Yapım Tarihi - 2011
Süresi - 00:53:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Kutay Yeşilöz, Ulaş Temur
Ekip - Ahmet Kapucu, Özlem Işıklı, Alper Kocatepe, Şeyda Maraş, Ulaş Temur
Yapım - Sinemakavram
Belgesel, Batı Toroslarda bulunan Yukarı Köprüçay Havzası’ndaki yaşamı ve kendi
kendine yetebilen bir kültürü ele alırken, bölgede yakın bir tarihte yaşamış
Hasan Demir’in hikayesinin gölgesinde, yöre sakinlerinin Havza üzerinde devam
den HES ve baraj projelerine ve kendi geleceklerine dair bakışlarını ele alıyor.
Yukarı Köprüçay’ın ‘Hayat Bilgisi’ belgesel oluyor...
Ankara merkezli sinemacılardan oluşan Sinemakavram ekibi, Isparta’nın Sütçüler
ilçesindeki Yukarı Köprüçay Havzası’nda başladıkları “Yer Bize Çimen Verdi”
adını taşıyan belgeselin çekimlerini tamamladı. Bölgenin tehdit altındaki
doğasına ve kültürel birikimine odaklanan belgeselin, 2012 yılı başlarında
izleyiciyle buluşması planlanıyor.
BU ZENGİNLİK KEŞFEDİLMEDEN TARİHE KARIŞACAK
Isparta'nın Sütçüler ilçesi sınırlarında bulunan Yukarı Köprüçay Havzası,
keşfedilmemiş doğasının yanında içinde barındırdığı çok sayıda köyde yaşayan
‘insan hazineleriyle’ adeta bir masal ülkesi. Ancak modern yaşamın acımasız
çarklarının dönmesiyle zaman içinde giderek boşalan yörenin kültürel birikimi ve
doğası henüz keşfedilmeden yok olmak üzere. Yöre insanının deyimiyle, havzaya
adını veren Köprüçay ırmağının üzerinde projelendirilen baraj ve HES’lerin
hayata geçmesiyle birlikte tarihe karışacağı söylenen yaşam ustalığı ve ‘hayat
bilgisi’ belgesel oluyor.
ÇEKİMLER 15 Gün SÜRDÜ
Ankara merkezli Sinemakavram ekibi, bölgenin bu zenginliğini kayıt altına almak
amacıyla başladıkları belgesel projesinin çekimlerini tamamladı. Yaklaşık 15 gün
Süren çekimlerde ağırlıklı olarak Kasımlar Barajı ve Hidroelektrik Santrali
projesinin etkisinde kalması beklenen Kasımlar, Darıbükü ve İbişler köyleriyle
Darıbükü köyünün Gürüz mahallesinde yaşayan insanların hikayeleri ele alındı.
2012 yılı başlarında tamamlanarak gösterime girmesi beklenen 80 dakikalık
belgeselin, festivaller ve yarışmaların yanı sıra televizyon aracılığıyla da
izleyiciyle buluşması hedefleniyor.
‘KENDİ KENDİNE YETEN YAŞAMDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENECEĞİZ’
Ahmet Kapucu, Özlem Işıklı, Alper Kocatepe, Şeyda Maraş ve Ulaş Temur’un da
aralarında bulunduğu Sinemakavram ekibi bölgedeki çekimlerin çok verimli
geçtiğini belirtiyorlar. Belgesele adını veren tekerlemenin, yörenin hala
direnen üretim-tüketim ilişkisiyle birlikte sosyal yapısını da tanımladığının
altını çizen Sinemakavram ekibi, yeterince keşfedilmemiş olan vadideki
insanların kendi kendine yeten yaşamlarından öğrenilecek çok şey olduğunu
vurguluyorlar.
KEMANECİ DÜLDÜL VE ZINGIRTICI’NIN HİKAYELERİ
1914 yılında Darıbükü köyünde Doğan ve yörede ‘Hasan Dayı’ olarak tanınan Hasan
Demir’in yaşamından yola çıkarak yörenin Özgün insanlarına odaklanan belgesel;
Kemaneci Düldül, Saz ve söz ustası Zıngırtıcı, Serpil-Abdurrahman Kökdoğan,
Kasap Hasan, Saatçi Mehmet Usta, Dokumacı Sultan Kadın, Zafire Avcu, Âşık Yusuf
ve Gülizar Çelik’in hikâyelerini ele alıyor.
