Yapım Tarihi - 2021
Süresi - 00:00:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Sezgin Türk
M.Ö. 3. yüzyıldan beri varlığını sürdüren 'Prusias ad Hypium' bugünlerde yüzünü
bize gösteriyor. 'Prusias ad Hypium'da devam eden kazılarla her gün bir keşif
kendini anlatıyor ve hayatımızı etkiliyor.Bir kent tarihini arıyor.Düne cevap
verirken, bugünü ve yarını arıyoruz.
'Prusias ad Hypium' which has been in existence since 3rd century BC., nowadays
shows us its face to us. With the ongoing excavations in 'Prusias ad Hypium'
every day a discovery speaks for itself and affects our lives. A city is
searching for its history . While answering yesterday, we are looking for today
and tomorrow.
Prusias Ad Hypium BUGÜNE BAKIYOR!
Yönetmen Sezgin Türk, Düzce’de bir belgesel daha gerçekleştiriyor. T.C. Kültür
ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği Konuralp’te kazı çalışmaları süren antik
kentle ilgili ‘Prusias ad Hypium Bugüne Bakıyor’’un çekimleri için kamera
arkasına geçiyor.
Ulusal ve uluslararası birçok festivalde belgeselleri yer alan yönetmen Sezgin
Türk, son 10 yıldır Şimşirlik Alabalık Tesisi’nde bulunması nedeniyle 2017
yılında gerçekleştirdiği ‘Arkadaşım Dere’ belgeselinden sonra şimdi de
Konuralp’te yer alan antik kentin izlerini sürmek için ‘Prusias ad Hypium Bugüne
Bakıyor’ isimli belgesel için kamera arkasına geçiyor.
Sizi son zamanlarda birçok insan Şimşirlik’te doğadaki varoluşunuz ve insanlara
bu yaşamı yansıtmanızla tanıyor. Ama biz sizin asıl yaratım alanınızın belgesel
olduğunu; Şimşirlik’le ilgili çabalarken belgesel yapımını da sürdürdüğünüzü
biliyoruz. Bize ilk önce belgesel alanında yıllar içindeki çalışmalarınızdan söz
eder misiniz?
Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Çünkü birçok insan Şimşirlik öne
çıkınca belgesel yaratımından uzaklaştığımı zannediyor. Belgesel yapmak
hayatımda her zaman birincil olan bir şey!
Sinema alanında çalışmaya 1986 yılında Yusuf Kurçenli’nin asistanı olarak
başladım. Çok fena yaşım ortaya çıkıyor! Daha sonra da sinema filmleri ve TV
dramalarında asistan olarak çalıştım. Yani tam bir Yeşilçam deneyimi yaşadım.
Ama asistanlıktan sonra yönetmen olarak belgesele yöneldim. Ne kadar iyi
yapmışım. Hayatın öyküsüne ulaşmak çok heyecan veriyor bana. Yaptığım her film
bir şekilde yaşamıma dokunan, benim yaşamım içinden geçen konularla ilgili oldu.
12 dolayında belgeselim var. Bunlardan 3’ü Düzce’de gerçekleşti. Bu belgesel
dördüncü olacak. Ve size teşekkür ediyorum her zaman benim belgesellerime ilgi
gösterdiniz.
BİR GÖÇMEN KENTİNDE TARİHİN BEŞ DÖNEMİNİ YAŞAMAK
Neden böyle bir belgesel çekmeyi tercih ettiniz?
Dediğim gibi sadece hayatıma değen konularda belgesel yapıyorum. ‘Prusias ad
Hypium’ da tam böyle oldu.
Köy bile olmayan bir yerde Kafkas, Balkan ve Karadeniz göçmenleriyle oluşmuş bir
kentte, yani Düzce’de yepyeni bir boyut ortaya çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz,
Düzce’ye 8 km. uzaklıktaki Konuralp’te Helenistik, Roma, Osmanlı, Erken
Cumhuriyet ve günümüz olmak üzere 5 dönem bu kentin dokusuna giriyor. Düzce
tarihini bulmaktadır dersek abartmış olmayız bence!
Konuralp’te antik kentte süren kazılar çok heyecan verici! Konuralp’te kentin
tam ortasında olmasına karşın, saklı kalan ‘Prusias ad Hypium’, kazılar
neticesinde yüzünü gösterdi ve Düzce’ye bakmaya başladı. Ve yaşamı etkiledi. Bir
yanda arkeolojik veriler, diğer yanda yaşama yansıması! Özellikle bu yansımanın
izini süreceğiz.
Peki Düzce serüveni sizin için nasıl başladı?
Annemin Düzceli ve Kafkasya göçmeni aileden olması nedeniyle bu zamana kadar
Düzce’nin bir göçmen kenti olmasıyla daha çok ilgilendim. Anadolu’da göçlerle
oluşmuş tek kent olması nedeniyle başlı başına ele alınması gereken bir deneyim
bu. Aslında yalnızca bu konuda bir belgesel yapmak isteğim var. Ama diğer yandan
bu tarihsel boyut çok etkileyici! Üstelik bu zaman kadar bu tarihsel boyutla pek
ilgilenilmedi.
Çocukluğumda Düzce’de yaşamadım ama sıklıkla Düzce’ye geliyordum. O yıllarda
Konuralp’teki tarihi hissetmeye ilişkin bir deneyim yaşadığımı hatırlamıyorum.
