Mülteci, İşte Buradayım (Refugee Here I am)




Yapım Tarihi - 2015
Süresi - 01:25:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Eda Elif Tibet, Enzo Ikah
Görüntü Yönetmeni - Eda Elif Tibet
Kurgu - Eda Elif Tibet
Ses - Enzo Ikah, Güney Sokullu
Yapım - Eda Elif Tibet

Oyuncular
Enzo Ikah,Ekrem Özkarpat ,Majd Fares, Philip Najeep, Nuriye Şeker, Recep Şeker,
Ayhan Şe-ker, Tuğba Şeker, Nazmiye Alkan, Stuart Dickson, Eray Arbak, Nick Watson, Faruk Demir Tugayoğlu, Naci Erdem Berkan, Faruk Erhan, Dr.Rama Mani, Mr. Karim Atassi, Prof.Dr. Bengi
Semerci, Tuğba Uçar, Aysu Çöğür, Faruk Erhan, Mikael Şimşek, Cihan Çokbilir, Cabbar Boziye

Mülteciyim, İşte Buradayım
Refugee Here I Am

Kongolu bir müzisyen olan Enzo Ikah’nin İstanbul’ daki müzikal yolculuğunu konu
alan belgesel aynı zamanda Enzo’nun bir mülteci olarak verdiği sıradışı mücadeleyi aktarmaktadır. Türkiye’nin ilk legal reggae
albümü dahil 3 albümü olan, sinema filmi ve dizilerde rol alan, ülke genelinde sayısız konserler veren, konferanslarda öğrencilerle
buluşan, çeşitli kanallarda ve mecralarda röportajları
yayınlanan Enzo her şeye rağmen, Tarlabaşı’ndaki küçük odasından ayrılmaz. Yeni
gelen Suriyeli gençlerle paylaştığı evinde onları hayat için yüreklendiren Enzo, hatıralarını, hayallerini ve vizyonunu aktardığı
odasından bizlere seslenir; ” her insan hayallerinin peşinden gitmeli, tüm sınırlara rağmen”.

Atlas Sineması
2. Salon
19 Ekim 2015 - 12.30

icapff.com


5. Suç ve Ceza Film Festivali, Belgeseller Bölümü Gösterim Seçkisi. 2015





http://www.documentarist.org/2015/fest/DOC2015_Katalog.pdf

Kongolu bir müzisyen olan Enzo Ikah’ın İstanbul’daki müzikal yolculuğunu konu alan belgesel aynı zamanda Enzo’nun bir mülteci olarak verdiği sıra dışı mücadeleyi aktarmaktadır.
Türkiye’nin ilk legal reggae albümü dahil üç albümü olan, sinema filmi ve dizilerde rol alan, ülke genelinde sayısız konserler
veren, konferanslarda öğrencilerle buluşan, çeşitli kanallarda
ve mecralarda röportajları yayınlanan Enzo, her şeye rağmen Tarlabaşı’ndaki küçük odasından ayrılmaz. Yeni gelen Suriyeli
gençlerle paylaştığı evinde onları hayat için yüreklendiren Enzo, hatıralarını, hayallerini ve vizyonunu aktardığı odasından bizlere
seslenir.

‘‘Refugee, Here I am’’ is a musical documentary based on the life of a Congolese Musician Enzo Ikah, a refugee and a renown reggae artist living in İstanbul. Making the first legal reggae album in Turkey, Enzo gives hundreds of concerts and appears in various authorities. He creates awareness about those lives in hardship, coming from war-torn countries and conflictedareas. Despite his growing fame, Enzo does not give up living his small room in Tarlabası which he shares with new coming Syrian neighbours. He composes all his songs, day dreaming in his room, with the determination to raise hope among the refugee youth.

Yönetmen / Director: Eda Elif Tibet, Enzo Ikah
Görüntü Yönetmeni / Cinematography: Eda Elif Tibet
Kurgu / Editing-
Eda Elif Tibet
Ses / Sound-
Enzo Ikah, Güney Sokullu
Yapım / Production: Eda Elif Tibet
İletişim
Contact: eliftibetto@gmail.com






"Mülteci, İşte Buradayım" Üzerine

"Mülteci, İşte Buradayım" belgeselinin beni ilk etkileyen yanı kendi tavrıyla
gözümün önünde durarak dert anlatmaktansa hayatı
aktarmayı tercih etmesi ve kendi dilini hem ilkeli hem de dengeli bir şekilde
kurmuş olmasıydı.