Yusuf Yavuz
27 Kasım 2011
gazetevatanemek.com
Yukarı Köprüçay Havzası ve “Yer Bize Çimen Verdi” Belgeseli
Geçen baharda internette Yusuf Yavuz’un bir yazısına rastladık. Yazıda bir
havzanın geçmişi ve şimdiki kaderinden bahsediliyordu ve yazının kurgusu bölgede
“Hasan Dayı” diye bilinen Hasan Demir’in öyküsü ile paralel sunuluyordu. Her
şeyini kendi kendine ve doğal tarım yöntemleri ile yetiştiren, bölgedeki
insanlarla yetiştirdiği ürünleri paylaşan bir bilgenin profiliydi bu. Biz de
hızla Yusuf Yavuz ile irtibata geçtik ve konu hakkında bilgi almak istedik. O
günden bugüne çok sayıda toplantı düzenledik ve Yusuf Yavuz kendisinin de
doğduğu o coğrafya hakkında bize ciddi bilgiler verdi, ayrıca belki de
ulaşamayacağımız bir çok kaynak sundu önümüze.
Hasan Dayı’nın hikayesi sitemizden ve topluluk sayfamızdan açtığımız “Yer Bize
Çimen Verdi” başlığı altında yayınlanacak. Özellikle Yusuf Yavuz’un bölgede
yaptığı araştırmalarının kültürel bir özeti olabilecek Hasan Dayı’nın Özgün
öyküsünün anlatıldığı “Dinle Anadolu, Yitip Giden Senin Hikayendir” başlıklı
yazı, çalışmalarımızın girişi mahiyetinde yayınlanacak. Ve arkasından Yusuf
Yavuz’un bölgeye ilişkin diğer yazılarına ve belgeselimizin gidişatı hakkında
bilgilere yer vereceğiz.
Bundan iki hafta önce de bölgeye 4 günlük bir keşif gezisi düzenledik, gezide
bize “son nokta muhabir” dergisinin kurucularından Gazeteci Ali Aktaş gönüllü
olarak eşlik etti, fikirlerini ve enerjisini esirgemedi. Ayrıca kendisi
facebook’tan “Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu”nu kurarak duyarlılığını
ortaya koydu. Havzada bulunduğumuz 4 gün boyunca, Hasan Dayı’nın oğlu Memiş
Demir, yaptığı rehberlikle bizleri yönlendirdi. Havzadaki tüm köy ve
mahallelerde başta Abdurrahman Kökdoğan ve eşi olmak üzere bize olağanüstü
yardım gösterildi.
Bölgedeki izlenimlerimiz sonucunda kısaca şunları gözlemledik; bölge insanın her
şeyini ürettiği keçi yetiştiriciliği yıllar önce bitmiş, her evde bir dokuma
tezgahından neredeyse hiç birinin kalmadığı bir ortamda dokumacılık sönmüş ve
Havza savunmasız kalmış gibi… Ve şimdi bölgeye “baraj ve HES projesi”
öngörülüyor… Peki baraj ve HES projesi, kendi kültürlerine değer biçemeyen,
sadece kendi kendine yeten bir kültürün, bir bölgenin yok olması anlamına mı
geliyor?
SinemaKavram ekibi olarak “Yer bize Çimen Verdi” belgeselinde amacımız;
bölgedeki meseleye tarafsız bir şekilde müdahil olmak, Özgün, renkli bir
kültürel-sosyal yaşamın bugün ve dündeki izlerini arayabilmek. HES ve sonrası
süreçte bölgedeki değişimleri aktarabilmek. Konuya ilişkin bakış açılarını,
karşı ve yanlı mücadeleleri ile ortaya koyabilmek. Bir nevi sürecin işleyişine
tanıklık edebilmek ve bölgeyi bütün çıplaklığı ile anlatabilmek. Tıpkı yörede
hala tekrarlanan ve doğal yaşam döngüsünü bilgelikle ifade edebilen şu
tekerlemede olduğu gibi;
Köyden çıktım yaylaya
Yaylada kaymak yedim
İndim tekrar köye
Hoca’dan değnek yedim
Değneği ateşe verdim
Ateş bana duman verdi
Dumanı ben göğe verdim
Gök bana yağmur verdi
Yağmuru ben yere verdim
Yer bana Çimen verdi
Çimeni ben kuzuya verdim
Kuzu bana boncuk verdi
Boncuğu ben kıza verdim
Kız bana çocuk verdi
15 Eylül 2011
sinemakavram.wordpress.com
Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli?
Yusuf Yavuz, çekimlerine kısa süre sonra başlayacağımız ‘Yer Bize Çimen Verdi’
isimli belgeselimizin kahramanı Hasan Dayı’yı anlatıyor…
Yedi yaşında kimsesiz kalınca doğaya sığındı. Bir daha da geriye dönmedi.
