Naze




Yapım Tarihi - 2006
Süre - 00:72:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Format - Orijinali Kürtçe. Türkçe veya İngilizce Altyazılı

Yönetmen - Ümit Kıvanç
Hikaye, Senaryo -
Görüntü Yönetmeni - Ümit Kıvanç, Oktay İnce
Kurgu - Ümit Kıvanç
Sanat Yönetmeni - Ümit Kıvanç
Yapımcı - Ümit Kıvanç
Görüşmeler - İrfan Aktan
Müzik - Ümit Kıvanç, Richard HAMER, Eylül DURU
Yönetmen Yardımcısı - İ. Mehmet Erkmen
İngilizce Çeviri - Nazım DİKBAŞ, Neşe Şen, Ümit Ünal
Basılı Malzeme - Sertaç Ergin, Ebru Özbay

Teşekkürler
Malbat a Aktan û Tımarcı, gelê gunde Befircan û

The families Aktan and Tımarcı and
the people of the village Karlı/Befircan and

Aktan ve Tımarcı aileleri ve
Karlı/Befircan köyü halkı ile

Tanıl Bora, Aksu Bora, Gamze Göker.



"Zîlfê öldü, Zerê öldü, Meryem öldü, Hacı Düri öldü, Hacı Feyroz öldü, kiminle
konuşacağım artık?

Van'da, sana gözlük verelim, dediler. Neye bakacağım ki, dedim.

Benim için günbatımıdır! Ben artık dünyayı kendimden saymıyorum; benden geçti.

Ben fakir, pis, çirkin bir yaşlı kadınım. Ne aklım var ne dişlerim ne gözlerim.
Ne işe yararım ki!

Gençler hayat doludur, yaşlılar gençlerin gözünde çirkindir. Öyle değil mi?

Ölüm o kadar yakın, o kadar yakın ki... Hak ilahından başka şeyi gözüm görmüyor
artık.

Akıbet gidiş. Kabrimi daraltamam, zaten dar.

Toprak altına gireceğiz. Böbürlenmemize gerek yok, günahkârız biz.

Yok valla, ben güzelliğini görmedim. Bir tek babamın evinde güzellik gördüm.
Dünyaya çıktıktan sonra, hepsi de zehir olup burnumdan geldi.

Babamın iki karısı vardı. Üvey annem öldü, onun adını bana verdiler- Nazê."




Elbette Nazê'nin hayatı sadece -henüz- 105 yıl sürdüğü için Özgün değil. Ana
karnındayken babası zehirlenmiş, genç kızlığında, hiç tanımadığı bir adamla
başka ülkeye, bambaşka bir yaşam çevresine doğru yola çıkmış, pek çok bakımdan
"yabancı" kimliği taşıyarak, aslında hiç de bulunmayı tercih etmediği yerlerde
on yıllarca bulunmuş.


--------------------------------------------------------------------------------

Akre sınırını geçtikten sonra, ben pişman oldum. Halit bana, "Pişman mısın?"
dedi. Ben de, "Evet, çok pişmanım," dedim. Dedi ki- "Okuduğum Kuran üzerine,
eğer pişman olursan, göğsüne tek mermiden fazlasını sıkmam!"

--------------------------------------------------------------------------------

"YÖNETMEN ANLATIYOR" BÂBINDAN... / ümit kıvanç

Nazê Irak'ta doğdu, Irak, İran ve Türkiye'de yaşadı. "Yaşadı" derken, 2005
Kasım'ında halen Süren 105 yıllık bir ömürden söz ediyoruz. Nazê ile, yaklaşık
otuz yıldır yaşadığı, Yüksekova'nın Karlı (Befircan) köyünde kısa bir süre
geçirdik birlikte. Torunu İrfan Aktan onunla her gün birkaç seans, saatlerce
söyleşti. Nazê'nin anlattıklarını bana sonradan özetledi. Çünkü Nâzê Türkçe
bilmiyordu; haliyle. Ne yapsak, başka ne sorsak, acaba o masalı niye anlattı...
Biraz el yordamıyla, daha çok da beş duyunun ötesinde duyularla ilerleyebildiğim
bir çalışma oldu benim için.

Elbette Nazê'nin hayatı sadece -henüz- 105 yıl sürdüğü için Özgün değil. Ana
karnındayken babası zehirlenmiş, genç kızlığında, hiç tanımadığı bir adamla
başka ülkeye, bambaşka bir yaşam çevresine doğru yola çıkmış, pek çok bakımdan
"yabancı" kimliği taşıyarak, aslında hiç de bulunmayı tercih etmediği yerlerde
on yıllarca bulunmuş... dahası, filmin sürprizlerini bozmamak için burada
anlatmayayım.


--------------------------------------------------------------------------------

Oğlan dağ başında devriyeydi. Arkadaşına bir mektup yazdırmıştı. Diyordu ki-
"Tabutumun tahtaları altından olsa, çivileri yakuttan... gözüm hiçbir şeyi
görmez. O kadar kahroluyorum ki, ağzımdan çıkan buhar, dumana benziyor. Allah ve
gökyüzü dışında kimseyi göremiyorum."

