Yapım Tarihi - 2009
Süre - 02:42:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam
Yönetmen - Yusuf Kenan Beysülen
Metin Yazarı - Cemalettin Canlı
Kameraman - Candan Murat Özcan
Görsel Danışman - Soner Sevgili
Araştırmacılar - Cemalettin Canlı, Yusuf Kenan Beysülen
Yolcu (Bediüzzaman Said Nursi)
Özellikler
DVD
Kalan Müzik
Bölge - 2
İzlenebilecek Dil - Türkçe, Altyazı İngilizce
Süre - 162
Sistem - Pal
Ekran Oranları - 4:3 Standart (Full Frame)
Kod No - 8691834009141
Yönetmen- Yusuf Kenan Beysülen
Seslendiren:Erdal Küçükkömürcü, Mahir Günşiray, Yusuf Özkan Özburun
Sanat Yönetmeni:Orhan İktu
Müzik:Ayşe Önder, Engin Arslan
Metin Yazarı:Cemalettin Canlı
Said Nursi hakkında bilinmeyen bir çok şey "Yolcu" belgeseliyle ortaya
çıkacak...
Bazı insanların etkisi, kendilerinden uzun yaşar. Bediüzzaman Said Nursi
onlardan biri...
Bitlis'in ücra bir dağ köyünde başlayan yaşamında, 19. yüzyılı 20. yüzyıla
bağlayan sancılı bir yolun yolcusu oldu... Osmanlı'nın yerini Cumhuriyet'e
devrine ve iki dünya harbine tanıklık etti.İsyanlar, savaşlar, sürgünler,
mahkemeler, esaretler gördü. Koşulsuz biat edenleri ve peşinen reddedenleri
oldu.Öldüğünde ardında "Nurculuk" akımını bıraktı. Bu akım, Türkiye'nin en büyük
cemaatini doğurdu. Bünyesinden devlet adamları yetiştirdi. Türkiye'nin dini,
siyasi gündemini belirledi. Bir dönem yasaklanan risaleleri 40'ı aşkın dile
çevrildi. Hakkında uluslararası konferanslar düzenlendi. Ölümünün üzerinden
yarım asır geçti. Bugün mezarının yeri bile belli değil; ama hakkındaki tartışma
hala sürüyor. Kimilerinin gözünde "Cumhuriyet'in düşmanı bir gerici..." Kimine
göre "uslanmaz bir Kürt milliyetçisi..."
Kimine göre ise "imanı kurtaran, çevresine nur saçan bir evliya..."
3 bölümlük "Yolcu" belgeseli, onun peşinden kat edilmiş 40 bin kilometre yolun,
röportaj yapılan 100'ü aşkın tanığın, geniş bir ekibin 6 yıllık çalışmasının ve
Güneydoğu köylerinden Makedonya'ya, Suriye'den Volga kıyılarına dek uzanan bir
coğrafyada araştırmamıza destek veren insanların ürünüdür.
Bu belgesel, Said Nursi'nin hayatını ve fikriyatını; rivayetlerden,
menkıbelerden, efsanelerden arındırıp, onu hem taraftarlarına hem muhaliflerine
doğru anlatmayı amaçlar...
"Yolcu" belgeselinde izleyiciler ilk kez yayınlanacak önemli belge ve tanıklarla
da karşılaşacaklar.
Gittiği her yere gidildi, ulaşılabilinen her tanıkla görüşüldü...
"Yolcu" belgeseli için Said Nursi'nin doğduğu köyden başlanarak gittiği ya da
sürgün edildiği her kentte, her kasabada, Rusya ve Suriye'de çekimler yapıldı.
Said Nursi'yi doğrudan gören kişilerin röportajlarına yer verildi. Birinci Dünya
Savaşı'nda Ruslara esir düştükten sonra götürüldüğü Kostroma'daki tanıktan; 27
Mayıs askeri müdahalesinden sonra, cenazesinin Urfa'daki mezarından çıkarılıp
Isparta'ya götürülmesinde görev alan askeri pilota kadar bir çok önemli tanıkla
izleyiciler ilk kez karşılaşacaklar.
Binlerce kitap, dergi, gazete ve yüzlerce belge tarandı...
"Yolcu" belgeseli için, Said Nursi'nin de katıldığı, Sutan Reşad'ın 1911
yılındaki Balkan gezisinin, Mannaki Kardeşler tarafından çekilen gezi
görüntüleri Makedonya Devlet Arşivinden bir bütün olarak alınarak geniş bir
şekilde ilk kez yayınlandı.
Belgeselin hazırlanmasında doğrudan tanıklıklarla birlikte, Said Nursi'nin kendi
yazdıkları, belgeler, döneme tanıklık eden kişilerin anıları, yine dönemin
gazete ve dergileri ile araştırma kitapları esas alındı.
T.C. Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet arşivleri başta olmak üzere, Rusya,
İngiliz, Makedonya devlet arşivlerinin yanı sıra bir çok özel arşivden yüzlerce
belge tarandı.
Yönetmenliğini Yusuf Kenan Beysülen, Metin yazarlığını Cemalettin Canlı,
seslendirmesini Mahir Günşiray, yapımcılığını ise Kalan Müzik ve Karşı Film
üstlendiği "Yolcu" belgeselinde sunulan belge, bilgi ve tanıkların Türkiye'de
yeni ve sıcak gündem oluşturması bekleniyor.
