Yapım Tarihi - 2014
Süresi - 01:15:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, HD
Yönetmen - A. Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem Terbiyeli, Önder İnce
Senaryo - A. Haluk Ünal, Serpil Güler, Cem Terbiyeli
Görüntü Yönetmeni - Cem Terbiyeli, Haluk Ünal, Mustafa Köksalan, Yağız Yavru,
Serhat Karaarslan, Deniz Sevinç
Kurgu - Elif Ergezen
Müzik - Mahmut Berazi
Yapımcılar - Serpil Güler, A. Haluk Ünal
Yapım - Drama İstanbul Film Atölyesi
Filmimiz, çocukluğunu Güneydoğu’da, cehennemin tam gözünde geçirmiş ve
geçirmekte olan 11 kişinin tanıklıkları üzerine kurulu. 90’larda, 2000’lerde ve
2010’larda çocukluklarını yaşayamayanların hikâyeleri… İçlerinde taş atanı da
var, ayağı taşa değmemiş olanı da. Hepsi de savaştan nasibini almış. Onlar, yüz
binlerce benzerlerinin yalnızca bir kısmı. Bu filmde, çocuk yaşta maruz kalınan
insan aklının alamayacağı zulme rağmen, insan kalmayı başarmanın hikâyesi de
var; Kürt isyanının doğuş hikâyesi de… Ama en önemlisi film, Kürt toplumuna bir
çocuğun yanı başından bakmaya zorlayacak sizi.
51. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2014
Kaynak
Antalya Altın Portakal Film Festivali
Güneydoğu’da Çocuk Olmak
Filmimiz, çocukluğunu cehennemin tam gözünde geçirmiş ve geçirmekte olan 11
kişinin tanıklıkları üzerine kurulu.1990 larda, 2000 lerde ve 2010 larda
çocukluklarını yaşayamayanların hikayeleri… İçlerinde taş atanı da var, ayağı
taşa değmemiş olanı da… Hepsi de her şeye rağmen başarılı çocuklar… Hepsi de
savaştan nasibini almış… Onlar, yüzbinlerce benzerlerinden yalnızca bir kısmı…
Bu filmde, çocuk yaşta maruz kalınan, insan aklının alamayacağı bir zulme
rağmen, insan kalmayı başarmanın hikayesi de var; Kürt isyanının doğuş hikayesi
de… Ama en önemlisi film, Kürt toplumuna bir çocuğun yanı başından bakmaya
zorlayacak sizi. Başkasının yarasına gözlerimizi kaçırmadan bakmanın aynasına
buyur edecek…
Kahramanlarımızdan üçü 90 lı yıllarda çocukluklarını yaşayamamış olan, Suzan (30
- Van), Ayhan (33 - Hakkari) ve Ahmet ( 35 - Batman).
Üçü de 90 lı yılların kör şiddetinden nesibini almış, akıl almaz bedeller
ödemişler. Üçü de çocuklarından hikayelerini saklıyor, öfkeli, nefret dolu
insanlar olmasınlar diye…
Nesim (22 - Diyarbekir), 2004 te mayın kurbanı, şimdi ise engelli
olimpiyatlarında bronz madalya sahibi olarak hepimizi temsil ediyor.
İmren (18 Diyarbekir) yakılan, boşaltılan köyünden uzakta, küçük yaşta
kaybettiği babasının yerine herşeye sıfırdan başlayan ailesinin yükünü 8
yaşından itib.aren omuzlamış. Seyyar satıcılık yaparak ailesine bakıyor. Anadolu
Lisesini çok yüksek bir puanla kazanmış, mezun olmaya hazırlanan başarılı bir
öğrenci.
Onun adına Fırat dedik, yüzünü sakladık (20). Onlardan “taş atan çocuklar” diye
söz ediliyor. Eylemlerde yakalanıp yıllarca hapis yatmış. Yakılıp boşaltılan
köyü arkada, yeni bir ülke, yeni bir hayat umudu önünde, kararlı ve sakin
akıyor. Sesi hala kulaklarımızda- “Benim elime ilk taşı devlet verdi…”
Kahramanlarımızdan üçü, Rojen (17), Kendal (15), Mustafa (10) Batman’dan. Batman
eski Baro Başkanı Sedat Özevin‘in çocukları.