Dönemin şartlarından ötürü mültecilik meselesi günlük bir haber, günlük güzergâh
tanıklıkları, yazlık yerlerimizin manzarası,
mahallemizin yeni gördüğümüz çeperi olarak hayatımızın fanusuna dayanıyor ve
günden güne aramıza koyduğumuz kişisel,
toplumsal, siyasi camımız sırçalaşıyor. Böyle bir dönemde Mayıs’ta ilki
düzenlenen Ankara Mülteci Film Günleri Ankaralı seyircinin
karşısına Mülteci, İşte Buradayım/Refugee, Here I am (2015) belgeselini çıkardı.
Film kısa bir zaman sonra İstanbul izleyicisiyle de Documentarist festivalinde buluştu ve yoluna devam ediyor. Belgeselin hayatını
bize açtığı Enzo İkah aynı zamanda Eda Elif Tibet ile birlikte yönetmenliği paylaşıyor.

Bir mültecinin hayatını anlatan bir filmden beklentiler ürkmeyle de pekâlâ
karışabilir. Günlük hayatımızın düzenini bozacak bir
yüzleşmeyle karşılaşabiliriz; olayın kendisi her hâlükârda dramatikken filmler
vicdanımızı bizim kontrolümüz olmadan çalıştırmak için
yıpratıcı bir acı anlatısı benimseyebilirler; olumsuz yaklaştığımız gruplar
arasında iyi bir örneği izlediğimiz bilgisiyle sosyal mesafelerimiz
değiştirilmeden okşanabilir… Belgeseller de bir noktaya kadar kurmacaya dayanır
nihayetinde ve konunun ciddiyeti bizim olası
“beyaz” kimliğimize dert anlatmayı seçerse kendimize ve çevremize
yabancılaşabileceğimiz bir gerçeklik yitimine de varabiliriz. Bu
kaygılardan dolayı Mülteci, İşte Buradayım belgeselinin beni ilk etkileyen yanı
kendi tavrıyla gözümün önünde durarak dert
anlatmaktansa hayatı aktarmayı tercih etmesi ve kendi dilini hem ilkeli hem de
dengeli bir şekilde kurmuş olmasıydı.

Herhangi biri sayılamayacak bir kişinin, yani mültecinin, İstanbul’da bir
yabancı olarak başlayan hikâyesi, filmin içeriğini
zenginleştiren arşiv görüntüleriyle beraber hem dünyadaki ve tarihteki yerine
oturuyor hem de tek bir kişinin hikâyesi olmaktan çok
mültecilik kavramının ve mülteci kimliğinin sorgulandığı bir hikâyeye
dönüşüyordu. İçeriğin dengesi ve anlatının tutarlılığı için kişisel
fikrim belgeselin konusundan ve içerdiği sorgulamalardan bağımsız olarak da ait
olduğu türü zenginleştirdiği üzerine. Yine de filmin
izleğini fazla serbest yorumlamak istemediğimden her iki yönetmen adına bana
cevap veren Eda Elif Tibet’le biçimin nasıl
kurulduğu hakkında konuşarak ve gerektiğinde cevaplarını alıntılayarak biçim
üzerine yazmayı seçtim.