Kaynak
idefix
Said Nursi (Bediüzzaman) belgeselinin çekileceği, medyada ilk kez Can Dündar
ismiyle gündeme geldi. Kendiside bu projeyi doğrulamıştı. Filmin yönetmeni 1998
yılından beri yapmayı düşündüğü bu projeyi Can Dündar ile paylaşıyor ve projeye
Can Dündar ile başlıyorlar. Fakat NTV'de ki program ve diğer projeler sebebi ile
Can Dündar projeden ayrılıyor.
Kaynak
Facebook Can Dündar Sayfası
Said Nursi'nin "Sol"daki Müritleri
Önümde 18 Temmuz 2010 tarihli Zaman Gazetesi’nin Pazar eki duruyor. Zaman
Gazetesi’ni okumam, tesadüfen elime geçti ve sayfalarını karıştırdım, ekine
baktım. İnanamadığım bir röportaj-haber yazıyla karşılaştım. Başlık-
“Bediüzzaman’ın Yolculuğu Belgesel Oldu”. Belgeselin adı “Yolcu”. (Devrimci
Yol’culuktan müsemma. Belgesel’de imzası olanlar bir zamanlar devrimciydiler.)
Yönetmen ve Metin yazarı olanlara baktım; ikisi de benim üniversite yıllarımdan
devrimci ve sosyalist arkadaşlarım olan Kenan Beysuren ve Cemalettin Canlı.
Şaşırdım.
Şaşırdım, çünkü bu iki insanı, üniversite yıllarından çok iyi tanıyordum. Berlin
Duvarının yıkıldığı dönemlerde Devrimci Gençlik içerisinde beraber siyaset
yapmıştık ve o zor şartlar altında solu, sosyalizmi savunmuştuk. Birlikte
gözaltına alınmış, Ankara Emniyeti’nin Siyasi Şubesinde, masalarında Zaman
Gazetesi eksik olmayan polisler tarafından birlikte sorgulanmış, birlikte
işkence görmüştük.
Tarihin garip cilvesine bakın ki, yıllar sonra onlar, Said Nursi Belgeseli
yaptıkları için Zaman Gazetesine röportaj veriyorlardı ve ben üzülerek bu
haber-röportajı okuyordum.
Sonra yollarımız ayrıldı. Yollarımız derken, ben tutuklanmıştım ve 15 yıl ceza
almıştım. Onlar ise dışarıda kalmışlardı. Belgeselci olmuşlardı ve yaklaşık on
yıl Can Dündar gibi bir piyasa aydınıyla birlikte çalışmış ve daha sonra
ayrılmışlardı. Ayrıldıktan sonra da, Can Dündar döneminin projesi olan Said
Nursi belgeselinin çekimini tamamlayarak altına imza atmışlardı.
Her şeyin ters yüz edildiği bir dönemden geçmekteyiz. At izi it izine karışmış
durumda. Kimin eli kimin cebinde, kim kimle iş yapıyor belli değil. Kendilerine
“solcu” etiketini layık görenler, din propagandası yapıyor, gericiliği savunuyor
ve AKP’ye destek veriyorlar. Dinciler, sicilleri bozuk “solcu”lara havale
ediyorlar, kendi propagandalarını yapma görevini. Onlar da kabul ediyorlar. Bu
vesileyle, gerici tarikat örgütlenmeleri “sivil toplum örgütlenmeleri” olarak
adlandırılıyor, demokrasi nutukları çekiliyor ve AKP özgürlükçü, demokrat vb.
kisveye büründürülüyor.
Adı geçen röportajda, Said Nursi’nin öğrencilerinden olan Mehmet Fırıncı,
“solcu” geçinen “Gizli dönek”lerin, İslamcıların amaçlarına hizmetlerini takdir
ediyor ve şunları söylüyordu- “Çok güzel bir belgesel olmuş. Çekenleri takdir
ediyorum.” Takdir edilenlerse sıkılmadan hala kendilerini “solcu” olarak ifade
ediyorlar.
Said Nursi’nin hayatını anlatan “Yolcu” belgeselinin hikâyesi yeni değil. Yıllar
önce Can Dündar ismiyle gündeme gelmiş ve epeyce tartışılmıştı. Çekimi Can
Dündar’a nasip olmadı ama çömezleri başardı bu işi. Belki de Can Dündar ismi
yıpranacak diye, belgeselde imzası olanlar kullanıldı.
Bu tartışmalardan birini buraya almak istiyorum. Bir internet sitesinin forum
sayfasında yapılmış bu tartışma. Konu başlığı, “Said Nursi Belgeseli’ni Can
Dündar’a Yaptırmak”.
Niçin Can Dündar? Soru belki haklı. Bir okuyucunun yorumu şöyle:
“Koskoca Nur Cemaatleri Said Nursi belgeselini çekecek adamı bugüne kadar
yetiştiremedi mi? Değerlere sahip çıkma diyorsunuz da, siz önce yetiştirdiğiniz
değerlere/insanlara sahip çıkın. İslamiyet hakkında fikirleri belli olan birine
Bediüzzaman Belgeseli çektirmek için insanın aklından zoru olması gerekiyor.
Ayıp ya, hizmet sizinle rezil oluyor. Bediüzzaman’ın kemikleri sızlıyor.”
