Yapım Tarihi - 2003
Süre - 00:45:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Can Dündar
Hazırlayan - Barış Duran
Jenerik Müziği - Fahir Atakoğlu
Montaj - Ayhan Demir
Yapım Koordinasyon - Dilek Dündar, Nazan Gezer
Kamera - C. Murat Özcan
Set Ekibi - Doğan Türker, Mustafa Sütçü
Görsel Tasarım - Tuncer Şentürk
Jenerik - Digjital Sanatlar
Can Dündar’ın hazırladığı belgesel dizi “Yüzyılın Aşkları”nda, geçtiğimiz
yüzyıla damgasını vuran aşk hikâyeleri ekrana geliyor.
Nâzım'ın kalbinin kızıl saçlı bacısı
Aşkı ayakta tutan sır, vuslatsızlık mıdır?
Ferhat, Şirin'ine kavuşamadığı için mi aşkları destan olmuştur?
Romeo, Jülyet'le evlenip çoluk çocuğa karışsa, ilişkileri yine asırlarca dilden
dile gezer miydi?
Yoksa Enis Batur'un dediği gibi "Aşkın sigortası mesafeler" midir?
Bu görüşte olanlar için en iyi kanıt, Nâzım - Piraye aşkıdır.
"Yüzyılın Aşkları" belgeseli bu akşam, "kavuşunca dağılan" ama şiirlerde hâlâ
yaşayan bu ilişkinin öyküsünü getiriyor ekrana...
Nâzım, "kalbinin kızıl saçlı bacısı"yla 1930 yılında tanıştı.
1950'ye kadar 10 yıldan az birlikte olabildiler. Kalanını hapiste geçirdi
Nâzım...
Hapislik yıllarında, bu topraklarda hemen her aşka düşenin birbirine yazıp
yolladığı güzelim şiirler ve mektuplar yazdı; tablolar, sandıklar, kutular,
kolyeler yaptı karısı için...
24 yaşındaki Piraye ise bir yanda ilk evliliğinden olan iki çocuğuna bakıyor,
bir yandan hapisteki eşine kitap, elbise, moral taşıyordu.
40 yumurta
Şairin hayatında Piraye'nin yerini anlamak için onun A. Kadir'e söylediklerine
kulak vermek yeter:
"Çekmediği kalmadı benim yüzümden kadıncağızın... Ama ne sağlam kadındır bir
bilsen... Hapiste 40 kişiysek bana bir yumurta yedirebilmek için etraftan bulup
buluşturur 40 yumurta getirir hapishaneye. Çünkü Bilir onlardan ayrı
yiyemeyeceğimi... Tembelleştim mi, 'Hadi bakalım yeter bu kadar tembellik' der,
kapatır beni odaya... Böyle yazdım Şeyh Bedrettin Destanı'nı..."
Piraye'nin oğlu Memet Fuat, hayatının son döneminde yazdığı "Nâzım Hikmet"
biyografisinde o zor yılları birbirinden ilginç ayrıntılarla anlatır. (Adam,
2000).
Nâzım'ın, dayısı Ali Fuat Cebesoy'un çabalarıyla Bursa hapishanesine
nakledildiğini, burada daha rahat çalışma imkânı verildiğini, arada iki
saatliğine banyo iznine çıkıp Çekirge'de bir otel odasında Piraye ile hasret
giderebildiğini anlatır. Lakin utangaçtır Piraye... Yalnız başına oraya gelip
kocası da olsa iki saatliğine bir adamla otele kapanmaya çekinir. Hele bir
gardiyanın "Gelin bizim evde buluşun" davetine Nâzım'ın sıcak bakmasıyla deliye
döner:
"Komünistler için neler dediklerini biliyorsun. Bunu nasıl kabul ederiz" diye
çıkışır kocasına...
O buluşmalarda çekilmiş fotoğraflar, o fotoğraflara bakılarak yapılmış tablolar,
o buluşmaların ardından yazılmış hasret dolu mektuplar ve aşk yüklü şiirler
bugün Piraye'nin (müzeleştirilmek için destek beklenen) evinde saklanıyor.
Neler hissetmişti?
Memet Fuat mektupların çoğunu sağlığında yayımladı.
Nâzım'ın mektupları iki cilt tutmuştu. Ancak Piraye'nin cevap mektupları
yayımlanmadı. O, bu ilişkiyi nasıl yaşamıştı? Neden eşinin istediği gibi,
peşinden gidip hapishane çevresinde bir eve yerleşmemişti? Nâzım bir gün başka
bir sevdaya düşüp çekip gidiverdiğinde neler hissetmişti?
Memet Fuat'ın oğlu Kenan Bengü ve eşi Yeşim sayesinde, bir dosya içinde gün
ışığına çıkacağı günü bekleyen o sevda mektuplarına ve ikilinin özel albümünden
fotoğraflara ulaştık.
"Görülmüştür" diye damgalanacağı için mahcubiyetle yazılmış o mektuplarda, en
güzel aşk şiirlerine ilham olmuş bir kadının sevdası ve çilesi okunuyordu.