Enzo’nun üç senesi

Mülteci, İşte Buradayım siyasi sebeplerle Kongo’dan Türkiye’ye gelen ve burada
müzisyen olarak yaşayan reggae sanatçısı Enzo İkah’ın hayatının bir dönemini bize sunuyor. Enzo’nun temsili gelişini anlatan
girişten sonra kendimizi onun odasında ve oda içinde kullanılan öğelerle beraber kişiliğinin kabuğunda buluyoruz. Hemen girişte bize
Enzo’nun hayatında yer tutan Che Guevara, Bob Marley, Hrant Dink, Bandista ve Dalai Lama gibi hem hayattaki tavrını hem de
dünya ve Türkiye meselelerinde fikir yürüttüğünü gösteren figürler tanıtılıyor. Kabuktan Enzo’nun Türkiye ile bağlarını nasıl
kurduğuna, mültecilik meselesine ve dünya tarihinde Enzo’yla beraber bizim ve herkesin durduğu noktaya geçiyoruz. Belgesel Enzo’nun
hayatının İstanbul’daki ilk adımlarını tekrar ediyor ve bizi hayatını çevreleyen insanlarla buluşturuyor. Gelişinden itibaren
Türkiye’de müzik yapmaya başlamasını ve
Kongo’daki aktivizmini burada da yine müzikle sürdürmesini hem Enzo’ya dair
arşiv görüntüleri hem de kendi müzik kliplerinden öğreniyoruz. Bunun yanı sıra sömürge ve mültecilik tarihine dair arşiv
görüntüleri bizi bunun sadece bir kişinin belli bir zamanda
yaşadığı bir deneyim olduğu yanılsamasından bizi kurtarıyor. Harmanlanmış
görüntüler izliyoruz fakat sekansların dizilişi bir karmaşayı
veya bir düzenden kaçışı değil; sekans geçişlerinin ve konularının uyumuyla
kendine has bir dili ve aksamayan bir düzeni ortaya
çıkarıyor.

Filmde mülteci olarak sadece Enzo İkah’ı görmüyoruz, filmde önemli bir yeri olan
tanıdık ziyaretleri sayesinde Enzo’nun iki mülteci arkadaşıyla yaptığı sohbetlere bu kişilerin Türkiye’ye geliş öykülerine de tanık
oluyoruz. Fakat asıl tanıklığımız ilk gördüğümüzde bize
yabancı olan Enzo’nun ve onun temsil ettiği benzer konumdaki insanların
mülteciliği bir kimlik gibi üzerinde taşıyan “tanımlanmış” yabancılar olmadığının farkındalığına varmamızı sağlayacak şekilde gelişiyor.

Benim izlememe göre bu tanıklığın zoraki bir seyre dönüşmemesinde iki etken
diğerleri arasından sıyrılıyor. Bunlardan birincisi
belgeselin hikâyesini bir acı anlatısı üzerine değil, bulunduğu kısıtlı durumda
bile hayatı olumlu bir şekilde yaşayan bir kişinin
ürettikleri, savunmaktan vazgeçmediği fikir ve eylemleri üzerine kurması. Filmin
gerçekten kaçmayan fakat belgelediği insan
dayanışmasının da ürünü olan olumlu tonu Enzo’nun filmde nasıl temsil
edildiğiyle ilgili seçimlerle güçleniyor. Bu ikinci etken benim fikrimce filmin tonunun duygu sömürüsüne kaçmamasında büyük rol oynuyor. Enzo
İkah’ın geçmişinde yer alan Paris’teki eğitimi, Kongo’daki muhalefeti ve bunun sonucunda geçirdiği işkenceler gibi öğeler hem
yüksek sınıflarca hem de sol kitlelerce
benimsenebilecek bir özelliğe sahip. Üstelik bu geçmişin acı deneyimlerinin
bizim ülkemizin tarihinde de karşılığı var. Belgesel ise bu
hazırda bulunan duygulara güvenerek kolayı seçmek yerine kısaca Enzo’nun
geçmişinden bahsedip konuyu onun günümüzdeki üretkenliğine, hayatına ve bu deneyim üzerinden mültecilik ve sömürgecilik
tarihinin tartışılmasına getiriyor.

Gerçekçi sinema tarzını benimseyerek akışa odaklanan filmin çekimleri 3 seneye
varmış. Üç senenin görüntüleri Enzo’nun ve dünyanın mültecilik meselesindeki seyrini bize müzikal ifadelerle vermeyi
başarıyor. Belgesel boyunca hem Enzo’nun çevre edinmesini ve “haklı olmak” olarak tanımladığı reggae ile aktivizmini
birleştirmesini hem de başta yabancı olduğu bu ülkenin sorunlarını benimsemesini izliyoruz. Bu seyir halinde başta tanışıklığımızın
olmadığı mülteci kimliği, Gezi Parkı gibi tüm ülkeyi
ilgilendiren bir durumu benimseyen ve destek veren, Türkiye’yi yabancılamayan
bir kimliğe dönüşürken buna paralel olarak
yabancının ve mültecinin ülke ve dünyadaki tarihi ve durumuyla yüzleşiyoruz.
Enzo, Kongo, Türkiye ve dünya ile bağını emperyalizm karşıtı barışçıl söylemiyle güçlendirirken kendi ülkesi, bulunduğu
ülke ve dünya ona ve diğer mültecilere giderek
yabancılaşıyor.