Dedesinden kalan mendil kadar tarlada ürettikleriyle kırk yıl bölge köylerini
besledi. İşte Toroslar’da küçük bir çocukken sığındığı doğanın dilini çözerek
kendi kendine yetmenin kitabını yazan Hasan Dayı’nın inanılmaz öyküsü…
Yıl 1914. Antalya, Isparta ve Konya’nın coğrafi sınırlarının kesiştiği bir
bölge. Torosların en güzel yaylalarını, dağlarını barındıran bir coğrafya. Tota,
Kuyucak ve Dedegöl dağlarının ortasında derin bir vadi. Vadinin tam ortasından
kıvrıla kıvrıla akan nehrin adıyla anılan Yukarı Köprüçay Havzası. Yukarı
Köprüçay Havzasında büyüklü küçüklü onlarca köy bulunuyor. İşte bu köylerden
biri olan Darıbükü’nde yaşayan Hasan Demir, 1914 yılında, tam da savaşın
ortasında gözlerini açtı dünyaya. Yedi yaşındayken babasını kaybedince annesi
yakın köyden bir başkasıyla evlendi. O annesiyle gitmedi. Bir süre yakınlarının
yanında yaşadı. Ancak o uzakları düşlüyordu. Yaşadıkları onu hızla büyüttü. Gözü
dağlardaydı. Elma deresi denilen bölgeye gitti. Dedesinden kalan mendil kadar
tarlayı sürdü ve buğday ekti. Buğdaylar topraktan çıktığında daha da büyüdüğünü
anladı. Artık yaşayacağı yeri seçmişti.
Hasan Demir, Elma deresinin yamacındaki düzlüğe, aynı derenin taşlarından bir
ev, karşısına da bir bahçe yaptı. Dünyanın en güzel eviydi. Dere taş getirdi
bahçesinin kenarlarını duvarla ördü. Dere ağaç getirdi, çitle çevirdi. Dere su
getirdi, toprağı suladı. Güzle’nin yaşlı, kurumuş ağaçlarından bir köprü yaptı,
Elma deresiyle evini, eviyle bahçesini birbirine bağladı. Hasan Demir biraz daha
büyüdü…
Bana Tek Bir Tohum Getirin, Dünyayı Yerinden Oynatayım!
Elma deresinin kıyısında bir dünya kuruldu. Torosların bereketli coğrafyasında,
Yukarı Köprüçay Havzasının tam ortasında saklı bir cennet. Hasan Demir de o
cennetin Adem’i. Havva’sını bulması uzun sürmedi. Evlendi. Çocukları oldu. Çocuk
yetiştirir gibi ağaç yetiştirdi. Al yanaklı elmalar, altın sarısı armutlar,
salkım salkım asmalar, dutlar, kirazlar, ayvalar… Doğanın dilini çabuk
çözüyordu. Toprağı, ağaçları dinliyor, arılarla kuşlarla konuşuyor, sincaplarla
dost oluyordu. Karısıyla kaderleri bir yerde ayrıldı. Karısı öldü. Karısını da,
acısını da toprağa gömdü. Köyden yarım günlük yol boyu uzaktaydı. Ancak o yarım
asra yakın köye gitmedi. Nazım’ın şiirinde anlattığı, “Topraktan öğrenip,
kitapsız bilenlerdendi.” Topraktan öğrendiklerine yenilerini ekledi. Ziyaretine
gelenlerden tek bir şey istiyordu; yalnızca tek bir tohum. Fasulye, buğday,
şeftali ya da susam. Ne olursa. “Tek bir tohum getirin gittiğiniz yerden bana”
diyordu. Askere gidenlerden, gurbete gidenlerden, giden herkesten tek bir tohum.
Nasıl olursa…
Kendi Kendine Yetmenin Kitabı Yazılıyor
Hasan Demir tohumlar geldikçe daha da büyüdü. Gelen tohumları Elma deresinin
kenarındaki bahçesine ekti. Pırasa, havuç, lahana, turp, çilek, aklınıza ne
gelirse. Elma deresinin suyuyla dünyanın en lezzetli sebzeleri çıktı topraktan.
Yaşlı meşelerden karakovan yonttu, içini arılarla doldurdu. Terazi, düven, yaba,
kaşık… Yaşlı karaağaçlardan yaşamını yonttu. Doğadan öğrendikleriyle acıyı bal
eyledi. O bir yaşam ustasıydı. Yaşayarak ustalaştı. Dağların ve suların dilini
kendi diliyle birleştirdi. Aynı dili konuşmaya başladıklarında, o dille dünyanın
en eski kitabını yazmaya başlamıştı; kendi kendine yetmenin kitabı. Yazdıkları
giderek bir ansiklopediye dönüştü. A’dan Z’ye her maddesi için söyleyecek
sözünün olduğu bir yaşam ansiklopedisi.