Bu siteme yönelik bir başka okuyucu da şu yanıtı veriyor- “Kardeş, koskoca Fatih
Sultan Mehmet’te o Ünlü topları bir Macar’a döktürmüştü. Allah yetenek verirken
bu Müslüman bu değil diye dağıtmıyor ki. Antony Quin Çağrı’da Hz. Hamza’yı
oynamıştı. Tabii keşke bizden birisi yapabilseydi.”
Ve yorumcu devam ediyor:
“Ne denilebilir bu durumda?
Soru da iyi cevap da iyi. Acaba Bediüzzaman belgeselini Can Dündar’a
yaptırmaktaki gaye ne? Doğrusu bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum.
Filmi sistem içinde legal birine çektirerek Bediüzzaman’ın sistem açısından
legalize olmasına katkı sağlamak isteniyor olabilir.
Can Dündar çeşitli Atatürk belgesellerini de çekmiş biri olarak Bediüzzaman
Belgeseli’ni de çekerse gaye hasıl olmuş olur.
Bura da asıl sorulması gereken soru, ‘Niçin Can Dündar?’ değil, Can Dündar böyle
bir projeye niçin imza atıyor, olmalı?”
Projeye Can Dündar imza atmadı. Başkaları attı. Bu başkaları acaba, yukarıda yer
alan Nur Cemaatine mensup insanların yürüttüğü mantığı yürütebildiler mi? Ben,
yürütmediklerinden eminim. Eğer yürütselerdi şu soruyu kendilerine mutlaka
sorarlardı- “Bir Nurcu, Nazım Hikmet’in ya da Mahir Çayan’ın hayatını ve
mücadelesini anlatan bir belgesel yapar mıydı?
Röportajda, Belgeselin yönetmeni olan, eski yoldaşım Yusuf Kenan Beysülen, Said
Nursi’nin düşüncelerini kendine yakın bulduğunu belirterek şu beyanda bulunuyor:
“Bugünün sorunlarının o gün de yaşadığını, tartışıldığını görüyoruz.
Bediüzzaman’da kamusal alan-özel alan tartışmasını gördük, şaşırdık. Namaz
kılarken evi basıldığında diyor ki, ‘Sen benim evime giremezsin. Burası özel
alandır.’ Münazarat’ta çok kültürlülük ve çok kimliklilikten bahsediyor. ‘Bir
arada yaşamayı öğrenmeliyiz’ diyor. Bunlar beni etkileyen şeylerdi. Sol fikre
yakın şeyler. Çok hoşuma gitmişti.”
Kenen Beysülen, Said Nursi ismi üzerinden bu düşünceleri çok orijinal şeylermiş
gibi yansıtıyor. Böylelikle ülkemizde tarikat örgütlenmesinin ve gericiliğin
propagandasını yapıyor bize. Hem de kendine yakışık gördüğü “solcu” kimliğiyle!
Said Nursi’nin sola ve sosyalizme yönelik düşünceleri biliniyor. Bu şahsiyeti
sol değerler açısından allayıp pullamaya gerek yok. Red Dergisi’nin Mayıs
sayısında Alper Telek, “Sol”da ki Said Nursi müritlerinden biri olan Orhan
Miroğlu’nun Taraf Gazetesinde yayınlanan bir makalesi için çok güzel bir yazı
yazdı. Oradan alıntılıyorum:
‘‘Sosyalizm, bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden, aşıladığı fikir bilahare
Bolşevikliğe inkılab etti. Ve Bolşeviklik dahi, çok mukaddesat-ı ahlakiye ve
kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve
hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek. Çünkü kalb-i insaniden hürmet ve
merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar
hükmüne geçirir, daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri
ise, hem Mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan, çapulcu
kabileler olacak.’’
“Bir tek gayem vardır- O da mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan
bu vatanda Bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâm’ın
iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine
bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve
Müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum.
Bu mücadelem ile inşallah Allah huzuruna girmek istiyorum. Beni bu gayemden
alıkoyanlar da, korkarım ki Bolşevikler olsun! Bu iman düşmanlarına karşı
mücadele açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir.
Beni serbest bırakınız, elbirliğiyle komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına
ve memleketin imanına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.”
Zaman Gazetesi yazarı Murat Tokay’ın yaptığı röportajdan devam edelim.
Şöyle yazıyor Murat Tokay:
“Filimde imzası bulunan Yusuf Kenan Beysülen ve Cemalettin Canlı, kendilerini
solcu olarak tanımlıyor. “Said Nursi’ye ve Nur cemaatlerine mesafemiz sıfır
noktasındaydı. Bildiklerimiz genel geçer şeylerdi. Bildiklerimizin de çoğunun
önyargılı olduğunu bu süreçte gördük.”
“Sol”cu yönetmen bir de öz eleştiri veriyor. Said Nursi’yi şimdiye kadar
tanımamış olmanın ezikliğini yaşıyor. Bilindiği gibi öz eleştiri kavramı sola
ait bir kavramdır ve sınıf mücadelesinde ortaya çıkan yanlışları düzeltmede
kullanılır.
Yusuf Kenan Beysülen, belgeselin çok beğenildiğine dair, aynı zamanda diğer
solcuları da Tanık gösteriyor. “Bediüzza-man´ı insan olarak ortaya koyan bir
belgesel çektik. Kaynaklarda steril bir anlatım vardı. Biz Said Nursi´yi
tarihsel bağlamı içinde anlatmaya çalıştık. Osmanlı´yı, dünyayı, bölgeyi, bölge
insanını anlattık. Bediüzzaman´ın mücadelesi, fikirleri o zaman yerli yerine
oturuyor. Belgeseli birçok gruba izlettik. Nur cemaatleri, Kemalistler, soldan
arkadaşlar... Olumlu tepkiler aldık. Kemalistlerin şaşırdıklarını gördük. Biz
inandığımız bir şeyi yaptık. Said Nursi´ye tamamen objektif bir bakış var.”