PKK, üç yıl önce Raman Petrol tesislerini kundaklıyor, sonra da ilk müdahale
edenin asker olacağını varsayarak yola mayın döşüyor. Oysa farklı düşünen
Kürtler de var. Sedat Özevin ve BDP li 3 arkadaşı yangını söndürmeye koşuyor ve
kurulan pusuya onlar düşüyor.
Üçüyle de uzun uzun konuştuk. Rojen’in Batman’ı, kısa süre önce izlediği
Persepolis filmindeki kahramanın repliklerini hatırlatıp, tasvir edişini ise
unutamıyoruz- bu şehrin bütün sokakları meydanları ölülerin adlarını taşıyor,
büyük bir mezarlıkta yaşar gibiyiz…
51. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2014
Kaynak
dramaistanbul.com.tr
BARIŞIN SESİ “Küçük Kara BALIKLAR”
SEYİRCİYLE BULUŞTU
Ülke barışına katkı sağlamak amacıyla çocuk ve gençlerin tanıklıklarına objektif
yönelten “Küçük Kara Balıklar” belgeseli, 51. Antalya Altın Portakal’da
seyirciyle buluştu. Filmden çok etkilenen seyirciler, gösterim sonrası ekibe
sorularını gözyaşları içinde sordu.
51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin “Belgesel Özel
Gösterim” bölümünde yer alan “Küçük Kara Balıklar- Güneydoğu’da Çocuk Olmak”
filminin seyirciyle buluşması, Duygu dolu anlar yaşanmasına yol açtı.
Gösterime katılan yönetmenler Haluk Ünal ve Ezel Akay ile Önder İnce ve danışman
Yavuz Ekinci’yi takdim eden Festival Direktörü Elif Dağdeviren şunları söyledi-
“Başvuran 71 film arasında bu film, ismiyle dikkatimi çekmişti ancak yakın
zamana kadar bir türlü seyretme fırsatı bulamadım. Fakat çok merak ediyordum.
İzledikten sonra ne kadar özel bir film olduğunu, adının hakkını tam anlamıyla
verdiğini gördüm. Bunun için bir seyirci olarak ekibe çok teşekkür ediyorum.
Ayrıca böyle özel bir konuyu böyle özel bir üslupla ve bu kadar başarılı ele
aldığı için bir vatandaş olarak da teşekkür etmek isterim. Son olarak da ne
olursa olsun filmlerini seyirciyle buluşturmayı hedefledikleri, bu yöndeki
gayretleri ve seyirciyi bu filmden mahrum bırakmadıkları için de özel olarak
teşekkür ederim”
Yönetmenlerden Haluk Ünal da mümkün olan en çok kişiye ulaşmak hedefiyle yola
çıktıklarını belirterek şöyle konuştu:
“Hepimizin ortak fikri şuydu; film tamamlanınca prestijli bir festivalde
seyirciyle ilk buluşmayı gerçekleştirmek, daha sonra ise internet üzerinden
olabildiğince çok insanın, bu hikayeleri görebilmesini sağlamak”
Haluk Ünal, Ezel Akay, Cem Terbiyeli, Serpil Güler ve Önder İnce’nin yönettiği
film, çocukluğunu 90’lar ve 2000’lerde 2010 larda Güneydoğu’da yaşamış
çocukların tanıklıklarını belgeliyor. Yaşanan acılara rağmen sanatla, eğitimle
ve üretimle hayata tutunan gençlerin Umut dolu yolculukları, seyircileri
gözyaşlarına boğdu.
Gösterimin ardından FIPRESCI başkanı, sinema yazarı Alin Taşçıyan’ın
moderatörlüğünde gerçekleştiren söyleşide pek çok seyirci, film ekibine sorusunu
teşekkürlerle yöneltti. Belgeselin oluşum sürecini, yönetmen ve ortak yapımcı
Haluk Ünal şöyle anlattı:
“Türkiye’de Kürtler’in gerçeği tamamıyla büyük bir yalan üzerine kurulu.
