Okulu'nu yarıda bırakmıştı. 12 yaşında
ut, 17 yaşında tambur çalmayı öğrenmişti.

Babasının sürekli "Benim oğlum çalgıcı olacak" seklindeki "aşağılamalarına"
dayanamayıp bir gün, "Hayır sanatkar olacak" deyince evde kavga çıkmış ve
babasının üzerine yürümesi sonucu evi terk etmişti. Yeni evi; daha sonra
"Uskudar Musiki Cemiyeti" adini alacak olan "Daru'l-Feyz-i Musiki"ydi. Onun da
artik anne-babası musikiydi. Musiki üstatlarından dersler aldı.
Bestekar oldu. Unlu sanatçıların kadrolarında yer almaya başladı.

İLK GÖRÜŞTE ASK
Afife Jale, "Turk müziğinin aristokratı" Selahattin Pınar'ın naifliğinden,
kibarlığından, temiz giyiminden, güzel ve esprili konuşmasından etkilendi.
Duyguları karşılıksız değildi. Evlendiler.

Fatih Camii'nin karşısındaki bir apartman dairesine yerleştiler. 27
yaşındaydılar ama çocuk gibiydiler. Evde saklambaç oynuyorlardı. Ut, tambur
tınısı, şarkılar, şiirler evlerinden hiç eksik olmuyordu. Fakat, mutluluk kısa
sürdü. Çünkü... Afife Jale bazen odasına kapanıyor, saatlerce çıkmıyordu.
Selahattin Pınar, bir gün kapının anahtar deliğinden içeriye baktı.

Afife Jale koluna eroin şırınga ediyordu! Uyuşturucu bulmak için bir eczacıyla
da ilişki kurmuştu!
Selahattin Pınar karısına aşıktı. Her tutkulu insan gibi kendini aldattı. Afife
Jale'yi kurtarmak isterken uyuşturucu bataklığına saplandı. Afife Jale, esinin
daha kotu bir hale gelmemesi için ona yalvardı- "Ne olur boşa beni, terk et
beni." Selahattin Pınar hiç yanaşmadı ayrılığa. Afife Jale hep zorladı. Ve
1935'te boşandılar.

Selahattin Pınar aşkını hiç unutamadı. Karşılıksız aşkı ve ayrılık açısını
anlatan unutulmaz bestelerini bu donemde yaptı-

"Nereden sevdim o zalim kadını";
"anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek";
"huysuz ve tatlı kadın"...

VE OLUM
Korkusuz kadın Afife Jale, sokaklarda beş parasız intihar etmek ister gibi
yaşadı. Darülbedayi'deki dostlarının yardımıyla, Bakırköy Akil Hastanesi'ne
yatırıldı. 1941 yılının 24 Temmuz günü oldu.

Cenazesinde dört kişi vardı; onlar da tabutu taşımak için gelmişlerdi. Zamanla
mezar yeri bile kayboldu. Ama o silinmedi. Efsane oldu. Artik biliniyor ki; o,
Türk kadınının sahneye çıkması için kendi hayatini feda etmişti.

Selahattin Pınar, Afife Jale'nin ölümüyle yıkıldı. Daha da içine kapandı. Ardı
ardına besteler yaptı. "Gecenin matemini aşkıma örtüp sarayım"... 6 Şubat
1960'ta Todori'nin Meyhanesi'nde ölene kadar Afife Jale'yi unutamadı