Beğenen solcular kimlerdir bilemeyiz ama “inanılan şeyi yapmak” büyük bir inanç,
özveri ve cesaret işidir. Döneklikte sınır tanımayanlar, ifade ettikleri siyasi
kimliklerine bağlı olmayanlar, içinden geldikleri sınıfa ihanet edenler, bu
inancı, özveriyi ve cesareti gösteremezler. Onlar yaptıklarıyla ancak,
gericiliği topluma yaymaya çalışan karanlık odakların ekmeğine yağ sürmeyi
başarırlar.
İçinden geçtiğimiz dönemde dürüst ve samimi solcuların en önemli görevi, solu,
yürekleri, bilinçleri ve vicdanları kararmış sahte solculardan kurtarmaktır. Bu
bilinç ve sorumlulukla, AKP yardakçılarını, Said Nursi müritlerini solun
yakasından koparıp atabiliriz.
Mehmet Ali Yazıcı
Artvin Köşe Yazıları
artvin.biz
Yolcu, Said Nursi çağına ışık tutacak
Belgesel, 20. yüzyıl Türkiyesi'ne damgasını Vuran Said Nursi kılavuz
niteliğinde.
Bediüzzaman Said Nursi'nin geçtiğimiz yüzyıla Işık tutan Hayatı Üç bölümlük
Büyük BİR belgesele Konu oldu . Kalan Müzik tarfından yayınlanan belgeselin
yönetmeni Yusuf Kenan Beysülen . Bir ' Tür iddiasını da taşıyan çalışmanın Metin
yazarlığı Cemalettin Canlı , seslendirmesi Mahir Günşiray , yapımcılığını İMKB
Kalan Müzik ve Karşı Film imzasını taşıyor .
Yönetmen Yusuf Kenan Beysülen , Uc bölümlük Belgesel için " 40 bin kilometre Yol
kat ettik ... 100'ü Aşkın tanıkla söyleştik ... Genis ekibimizle 6 Yıl
durmaksızın çalıştık ... Güneydoğu köylerinden Makedonya'ya , Suriye'den Volga
kıyılarına dek gittik ve orada yaşayan insanlardan Destek aldık " diyor ve
ekliyor - " İhtisas Grubu Belgesel , Said Nursi'nin hayatını ve fikriyatını ; ,
menkıbelerden , efsanelerden rivayetlerden arındırıp , ONU hem taraftarlarına
hem muhaliflerine Doğru anlatmayı amaçlar ... "
Star Haber
20 Temmuz 2010
Komünistlerin Said Nursi Öfkesi
Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatını anlatan Yolcu adlı belgesele cunta
severlerden tepki geldi...
Kendilerini "Cesaretini Mustafa Kemal Atatürk'ün Bursa Nutku'ndan almış olan
dergi" olarak tanımlayan Politika Dergisi'nin yazarlarından Mehmet Ali Yazıcı,
belgesel yapımcılarına öfkeli eleştiriler yöneltti.
Düşünce ve fikir eleştirisinden çok "hıyanet" ithamıyla kaleme alınan "Said
Nursi'nin 'Sol'daki Müritleri" başlıklı yazısında, Yolcu belgeselinin
yapımcıları Yusuf Kenan Beysülen ve Cemalettin Canlı'nın Zaman gazetesindeki
röportajlarına "İnanamadığım bir röportaj-haber yazıyla karşılaştım" tepkisini
veren Yazıcı, "ikisi de benim üniversite yıllarımdan devrimci ve sosyalist
arkadaşlarım olan Kenan Beysülen ve Cemalettin Canlı. Şaşırdım, çünkü bu iki
insanı, üniversite yıllarından çok iyi tanıyordum. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı
dönemlerde Devrimci Gençlik içerisinde beraber siyaset yapmıştık ve o zor
şartlar altında solu, sosyalizmi savunmuştuk" dedi.
Yönetmen Beysülen'in "Bugünün sorunlarının o gün de yaşadığını, tartışıldığını
görüyoruz. Bediüzzaman’da kamusal alan-özel alan tartışmasını gördük, şaşırdık.
Namaz kılarken evi basıldığında diyor ki, ‘Sen benim evime giremezsin. Burası
özel alandır.’ Münazarat’ta çok kültürlülük ve çok kimliklilikten bahsediyor.
‘Bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz’ diyor. Bunlar beni etkileyen şeylerdi. Sol
fikre yakın şeyler. Çok hoşuma gitmişti" sözlerini eleştiren Yazıcı, Beysülen'i
bile "ülkemizde tarikat örgütlenmesinin ve gericiliğin propagandasını yapıyor
bize" şeklinde klişe iddia ile karalama yolunu seçti.
Hızını alamayan Mehmet Ali Yazıcı, Taraf Gazetesi'nin yazarlarından Orhan
Miroğlu'nu da "Said Nursi müritlerinden biri" olarak tanımlarken, yazısını şu
cümlelerle bitirdi:
"İçinden geçtiğimiz dönemde dürüst ve samimi solcuların en önemli görevi, solu,
yürekleri, bilinçleri ve vicdanları kararmış sahte solculardan kurtarmaktır. Bu
bilinç ve sorumlulukla, AKP yardakçılarını, Said Nursi müritlerini solun
yakasından koparıp atabiliriz."