Adı, Nâzım'ın saatinin kayışında yazan kadın- PİRAYE
İşte o saat...!
Ankara cezaevinde kol saatinin içini boşaltmış ve oraya karısıyla çocuklarının
bir fotoğrafını koymuştu Nâzım... "Artık her zaman gözümün önündeler" diyordu.
Saatin kayışına ise tırnağıyla Piraye yazmıştı. Yıllardır Piraye'nin evinde
saklanan o saat, Nâzım'ın çok bilinen bir şiirine konu oldu:
"Senin adını/ kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtlı katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek/ bana yasak..."
Bu gece CNN Türk'te
Nâzım - Piraye ilişkisini konu alan Can Dündar imzalı "Yüzyılın Aşkları"
belgeseli, bu akşam saat 22.05'te CNN Türk'te yayımlanacak. Belgeseli Barış
Duran hazırladı. Müziklerini Fahir Atakoğlu yaptı. Nâzım'ı Genco Erkal,
Piraye'yi Özlem Ersönmez seslendirdi. Belgeselde Piraye ile Nâzım'ın daha önce
hiç yayımlanmamış kimi fotoğrafları ile mektupları yer alacak.
Kaynak
can.dundar @ e-kolay.net
Yüzyılın Aşkları - Nazım Hikmet - Piraye
TR 2004, 45 dak., Betacam
Yönetmen- Can Dündar
Aşkı ayakta tutan sır, ayrılık mıdır? Ferhat, Şirin’ine kavuşmadığı için mi aşkları destan
olmuştur? Romeo, Jülyet’le evlenip çoluk çocuğa karışsa, ilişkileri yine asırlarca dilden
dile gezer miydi? Yoksa sahiden aşkın sigortası mesafeler midir? Tanınmış gazeteci Can
Dündar yüzyıla imzalarını koyan insanların aşklarını ve bu aşkların bilinmeyen yönlerini
belgesel haline getirdi. Dündar’ın çalışmalarından bir bölümünü sinemaseverlerle
buluşturuyoruz.
Kaynak
Türkiye / Almanya Film Festivali
Nâzım Hikmet & Piraye Altınoğlu
Nâzım - Piraye aşkı 1930’da başladı. 13 yıl mahpuslara kapatıldı. Bir kadına
yazılabilecek en güzel mektupları, şiirleri yazdı hapisteyken Nâzım. Piraye
evlatlarıyla kömürsüz kışlar geçirdi onu beklerken.
Piraye sadakatin şiarı, Nâzım tutkunun şairi oldu bu aşkta..
“O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli hanımeliaçan bir ev...”
Nâzım Hikmet’in Piraye’ye hapishaneden ilk mektubu :
“1 Haziran , 1933
Hatçem,
Sağ salim Bursa’ya ulaştık. Rahatımız iyicedir. Mahkemenin ne zaman başlayacağı
daha belli değil. Bu da tabii… Çünkü buraya geleli daha 24 saat bile olmadı.
Aramıza dağlar denizler girdikten sonra hasret ve göreceklik bir kat değil, kat
kat arttı. Tez kavuşsak derim. Sen de öyle dersin, bilirim. Ama bakalım hadisat
ne der?
Hapishane penceresinden, yığın yığın yeşillikler arkasından Bursa’nın
beyazlıkları ve Keşiş’in dumanlara karışan etekleri görünüyor. Ben seni
düşünüyorum. Senin çocukluğun bu yeşillikler arasında, bu kocaman, karlı dağın
yamacında geçmiş. Ne tuhaf şey değil mi? senin en güzel günlerinin geçtiği bu
Gök altında benim şimdi, bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen saatlarım uzayıp
gidiyor... Her ne hal ise, geç şimdi bunları...
Hiç olmazsa haftada bir bana mektup göndermeyi unutma! İhmal etme! Kavuşalım
derim, kavuşalım tezden...
Nazım Hikmet”
Piraye’nin Nâzım’a yanıtı :
“Nazımcığım,.
Kuzum şekerim, Metin ol, hepsi geçer. Ben Metin olmaya çalışıyorum. Sen
gittiğinden beri ekseri zamanım yatakta geçiyor. Hiç olmazsa temyizi
uzatmasalar. Sen artık ümidini kesmişsindir, bilirim. Metin ol. Hiç ümidini
kesme. Elbette bir insaflı insan bulunur, belki kavuşuruz. Ne diyeyim,
bilemiyorum. Ben üzülmemeye çalışıyorum, sen de öyle yap. Bakalım başımıza daha
neler gelecek! Metin olalım. Herkesi kendimize güldürmeyelim. Dostumuz kadar
düşmanımız da var. bir şey yapmış olsaydın, bu kadar üzülmezdim. Bir hiç için,
bir şey yapmadan yatıyorsun. Kabahatsizsin. Ama kime anlatırsın. İsmin çıkmış
bir kere. Ellerinden öperim.”
Kaynak
derki.com
Yüzyılın Aşk Mektupları
Barış Duran
10. Türkiye - Almanya Film Festivali Belgesel Gösterimi. 13 Mart 2005