Yeşilçam’ın Ezberini Bozan Hasan Dayı…
Kendi kendine yetmeyi öğrenen Hasan Demir, ürettiklerinin başkalarına da
yetebileceğini düşündü. Düşündüğü gibi de oldu. Havuçlarını, çileklerini,
elmalarını tadanlar bir daha vazgeçemediler. Hele de o dillere destan
domatesler. Etraftaki köylerde adı çoktan konuşulmaya başlanmıştı. Güldallı,
Darıbükü, İbişler, Kasımlar, Kesme, Kartoz, İncedere… Adı köylerde anıldıkça
biraz daha büyüdü Hasan Demir. Artık herkes ondan ‘Hasan Dayı’ diye söz
ediyordu. Soyadını herkes unuttu. Kendisi bile. Bölgedeki köylerden gelen
kadınlar, adamlar, çoluk çocuk herkes yarım günlük, bir günlük yolu katedip
Hasan Dayı’nın Elma deresindeki bahçesine koşuyor, her türlü ihtiyacını
karşılıyordu. Yeşilçam filmlerinde bolca kullanılan “Kasabaya alışverişe
gidiyorum” repliklerini tersine çevirmişti Hasan Dayı. Kasaba O’na, dağ başına
alışverişe geliyordu. Ektiği sebze- meyvelerin kendi ihtiyacı dışında
kalanlarının bir kısmını taze olarak satıyor, kalanını ya kurutuyor, ya da
toprağa gömerek kış için ayırıyordu. Ne bir buz dolabı ne de bir depo. Doğayla
aynı dili konuşarak yazdığı ansiklopedinin sayfalarını çeviriyor, hangi sebzeyi
nasıl kurutacağını, hangi meyveyi nasıl toprakta saklayacağını eliyle koymuş
gibi buluyordu. Hasan Dayı ürettiklerini depolamak için kuyular kazdı. Yüzlerce
kilo sebzeyi kış boyunca bozulmadan, donmadan korumanın yollarını geliştirdi.
Kentte sebzeler ancak mevsiminde tüketilirken, Hasan Dayı yılın 12 ayı taze
sebze bulunduran bir büyücüye dönüşmüştü…
Elma Deresine 79 Yaşında Veda Etti
Hasan Dayı’nın Elma deresinde kurduğu dünyadaki krallığı tam 79 yıl sürdü. Kırk
yıl zorunlu haller dışında hiç köye inmedi. Kırk yıl zorunlu haller dahil bütün
köylüler O’na gitti. Yedi yaşında bir öksüz olarak başladığı yaşamla olan
mücadelesini, doğayla aynı dili konuşarak kurduğu dünyasında kimseye muhtaç
olmadan, ‘ihtiyaç olunan’ olarak tamamladı. Hasan Dayı, 1993 yılında Elma
deresinin yamacındaki evinde öldü. Küçük evinin verandasından seyrettiği Elma
deresine veda ettiğinde 79 yaşındaydı. Elma deresi yoldaşını, derenin kavuştuğu
Yukarı Köprüçay Havzası da bir yaşam bilgesini kaybetmişti. Torosların kendi
kendine yetme ustasının yokluğu asla unutulmadı.
33 yıl sonra yeniden…
Ama Hasan Dayı’nın öyküsü burada bitmedi. Bundan tam otuz üç yıl önce küçük bir
çocukken annemin elinden tutup gittiğim Hasan Dayı’nın bahçesine geçen hafta bu
kez de Hasan Dayı’nın oğlu Memiş Demir’in koluna girerek gittim. Gazeteci
dostlarım Ali Orhan, Ali Aktaş ve Başak Karakaya ile birlikte masalla gerçeğin
iç içe geçtiği bir yolculuktan sonra Elma deresine ulaştık. Memiş Demir eski bir
fotoğrafçı. Isparta Gönen’deki Köy Enstitüsü’nün devamı olan öğretmen okulundan
mezun olduktan sonra uzun yıllar milli eğitimde çalışmış. Bir kaç yıl önce de
emekli olmuş. “İki yıldır Elma deresine gelmemiştim” diyor. Bir yandan yürüyor,
bir yandan da Hasan Dayı’yı konuşuyoruz. “Babam buradaki ağaçların
koruyucusuydu” diyor Memiş Demir. Darıbükü yolundan Ortataş mevkiine geliyoruz.
Aşağısı Köprüçay’ın buradaki adı olan Aksu ırmağı, karşısı Kasımlar beldesi,
daha ilerisi Tota Dağı. Tota bu mevsimde karla kaplı. Kaplan taşı, Örencik,
Ballık… Çocukluğumdan zihnime kaydedilen yer adlarını saya saya ilerliyoruz. Bir
saatlik yürüyüşün ardından Elma deresindeyiz. İşte Hasan Dayı’nın cenneti!
Hasan Dayı’nın Ekmek Teknesi
Elma deresi 18 yıldır Hasan Dayı’sız akıyor. Ancak bahçenin kirazları,
şeftalileri vadiyi çiçeğe boyamış. Buraya özgü nergisler ışık ışık. Elma
deresini ve Hasan Dayı’nın evinin bahçesini nergisler, dağ menekşeleri bürümüş.