--------------------------------------------------------------------------------

Nazê'nin hayatına ve dünyaya dair kendine has izlenim ve yargılarını kâh
şaşkınlıkla kâh hayranlıkla öğrenir, 105 yılın birikiminden bize sunduklarını
hazmetmeye çabalarken, bir yandan da, onun, epey yaygın bir kadınlık kaderini
paylaştığını fark etmemek imkânsızdı. Bu film için Nazê'yi bize anlatan Hanım'ın
(Nazê'nin gelini) öyküsünün de işin içine katılıvermesi bu yüzden, kaçınılmaz
oldu.

Şu kadarını, filmin sürprizini bozmadan da belirtebilirim ki, işin içine
giriverenler, Hanım'ın öyküsünden ibaret de kalmadı. Geride, Nazê'ye bir dönem
epey çektirmiş, ama kendi de zamanında bir tek insanın başından geçtiğine
inanmakta zorlanacağımız badireler atlatmış, güçlü, çok güçlü bir kadın,
Nazê'nin kaynanası Mavi var. Kaderleri Nazê ve Hanım ile benzeşen kızların
adları, ruhları dolanıyor her yanda... Öykülerinden haberdar oluyoruz. Ya da
türkülere konu olmuşlar. Bazıları da ete kemiğe bürünüp çıkıyor karşımıza. Bize
türküler söylüyorlar.


--------------------------------------------------------------------------------

Çalışkanmış, her işi yapmış ama kaynanası yine de ondan razı olmamış. Çok iyi
terziymiş. Yaptığı yemek, pişirdiği ekmek meşhurmuş. Ama kaynanası, "sen bizden
değilsin, sana kanım ısınmıyor" diyormuş.

--------------------------------------------------------------------------------

İnsanın yaptığı iş üstüne konuşması kadar zor bir şey yok. Ama Nazê filmi için
ille de bir şey söylemem gerekirse, şöyle diyebilirim- Büyük şehir insanları
için kavranması zor hakikatlerden, dağların bulutların ağaçların, gözüme görünen
değil de hayal gücümde canlanan suretlerinden masalımsı bir film yapmaya
çalıştım.

Filmin kurgusunu, ritmini, "havasını", filmin konu aldığı kişilikler ve
mekânlardan, "oraların zamanı"ndan hareketle oluşturmaya çalıştım. Kızlar ve
Kökler'de, "gündelik yaşantılarına hiç değmeyen bu insanların hayatını büyük
şehirlilere izleteceğim" iddiasıyla aşırı dinamik bir kurgu ve heyecanı sürekli
ayakta tutan müzikler yapmıştım. Soluk alacak, başı öbür yana çevirecek fırsat
bırakmamacasına. Nazê'de, "konu"nun ruhuyla uyum içinde davrandım.

Buna tek istisna, filmin müziğidir. Filmin müziği, Nazê'nin âlemine değil, o
âleme başka bir âlemden bakanlara ait. Bazı altyapılar oluşturdum ve bunları,
Eylül Duru büyük ölçüde doğaçlama vokallerle, Richard Hamer yine doğaçlama
saksofon tınılarıyla bezedi. Daha sonra bunları kesip biçtim, yeniden
ilişkilendirdim. Eylül ile Richard'ı kendileri için bir bilinmeyene, bir
maceraya sÜrükledim; ses çıkarmadan, yani sadece gereken sesleri çıkararak
geldiler. Teşekkür borçluyum.


--------------------------------------------------------------------------------

Gulortlu İmam Ahmet geldi ve dedi ki- "Ağa, dini dünya malına değişme! Bunu
götürüp öldürecekler. Sana verecekleri, bunun kanıdır. Kendini altın ve ziynete
verme. Altın olan budur. Başka altını ne yapacaksın!"

--------------------------------------------------------------------------------

Ama bu filmin "müziği"nden söz ederken atlamamamız gereken bir başka ses var-
Nazê'nin sesi. Filmi, kurgunun çeşitli aşamalarında izlettiğim arkadaşlarım,
henüz altyazılar da ortada yokken, hiçbir şey anlamadıkları halde Nazê'yi uzun
uzun dinlediler. Bu çok çarpıcı bir deneydi benim için. Ben kesmedikçe, "durdur"
demedi hiçbiri. Nazê'nin ağzından dökülen bütün kelimeler, bütün vurguları,
hattâ bütün iç geçirmeleri galiba dinleyenlerde 105 yıllık bir şarkı karşısında
duyulacak cinsten bir saygı ve kendini verme isteği yaratıyordu. İtiraf edeyim
ki, kurgu sırasında ben de çoğu defa kendimi bu müziğe kaptırıp uzun süreler
klavye veya mouse'a el sürmeden oturdum.

