Yüzyılın Aşkları - Enver Paşa - Naciye Sultan




Yapım Tarihi - 2004
Süre - 00:45:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Can Dündar
Hazırlayan - Barış Duran
Müzik - Fahir Atakoğlu
Montaj - Ayhan Demir
Yapım Koordinasyon - Dilek Dündar, Nazan Gezer
Kamera - Candan Murat Özcan
Seslendirme - Özlem Ersönmez, Erdal Küçükkömürcü
Set Ekibi - Doğan Türker, Mustafa Sütçü
Görsel Tasarım - Tuncer Şentürk
Jenerik - Digital Sanatlar
Müzik Arşivi - Erol Evgin "Sitem"
Araştırma - Hacı Mehmet Duranoğlu
Jenerik Müziği - Fahir Atakoğlu
Osmanlıca Tercüme - Ethem Coşkun

Arşiv
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Ece Sontaj
Olgun Arun

Filmin kahramanlarından biri Naciye... 12 yaşında küçük bir kız... Osmanlı
İmparatorluğu’nun 33 yıllık padişahı II. Abdülhamit’in yeğeni... Öykünün diğer kahramanı
ise genç bir binbaşı olan Enver... Abdülhamit’in tahtını sallayan İttihak ve Terakki
Cemiyeti’nin liderlerinden... Naciye ve Enver birbirlerinin yüzünü görmeden evlenip, doğru
dürüst bir birliktelik süremeden, tarihin en çalkantılı dönemlerinden beraber geçtiler.
Abdülhamit tahttan indirildikten sonra padişah olan Sultan Reşat da Naciye’nin amcasıydı.
Yeğenini biran önce başgöz etmek için talimatlar verir. Küçük kız, önüne konan bütün damat
adaylarının fotoğraflarına bakar ve birisinde karar kılar. Seçtiği Enver Paşa’nın
fotoğrafıdır. Nişan yüzüklerini birbirlerini göremeden taktıkları 1909 yılında Naciye 12,
Enver ise 28 yaşındadır. II. Meşrutiyet’in ilanı, saray entrikaları, iktidar kavgaları
derken Naciye Sultan ve Enver Paşa ancak 1915 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın tüm
hızıyla sürdüğü bir dönemde düğünlerini yaparlar.

Can Dündar belgeselinde, yıllarca birbirlerini neredeyse hiç göremeyen, politikanın,
savaşların, iktidar mücadelelerinin cenderesinde aşklarını yaşayamayan iki insanın
ilişkisine ışık tutarken, aynı zamanda içinde bulundukları çalkantılı döneme de bir
tarihçi titizliğiyle eğiliyor.


Kaynak - Türkiye / Almanya Film Festivali

10. Türkiye - Almanya Film Festivali Belgesel Gösterimi. 13 Mart 2005











Can Dündar’ın hazırladığı belgesel dizi “Yüzyılın Aşkları”nda, geçtiğimiz
yüzyıla damgasını vuran aşk hikâyeleri ekrana geliyor.

Aşkını ağaca kazıdı

Eşi Naciye Sultan'ın fotoğrafını ancak nişandan iki yıl sonra görebilen Enver
Paşa, sürgün yıllarındaki özlemini geride bıraktığı mektuplarda dile getiriyor

CNN Türk için hazırladığımız "Yüzyılın Aşkları" belgeselinin bu gece
yayınlanacak bölümü için "Enver Paşa-Naciye Sultan" aşkını seçtiğimizde bunun
yüzyılın en tuhaf ve en hüzünlü aşk hikâyelerinden biri olduğunu düşünüyorduk.
İkili, birbirinin yüzünü görmeden tanışmış, nişanlanmış ve evlenmişti.
Enver Paşa, annesiyle istettiğinde Naciye Sultan henüz 12 yaşındaydı ve Paşa,
kısmetlisinin bir fotoğrafını dahi görmüş değildi. Eşinin -yüzünü değil-
fotoğrafını ancak nişandan 2 yıl sonra görebildi. Fotoğraf, eşinin ona Edirne'yi
kurtarmasına mukabil gönderdiği hediyeydi. Enver Paşa'nın, o gün yazdığı bir
mektupta "Sizi gördüğüm zaman ne hisse kapılacağımı tahmin dahi edemiyorum"
diyor ve ekliyor- "Resminizi ne yaptığımı biliyor musunuz? Büyük yazı masamın ön
gözüne koydum. Günde bilmem kaç defa açarak, kalbim çarparak seyrediyor, sonra
öpüp kilitliyorum. Fakat en meşgul zamanlarımda bile fasılaların on dakikadan
fazla olmadığını söylersem gülmezsiniz değil mi ruhum?"