Evin içine giriyoruz. İşte Hasan dayının ekmek hamurunu yoğurduğu teknesi, işte
ballarını sakladığı sandık. İşte havuçlarını tarttığı ahşap terazi. İşte yayık
yaydığı şişek, işte ocakta yemek pişirdiği bakır tencere…
At Kuyruğundan Kabak Kemane!
Bir çeşit kendi kendine yetme ustası olan Hasan Dayı’nın dünyası zaman
direniyor. Hasan Dayı, bin yıldır Torosları mesken tutan Yörüklerin doğayla aynı
dili konuşarak sürdürdükleri yaşamın son temsilcilerinden biriydi. Oğlu Memiş
Demir’e “bu masal burada bitmeli mi?” diye soruyorum. “Bir yolu yok mu
sürdürmenin” dediğimde, yazları zaman zaman gelip hasret giderdiğini söylüyor.
Bölge köylerinin hemen hepsinde hala anısı yaşıyor Hasan Dayı’nın. Darıbükü köyü
Muhtarı Mehmet Avcı, “doğayla iç içe kurduğu yaşamla kendine özgü bir insandı
Hasan Dayı” diyor. Muhtar Mehmet Avcı da hala O’nun meyvelerinin tadını
unutamayanlardan. “İlk kez havucu onunla tattık” diyor. Muhtar Avcı’dan bir
başka özelliğini daha öğreniyoruz Hasan Dayı’nın. Kendi yetiştirdiği su kabağı
ve at kuyruğundan yaptığı kabak kemanesi ile bölge köylerinin gençlerine müzik
ziyafeti çektiğini de anlatıyor muhtar.
Hasan Dayı’nın öyküsü burada da bitmiyor. Ancak Yukarı Köprüçay Havzası’nın
özeti denilebilecek bir yaşamın, bu tevazu öyküsünün sonunu getirecek olan
kıpırtıların ayak sesleri uzaklardan, taa Ankara’dan duyuluyor.
Güzel Akışlı Su’ya Kelepçe Vurulacak!
Dedegöl Dağı’nın eteklerinden, Sorgun Yaylasından Doğan ve yaklaşık 140
kilometrelik yolculuktan sonra Akdeniz’e dökülen Köprüçay’a Kasımlar Kanyonunun
ağzında kilit vuracaklar. Antik adı Euromedon (güzel akışlı su) olan Köprüçay,
Kasımlar Barajı ve HES projesiyle zincire vurulurken, Antalya sınırlarına ulaşan
sularında kurulacak HES’lerle binlerce yıllık “güzel akışlı su” adına da veda
edecek. Sadece ve sadece bir kaç kişinin daha çok para kazanması uğruna, havzada
yaşayan binlerce insanın yaşamı derinden etkilenecek. Işıklı nergisler, dağ
menekşeleri solacak. Torosların özetini çıkaran Hasan Dayı’nın doğanın diliyle
yazdığı ‘yaşam ansiklopedisi’nin sayfaları bir bir kapanacak. Yörüklerin,
Türkmenlerin; Anadolu halkının binlerce yılda dokuduğu rengarenk yaşam kilimi
lime lime olacak. Hitit tabletlerinde yazıldığı gibi, yalnızca “ekmek yinen ve
su içen” insanların binlerce yıldır kendi kendilerine yeterek döndürdüğü yaşam
çarkının çivisi çıkacak. Peki bütün bunlar neyin uğruna yaşanacak?
Büyük Anadolu Yürüyüşçüleri Elma Deresi’nde
Yapay gündemlerle boğulduğumuz akıllara zarar ülkemizde bu soruyu hepimizin
derin derin düşünmesi gerekiyor. 12 Nisan’da Antalya’dan yola Çıkan Büyük
Anadolu Yürüyüşü’nün Antalya Kervanı, Nisan sonunda Yukarı Köprüçay Havzasındaki
yolculuğunu, Hasan Dayı’nın Elma deresini selamlayarak sürdürecek. Taner, Elif,
Tuğba, Çağlar… Yürekleriyle yürüyen kardeşlerim… Hasan Dayı’yı sizinle
tanıştırmak istedim. Elma Deresini geçerken O’nun da peşinize takılacağından
şüphem yok.
Hasan Dayı, Anadolu’daki yaşam bilgeliğinin binlerce yıllık sessiz ortağından
biriydi.
Dinle Anadolu, yitip giden senin hikayendir…
Yusuf Yavuz
10 Ekim 2011
sinemakavram.wordpress.com
Hasan Dayı'nın yaşamı belgesel olacak.