Bildiğinizi sandığınız hiçbir şey bildiğiniz gibi değil. Bu, bu konudaki bir
kitabın da ismi oldu zaten. Biz de o kitabın yolundan ilerledik aslında. Ve bu
konu çoğunlukla genç Kürt sinemacılar tarafından ele alındı. Biz de Türk
yönetmenler olarak buna katkı sağlamak, ‘Batı yakası’na seslenebilmek istedik.
Bu film için Güneydoğu’ya 2012 ve 2013’te iki kez gittik. Görüştüğümüz
belediyeler ve STK’lara amacımızı anlattığımızda bize öyle çok geri dönüş oldu
ki... Çünkü herkesin hikayesi var. Dolayısıyla konuşacak kişi bulmakta
zorlanmadık, tam tersine her yerden hikaye yağıyordu”
Yönetmenlerden Ezel Akay da filmin, ‘umutlu’ yanına dikkat çekti:
“Bildiğin Gibi Değil isimli kitaptan yola çıktık ama filmin adını, küçük bir
çocuk koydu. Filmin sonunda gördüğünüz çocuk, Samed Behrengi’nin Küçük Kara
Balıklar hikayesini çok iyi anlamış biçimde bize anlattı çekim esnasında. Filmin
kurgusu pek çok kez değişti ama her seferinde sonunda o çocuğa, ‘Küçük Kara
Balıklar’a çıkıyordu; filmin finali hiç değişmedi. Gördüğünüz gibi ‘savaşın
çocukları’ndan kimi her şeye rağmen eğitimine devam ediyor kimi müzik yapıyor
kimi uzay bilimiyle ilgileniyor yani inadına hayata tutunuyor. Kendim çekmiş
olmama rağmen her izlediğimde ben de duygulanıyorum ama bu filmin, Umut dolu bir
hikaye olduğunu da gözden kaçırmamak gerek”
Kaynak
facebook.com/kucukkarabaliklar
BASIN BÜLTENİ
Türkiye’nin Doğu yakasında, “Savaş Çocukları”nın Tanıklıklarını İzlemek ister
misiniz?
Türkiye 30 yıldır, Ülkenin Doğu yakasında, son günlerde yeniden şiddetlenen, bir
savaşı/ çatışmayı yaşıyor. Savaş ve çatışma haberleri, sistematik bir şekilde,
“Batı yakasına”, devletin gözünden, devletin istediği şekilde yansıtıldı. Bu
haberler, Doğu’da ve Güneydoğu’da yaşananlara karşı, algı operasyonuyla, “yek
vucut”, “tek tip” bir düşünce ve bakış yarattı. Söz konusu, “bölge” olunca, Batı
yakasında yaşayan, farklı kesimlerden,biraraya gelmesi zor, herkes aynı kalıp
sözler söyledi. “Görev” başarıyla yerine getirilmişti!
Bildiğiniz Gibi Değil!
Küçük Kara Balıklar/ Güneydoğu’da Çocuk Olmak, “Bildiğiniz gibi değil” diyor. 30
yıl boyunca devam eden, 1990’larda en şiddetli dönemini yaşayan, 2 binlere
taşınan savaşı ve çatışmayı, en büyük mağdurlarının, çocukların gözünden
anlatıyor. Çocuklukları ve gençlikleri savaşın, çatışmanın gölgesinde ve
acısında geçen 11 kişinin öyküsünün anlatıldığı belgesel film izleyici ile
buluşmaya hazırlanıyor. Film, 51.Uluslararası Antalya Altın Portakal Film
Festivali’nde, özel gösterimle, Dünya Prömiyeri’ni yapacak. Küçük Kara Balıklar/
Güneydoğu’da Çocuk Olmak Belgesel Filmin gösterimi 12 Ekim Pazar saat 11.00’da
Migros AVM 6. salonda gösterilecektir.