Derginin sitesinde Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan eski Uludağ
Üniversitesi Rektörü ve ADD Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'a destek
bölümü de yer alıyor.
Kaynak
Risalehaber.com
30 Temmuz 2010
NTV'de Said Nursi belgeseli
Bediüzzaman Said Nursi'yi anlatan Yolcu belgeselinin yönetmeni Yusuf Kenan
Beysülen ve Metin yazarı Cemalettin Canlı NTV'ye konuştu.
Bediüzzaman Said Nursi'yi anlatan Yolcu belgeselinin yönetmeni ve Metin yazarı
NTV'ye konuştu. Bediüzzaman Said Nursi’nin geçtiğimiz yüzyıla ışık tutan hayatı
üç bölümlük büyük bir belgesele konu oldu. Kalan Müzik tarfından yayınlanan
belgeselin yönetmeni Yusuf Kenan Beysülen ve çalışmanın Metin yazarlığını yapan
Cemalettin Canlı belgeseli NTV'de anlattı.
Kaynak
Risalehaber.com
Solculardan Said Nursi belgeseli
Tam 6 yıllık bir çalılşmanın ürünü olan bu belgeseli kendini iki solcu
hazırladı. Belgeselde Said Nursi'nin görüntüleri ilk kez yayınlanıyor.. Peki
Nursi neden tutuklanmıştı dersiniz? Peki mezarı nerede?
Osmanlı'nın yerini Cumhuriyet'e devretmesine ve iki dünya harbine tanıklık etti.
İsyanlar, savaşlar, sürgünler, mahkemeler, esaretler gördü. 83 yıllık ömrünün ve
yaşadığı devrin hikayesi 3 bölüm halinde belgesel olarak hazırlandı.
"Peygamberler şehri Urfa'da, Balıklıgöl'ün hemen yanında bir mezar yeri var.
Buranın ortasında ise boş bir mezar. Bir yolcunun kabri burası. Yolculuğunu
ölümünden sonra bile sürdürmüş bir yolcunun... Bu belgesel, işte o yolcunun uzun
ve meşakkatli yol hikâyesini anlatıyor."BediüzzamanSaid Nursi'nin hayatının
anlatıldığı Yolcu isimli belgesel, bu cümlelerle başlıyor. Yaklaşık 3 saat Süren
belgesel, Said Nursi'nin ayak izlerini takip ederek ilerliyor.
Bu hafta içinde DVD olarak satışa sunulan belgeselin yapımcısı Kalan Müzik ve
Karşı Film. Filmin yönetmeni Yusuf Kenan Beysülen, Metin yazarı Cemalettin
Canlı. Mahir Günşiray'ın seslendirdiği belgeselin müziğinde Aria, Engin Arslan
ve Ayşe Önder imzası var. Belgesel filmin bir yıl sonra bir televizyon kanalında
gösterilmesi planlanıyor.
Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Fırıncı'nın, "Çok güzel bir belgesel olmuş.
Çekenleri takdir ediyorum." diye övdüğü çalışma, 6 yıllık bir çabanın ürünü.
Film, üç bölüm halinde çekilmiş. Bölüm başlıkları Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü
Said adlarını taşıyor. Said Nursi'nin doğumuyla başlayan belgesel, onun hayat
serencamını ve fikirlerini anlattığı gibi yaşadığı döneme de ışık tutuyor.
Bediüzzaman'a dair çok az görsel malzeme olduğu için belgeselde Osmanlı'nın son
dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait siyah beyaz görüntülerden
faydalanılmış. Said Nursi'nin de içinde yer aldığı bir heyetle Makedonya
gezisine çıkan Sultan Reşat'ın o seyahatinin görüntüleri ilk kez kamuoyuna
sunuluyor. Makedonya ile uzun yazışmalar sonrası bu 2-3 dakikalık görüntüler
elde edilmiş.
Belgeselde devlet arşivlerinden Bedi-üzzaman'la ilgili birçok belgeye ulaşılmış.
Bu belgeler içinde Afyon Cezaevi tutuklu defterindeki kayıt dikkat çekiyor. Said
Nursi'nin defterde suçu "Dini hassasiyatı alet ederek cemiyet kurmak" olarak
gösteriliyor. Aynı sayfada yer alan diğer tutukluların suçları ise çalmak, zorla
ırza geçmek, adam öldürmek, zorla kız kaçırmak...
Yeni tanıklara ulaşıldı
Said Nursi ile ilgili tanıklıklar ve hatıralar Yolcu'da geniş yer tutuyor.
Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Abdülkadir Badıllı, Mehmet Fırıncı gibi
talebelerinin yanı sıra naaşının Isparta'ya naklinde görev alan bir pilot
astsubayın ve Bediüzzaman'ın cenazesinin Isparta Şehir Mezarlığı'na defnine
şahitlik eden erin konuşmaları, belgeselde yeni unsurlar olarak öne çıkıyor.
Talebesi Ali Çavuş'un Said Nursi'nin bir milis subayı olarak Bitlis'te cephede
savaşırken yaralandığı sahneyi anlattığı ses kaydı da ilk kez belgeselle gün
yüzüne çıkıyor. Yine Bediüzzaman'ın Rusya'da Volga Nehri'nin kıyısındaki esir
günlerine şahitlik eden, o zaman 12 yaşında olan Ayşe Apa'nın hatıraları dikkat
çekiyor. 2005'te görüşülen Ayşe Apa, bugün hayatta değil.