Yukarıda bahsettiğim uyum ve düzenden ötürü, Eda Elif Tibet’ten aktarılan
belgeselin yapım öyküsünden belgeselin senaryosuz
olarak ortaya çıktığını ve üç yıl boyunca Enzo İkah’ın hayatındaki gelişmeleri
takip ederek doğal akışın yakalandığını, öğrendiğimde şaşırdım. Beraber film yapma kararı alındıktan sonraki süreci Eda
Elif Tibet şöyle anlatıyor:

Tüm filmi baştan sona ikimiz beraber kurguladığımız, düşündüğümüz ve
yarattığımız için de yönetmenliğini paylaşmış olduk. Zaten bu
tip rollere en başından beri hiç önem vermedik, tek kaygımız, derdimizi en etkin
biçimde nasıl aktarabileceğimizdi. Aynı amaç
altında ben film çekiyordum Enzo da müzik besteliyordu, ben ev sahibiydim o
mülteciydi ama tüm bunlar iç içe geçmiş artık önemini neredeyse tamamen yitirmişti. Bir noktadan sonra Enzo hayatından ve
duygularından ilham aldığı şarkıları, artık filmin kendisi için de bestelemeye başlamıştı, çünkü film Enzo'nun ve benim de
hayatlarımızın ve dostluğumuzun önemli bir parçası haline gelmiş, kendiliğinden bir oluşum halindeydi.

İkiz anlatılar

Yukarıda bahsettiğim gibi filmin anlatısı Enzo’nun dünü ve bugününün, mültecilik
ve sömürgecilik tarihini aktaran kesitlerle harmanlanmasından oluşuyor. Bu harmanı özel kılan noktalardan biri Enzo’nun
odasından hayatına ve dünyadaki konumuna ilerlerken odada bize tanıtılan ve onun kimliği ve siyasi duruşuyla ilgili
parçaların bizi yalnız bırakmaması ve filmde kendi yerlerini
edinmesi. Odada resmini gördüğümüz Bandista ilerleyen dakikalarda Enzo İkah ile
beraber yaptıkları şarkıyla karşımıza çıkıyor ve hem Enzo’nun siyasi görüşünü aktarıyor hem de filmin mültecilik üzerine
söylemini pekiştiriyor. Bu öğeler harman içinde yer kazandıkça onlara benzer, filmdeki yeri önceki öğeler tarafından güçlendirilmiş
başka öğelerle çoğaltılıyor ve içerik zenginleşiyor.

Enzo’nun bindiği taksiciyle Ahmet Kaya üzerine konuşması ve filmin motiflerinden
biri olan sürgünlük kavramının yerel karşılığını bulması bunun örneklerinden biri. Bir diğer örnek Martin Luther King’in filmde
belirip daha önceki sömürge ve sömürge üzerine arşiv görüntülerinin sömürülenin edilgenliği olarak yorumlanabilecek anlamını
tersine çevirmesi.

Arşivlerin anlatımı besleyecek şekilde ve birbirleriyle alışveriş içindeki
kullanımı belgeselin orijinal çekimleri ile diyaloga girdiğinde
ise bir nevi ikiz anlatıların ortaya çıktığını görüyoruz. Bu ikiz anlatılar
bence sadece filmin durduğu noktayı pekiştirmiyor ama
belgeselin başarısı olarak sömürge ve kapitalizm tarihine dair daha genel
anlatılara da katkı koyuyor. Sömürgecilerin modern tıbbı
bir sömürü aracı olarak kullanmasını izledikten sonraki sahnelerden birinde
Enzo’nun iki mülteci arkadaşıyla Kongo’nun hayati meselelerinden olan koltan madenciliğinin yol açtığı sömürü ve sağlık sorunları
hakkında yaptığı konuşma bence bu diyalogun en yetkin örneklerinden bir tanesi. Benzeri anlatılar sonucunda hikâye hem güne hem
de tarihe yerleşiyor ve eleştirisini daha kapsamlı
bir alanda gerçekleştirebiliyor.

