Yapım Tarihi - 2013
Süre - 01:12:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, Türkiye, Fransa, Ermenistan
Yönetmen - Lusin Dink
Senaryo - Lusin Dink
Görüntü Yönetmeni - Thomas Mauch, Emre Başaran
Kurgu - Eytan İpeker, Ali Aga, Umut Sakallıoğlu
Müzik - Francois Courtier, Barteh Gliniahi Gumidos
Yapımcı - Soner Alper
Yapımcı Firma - Nar Film
Oyuncular - Artur Norigyan, Kevork Malihyan, Oşin Çilingir, Sevinç Erol
Yazar William Saroyan sürgün bir Ermeni ailenin çocuğu olarak 1908’de ABD’de
doğar. Kendisini her zaman Ermeni, Amerikalı ve Bitlisli (Ermenice- Bitlisli)
olarak tanımladı. 1964’te uzun bir Anadolu yolculuğuna çıkar. ‘Saroyan Ülkesi’,
gerek yol arkadaşlarının tanıklıkları gerekse Saroyan’ın kendi anıları ve
hikâyeleri aracılığıyla yazarın öfkesini, tutkusunu, özlemini, empati yetisini
ve insan sevgisini sergilemektedir.
50. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Belgesel Dalı, Finalist. 2013
Kaynak
Antalya Altın Portakal Film Festivali
Saroyan Ülkesi İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma’da!
2010 yılından beri Ermenistan ve Türkiye arasındaki ortak yapım film
projelerinde destek veren Ermenistan Türkiye Sinema Platformu’nun 2011 yılında
desteklediği, yönetmenliğini Lusin Dink’in, yapımcılığını Soner Alper’in
üstlendiği Saroyan Ülkesi / SaroyanLand adlı film, 32. Istanbul Film
Festivali’nde Ulusal Yarışma’ya seçilen filmlerden biri oldu.
2011 yılı Nisan ayında, İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıda Ermenistan
Türkiye Sinema Platformu tarafından 30 bin dolarla ödüllendirilen Saroyan Ülkesi
/ SaroyanLand, Lusin Dink’in ilk filmi. Dink filminde dünyaca Ünlü, Bitlisli ve
Fresnolu yazar William Saroyan’ın 1964’te ailesinin şehri Bitlis’e yaptığı
yolculuğu, Saroyan metinleriyle, şiirsel bir gerçekçilikle bugüne taşıyor.
Saroyan Ülkesi / SaroyanLand’in Türkiye prömiyeri, İstanbul Film Festivali
Ulusal Yarışma kapsamında 11 Nisan 2013, saat 13:30’da Atlas Sineması’nda
gerçekleştirilecek. Biletler için www.biletix.com
32. İstanbul Film Festivali’nde ayrıca, Ermenistan Türkiye Sinema Platformu’nun
yapım aşamasında destek sunduğu yönetmenliğini Somnur Vardar’ın, yapımcılığını
Zeynep Güzel’in yaptığı Yolun Başında / Beginnings de belgesel seçkisinde
gösterilecek.
director Lusin Dink
script Lusin Dink
cinematography Thomas Much, Emre Başaran
editing Eytan İpeker, Umut Sakallıoğlu, Ali Aga
production-distribution Nar Film, Soner Alper,
Caferağa Mah. Sarraf Ali Sok. Kaan Apt. 25/3
Kadıköy Istanbul
T +90 216 418 4206
soneralper@narfilm.com | www.narfilm.com
The author, William Saroyan, was born into an exiled Armenian family in America
in 1908. He always portrays himself as Armenian, American and ‘Bitlis-tsi’ (from
the city of Bitlis in Turkey). In 1964, he embarked on a grand tour of Anatolia.
As a docu-drama road movie, Saroyanland reveals the author’s anger, passion,
longing, capacity for empathy and love of humankind through the accounts of his
travelling companions and Saroyan’s own memories and stories which are recounted
in voice-over. The script of the film is thus based on a collage of interviews,
the dramatization of Saroyan’s stories and quotations from his writings. In
replicating Saroyan’s journey 47 years after he made it himself, the audience
witnesses the self-discovery of a man as he goes in search of his ancestors.
Lusin Dink studied at Istanbul Bilgi University, Department of Cinema and TV
between 1998-2003. During her education she shot two short films, Threep and
Bugs at the Garden. She has worked over 15 international projects as an
assistant director.