Can Dündar'la gündeme geldi
Bediüzzaman belgeselinin çekileceği, medyada ilk kez Can Dündar ismiyle gündeme
gelmişti. Filmin yönetmeni Beysülen, bu durumu, "1998 yılından beri yapmayı
arzuladığımız bir çalışmaydı. Projeye Can Dündar'la başladık." diye açıklıyor.
Sonrasında yaşananları işe söyle ifade ediyor- "Can Dündar, projeden ayrılmak
zorunda kaldı. NTV'de programa başladı. Mustafa projesi karşısına çıktı. Biz de
'Sen içine giremiyorsun. Bu işi biz sürdürelim' dedik. Projeyi üstlendik."
Beysülen, filmin çekirdek kadrosunun 10-15 kişi olduğunu, yalnız yükü kendisinin
ve Cemalettin Canlı'nın sırtladığını söylüyor. Metin yazarı Canlı ise Yolcu'yu
"Bütün Nur talebeleri yardımcı oldu. Haddinden fazla kolektif bir çalışma." diye
anlatıyor. Yarım kalan projenin Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık'ın katkısıyla
tamamlandığının altını çiziyor ikili.
Filmde imzası bulunan Yusuf Kenan Beysülen ve Cemalettin Canlı, kendilerini
solcu olarak tanımlıyor. "Said Nursi'ye ve Nur cemaatlerine mesafemiz sıfır
noktasındaydı. Bildiklerimiz genel geçer şeylerdi. Bildiklerimizin de çoğunun
önyargılı olduğunu bu süreçte gördük." diyen ikili, uzun yıllar Can Dündar'la
çalışıp birçok belgesele imza atmışlar. Said Nursi belgeseline nasıl
girdiklerini ise şöyle anlatıyorlar- "Biz Lanetliler Bahçesi üst başlığında bir
dizi belgesel çekecektik. Türkiye'de bir dönem lanetlenmiş kişilerin; örneğin
Mehmet Akif'in, Çerkes Ethem'in, Refik Halid Karay'ın hayat hikâyelerini
belgesel yapacaktık. Bir sürü yere götürdük projeyi ama kabul görmedi. Biz de
kendi imkânlarımızla Said Nursi belgeseli ile bir adım atmış olduk."
"Nur cemaatlerinin bu süreçte nasıl bir rolü oldu?" sorumuza şöyle cevap
veriyorlar- "Bu bizim projemiz. Ama Nurcularla temasımız oldu.İstanbulİlim ve
Kültür Vakfı, Risale-i Nur Enstitüsü ile irtibat halindeydik. Said Nursi'nin
birçok talebesiyle görüştük. Ellerindeki belge, doküman ve fotoğrafları bizim
istifademize sundular. Tanıklarla görüşmemize yardımcı oldular."
Cemalettin Canlı, yaklaşık bir yıl Said Nursi'nin eserlerini Okumuş. Said Nursi
ile ilgili yayımlanmış kitapları incelemiş. Bu süreçte kelam, fıkıh, hadis
öğrenmiş. Belgesel ekibi Bediüzzaman'ın doğduğu köyden başlayarak iz bıraktığı
bütün yerleri dolaşmış. İstanbul, Ankara, Siirt, Mardin, Bitlis, Doğubayazıt,
Van, Burdur, Emirdağı, Afyon, Barla, Isparta, Eskişehir, Kastamonu, Rusya... "Said
Nursi'nin ayak bastığı her yere gitmek istedik. Aşağı yukarı gittik. Tanıklar
bulduk. Çekimler yaptık." diyorlar.
Sol fikre yakın şeyler var
Yönetmen Yusuf Kenan Beysülen, Said Nursi'yi tanımaya başladıkça bazı noktalarda
kendilerine yakın bulduklarını söylüyor- "Bugünün sorunlarının o gün de
yaşandığını, tartışıldığını görüyoruz. Bediüzzaman'da kamusal alan-özel alan
tartışmasını gördük, şaşırdık. Namaz kılarken evi basıldığında diyor ki- 'Sen
benim evime giremezsin. Burası özel alandır.' Münazarat'ta çok kültürlülük ve
çok kimliklilikten bahsediyor. 'Bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz.' diyor. Bunlar
beni etkileyen şeylerdi. Sol fikre yakın şeyler. Çok hoşuma gitmişti."
Belgeseli bütün gruplara izlettik
Yusuf Kenan Beysülen (Yolcu'nun yönetmeni)- Bediüzza-man'ı insan olarak ortaya
koyan bir belgesel çektik. Kaynaklarda steril bir anlatım vardı. Biz Said
Nursi'yi tarihsel bağlamı içinde anlatmaya çalıştık. Osmanlı'yı, dünyayı,
bölgeyi, bölge insanını anlattık. Bediüzzaman'ın mücadelesi, fikirleri o zaman
yerli yerine oturuyor. Belgeseli birçok gruba izlettik. Nur cemaatleri,
Kemalistler, soldan arkadaşlar... Olumlu tepkiler aldık. Kemalistlerin
şaşırdıklarını gördük. Biz inandığımız bir şeyi yaptık. Said Nursi'ye tamamen
objektif bir bakış var.