Parçalar arasındaki uyumun önemli öğelerinden biri de Enzo İkah’ın müzik
kliplerinin filmde kullanımı. Eda Elif Tibet’in yönetmeni olduğu klipler ile belgeselin benzer bir kurguyla çekilmiş olması, müziksel
anlatımın ön planda olduğu filmde içeriğin uyumuna
yardımcı oluyor. Müziğin kliplerinin dışında da harmanın kıvamında önemli bir
payı var. Müziğin akışta görüntüleri bağlamak için
yaptığı aracılık sayesinde de filmin takibi kolaylaşıyor ve belgesel kendini
tanıttığı şekliyle müzikal bir belgesel olmayı hakkıyla
yerine getiriyor. Arşiv taramasının ve eşlik edecek kısımların seçiminin nasıl
yapıldığına dair sorduğum soruya Eda Elif Tibet
tarafından verilen cevap seçim sürecini olduğu kadar film çekiminin işleyişini
de anlatıyor-

Arşiv görüntüler, kendi araştırmalarım esnasında vurgulamak istediğimiz ve
Enzo’nun hayatıyla aktarmak istediğimiz bazı unsurları daha görsel ve daha ilgi çekici nasıl anlatabiliriz diye düşünürken,
keywordslerde ve argümanlarla çıktı karşımıza. Hem Enzo’nun zaten takip ettiği kişilerden, onun hayal ve görüş dünyasını aktarmak adına
aklımızda olan bir fikirdi ama bir yandan hem müzikal
anlamda da oturabilecek öğeler seçmeye gayret ettik. Martin Luther King‘in
konuşma sahnesindeki National Anthem (milli marş) veya Batı’nın genişlemesini ve büyümesini anlatan şarkı ile uluslararası
anlaşmalara ve sanayileşme sürecine kısa da olsa
değinmek, sonrasında Enzo’nun isyanını anlatan baladıyla devam etmesi gibi.
Bunlara da en başından nasıl yer vereceğimizi tam anlamıyla karar vermemiştik aslında. Her şey, birbirimizi ve düşüncelerimizi
daha iyi tanımamızla beraber zaman içinde gelişti ve her
şeyden önce birbirimize ve kendi içimize şöyle bir derinden baktığımızda,
karşımıza böyle bir film çıktı diyebiliriz.

Doğallığın Yakalanması

Mülteci, İşte Buradayım ile ilgili olarak son değinmek istediğim özelliği
akışının önemli bir kısmını oluşturan yakın çevreyle
karşılaşmalara dair çekimlerin çoğunda yakalanan doğallık. İstanbul’daki ilk
adımların, ilk karşılaşılan insanlarla buluşularak
aktarıldığından daha önce bahsetmiştim. Bu karşılaşmalar hem geçmişe dair
anlatımı dinamik hale getiriyor hem de Enzo doğrudan kameraya konuşmadan nasıl bir kişi olduğunu, neler ürettiğini ve koşullara,
hayata dair fikirlerini öğrenebiliyoruz. Çoğu buluşmayı
izlerken Enzo İkah’ın çıktığı merdivenlerin arkasından çıkıyormuşuz, evde onun
peşi sıra geziyormuşuz hissine varabiliyoruz, yani kameranın gözüyle kendimizinkinin arasındaki perde büyük ölçüde kalkıyor. Enzo
ile yapılmış az sayıda röportaj ise Enzo’nun kamerayla yalnız kaldığı anlarda gitar çalması gibi görüntülerle doğallığı
bozmayacak şekilde dengeleniyor. Enzo’yu benimseyen ve ailesi kabul ettiği kişiler, müzik grubunun üyeleri gibi onu tanıyanlarla
yapılan röportajlar belgeselin tutumunun dışına çıkmadan
Enzo için zoraki sempati yaratma kaygısından bağımsız ilerliyor.