Isparta'nın Sütçüler ilçesindeki Yukarı köprüçay Havzasında 'Hasan Dayı' olarak
tanınan Hasan Demir'in yaşamı belgesel oluyor. Yedi yaşında sığındığı doğada
kendi kendine yeten bir yaşam kurmasıyla bilinen Hasan Dayı, ürettikleriyle bir
çok köyün ihtiyacını da karşılıyordu.
Belgesel filmle, Kasımlar Barajı ve HES Projesinin etkisinde kalması beklenen
bölgenin zengin kültürel dokusunun da kayıt altına alınması hedefleniyor.
YER BİZE Çimen VERDİ
Sinemakavram adıyla bir araya gelen belgesel sinemacıların ortak projesi olan
yapımın ön hazırlıkları için bölgede incelemelerde bulunan yönetmenler Kutay
Yeşilöz ve Ulaş Temur, 'Yer Bize Çimen Verdi' adıyla izleyiciyle buluşması
planlanan belgesel için çeşitli görüşmeler ve deneme çekimleri yaptılar.
Isparta'nın Sütçüler ilçesine bağlı Kasımlar, Darıbükü, İbişler ve Bucakdere
köyleriyle Kürüz mahallesinde yöre insanının yaşamına ilişkin incelemelerde
bulunan Sinemakavram ekibine Hasan Dayı'nın oğlu Memiş Demir de eşlik etti. Tota,
Kuyucak ve Dedegöl dağlarının ortasında yer alan vadinin insan öykülerine ve
tehdit altındaki doğasına odaklanan belgesel kolektif bir çalışmayla ortaya
çıkacak.
YAŞAMA KÜLTÜRÜ KAYIT ALTINA ALINACAK
Sinemakavram ekibinden Yönetmen Kutay Yeşilöz, bölgede yaptıkları incelemenin
ardından yaptığı açıklamada, belgesel filmle öncelikle yöre insanının yüzlerce
yılda ürettiği yaşama kültürünü kayıt altına almayı hedeflediklerini dile
getirdi. Hasan Dayı'nın yaşamının bölgede sürdürülen hayatın bir özeti
niteliğinde olduğunu kaydeden Yeşilöz, doğaya yönelik tehditlere ilişkin yapılan
çalışmaların insana yeterince değinmediğine işaret ederek, "yapacağımız
belgeselin en önemli yanı doğanın ayrılmaz bir parçası olan yöre insanının
göreceği zararlara dikkat çekmek olacak" dedi.
ÇEKİMLER EKİM SONUNDA
1914 yılında Darıbükü köyünde Doğan Hasan Demir, yedi yaşında babasını
yitirmesinin ardından doğaya sığınmış ve doğanın dilini çözerek ürettikleriyle
kendisine yeni bir hayat kurmuştu. Bölgedeki çok sayıda köyün ihtiyacını
karşılayacak sebze, meyve ve bal üreterek yaşamını sürdüren Hasan Demir,
kendisinin geliştirdiği kurutma ve saklama yöntemleriyle ürettiği sebze ve
meyvelerin bozulmadan uzun süre dayanmasını sağlamasıyla biliniyor. 1993'te
yaşamını yitirinceye kadar Elma Deresi olarak bilinen bölgede yaşayan ve zorunlu
haller dışında hiç kente gitmediği belirtilen Hasan Dayı'nın yaşamıyla
bağlantılı olarak yöredeki çok sayıda karakterin de işleneceği belgeselin
çekimlerine Ekim sonunda başlanacağı belirtildi.
Yusuf Yavuz
Açık GAZETE Akdeniz
acikgazete.com
08-09-2011
YUSUF Yavuz- HAYAT BİLGİSİ BİZİ NEDEN TERK EDİYOR
'Hayat bilgisi' kavramı, bir süredir yalnızca bir ders kitabının adı olarak
anılıyor. İranlılar 'ilm-ü hayat', Hintliler, 'ayurveda' diyorlar. İnsanın
milyonlarca yıllık öyküsünün saklı olduğu bir yaşama tutunma pratiği olan bu
kavramın gündelik hayattaki karşılığı özellikle Anadolu coğrafyasında insanı
çarpan ayrıntılar üretmiştir.
Dört iklimin yaşandığı ender bölgelerden biri olan Anadolu'nun, yeme içme
birikiminden kültürel derinliğine, inançtan dile, müzikten anlatıya yaşamın her
alanındaki Özgün dokusu; sahip olduğu coğrafyayla birebir ilintilidir. Öyle ki,
bir vadinin, bozkırın, ovanın türküsü de, masalı da yediği içtiği de
barındırdıklarıyla bir bütündür. O vadideki bir kuş tükendiğinde bir masal, bir
bitki tükendiğinde bir peynir türü; bir ağaç yok olduğunda bir canlı türü de
tükeniyor. Ardından zincirin halkalarından biri olan, doğayla bütünleşerek
damıtılan yaşamı binlerce yıldır çekip çeviren insanlar da tükeniyor.