63. Berlin Film Festivali, Türkiye Standı, Gösterim Seçkisi. 2013
66. Cannes Film Festivali, Türkiye Standı, Gösterim Seçkisi. 2013
Kaynak
Avrupa Filmleri Gezici Festival
Saroyan Ülkesi
Production Company- Nar Film
Production Year- 2013
Director- Lusin Dink
Script- Lusin Dink
Cinematography- Thomas Mauch, Emre Başaran
Editor- Eytan ?Peker, Ali Aga, Umut Sakallıoğlu
Producer- Soner Alper, Lusin Dink
Running Time- 72min
Country- Turkey, Armenia
Language- Armenian, English, Turkish
Main Cast- Ali Bayramo?lu, Artur Norikyan, Kevork Malikyan, Sevinç Erol
Synopsis
By making use of memoirs, short stories and the accounts of travelling
companions this docu-drama road movie focusses on the journey of the famous
writer William Saroyan to the birthplace of his Armenian family in Bitlis,
Turkey, in 1964. While retaking the same road, the film aims to understand
Saroyan's unique attitude to belonging, witnessing the self-discovery of a man
who followed the traces of his Armenian ancestors.7
2. Duhok Uluslararası Film Festivali, Irak, Gösterim Seçkisi. 2013
“Sürgünlük arafta kalmaktır”
Ulusal Yarışma’da Altın Lale adaylarından bir diğeri olan, SAROYAN ÜLKESİ
filminde yönetmen Lusin Dink, dünyaca Ünlü Ermeni asıllı Amerikalı yazar William
Saroyan’ın daha önce hiç görmediği memleketi Bitlis’e yolculuğunun izinden
gidiyor. İlk filmini çeken Lusin Dink ile yurt, sürgün, kimlik, zaman gibi
kavramlar üzerine sohbet ettik.
Lusin Dink
Film, 11 Nisan Perşembe, 13.30’da Atlas Sineması’nda gösteriliyor.
Röportaj- Ceyda Aşar
Filmde tüm zamanlar iç içe geçerek, farklı katmanlar yaratıyor. 1964 yılında
Bitlis’e ziyaret etmeye karar veren Saroyan, o Saroyan’ın geçmişini arayışı; bu
iki arayışı da resmeden bugün ve tüm bu zamanlara bakan film zamanı? Tüm bu
zamanları aynı anda yönetmek zor muydu?
William Saroyan tüm zamanları edebiyatında barındıran bir yazar. Kendi
ailesinin, akraba ve yakınlarının isimlerini hikâyelerindeki karakterlere
vererek, bir nevi soy ağacını geleceğe taşıyor aslında. Bu noktadan bakılınca
lineer akan bir zaman hiç düşünmedim. Ayrıca yolculuk yapmanın kendisi kendi
hayat hikâyemizde bir İleri bir geri gelip gittigimiz bir kısırdöngü değil
midir? Aslında Saroyan’ın hayaletinin tıpkı diğerleri gibi bir musallat olma
edimi var. Göç, sürgün, soykırım, vs… Ne derseniz deyin, zamanın belli kesiminde
hapsolmuş tüm insanlar, halklar için zaman asla sabit değildir diye düşünüyorum.
Yeniden başa dönersek, içeriksel olarak değil belki ama teknik kararlar alma
aşamasında zaman zaman tekrar başa dönüp, sağlamalar yaptık doğal olarak.
Zaman, bellek ve mekân kavramları çevresinde dolaşırken Saroyan’ın yanı sıra
ilham aldığınız başka biri oldu mu? Berger, Bergson, vs?
John Berger’in Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü kitabı
okuduğum birkaç kitaptan ilkiydi. Zaman, ev (home), gerçeklik gibi
sorgulamalarının bana yol gösterdiğini söyleyebilirim. Filmin düşünsel yanı
üzerine düşünürken, yine daha önce Okumuş olsam da, Baudrillard, Zizek, Lacan,
Bergson gibi düşünürlerin kitap ve makalelerinden cümleler tekrarlarken
buluyordum kendimi...
Filmde de alıntı yaptığınız gibi “Hafıza hayal gücüdür”. Hem yaşanan acılara
parmak basmak, hem de bunların kurmaca olmadığını aktarma meselesi aklınızı
kurcalamış mıydı?
Evet, hafıza hayal gücüdür. Yaşanan bir olayı her birimiz farklı anlatabiliriz.