Eda Elif Tibet’in de sorularımı cevaplarken belirttiği gibi Enzo İkah’ın
kişiliğinden gelen bir doğallığın buluşmadaki gerilimsiz ortamın yakalanmasında payı olduğu açık fakat sonuç olarak doğallığın kontrollü ve
yönetmenlik gerektirecek şekilde yakalandığı filmden
anlaşılıyor. Bundan ötürü Enzo’nun kendisine gitar hediye eden Ekrem Özkarpat
ile buluştuktan sonra ikisinin beraber gitar çalması örneğinde olduğu gibi karşılaşılan insanlarla geçirilen zamanda yapılanların
önemi büyük. Eda Elif Tibet bunda kısmen şansın da
payı olduğunu söylüyor. Verdiğim örnekte bize tanışma hikâyesinin anlatılması
Ekrem Özkarpat’ın evinde tesadüfen bulunan başka birinin nasıl tanıştıklarını sorması ile kendiliğinden doğal bir hale gelmiş.
Tesadüfi olanın kurguda yerinde bir şekilde değerlendirilmesi
ise yönetmenlerin bunu şansa bırakmadığını gösteriyor.

Sonuç

Senaryosuz yaratılmış bu belgeselden ortaya çıkan sonuç, siyasi ve sinemasal
tavrı belli, arşiv görüntüleri ile orijinal çekimlerin görsel ve içeriğe dair
tutarlılığı kuvvetli, akışı güzel bu filmin beceri kadar
kontrollü bir ilerleme ve üretilen ürünü ciddiye alma sonucu ortaya çıktığını da gösteriyor. Bundan dolayı iyi bir belgesel
seyretmenin kendisi, belgeselin tavrını ve mesajını
gölgelemeden, bir değer kazanıyor. Benzer şekilde iyi kurgulanmış ve kendine has
bir dil oluşturmuş bir filmin izleniyor olması
içeriğinin yanı sıra belgeselin önemli özelliklerinden.

Siyasi tavır bakımından ise belgeselin dünyadan ve tarihten kopmadan Türkiye’de
durduğu noktayı belirlemesine önem veriyorum.
Bu sayede kullanılan arşivler yalnızlaşıp, anlatıyı desteklemek dışında
işlevsizleşeceğine belgeselin konusu ve tarih arasında iki
tarafı da besleyen bir diyalog ortaya çıkıyor. Son olarak mültecinin ve iltica
ettiği ülkenin nüfusu ile karşıtlık halinde değil, iletişim
halinde gösterilmesi kendi başına önemli bir adım. Kendi hayatımızda görmeye
başladığımızı umduğum gibi mülteci-ev sahibi ilişkisi
biz onu karşıtlık içinde ve bütün düzenlemeyi otoriteye bırakarak ele aldığımız
sürece küçük bir sömürü pratiği veya daha büyük
sömürüye ilgisiz kalarak destek vermekten öteye gitmeyecek. İzleyicinin sadece
yerli nüfustan oluştuğunu varsaydığımız
durumlarda bile, aradaki kristalleşmiş mesafeleri aşındırmak ve mültecinin her
anlamda yalnız, yabancı ve bizden ırak olmadığını
aktarmak açısından bahsettiğim seçim önem kazanıyor.

Fakat bunların ötesinde, bir yandan filmler içeriklerinin toplamından fazlası
oldukları için de, film hakkında yazdıklarımdan çok daha
fazlası Mülteci, İşte Buradayım. Belgesel hakkında yazmaya başlarken bu filmin
içinde yaşadığı dönemden ötürü özel bir önemi
olduğunu hafifçe belirtmiştim. Yazı biterken belirtmem gereken bir diğer nokta
ise yukarıda belirttiğim sebeplerden ötürü belgeselin
sadece farkındalık sahibi olmak, zamana tanıklık etmek gibi amaçlar dışında da
kaliteli bir seyir sunduğu. Her iki yönetmenin de
kendisini vererek ortaya çıkardığı güzel bir film izlemek bunlardan bir tanesi.
Filmin söylemi sadece Enzo İkah’ın bedenine hapsolmasa da Enzo İkah’ın şarkıları, fikirleri ve hayata olumlu bakışı ile
tanışmak bir diğeri.

* Enzo İkah'ın web sayfası için tıklayın
Pınar Karababa Kayalıgil

2003'te Çağdaş Yunan Dili Filolojisi'ni bitirdikten sonra ODTÜ Kadın
Çalışmalarında yükseklisans yaptı. 2015'te ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde doktorasını
tamamladı. Toplumsal cinsiyet, mekan ve sosyal hareketler üzerine akademik
çalışmalarının yanısıra kısa film çekmekte ve sinema üzerine yazılar yazmakta.

