Yapım Tarihi - 2003
Süre - 00:45:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Can Dündar
Hazırlayan - Barış Duran
Jenerik Müziği - Fahir Atakoğlu
Montaj - Ayhan Demir
Yapım Koordinasyon - Dilek Dündar, Nazan Gezer
Kamera - C. Murat Özcan
Set Ekibi - Doğan Türker, Mustafa Sütçü
Görsel Tasarım - Tuncer Şentürk
Jenerik - Digjital Sanatlar
Arşiv
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Ece Sontaj
Olgun Arun
Can Dündar’ın hazırladığı belgesel dizi “Yüzyılın Aşkları”nda, geçtiğimiz
yüzyıla damgasını vuran aşk hikâyeleri ekrana geliyor. Her hafta, geçen yüzyılın
bir aşkını ekrana taşıyan Can Dündar imzalı belgeselin, bu gece 22.05'te CNN
Türk'te yayımlanacak bölümünde Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu aşkı işleniyor.
'Karadut' gerçeği...
1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi
Eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u
okumaya başladı-
"Karadutum, çatal karam, çingenem/
Daha nem olacaktın bir tanem/
Gülen ayvam, ağlayan narımsın/
Kadınım, kısrağım, karımsın"...
Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.
Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı
başındaki karısı Eren Eyüboğlu...
Çünkü şiirde "kadınım, kısrağım, karımsın" dediği kadın, karısı değildi.
Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı- Mari Gerekmezyan...
"Kara saplı bıçak gibi"
Mari, Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel
bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti.
O dönem askerliğini yapmakta olan şair - ressamın sinesine, "Kara saplı bir
bıçak gibi" saplanmıştı.
Mari, Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari'nin çeşit
çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı.
Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir
patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini
bekliyordu.
Yorgun yürek
"Karadut", 1946'da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik
lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı.
Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya
başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman
Hastanesi'nden Mari Gerekmezyan'ın ölüm haberi geldi.
Bedri Rahmi yıkılmıştı.
Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini
teselli eden, yine eşi Eren olacaktı.
O dönem içkiye başladı Ünlü şair...
Aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür:
"Türküler bitti/
Halaylar durdu/
Horonlar durdu/(..)
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu / Yoruldu yüreğim, yoruldu."
Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu. Onu yeniden
sanatıyla buluşturmak için çabaladı.
Başardığını sanıyordu.
Ta ki Büyük Kulüp'teki o geceye kadar...
"Karadut"u okurken, Bedri Rahmi'nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda
yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı.
Bunun üzerine Eren, bir süre Paris'te yaşamaya karar verdi. Oradan eşine yazdığı
bir mektupta "o gece"yi hatırlattı:
4 Ocak 1950 - PARiS
"Canuşkam,
Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden
yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl
titremişti.
Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmışmış
gibi olmuştum. O gece... Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu
anlamıştım! Bedri'nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için
dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma
sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
Eren."
'Buna katlandımsa.'
Bu dualar işe yaradı.
Bedri Rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine döndü.
1974'teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize
birlikte tükettiler.
Öldüğü gün, eşi Eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına
oturttu.
"Babanı uğurladık" dedi, "Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım.
Yaşadığı ilişkiyi unutmadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna
katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir."
Müze ev
"Yüzyılın Aşkları" belgeselinin çekimi için Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu çiftinin
oğulları Mehmet Hamdi Eyüboğlu'nun kapısını çaldığımda dinledim bu anıları...
4 katlı bu güzelim "müze ev"in duvarlarının her santimetrekaresi, sehpaları,
masaları, koltukları, kütüphaneleri, o ilişkiden kalan tablolarla, panolarla,
baskılarla ve rengârenk sanat ürünleriyle doluydu.
Buram buram sanat kokan, şiir kokan evin bir köşesinde hâlâ el baskısı örtüler
boyanıyordu.