Nazê filminin bu haliyle ortaya çıkmasına katkısı olan bir olaydan sözetmek
istiyorum. Berlin'de yaşayan fotoğrafçı arkadaşım Metin Yılmaz ile, geçmişte çok
şey paylaştığım Alman arkadaşlarımdan Hanjo Breddermann'ın ziyaretinden.
Buluştuğumuzda filmden sözettim, onlar da görmek istediler. Henüz kurgunun ilk
aşamalarındaydım. Onlara dedim ki- "Bu işin hakkı, uzun uzun planlarla, hiçbir
şeyi aceleye, boğuntuya getirmeden yapmak. Ama bu büyükşehir insanları her
şeyden çabucak sıkılıyor, seyretmiyorlar..." Mâlûm şeyler yani... Onlar da
dediler ki- "Biz bu kadının yüzündeki her bir kırışığı ayrı ayrı beşer dakika
seyrederiz. Korkma!" Bu yüreklendirmeye ne kadar çok şey borçlu olduğumu onlar
da bu satırları okuyunca öğreneceklerdir muhtemelen.

Tıpkı bunun gibi, Gaye Boralıoğlu'nun filmin ham hallerini izlerkenki
ifadelerine de çok şey borçluyum. Adımlarımı daha kararlı atabilmemi sağladı ki,
o sırada en büyük ihtiyacım buydu. (Gaye'ye borcum bununla sınırlı olmadığından,
iyisi mi bu kadarla geçiştireyim!..)

Şimdi gelelim biraz daha somut fasıllara.


--------------------------------------------------------------------------------

Mavi bakmış ki, şu kadarcık bir şişe, içinde zehir titriyor. Kolundan tutmuş,
demiş ki- "Kahpe babalı, onlar öldürmedi sen niye öldüreceksin!" Şişeyi kaptığı
gibi yere vurup kırmış.

--------------------------------------------------------------------------------

Nazê, bir "proje" olarak, İrfan Aktan'ın girişimiyle doğdu. İrfan bana,
babaannesiyle "hayatı" üstüne konuşacağını, böyle bir şeyi çekmeyi düşünüp
düşünmeyeceğimi sordu. Pek de tereddüt etmeden, "Ne zaman gidiyoruz?" dedim.
Filmdeki bütün söyleşileri İrfan yaptı.

Söyleşiler demişken... Aslında film için, sonuçta izleyeceklerinizden çok daha
fazla görüşme yaptık (kadınlar, genç kızlar ve kız çocuklarıyla). Ancak sadece
Nazê'nin torunlarından üçünün bazı sözleri filmde yeralıyor. Birçok görüşmeyi,
film kurgu sırasında kısmen şiirsel kısmen masalsı bir havaya büründükçe
dışarıda bıraktım. İrfan'ın İletişim Yayınları'ndan çıkan "Nazê - Bir Göçüş
Öyküsü" adlı kitabında, hem bu söyleşileri hem de filmde yer veremediğim için
yandığım pek çok ayrıntıyı bulabilirsiniz.

Bana hem yol boyu hem de Yüksekova'daki çalışma sırasında, Mehmet Erkmen
asistanlık yaptı. Hep güleryüzlü, olumlu bir insan olan bu genç arkadaşımla
beraber böyle bir yolculuk ve iş yapmış olmaktan ötürü mutluyum.

Oktay İnce'ye gönülden teşekkürlerimi de burada kayda geçirmek isterim. Daha
önceden de tanıştığı Aktan ailesinin yanına tekrar gitti ve bizim için Nazê'nin
çok güzel görüntülerini çekti - filmde, benim çektiklerimin yanısıra bu
görüntüler de yeralıyor ve filme çok şey katıyor.

Şimdilik, sözü film meydana çıkana kadarki fasılla sınırlı tutayım. Afiş için,
basılı malzeme için, İngilizce çeviri için, gösterimler için göreceğim
yardımları ayrıca belirteceğim şüphesiz. Çünkü, Nazê benim gurur duyacağım bir
film oldu, arkadaşlarımın yardımları da en az bu kadar gurur veriyor.


NAZE'NİN İLK RESMİ GÖSTERİMİ İSTANBUL FESTİVALİ'NDE:
13 NİSAN PERŞEMBE 19.00'DA, BEYOĞLU SİNEMASI'NDA


Kaynak
Ümit Kıvanç Resmi Web Sitesi






43. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Belgesel Dalı, Yarışma Filmi. 2006
4. Batman Hasankeyf Kültür Sanat Festivali. 2006
1001 Belgesel Film Festivali. 2006
5. Ay Işığı Belgesel Sinema Akşamları, Gösterim Seçkisi. 23-27 Ağustos 2006
4. Londra Kürt Filmleri Festivali. 2006
12. Nürnberg, Türkiye/Almanya Film Festivali, Belgesel Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2007
Türkiye & Yunanistan 3. Belgesel Film Buluşması, Gösterim Seçkisi. 2007