Pınar Karababa Kayalıgil
İstanbul - BİA Haber Merkezi
25 Temmuz 2015
m.bianet.org













Mülteciyim, İşte Buradayım
Refugee Here I Am

Kongolu bir müzisyen olan Enzo Ikah’nin İstanbul’ daki müzikal yolculuğunu konu
alan belgesel aynı zamanda Enzo’nun bir mülteci olarak verdiği sıradışı mücadeleyi aktarmaktadır. Türkiye’nin ilk legal reggae
albümü dahil 3 albümü olan, sinema filmi ve dizilerde rol alan, ülke genelinde sayısız konserler veren, konferanslarda öğrencilerle
buluşan, çeşitli kanallarda ve mecralarda röportajları
yayınlanan Enzo her şeye rağmen, Tarlabaşı’ndaki küçük odasından ayrılmaz. Yeni
gelen Suriyeli gençlerle paylaştığı evinde onları hayat için yüreklendiren Enzo, hatıralarını, hayallerini ve vizyonunu aktardığı
odasından bizlere seslenir; ” her insan hayallerinin peşinden gitmeli, tüm sınırlara rağmen”.

Yönetmen: Eda Elif Tibet & Enzo Ikah

Oyuncular: Enzo Ikah,Ekrem Özkarpat ,Majd Fares, Philip Najeep, Nuriye Şeker, Recep Şeker,
Ayhan Şe-ker, Tuğba Şeker, Nazmiye Alkan, Stuart Dickson, Eray Arbak, Nick Watson, Faruk Demir Tugayoğlu Naci Erdem Berkan, Faruk Erhan, Dr.Rama Mani, Mr. Karim Atassi, Prof.Dr. Bengi
Semerci, Tuğba Uçar, Aysu Çöğür, Faruk Erhan, Mikael Şimşek, Cihan Çokbilir, Cabbar Boziye

sinemalarAtlas Sineması
2. Salon
19 Ekim 2015 - 12.30


http://www.icapff.com/tr/filmler/belgeseller/gocmenin-buradayim








Kongolu bir müzisyen olan Enzo Ikah’ın İstanbul’daki müzikal yolculuğunu konu alan belgesel aynı zamanda Enzo’nun bir mülteci olarak verdiği sıra dışı mücadeleyi aktarmaktadır.
Türkiye’nin ilk legal reggae albümü dahil üç albümü olan, sinema filmi ve dizilerde rol alan, ülke genelinde sayısız konserler
veren, konferanslarda öğrencilerle buluşan, çeşitli kanallarda
ve mecralarda röportajları yayınlanan Enzo, her şeye rağmen Tarlabaşı’ndaki küçük odasından ayrılmaz. Yeni gelen Suriyeli
gençlerle paylaştığı evinde onları hayat için yüreklendiren Enzo, hatıralarını, hayallerini ve vizyonunu aktardığı odasından bizlere
seslenir.

‘‘Refugee, Here I am’’ is a musical documentary based on the life of a Congolese Musician Enzo Ikah, a refugee and a renown reggae artist living in İstanbul. Making the first legal reggae album in Turkey, Enzo gives hundreds of concerts and appears in various authorities. He creates awareness about those lives in hardship, coming from war-torn countries and conflictedareas. Despite his growing fame, Enzo does not give up living his small room in Tarlabası which he shares with new coming Syrian neighbours. He composes all his songs, day dreaming in his room, with the determination to raise hope among the refugee youth.

Yönetmen
Director:
Eda Elif Tibet, Enzo Ikah

Görüntü Yönetmeni
Cinematography:
Eda Elif Tibet

Kurgu
Editing-
Eda Elif Tibet

Ses
Sound-
Enzo Ikah, Güney Sokullu

Yapım
Production:
Eda Elif Tibet

İletişim
Contact:
eliftibetto @ gmail.com

Refugee, Here I am
İsviçre
Switzerland,
2015, 85’, Renkli
Color
Türkçe, İngilizce; Türkçe ve İngilizce altyazılı
Turkish, English with Turkish an



Kaynak
documentarist.org