5 Yönetmen 1 Film
Yönetmenliğini, A.Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem Terbiyeli ve Önder
İnce’nin yaptığı Küçük Kara Balıklar/ Güneydoğu’da Çocuk Olmak belgesel filmi,
Drama İstanbul Film Atölyesinin kolektik çalışmasının bir ürünü. (www.dramaistanbul.com.tr)
Detaylı Bilgi için:
9 Ekim 2014
A. Haluk Ünal
05322035079
iletisim@dramaistanbul.com.tr
Son iki kahramanımız da yine Batman’dan. Şu anda siyasi suçlu olarak hapiste ve
açlık grevinde olan Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay’ın kızı Öykü Zin (8)
ve oğlu Siyabend (11).
Babaları yaşadıkları şehrin en tanınan insanı, onlar için de bir kahramanken,
bugün devletin suçlu muamelesi yaptığı biri… Her perşembe Diyarbakır Cezaevinde,
açık görüş izni verilirse, babalarına bu çelişkiyi soruyorlar.
Öykü, babasının tutuklandığı gün ağlamasının yanlış anlaşıldığını söylüyor.
Aslında az önce kaybettiğim bebeğime ağlıyordum. Ama öfkesini de saklamıyor.”
Bazen taşı alıp, atmak geliyor içimden, ama yapmıyorum.”
Kamera Arkası
Projenin tasarımını ve yapımcılığını Drama İstanbul Film Atölyesi’nin
kurucularından (www.dramaistanbul.com.tr) Haluk Ünal, ve Serpil Güler
üstleniyor. Projenin esin kaynağı ise, Rojin Canan Akın ve Funda Danışman’ın
90’lı yıllarda çocuk olanların tanıklıklarına dayanarak yazdığı Metis
Yayınları’nın hazırladığı “Bildiğin Gibi Değil” adlı kitap. Uzun metraj bir
belgesel olarak tasarladığımız proje, 5 yönetmenin ortak çalışması :
Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem Terbiyeli, Önder İnce
Proje Danışmanlığımızı Yavuz Ekinci (Drama İstanbul Film Atölyesi)
Görsel/teknik danışmanlığımızı da Gökhan Atılmış üstlendi.
Proje,
Global Diyalog Vakfı ile
Güneydoğu Belediyeler Birliği’nin
katkısı
İnsan Hakları Vakfı
Mazlum - Der
İnsan Hakları Derneği
Diyarbakır Sarmaşık Derneği
desteğiyle gerçekleşiyor.
Çekimler farklı şehirlerde gerçekleşti- Van, Hakkari, Batman, Mardin,
Diyarbakır, Lice, Şırnak
Hazırlık çekimleri 2013 Eylül’de yapıldı. İki bazen üç ekip, 5 kamera, 5
yönetmen, toplam 12 kişilik bir kadro eşzamanlı çalıştı. Filmin asıl çekimleri
ise 2013 Kasım-Aralık aylarında gerçekleşti.
2014
Sözümüz Türkiye’nin Batı yakasına
A. Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem Terbiyeli ve Önder İnce bir araya
geldi ve bir belgesel yaptı. Türkiye'nin batısında yaşayan insanlar izlesin,
anlasın ve barışmak kolay olsun diye... Adı ‘Küçük Kara Balıklar’. Güneydoğu’da
çocuk olmayı anlatıyor ve Türkiye’nin Batı yakasına ‘Hiçbir şey bildiğiniz gibi
değil’ diyor.
Rojin Canan Akın ve Funda Danışman 2011 yılında 90'lı yıllarda Güneydoğu'da
çocuk olmayı anlatan ‘Bildiğin Gibi Değil’ adında bir kitap yazmışlardı. 90'lı
yıllarda Güneydoğu'da kiminin çatışma, kiminin terör, kiminin de savaş dediği
koşullarda çocukluğunu bırakmış ve şimdilerde 30'lu yaşlarını Süren 19 Kürt
gencin hikâyesini anlatan bu kitaptan yola çıkan beş yönetmen ‘Küçük Kara
Balıklar’ adıyla bir belgesel yaptı. A. Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem
Terbiyeli ve Önder İnce tarafından çekilen belgesel, kitaptaki gibi sadece
90’larla da sınırlı kalmıyor, 2000’ler ve 2010’larda Güneydoğu’da çocuk
olanların hikâyelerine de yer veriyor. Belgeselde, ‘Güneydoğu'da savaşın
ortasında çocuk olmak nasıl bir haldir?’ sorusunun cevabı aranıyor ve cevap ülke
barışına katkı sağlamak amacıyla çocuk ve gençlerin tanıklıklarıyla veriliyor.