Fakat bu olayın kendisini değiştirmiyor. Bence değişen, yaşananlara yaklaşım
biçimimiz olabilir. Ama bazen şunu unutuyoruz ki, gerçek bizi yakalar.
Baudrillard’ın da değindiği gibi, istediğiniz kadar kurgulayın, gerçek olan
karşınıza çıkacaktır. Bu, zıt gibi görünen iki olgunun aslında hayatın
kendisinde iç içe olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Saroyan’ın yazdıklarını ve
hissiyatını takip etmeye çalıştım.
O kadar çok Saroyan yazısı arasından tam da sahneye uygun olanını ve gerçekten
bize anlatır gibi konuşan Saroyan cümlelerini bulmak ne kadar zorladı sizi?
Benim için zor olduğu kadar aynı zamanda öğretici bir süreçti. Saroyan’ın sadece
Türkçede çıkan değil, Ermenice ve İngilizce kitaplarını da okudum. Çekimlere
kısa bir süre kalmasına rağmen hâlâ Saroyan okuyordum. Filmin hazırlık sürecinin
bir buçuk sene olduğu düşünülürse… Aslında baştan bazı kararlar aldığım için bir
nevi genel filtrelemeyi önceden yapmıştım zaten. Mesela Saroyan’ın özel hayatına
dair bu filmde hiçbir şey olmayacaktı. Bir de Saroyan’la insanların arasına
mesafe koymak istemedim. Eşsiz ve büyük bir edebiyatçı portresi yerine,
kendisinin de karakterlerine yaklaştığı gibi “insan” Saroyan’ı aradım. Zaten
bulmak da zor olmuyor söz konusu Saroyan olunca. Yine de seçmekte zorlandığım
yerlerde hep Karin Karakaşlı’ya danıştım. Karin’in edebiyatçı yönü çok büyük bir
artı oldu.
Tüm metinler Saroyan alıntısı mı yoksa sizin tasarladıklarınız da var mı?
Filmde geçen tüm metinler Saroyan’a ait. Hiçbir ekleme yapılmadı. Böyle bir
şeyden özellikle kaçındım.
Saroyan ile ilk ne zaman nasıl tanıştınız? Üzerinizde en çok etki bırakan eseri
hangisi?
Biz Ermeniler William Saroyan’ı biliriz. Ama ne kadar? Benim Saroyan’la ilk
gerçek tanışmam çok sevdiğim birinin ofisinde duvarda asılı bir portresiyle
oldu. Aradan yıllar geçtikten sonra, 2008 yılında Erivan’da dolaşırken,
tesadüfen William Saroyan heykelinin açılışında buldum kendimi. Bunun üzerine
daha fazla okumaya başladım. Şu an için en sevdiğim eseri gibi bir ayrım benim
için çok zor. Fakat ilk okuduğum Saroyan kitapları Aras Yayınevi’nden çıkan
kitaplar olduğu için, onlar benim için özeldir. Bir de bir nevi kendi
otobiyografisi gibi kaleme aldığı hikâyelerden oluşan Here Comes, There Goes,
You Know Who adlı kitabı.
Onunla tanışmış olsaydınız ve eğer bu belgeseli onunla çekme şansına
erişseydiniz, ona ne sormak isterdiniz?
Saroyan’la tanışsaydım bu film böyle olmazdı. Tüm süreç boyunca hep şunu
düşündüm- Muhtemelen şu an yukardan bir yerlerden “Kızım, başka işin gücün yok
mu? Git başka şeylerle uğraş!” diyor bana...
Saroyan’ın geçmişinin sizinle kişisel olarak ortaklık alanları neler? Ermeni
olmanın yanı sıra?
Ermeniler gibi yerlerinden yurtlarından edilmiş, parçalanmış toplumlar, ortak
kimliğin yanı sıra hayatta kalma mücadelesi, ötekileştirme, atalarından
kendilerine miras kalan hikâyeler, vb. gibi bir ortaklıkla büyürler. Aslında
aynı sorgulamalar farklı ülkelerde de olsa kendini gösterir. Ben Saroyan okumaya
başladığım zamanlarda aslında benim kelimelerimin yetmediği cümlelerle
karşılaştım. Bir tercüman bulmuştum sanki. Ne kadar çok kişi bunu biliyor,
bilmiyorum. Fakat buradan başka ülkelere giden Ermeniler de çok zorlanmışlar.
Öyle Amerika’ya gidip de tozpembe bir hayatın içinde bulmamışlar kendilerini.