Şehitler ve bebekler
1911'de evlendiler, nihayet buluştuklarında ise yıl 1913'tü. Önce Sultan'ına,
sonra Paşalığa kavuştu Harbiye Nazırı oldu, Erkan-ı Harbiye'nin başına geçti.
Lakin 1. Dünya savaşının patlamasıyla her şey tersine döndü. Sarıkamış faciası,
Enver Paşa'nın sonunu hazırladı. Faciayı hazırlayan komutan ve ailesi için acılı
sürgün yılları başladı. Osman Mayatepek, Enver Paşa'nın, küçük kızı Türkan'dan
olma torunu... Müzeyi andıran evinin kapılarını güvenle açıp dedesinden kalan
madalyaları, kılıçları, mektupları, fotoğrafları gösteriyor. Sonra çerçeveli
Enver Paşa fotoğrafını alıyor. Çerçevenin arkasını çıkarıyor. Fotoğrafla camın
arasına sıkışıp kalmış bir kâğıt parçası düşüyor avucuna... Eski Türkçe satırlar
var kâğıtta...
"Yavrum Türkan'ım" diye başlıyor not... "İşte sana Moskova oyuncakları
gönderiyorum. Güle güle oyna ve beni unutma. Bilirim Mahpeyker sana çok
bırakmaz. Fakat o da benim cici kızımdır. Herhalde seni de oynamak için bırakır.
Hepsinden ikişer tane gönderdim. Gözlerinizden çok çok öpen baban. Enver..."
Enver Paşa'nın Savunma Vekâleti'nde kullandığı çalışma masası, halen torunu
Osman Mayatepek tarafından kullanılıyor. Mayatepek, o masanın karşısındaki
kilitli dolaptan bir dosya çıkarıyor. Bizzat Enver Paşa'nın isteğiyle tasnif
edilip saklanmış mektupların bulunduğu dosyanın içinde Paşa'ya ait küçük bir not
defteri var. O deftere, esir düştüğünde kendini tutamayıp ağladığından, tutuklu
bulunduğu toprak damın penceresinden, kendisi için mezar çukuru kazılışını
izlediğine kadar bin bir ayrıntıyı yazıyor Enver Paşa...
Son mektup yaprağını ise, sanki ölümün eşiğinde bir asker değil, bir romantik
Valentino yazmış:
"İşte efendiciğim, şu son satırlarımı yazarak mektubumu kapatıyorum. İçine her
gün sana topladığım buranın yabani çiçeklerinin dışında, kaç gecedir altında
yattığım karaağaçtan kopardığım ufak bir dalı da gönderiyorum. Karaağaca çakımla
ismini yazdım. Seni, Huda'nın birliğine, yavrularımla beraber emanet ederim,
ruhum efendiciğim. İmza- Enver."

Oğlunun resmiyle öldü
Birkaç ay sonra Pamir Dağı eteklerinde elinde kılıcıyla Rusların mitralyöz
ateşine karşı saldırırken vuruldu Enver Paşa... Cebinden, yüzünü hiç göremediği
oğlu Ali'nin resmi çıktı.Abıderya köyünde, bir pınar başındaki ceviz ağacının
altına gömüldü. Osmanlı Hanedanı'nın sürgünü 1952'de bitti ve Naciye Sultan 4
Ağustos 1952'de yurda döndü. O gün, Enver Paşa'nın ölümünün 30. yıldönümüydü.

Can Dündar