'TOKİ CUMHURİYETİ'NİN CUMHUR'UNA DÖNÜŞENLER
Türkiye'nin bütün vadileri, dağları, bozkırları son beş yıldır büyük bir
kapitalist saldırı altında boşaltılıyor. İnsanların yaşadıkları vadilerden
koparılıp kentlere yığılarak TOKİ cumhuriyetinin birer 'cumhur'u yapılma
projesinin adım adım uygulandığı süreçte boşalan, sahipsiz kalan vadilerden biri
olan Isparta'nın Sütçüler ilçesi sınırlarındaki Yukarı Köprüçay Havzası,
bölgedeki akarsuların kesiştiği 'Suçatı' mevkiinde kurulması planlanan Kasımlar
Barajı ve Hidroelektrik Santrali projesiyle gündemde.
PROJELERDE 'CEBRİ BORU' Var, İNSANIN ADI YOK!
İnşaat çalışmalarına 2012 yılında başlanacağı belirtilen barajla ilgili
yüklenici firmanın verdiği bilgiler arasında kaç metrelik tüneller kazılacağı,
ne kadar nakil hattı yapılacağı, gövde çapı, cebri boru, kuyruk suyu kotu,
regülatör, çökeltim havuzu ve karbon salınımı rakamları veriliyor ancak bu
ayrıntılı bilgiler arasında tek satır 'insan' yok! Bu havzayı çevreleyen onlarca
belde ve köyde yaşayan binlerce insandan tek bir satır söz eden yok. Baraj
projesiyle birlikte tarihten tamamen tarihten silinecek olan yüzlerce yıllık
öykülere değinen yok. Bir vadide yok olacak hayat bilgisinin tükeniş hızını
ölçecek bir yöntem yok.
İşte bu devasa pazarın açmazı da burada başlıyor. Siyasi söylemin her fırsatta
vurguladığı 'büyüme' rakamlarının, ne kadar 'gelişmişlik' ve gerçeklik
yansıttığına ve içinde ne kadar 'insan' olduğunu anlamak için bu bölgenin
geçmişine yakından bakmak gerekiyor.
TANIMADAN YOKEDİLMEYE HAZIRLANILAN VADİ
Anamas, Dedegöl, Tota ve Kuyucak dağlarıyla çevrili olan havzada yüzlerce yıldır
sürdürülen 'yarı göçebe' yaşam, temelde doğayla uyumlu bir ritme bağlı
gelişiyordu. Kasımlar, Kesme ve Ayvalıpınar beldeleri havzanın önemli
yerleşimleri. Ancak Eldere, Menteşe, Darıbükü, Güldallı, İbişler, İncedere,
Kartoz, Bucakdere ve Belence gibi bir çok küçük köydeki kültürel doku henüz
üzerinde hiç bir bilimsel çalışma yapılamadan yokolmak üzere.
KÖPRÜDEN, SADECE 'YAŞAMAK' İÇİN GEÇEN İNSANLARIN COĞRAFYASI
Kasımlar Barajı'nın etki alanına havzadaki yaşam, doğanın dilini çözmeyi bilen
insanların, arınmış, özleşmiş ve giderek parçası oldukları toprağa dönüşme
şeklinde bir döngüye sahip. Nehir kıyılarındaki küçük alüvyonal arazilerde,
sebze, yamaçlardaki tarlalarda da buğday yetiştirerek yaşamını sürdüren bölge
insanını hayata bağlayan en önemli sosyoekonomik değer ise yakın zamana kadar
kıl keçisi yetiştiriciliğiydi. Ancak son on yıldır keçi bitme noktasına gelmiş.
Bütün dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğu narin bir coğrafya olan bölgedeki
farklılık öylesine belirgin ki, buradaki insanlar satmak için değil, yaşamak
için üretiyorlar. Köprüden, bir yere gitmek için değil, hayatta kalabilmek için
geçiyorlar. Burada insanlar ektikleri bahçelerin sahibi değil, o bahçenin gülü.
O bahçeler kuruyunca ilk solacak olanlar vadinin bu kırılgan insanları olacak.
Sayıları büyük oranda azalan keçiler tamamen yok olunca varlıkları coğrafyadan
ilk silinen vadinin insanları olacak. Vadilerin insansızlaştırılması, o
vadilerden beslenen Anadolu'nun ruhunun ve kültürel derinliğinin de acımasızca
tarihten silinmesi demek.