Annesiyle babasının aşk mektuplarını 4 cilt halinde Türkiye İş Bankası
yayınlarından yayımlayan Mehmet Hamdi Eyüboğlu, eşi Hughette ve oğulları Rahmi,
sanatçı çiftin tablolarını, mektuplarını, fotoğraflarını, görüntülerini cömertçe
açtılar.
Mehmet Bey'in doyumsuz sohbetinden, bu gece CNN Türk'te ekrana getireceğimiz
Bedri Rahmi - Eren Eyüboğlu aşkını dinledim saatlerce...
Biz konuşurken "Karadut" imzalı Bedri Rahmi büstü, üst kattan bize bakıyordu.
Bu arada Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu'nun tüm dönem resimlerini içeren sergi,
Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi'ndeki Dirimart Sanat Galerisi'nde nisan ayı
ortalarına kadar görülebilir.
Kaynak
can.dundar @ e-kolay.net
Kaynak
Belgeselin Yayını. 2 Ekim 2004 Cumartesi, Cnn Türk
Eren (Ernestine Leibovici) & Bedri Rahmi Eyüboğlu
Romanyalı ressam Ernestine ile Türk ressam Bedri Rahmi 1930'lu yılların başında Paris'te tanıştı. Onları bir araya getiren şey resme olan tutkularıydı. Tutkuları büyük bir aşka dönüştü. Aşklarından geriye sandıklar dolusu mektup
ve evlerinin duvarlarına sığmayacak kadar çok resim kaldı. Evlenmeden önce
bir süre ayrı yaşamak zorunda kaldılar. İlk mektup Bedri Rahmi’nin
Paris’te bulunan Ernestine’e yazdığı mektup, tarihi 25 Temmuz
1933.
Memişcik,
Senden köprü üzerinde ayrıldıktan sonra olup bitenleri sana anlatmamı
ister miydin? Hayır hayır. Bu anıları atlayalım. Bu anılar çok zor
anlardı. Sadece boğazıma sıkışan, beni boğan, nefes aldırmayan bir şeyler
olduğunu sana söyleyebilirim. Ayaklarımın üzerinde zor durabiliyordum.
Valizlerimin üzerine bitap ve yapayalnız oturakaldım. Saatimin 13.05
olduğunu fark ettim. Benim Bucişim 10 dakikadır, yoktu. Her neyse,
yolculuk başladı... Beyaz dalgalarla epey oyalandım. İki sene önce,
Trabzon’dan ayrılırken seyrettiğim dalgaları hatırladım. Bu sefer bu
dalgalar bana, bana fazla bir şey söylemediler.”
Ernestine’in 2 Eylül 1933 tarihli mektubu;
"Concorde”
meydanının yanındaki bankoların birinin üzerinde, uzun süre önce bana
söylediklerini hatırlıyorum. “Zor günler bizi bekliyor” demiştin. Çok
doğruymuş. İşte, sen Türkiye’ye döndün. Ben de Paris’te kalıverdim.
Gözlerimden yaşlar fışkırıyor. Ama ne yapayım, onları tutup biriktirmek
içimde fırtınalar yaratacak. Sana ne demeliyim? Sana her şeyi söylemek
isterdim. Bunları yazınca, boğazım tıkanıyor. Aramızdaki mesafeyi
düşünüyorum. Şu hayatın cilvesine nasıl dayanabileceğim bilmiyorum. Hayat,
omuzlarıma çok ağır gelmeye başladı. Evet ümitlerle, cesaret
verecek bir sürü de neden var ortalıkta, ama sevdiğim insandan, bu kadar
uzak ve çaresiz kalmak da inan bana, hiç kolay değil... Sana yemin ederim
ki çok zor.
Gözlerimi kapayıp, başımı sallamak ve Bütün
bunların hepsi bir rüyaymış; demek isterdim. Fakat bunu bir türlü
yapamıyorum. Çünkü, rüyalar çok müphem. Halbuki sen, benim içimde
capcanlısın. Seni, ta küçük çocukluğumdan beri hayal
etmiştim.
Nonoşum. Aslan Nonoşum.
Kaynak
derki.com
Yüzyılın Aşk Mektupları
Barış Duran