Kitabı eylülde çıkacak
Cemalettin Canlı (Belgeselin Metin yazarı)- Bu belgesel, Said Nursi'yi
tanıyanlar ve tanımayanlar açısından önemli. Cemaatin içindeki ya da dışındaki
insanlar eksik biliyorlar, yanlış biliyorlar. Biz Said Nursi'nin hayatını ve
fikriyatını paralel anlattık. Bir arkeolojik kazı yaptık. Birçok belgeye,
bilgiye ulaştık. Bunların bir kısmını belgesele taşıyabildik. Belgeselde
anlatamadığımız bilgilerin de yer alacağı bir kitap çalışmamız olacak. Eylül
ayında İletişim Yayınları'ndan çıkacak.
Bu belgesel bir ilk
Said Yüce (Barla Platformu Koordinatörü)- Biz belgesele belge ve tanıklara
ulaşılması konusunda destek verdik. Altı yılın sonunda metniyle, görsel yönüyle,
içeriğiyle ve müziğiyle içimize sinen bir iş çıktı. Belgesele hakkaniyetle
izleyen, yaklaşan bir kimsenin hangi görüşte olursa olsun 'bu taraflıdır'
diyebileceğini tahmin etmiyorum. Bu belgesel bir ilk. Umarım ileride daha
iyileri çekilir.
Bu fotoğraf 1957 senesinde Isparta Tugayı'nda çekildi. Komutanların da hazır
bulunduğu merasimin onur konuğuydu Bediüzzaman. Temel atma törenine Isparta
halkının ilgisi büyüktü. Konuşmaların ardından Tugay Komutanı Feyzi Fırat Bey
"Caminin ilk harcını Hocaefendi koysun" dedi. Said Nursi Bismillah diyerek
temele ilk harcı koydu. Fotoğrafta Bediüzzaman, talebesi Zübeyir Gündüzalp ile
birlikte görülüyor.
Belgeseli sevinçle karşıladık
Mehmet Fırıncı (Said Nursi'nin talebesi)- Bu güzel çalışmayı Said Nursi
hazretlerine bir vefa olarak değerlendiriyorum. Bu gibi çalışmaları sevinçle
karşılaşıyoruz. Tebrik ediyorum, takdir ediyorum. Maalesef Bediüzzaman yıllarca
çok yanlış tanıtıldı. Zamanının merhametsizliği onu kavrayamadı. Ona ve
talebelerine çok zulmettiler. Çok şükür o devirler geride kaldı. Belgeselin
bütünü güzel ancak bir iki noktanın tashihe ihtiyacı var. Üstad, Mardin'de
Cemaleddin Afgani'nin talebelerinden birisiyle görüşmüş. İttihad-ı İslam
noktasında onların geçmişteki sözlerini tasvip ettiğini söylüyor. Belgeselde
Üstad'ın fikrî gelişiminin öncüllerinden birinin Afgani olduğu belirtiliyor.
Bediüzzaman'ın onun fikirlerinden istifade ederek yoluna devam ettiği
söylenemez. 'Benim üstadım Kur'an'dır' diyor. Bir de yanlış anlamaya müsait
içtihat meselesi var. Üstad, içtihat kapısının açık olduğunu ama bu zamanda
oraya girmek için altı mani olduğunu ifade ediyor. İnşallah insanlık bu tür
belgesellerle Bediüzzaman'ın gerçek şahsiyetini ve eserlerini yakından tanıma
imkânı bulacak.
Nurs'tan, Volga kıyılarına 40 bin kilometre kat edildi
SAİD NURSİ'NİN ADIMLARININ PEŞİNDE- Belgesel ekibi 40 bin kilometre yol kat
etti. 100'ü aşkın tanıkla röportaj yaptı. Çalışma 6 yıl sürdü. Güneydoğu
köylerinden Volga kıyılarına dek uzanan geniş bir coğrafyada Bediüzzaman'ın
adımları takip edildi. Yönetmen Beysülen'e göre belgesel Bediüzzaman'ın hayatını
ve fikriyatını; rivayetlerden, menkıbelerden, efsanelerden arındırıp, onu hem
taraftarlarına hem muhaliflerine doğru anlatmayı amaçlıyor .
Sultan Reşat'ın gezisi- Belgeselde Makedonya Devlet Arşivi'nden alınmış Sultan
Reşat'ın Rumeli seyahatine ilişkin görüntüler yer alıyor. Bediüzzaman, 1911'de
Sultan Reşat'ın yanında özel konuk olarak Rumeli gezisine katılmış. Padişah ve
erkanı ile önemli görüşmelerde bulunmuş. Bu görüşmelerde Doğu'nun sorunları ve
çözüm yollarına ilişkin projelerini anlatmış.
Pilot astsubay ve er anlatıyor- Belgeselde Said Nursi'nin naaşını Urfa'dan
Afyon'a götüren uçakta görevli olan Pilot Astsubay Kadir Özkartal'ın
hatıralarına yer veriliyor. Yine Bediüzzaman'ın Isparta'da defninde görev alan
erlerden biri olan Ahmet Çam, o günleri anlatıyor.
Atatürk'ün imzası var- Belgeselde birçok belgeye de yer veriliyor. Medresetüz
Zehra Bediüzzaman'ın eğitim projesiydi. Doğu'da kurulmasını istediği bu okulda
Türkçe, Arapça ve Kürtçe eğitim yapılmasını istiyordu. Cumhuriyet'in
başlangıcında bu konudaki teşebbüse, aralarında Mustafa Kemal ile İsmet
İnönü'nün de bulunduğu 167 milletvekili imza vermişti. Ama proje hiçbir şekilde
hayata geçirilemedi.