Belgeselin adı İranlı yazar Samed Behrengi'nin kitabı ‘Küçük Kara Balık’tan
geliyor. Bu adı çekim esnasında ‘Küçük Kara Balık’ın hikâyesini anlatan küçük
bir çocuk koymuş. 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde izleyicisiyle
buluşan ve herkesi gözyaşlarına boğan belgeselin yönetmenlerinden
A. Haluk Ünal, hem belgeseli hem de sansür iddialarına rağmen Altın Portakal’da
kalmalarının sebeplerini anlattı.
VİCDANİ VE AHLAKİ BİR SORUMLULUK
Bir kaç yıl önce Metis Yayınları, ‘Bildiğin Gibi Değil’ adında çok önemli bir
kitap yayınladı. Funda Danışman ve Rojin Akın, 1990’lı yıllarda Türkiye'nin Doğu
yakasında Kürt toplumuna dönük inkâr ve imha politikalarıyla çocuk yaşta
tanışan, 19 kişinin tanıklıklarını derlemişti. Drama İstanbul Film Atölyesi'nin
kurucusu Serpil Güler ve ben kitaptan çok etkilendik ve kitabın haklarını aldık.
Hedefimiz, Türk aydınları, sanatçıları olarak Kürt toplumu dışında kalan
herkesi, ‘savaşın çocukları’yla tanıştırmaktı. Bunun farkında olan bizlere de bu
yanlışı düzeltmek düşerdi tabi ki. Herşeyden önce bizim için, vicdani ve ahlaki
bir sorumululuktu bu. Aslında yönetmen sayısı başlangıçta 10 olacaktı, yani
kollektif bir sinemasal eylem gibi düşünmüştük. Ancak kala kala beş yönetmenle
yola devam ettik ne yazık ki.
ÇEKİMLER 2 YIL SÜRDÜ
Filmin proje tasarımına Serpil’le (Güler) birlikte 2012’de başladık. Bölgeyi çok
iyi tanıyan Yavuz Ekinci’yi de danışman olarak tasarım sürecine dâhil ettik ve
ilk bölge gezimizi gerçekleştirdik. Ancak bölgeye gittiğimizde kitaptaki gibi
90’larla sınırlı kalınmaması gerektiğini, 2000’ler ve 2010’lardan da tanıklarla
konuşmamız gerektiğini anladık. Böylece filmin kapsamı değişti. Kitaptan üç
Tanık dışındaki bütün tanıkları yeniden araştırıp bulduk. Hayal ettiğimiz gibi
kendi dışımızda 7 yönetmenle ilişki kurduk. Kararlılık gösteren 5 yönetmen, 12
kişilik bir ekiple Ekim 2012’de bölgeye gittik. Fakat tarihin en sert çatışma
sürecinin içinde bulduk kendimizi. Duygusal kırılmanın da tavan yaptığı bir
süreçti. Buna rağmen 8 farklı şehirde 10 gün çekim yaptık. 10 gün bittiğinde
istediğimiz birçok şeyi çekememiştik. Film yarım kalma tehlikesiyle karşı
karşıya kalmıştı. Yeni kaynak arayışına girdik.
2013 Kasım ayında ben, Serpil Güler, Cem Terbiyeli ve Recep İçen’den oluşan bir
ekip yeniden gittik. Bu kez kameraları Cem’le ben kullandık. Recep de muhteşem
bir joker eleman; sesçimiz, asistanımız, bazen ışıkçımız oldu.
SAMİMİYSENİZ BAŞLARINDA TAŞIYORLAR
Güneydoğu’da çalışmak eğer çatışmalı bir dönemse elbette hiç kolay değil ama
halkın tutumu olağanüstü. Eğer istismar etmeyeceğinizi, samimi olduğunuzu
anlarlarsa, insanı başlarında taşıyorlar. Film, 1990, 2000 ve 2010’da savaşın
içinde büyümüş tanıkların anlatılarından oluşuyor. Güneydoğu'da savaşın
ortasında çocuk olmak nasıl bir haldir? Bu çocuklar neden dağa çıktı ve çıkıyor?