İlk olarak Konuralp’e, 1993’te Hasan Özgen ve Savaş Güvezne’nin, ‘Zamana Açılan
Yollar’ belgeselinde yönetmen yardımcısı olarak çalıştığımda gitmiştim. Usta
belgeselci olan bu kişilerle ilk olarak Prusias ad Hypium’da yaşadım. Açıkça
söylemeliyim ki, Düzce’ye bu kadar yakın yaşayan biri olup bu tarihi
hissetmediğim için utanmıştım.
TARİH BİR KİMLİK OLUŞTURUYOR
Bu durumun kentin kimliğine dair yeni bir soluk kazandıracağını söylersek
abartmış olur muyuz?
Biz Düzce’de yaşayan göçmenlerin torunları olarak, yaşadığımız yeri hissetmek
zorundayız. Bunun yolu da tarihten geçiyor. Bu tarih hepimizin yaşadığı bu yeri
daha anlamlı kılacaktır. Veya yaşadığımız yeri içselleştirmenin yolu bu! Böyle
bir içselleştirme ortak bir kimlik oluşumunda da etken olacaktır.
Bu nedenle ‘Prusias ad Hypium’ kentinde yoğunlaşan kazı çalışmasında arkeolojik
veriler kadar beni ilgilendiren yanı bu tarihsel boyutu ve kentin kimliğine
yansıması!
“HER GÜN BİR BULUNTU, YENİ BİR HEYECAN, BİR VERİNİN YAŞAMA KATILMASI”
Kuşkusuz henüz çok bilinmeyen, ama önemli arkeolojik veriler taşıyan ‘Prusias ad
Hypium’u yaşamak bir belgesel yapmak için her yönetmende güçlü bir etki
oluşturur. Batı Anadolu’nun en önemli antik tiyatrosunun bulunduğu ‘Prusias ad
Hypium’da bugüne kadar kapsamlı arkeolojik kazı yapılmamış olmasına karşın,
bugün süren kazı çalışmalarında her anı belgelemek bir belgeselci için harika
bir şey! Her gün bir buluntu, yeni bir heyecan, bir verinin yaşama katılması!
Her gün geçmiş ile bugün arasında yeni bir bağlantı! Bir dünya mirasının yerel
bir zamandan evrensel bir zamana katılması…
Arkeolojik verilerle insanların yaşam biçimlerini anlayabilmek, insan ve çevre
arasındaki karşılıklı ilişkileri hissedilebilmek… Geçmişten bugüne yol alışı
görebilmek… Umarım bu belgesel bunu yaşatacaktır. Uygarlığın belleğine
ulaşmaktır bu!
“YILLARCA BU TARİH SAKLI KALDI”
Böyle bir kültürel mirasın nasıl yansımaları olacağını düşünüyorsunuz?
Aslında bu soru tam da bizim belgeselde aradığımız yanıt olacak. Bir yaşam
zenginliği, sunuma nasıl çıkarılmaktadır? Bunun Düzce’de, özellikle Konuralp’te
yaşayan insanların yaşamlarında karşılığı nedir? Yerel bir kentin, kültürel bir
mirasla evrensel bir konumda yol alışında nasıl dönüşümler yaşanır? Bu
belgeselin gerçekleşme sürecinde bu dönüşümlerin de en yoğun olduğu zamanları
yaşayacağımızı düşünüyorum.
Sizin bu tespitlerinizle bağlantılı olarak Düzce Belediyesi’nin logosunu
değiştirmesi ve logoda Konuralp Bey’e yer vermesini nasıl buldunuz?
Bu konu sosyal medyada epey yer aldı. Grafik tasarımı veya başka açılardan epey
tartışıldı. Ama Düzce’nin tarihle ilişkisi, bu tarihle bağlantı kurması
açısından pek ele alınmadı. Bir göçmen kentinde insanların bir anda bir tarihe
kendini ait hissetmesi elbette hemen mümkün olmuyor. Düzceliyim dediğinde,
ardından gelen soru “hangi millettensin?” ise bir anda böyle tarihi
içselleştirmek kolay değil. Ama dediğim gibi Konuralp’teki kazılar bize geçmişle
ilişki kurmakta güçlü bir açılım oluşturuyor.
Biz göçmen torunları artık yerleşik yaşamdayız. Düzce’deyiz. Bu toprakların
tarihini yaşamımıza almak, içselleştirmek bizi zenginleştirecektir. Her şeyden
önemlisi yaşadığımız toprağı hissetmemizi sağlayacaktır. Bunu çok önemsiyorum.
Çünkü yaşamı tarihle anlayabiliyorum.
Ayrıca Sn. Dr. Faruk Özlü’nün Konuralp’teki kazıları çok önemsediğini, onun
yaklaşımının bu çalışmalara ivme kazandırdığını biliyoruz. Yıllarca bu tarih
saklı kaldı. Antik tiyatroda her basamağın ortaya çıkışında bile ne kadar çok
heyecanlanıyoruz. Düzce Belediyesi’nin bu çalışmaya bakışı çok belirleyici oldu.
Gördüğüm kadarıyla Düzce’nin tanıtımına ilişkin de bu tarihsel veriler etkin
kullanılıyor. Düzce doğasıyla ve birçok yönüyle çok etkileyici! Ama görüyoruz ki
tarihiyle de çok etkileyici.
Son olarak ne söylemek istersiniz?.
Sonuç olarak, yıllarca saklı kalmış bir tarih bize dokunuyor. ’Prusias ad Hypium’
uyanıyor, bize bakıyor; bizi dönüştürüyor. Bu belgesel de bu yaşamın içinde yer
almak istiyor.