Basın hep takipte- Bediüzzaman'ın her gittiği yerde geniş ilgi görmesi ve
kalabalıklar tarafından ziyaret edilmesi, ziyaretçilerinin arasında
milletvekillerinin bulunması, gazetelerde sık sık haber oluyordu. Said Nursi'nin
attığı her adım sıkı bir takibat altındaydı. Özellikle Ankara'ya gelişi dikkatle
izleniyor, çeşitli spekülasyonlara konu teşkil ediyordu.
Gizlice çekilen fotoğraf- Yıl 1960. Yer İstanbul Piyer Loti Oteli. Foto
muhabirlerinden biri, balkon camından, namaz kılan Said Nursi'nin fotoğrafını
çekmeye başladı. Bediüzzaman namazı bozdu. Eliyle fotoğrafını çekmemesi için
muhabiri uyardı. Bu fotoğraf Akşam gazetesinde yayımlandı. Muhabir Şeref
Köylübaş, fotoğrafın hikâyesini yazdı.
Bayrak benim hakkım- Said Nursi, Afyon'da hapishanedeyken cezaevi müdürü bir
Cumhuriyet Bayramı'nda tahrik için koğuşuna bayrak astırır. Bediüzzaman'ın buna
tepkisi ise müdürün hiç ummadığı şekilde olur- "Müdür Bey size teşekkür ederim
ki, Kurtuluş Bayramı'nın bayrağını benim koğuşuma astırdınız. Hareket-i
Milliye'de, İstanbul'da İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvat-ı Sitte eserimi tab
ve neşri ile belki bir fırka kadar hizmet ettiğimiAnkarabildi ki, Mustafa Kemal
şifre ile iki defa Ankara'ya taltif için istedi. Hatta demişti- Bu Kahraman Hoca
bize lazımdır. Demek benim bu bayramda bu bayrağı takmak hakkımdır." Resimde
Said Nursi'nin el yazısı görülüyor.
***
1877'de Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı İsparit beldesinin Nurs köyünde dünyaya
gelen Said Nursi, 23 Mart 1960'ta Şanlıurfa'da vefat etti.
83 yıllık ömrünün büyük bir kısmı sürgünde, esarette ve hapiste geçti.
Said Nursi hakkında 700 civarında kamu davası açıldı. 1926'dan 1960'a rejim
aleyhtarı olmak ve Gizli cemiyet kurmakla itham edilen Said Nursi, bu
suçlamalardan beraat etti.
Risale-i Nurlar hakkında 1.500 dava açıldı.
Eserleri bugün yaklaşık kırk dile çevrilmuş durumda. Nur Risaleleri, Türkiye'de
en fazla satılan eserler arasında yer alıyor.
Said Nursi sağlığında talebelerine ve sevenlerine, öldüğünde kabrinin yerinin
bilinmemesini tavsiye etti. Ölümünün ardından Urfa'da toprağa verilen Nursi'nin
naaşı 27 Mayıs1960'taki askeri darbeden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından
kabrinden çıkarılarak Isparta'ya götürüldü. Talebeleri de Nursi'nin naaşını
Isparta'daki mezarından gizlice kaldırarak başka yere defnetti. Mezar yerini
yakın talebeleri dışında kimse bilmiyor.
Zaman Gazetesi
18 Temmuz 2010
Zaman İçinde Bediüzzaman
O, hem derviş kıyafetini giyip Bağdat yollarına düşen Molla Said hem Kürt
kimliğinin dönem içerisinde önde gelen isimlerinden Said-i Kürdi. Kimilerince “üstad”,
kimilerince “gerici”. Bediüzzaman, Molla Said, Said-i Kürdi, “üstad” veya
bilinen ismiyle Said Nursi.
O, hem derviş kıyafetini giyip Bağdat yollarına düşen Molla Said hem Kürt
kimliğinin dönem içerisinde önde gelen isimlerinden Said-i Kürdi.
Kimilerince üstad, kimilerince gerici. Bediüzzaman, Molla Said, Said-i Kürdi,
üstad veya bilinen ismiyle Said Nursi... Hepsi aynı kişi, aynı fikrî bünye.
Zaman İçinde Bediüzzaman, Osmanlı-Türkiye yakın tarihinin en tartışmalı
ikonografik figürlerinden birisinin karşılaştırmalı ve eleştirel biyografisi.
Said Nursinin doğumundan, Mardin yıllarına; Bitlisten Vana, Afyona, Barlaya,
Denizliye, Ankaraya, İstanbula yaşamının kapsamlı bir izdüşümü. Aynı zamanda
bağlıların yani takipçilerinin, Eski ve Yeni Said ayrışmasının, Said Nursi
fikriyatının ve hareketinin, milletvekillerini namaz kılmaya davet ettiği Ünlü
beyannamesinin, 31 Mart sürecindeki konumunun, Demokrat Partiye karşı tutumunun
izlerini takip eden bir kitap.
Cemalettin Canlı ve Yusuf Kenan Beysülen, okuru yalnızca yakın tarihin en çok
merak edilen isimlerinden birisinin incelikli biyografi çalışmasına değil, aynı
zamanda Bediüzzaman üzerinden giden bir dönem anlatısına da ortak olmaya davet
ediyorlar