Saroyan’ın kendisinden bahsedecek olursak, okulda dahi çocuklar Ermeni, Süryani
oldukları için ezilmişler. Düşünsenize 1900’lerin başından bahsediyoruz.
Film, yurda dönüş temasını içerse de, Saroyan’ın dediği gibi “yurt”un ne
olduğunu da sorguluyor. Yurt ve sürgünde olmakla ilgili size de yeni ufuklar
açtı mı?
Yine Saroyan’ın bir hikâyesinden örnekleyeyim. Saroyan’ın Madness in the Family
/ Ailede Delilik hikâyesinde Amerika’ya giden ilk kuşak ailenin dayısı Vartan
sürekli birinin ölümünü bekler. Biri hastalandı mı sevinçle ölmesini bekler.
Saroyan bu durumu şöyle anlatır- Ölüm içimizden birini yakalamadığı, biz de onu
gömüp orada yattığını bilmediğimiz sürece nasıl herhangi bir yere ait
olabilirdik? Hikâyenin sonunda biri ölür ve Vartan, “Nihayet Amerika’da
olduğumuzu anlayabileceğiz artık” der. Bugün Amerika’da Ermenilerin mezarlıkları
var. Ama Türkiye topraklarında da var… Bundan yola çıkarak sürgünlüğün arafta
kalmak olduğu tanımı yanlış olmaz sanırım.
"Yurt”un yanı sıra Saroyan “what is it to be a man? (insan olmak ne demek?)”
sorusunu da soruyor. Bu bağlamda filminizin biraz daha evrensel, aidiyet
kavramlarının üzerinde bir hisse sahip olmasını tasarladınız mı?
Açık konuşmak gerekirse, tüm bunların beraber tartışılmasının bizi “evrensel”
insanlığa bir adım daha yaklaştıracağına inanıyorum. Bu süreçte de
kimliklerimizin, aidiyetlerimizin, hissiyatların bizi evrensel olandan
uzaklaştıracağını düşünmüyorum. Tam tersi bir yaklaşım tek tip toplumlar doğurur
ve bunun evrenselliği de bence tartışılır. Yerel olanın değerini teslim
ettiğimizde zaten evrensele yaklaşacağımızı düşünüyorum.
Çekimler ne kadar sürdü? Bir yol filminde değişik bölgelerde karşınıza
çıkabilecek olası sorunları bertaraf etmek için ne tür önlemler aldınız?
Toplam çekimler üç hafta sürdü. Bunun iki haftası yollarda geçti. Biz
Trabzon’dan Bitlis’e kadar olan güzergâhı filmin çekimlerinden dokuz ay önce kat
ettik. Dolayısıyla neyle karşılaşma ihtimalimiz olduğunu biliyorduk. Çekimleri
gerçekleştireceğimiz noktalar hemen hemen belliydi. Yine de bir yol çekiminde o
anın getirdiği şartlara açık oluyorsunuz.
Voiceover (anlatıcı ses) için uzun bir kasting arayışınız oldu mu?
Voice-over için bir hayli endişeliydim aslında. Dinlediğim Saroyan kayıtlarından
yola çıkarak, bulacağım sesin onun sesine benzemesini istiyordum. Türkiye’de hem
Amerikalı aksanlı İngilizce hem de Ermenice bilen birini bulamayınca Amerika’ya
gitmeye karar verdim. Los Angeles’ta yönetmen arkadaşım Eric Nazarian’ın
yardımıyla Ara Mgrdichian’a ulaştık. Ara Mgrdichian Amerika’da bir okulda ders
veriyor ve kolajlar yapan bir sanatçı. Ara’nın ailesi de zaten Anadolu’dan göç
ettiği için hikâyeye yakın biriydi. Ara’yla birkaç gün içinde kayıtları
tamamladık.
Film, dünya prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yapacak. Bunun sizin için
anlamını öğrenebilir miyiz?
İstanbul Film Festivali’nde açılış yapmak benim gibi henüz yolun çok başında
olan bir yönetmen için oldukça heyecan verici. İstanbul Film Festivali
üniversite yıllarından beri bizim için aynı zamanda pek çok yeni yönetmen
keşfettiğimiz bir festivaldi. Ayrıca William Saroyan’ın yaptığı bu gezinin 49
yıl sonra izleyiciyle İstanbul’da buluşacak olması heyecanımı daha da
arttırıyor. Umarım film kendi izleyicisiyle buluşur.