Yapım Tarihi - 2007
Süre - 00:50:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Raşel Meseri, Nihan Şengül
İzmir Deniz Çocukları’ndan kalanlar
Uzun yıllar reklamcılık sektöründe çalışan Raşel Meseri, çocukluk günlerini
geçirdiği İzmir’in Karataş ve Güzelyalı semtlerini konu alan ilginç ve renkli
bir belgesele imza attı- İzmir Deniz Çocukları.
Belki duygusal diyebilirim, belki de anılarımın canlanmasından Doğan yoğun bir
hüznün etkisi!
Raşel Meseri’nin hazırladığı belgeseli izlerken çok farklı duygular içindeydim-
Çocukluğumun, ilk gençliğimin geçtiği Karataş’ı eski fotoğraflarından izler,
Ladino müziğini Dinler, geleneklerin getirdiği yaşam alanını düşünür, o dönemi
yaşamış insanların anılarını gözümde canlandırırken, ister istemez hüzünlendim.
1950-60’lı yıllarda Karataş’ta yaşamış her birey gibi, ben de bu İzmir Deniz
Çocukları belgeselinin bir kahramanıyım. Filmi izledikten sonra, bu belgesel
üstüne Raşel Meseri ile söyleştik:
Öncelikle şunu sormak istiyorum- Böyle bir belgeseli çekme düşüncesi nasıl
oluştu?
Yaklaşık 2 yıl önce Balçova yüzme havuzuna gidiyordum. Oturduğum Alsancak
semtinden Balçova’ya gitmek için Karataş ve Güzelyalı'dan geçmek gerek. Çocukluk
yıllarımdan sonra ne zaman bu bölgeden geçsem, içimi gerçekten bir sıkıntı
kaplar. Çocukluğumu hatırlamak istemediğimden değil, tam tersi çocukluğumu
hatırlayabileceğim hiç bir izin kalmamasından... Sinsice, anılarımızın elimizden
alındığını düşünüyor olmamdan... Çünkü bahsi geçen bölge olağan üstü güzellikte
bir yaşam dokusu sunuyordu orada yaşayan sakinlerine. Özellikle çocuklara...
Düşünün ki, deniz evinizin önünde. O'na kavuşmak bir mayo giymeye ve annenizden
izin koparmaya bakar. Oyun alanı; evinizin yanları, önü arkası, yani her bir
yer... Caddeler dahil. Yalnızlık kıyısının olmadığı engin arkadaşlıklar,
dostluklar, yaşam ve zaman paylaşımları... Sonuçta böyle bir zaman dilimi
geçirilmiş, yaşanmış ve geriye bütün bunların yaşandığını reddetmek üzere bir
kent dokusu kalmış gibi... Evet, belgesel çalışma kararına kadar, her bu
bölgeden geçtiğimde bunları düşünür ve yaşadığımız kentlerin olumsuz değişim
dönüşüm kaderleri konusunda kederlenirdim; ama değişim dönüşüm serüveninin salt
tarih, toplum, kültür değeri bilmez yöneticilerle sınırlanacak bir konu
olmadığını da bugünkü okumayla biliyorum. Toplumsal ve kentlilik bilincinin tek
tek her bireyde olması gerektiğini düşünüyorum.
Bu çalışma içinde insanlara, belgelere nasıl ulaştınız? Karşılaştığınız
zorluklar mutlaka olmuştur.
Ortağım Nihan Şengül'le birlikte çalışmaya karar verdiğimizde, bu konu nasıl
anlatılmalı, neler, nasıl gösterilmeli diye uzun ve kararsız bir süreç
yaşadığımızı söyleyebilirim. Bir yandan kent dokusunda yaşanan değişim
acımasızlığı gösterilmeli, bir yandan paylaşılan toplumsal dinamikler gündelik
yaşam pratiği içinde aktarılmalı, bir yandan öyküsel bir üslup taşımalı, bir
yandan da hem yöresel hem de tarih ve kent bilinci taşıyan birçok kişiye de
hitap etmeli. Evet, bütün bu özellikler için ve biraz da belgesel film tarzının
doğasından dolayı, önce kurumsal arşivlere yöneldik. Kent müzesi, milli
kütüphane, gazete arşivleri ve sonrasında kişisel, aile albümleri... En büyük
malzemenin kişisel albümlerden çıktığını söylememe gerek yok. Tanıdık tanımadık,
filmde yer alan, almayan (sözlü tarih kapsamında) herkes çok yardımcı oldu.
Onlara müteşekkiriz; ama belge toplamak tabii ki çok zahmetli bir süreç. Hele
fotoğraf ve film kamerasının yaygın olmadığı bir zaman dilimiyse araştırdığınız
dönem.
İzleyenlerin tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İzleyenlerin tepkisi genel olarak bizim açımızdan sevindirici. O bölgede yaşamış
olanlar duygulandılar, kendi yaşamlarını buldular. Yaşamamış olanlar ise kentin
yakın tarihini ve toplumsal/kültürel dinamiklerini öğrenmeleri veya
hatırlamaları bağlamında etkilendiler.