OT PEŞİNDEKİ YAŞAMIN DİYALEKTİĞİ- 'YER BANA Çimen VERDİ'
O değerlerden biri olan kıl keçisinin kültürel ve ekonomik değeri, gerçekliği;
bölgenin geçmişinde önemli bir birikim yaratmış. Keçi ve ot peşinde süregelen
yaşamın döngüsü, efsaneleri, masalları ve inanışları besleyerek bugün bir çoğu
unutulmuş olan 'soyut' kültür mirası bırakmış. Yörük dedelerinden dinlediğim
tekerlemenin yöredeki Özgün söyleniş biçimi, toprağın ve doğaya bağlı yaşamın
döngüsünü ve diyalektiğini Yalın biçimde ve bir çırpıda özetleyen çarpıcı bir
'çevrim' hikayesi anlatır:
Köyden çıktım yaylaya
Yaylada kaymak yedim
İndim tekrar köye
Hoca'dan değnek yedim
Değneği ateşe verdim
Ateş bana duman verdi
Dumanı ben göğe verdim
Gök bana yağmur verdi
Yağmuru ben yere verdim
Yer bana Çimen verdi
Çimeni ben kuzuya verdim
Kuzu bana boncuk verdi
Boncuğu ben kıza verdim
Kız bana çocuk verdi
Yusuf Yavuz
26.07.2011
Odatv.com
Yukarı Köprüçay'ın "Hayat Bilgisi" belgesel oluyor
Ankara merkezli sinemacılardan oluşan Sinemakavram ekibi, Isparta’nın Sütçüler
ilçesindeki Yukarı Köprüçay Havzası’nda başladıkları “Yer Bize Çimen Verdi”
adını taşıyan belgeselin çekimlerini tamamladı. Bölgenin tehdit altındaki
doğasına ve kültürel birikimine odaklanan belgeselin, 2012 yılı başlarında
izleyiciyle buluşması planlanıyor.
BU ZENGİNLİK KEŞFEDİLMEDEN TARİHE KARIŞACAK
Isparta'nın Sütçüler ilçesi sınırlarında bulunan Yukarı Köprüçay Havzası,
keşfedilmemiş doğasının yanında içinde barındırdığı çok sayıda köyde yaşayan
‘insan hazineleriyle’ adeta bir masal ülkesi. Ancak modern yaşamın acımasız
çarklarının dönmesiyle zaman içinde giderek boşalan yörenin kültürel birikimi ve
doğası henüz keşfedilmeden yok olmak üzere. Yöre insanının deyimiyle, havzaya
adını veren Köprüçay ırmağının üzerinde projelendirilen baraj ve HES’lerin
hayata geçmesiyle birlikte tarihe karışacağı söylenen yaşam ustalığı ve ‘hayat
bilgisi’ belgesel oluyor.
ÇEKİMLER 15 Gün SÜRDÜ
Ankara merkezli Sinemakavram ekibi, bölgenin bu zenginliğini kayıt altına almak
amacıyla başladıkları belgesel projesinin çekimlerini tamamladı. Yaklaşık 15 gün
Süren çekimlerde ağırlıklı olarak Kasımlar Barajı ve Hidroelektrik Santrali
projesinin etkisinde kalması beklenen Kasımlar, Darıbükü ve İbişler köyleriyle
Darıbükü köyünün Gürüz mahallesinde yaşayan insanların hikayeleri ele alındı.
2012 yılı başlarında tamamlanarak gösterime girmesi beklenen 80 dakikalık
belgeselin, festivaller ve yarışmaların yanı sıra televizyon aracılığıyla da
izleyiciyle buluşması hedefleniyor.
‘KENDİ KENDİNE YETEN YAŞAMDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENECEĞİZ’
Ahmet Kapucu, Özlem Işıklı, Alper Kocatepe, Şeyda Maraş ve Ulaş Temur’un da
aralarında bulunduğu Sinemakavram ekibi bölgedeki çekimlerin çok verimli
geçtiğini belirtiyorlar. Belgesele adını veren tekerlemenin, yörenin hala
direnen üretim-tüketim ilişkisiyle birlikte sosyal yapısını da tanımladığının
altını çizen Sinemakavram ekibi, yeterince keşfedilmemiş olan vadideki
insanların kendi kendine yeten yaşamlarından öğrenilecek çok şey olduğunu
vurguluyorlar.
KEMANECİ DÜLDÜL VE ZINGIRTICI’NIN HİKAYELERİ
1914 yılında Darıbükü köyünde Doğan ve yörede ‘Hasan Dayı’ olarak tanınan Hasan
Demir’in yaşamından yola çıkarak yörenin Özgün insanlarına odaklanan belgesel;
Kemaneci Düldül, Saz ve söz ustası Zıngırtıcı, Serpil-Abdurrahman Kökdoğan,
Kasap Hasan, Saatçi Mehmet Usta, Dokumacı Sultan Kadın, Zafire Avcu, Âşık Yusuf
ve Gülizar Çelik’in hikâyelerini ele alıyor.