Bunu öğrenmek isteyenlerin mutlaka izlemesi gereken bir film. Türk kökenli bir
Anadolu çocuğu olarak bu konuda Kürtlere anlatacağımız bir şey yok ama
Türkiye’nin Batı yakası başta olmak üzere bütün dünyaya bu tanıklıkları
anlatmak bir ahlaki sorumluluktur.
ÇÖZÜM SÜRECİ ÖNEMLİ
Beni en çok etkileyen, bütün hikâyelerde var olan ortak bir gerçek. Bu
çocukların hepsinin hayatında küçük yaşlarda büyük, şiddetli kırılma anları var.
Ve ondan itibaren hepsi bir gecede 20 yaşında bir ergene dönüşüyor sanki.
Ölümden daha kötü... Sıfat bulamıyorum… Kürt toplumu hayranlık verici bir
ağırbaşlılık ve sağduyu gösteriyor bence... 70 yıllık hayal kırıklığına rağmen
toplumsal bir nefret ve öfke barındırmıyorlar. Dilerim bu olmadan barış olur.
Çatışmaların durması, dağdaki abinin ölmeyeceğini, şehirdeki ananın evinin
yakılmayacağını bilmek, hükümetin bu sorunu ‘çözebilme ihtimaline’ inanmak büyük
ferahlık. Batı yakası, gerçeği öğrendikçe, sorunun çözümünün inanılmaz
kolaylaşacağından eminim. Bizim gibi Türk, demokrat aydınlara çok büyük görevler
düşüyor. Özellikle de sinema gerçeklerin anlaşılmasında en güçlü silahımız
olabilir. Çözüm süreci başlayana kadar bölgede büyük bir değişiklikten söz etmek
mümkün değil. Çözüm süreciyle birlikte çatışmanın durması, barış koşullarının
yaratacağı verimli toprağa dair çok fikir veriyor.
ANTALYA TÜRKİYE SİNEMASININ BİRİKİMİDİR
Türkiye sinemasının geleneği, birikimi Antalya'dır. Hem sembolik önemi vardır
hem de en eski ve köklü ulusal festivaldir. Hepimiz, kendimizi ve filmlerimizi
burada tanıttık sektöre ve halka. Bu yıl Ulusal Belgesel Yarışma kategorisinde
yarışacak 15 belgeselden biri de ‘Küçük Kara Balıklar’dı. Yaşanan tartışmaların
ardından diğer belgeseller çekildi. Biz ise Altın Portakal’dan çekilmeme kararı
aldık. Festival yönetiminin tamamı yıllardır tanıdığımız, sansürcülükle
suçlanamayacak arkadaşlarımız. Kolaycı sansürcü suçlamalarından da ayrı durduk.
Festivali boykot, olacak şey değil. Yani diyorsunuz ki biz festivali çöpe
atıyoruz, bizden sonrası tufan. Dikkat ederseniz eski, deneyimli, profesyonel
sinemacıların tamamı, ‘festival bizimdir’ şiarıyla, boykot tavrına ortak olmadı.
Boykot ateşine benzin dökenlerin bir kısmını da açılış kokteylinde görünce de
şaşırmadım doğrusu. Ayrıca burada festival yönetiminin getirdiği yabancı
konuklarla buluşunca, ustalarla buluşma toplantılarına katılınca, dünyanın en
önemli belgesel festivalinin direktörüyle toplantı yapınca, bütün sektöre filmi
izletip, üç festivalden kesin davet alınca, talep üstüne ek gösterim konulunca,
festivalin ne kadar değerli ve önemli olduğunu; başından beri ilkeli, müzakereci
ve Yapıcı davranmakla ne kadar doğru yaptığımızı bir kez daha gördük. Gururla
söyleyebilirim ki bütün sektör duymuş ve filmimizi konuşuyor. Yoğun talep
üzerine 17 Ekim Cuma ek gösterim koydular.
aksam.com.tr
Arzu Akyol
arzu.akyol@aksam.com.tr
19 Ekim 2014