Bu belgeselden aldığınız sonuç sizin için doyurucu oldu mu?
Cevaplaması zor. Kimse yaptığı, ürettiği çalışmaya 'işte bu kadar' diyemez.
Doyurucu olan ve olmayan tarafları var bence. Her çalışmanın dişi, yani üreten
bir tarafı var.
Bu çalışmada Yahudi unsurlar ön planda görünüyor. Gerçeği yansıttığı için mi
öyledir, yoksa bu olguyu özellikle mi vurgulamak istediniz?
Evet, doğru bir saptama. Yahudiler ve Yahudi yaşamı biraz ağırlıklı oldu.
Söylediğiniz her iki öğenin payı var elbette. Tarihe bakmak biraz böyle bir
şeydir. Nereden bakarsanız, tarih oradan yazılır; ama şu bir gerçek ki, o dönemi
ve o bölgeyi hangi Müslüman Türk’e sorarsanız onlar da Yahudileri
anlatıyorlardı. Bundan keyif duyduğumu da itiraf etmeliyim.
O dönemde Karataş’taki Yahudilerin günlük yaşamları yanında müziği, gelenekleri
ve toplumun diğer insanlarıyla olan ilişkilerini çok güzel yansıttınız. Bu yaşam
tarzı İzmir’de birkaç yüzyıllık Yahudi yaşamı içinde sanırım çok kısıtlı bir
süreyi kapsıyor. Ne dersiniz?
Doğru, ama bizim bir çerçevemiz vardı. Bu çerçeve, değişen makro toplumsal
yaşamın, kent dokusunda kendisini hissettirecek olan dönemi. Yakın geçmiş. Sizin
söylediğiniz başka bir çalışma, kapsamlı ve bir hayli pahalı. Destek almadan
kotarılması mümkün değil. Müzik konusunda, şarkılarını bizden esirgemeyen
İzmirli dostlarımız dışında, Karen Gerşon Şarhon'a ve Los Paşaros Sefaradis'e
sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Belgesel filmin beğenilmesinde onların şahane
sesleri ve yorumlarının katkısı büyük.
Bu çalışmanın devamı gelecek mi? Bu konuların dışında da geleceğe yönelik
projeleriniz var mı?
Evet, devam eden ve başlayacak olan çalışmalarımız mevcut, bitmiş sayılan Dario
Moreno üzerine bir belgeselimiz var. Görücüye çıkarabilmemiz için bazı
bölümlerinin telif haklarını halletmemiz gerekiyor; ama ne yazık ki, bunun için
de fon bulmamız şart. Ayrıca masa üstü çalışmaları başlamış olan Ladino müzik
üzerine bir projemiz var.
Bu proje inanılmaz bir biçimde bizi heyecanlandırmakta. Bir yandan önemli bir
kültürel geçmişi var Ladino müziğin, bir yandan bu önemli birikime sahip çıkan,
önemseyen çok iyi gruplar, sesler var. Bakın günümüzde Judeo Espanol unutulmaya
yüz tutmuş. Yeni nesil bırakın konuşmayı, anlamıyor bile. Neredeyse geçmişte
anadil bilinen lisanın tek yaşama alanı bu şarkılarda kalmış. Her şey bir yana,
sadece bu özelliğinden dolayı bile özel bir konuma oturuyor. Müzik kalitesine
değinmiyorum bile.
Raşel Meseri’yi bu güzel ve kalıcı çalışmasından dolayı kutluyor, başarılarının
sürmesini diliyorum.
Raşel MASERİ KİMDİR?
İzmir doğumlu Raşel Meseri, ilk çocukluk yıllarını Karataş ve ardından Asansör
semtlerinde geçirir. 1972 yılında ailesi ile birlikte İsrail'e göç eder; ama
kendisi 2 yıl sonra İzmir’de yaşayan ablasının yanına döner. Görsel sanatlara
olan merakı kendisini güzel sanatlar fakültesi sinema tv bölümüne yönlendirir.
Mezuniyet yıllarından itibaren reklam sektöründe yer alır. Reklam yazarlığı,
yaratıcı direktörlük ve yöneticilik yapar. Ortağı olduğu reklam ajansını tasfiye
ettikten sonra, belgesel sinemacılık alanında çalışmalarını sürdürmektedir.
salom.com.tr
Bayram yaklaşırken...
İstanbul gibi İzmir de çarpık bir kentleşme serüvenini yaşadı, modernleşme adına
eski değerler yok edildi, tarihi doku yerini acımasız bir betonlaşmaya bıraktı.
Raşel Meseri, senaryosunu kaleme aldığı ve yönetmenliğini Nihan Şengül ile
paylaştığı ‘İzmir deniz çocukları’ adlı 50 dakikalık belgeselinde, bahçelerinde
meyve ağaçlarının yer aldığı, iki katlı cumbalı evlerden iki adımlık mesafede
denize girildiği Karataş Mahallesi’ni anlatıyor. Bu ‘denizin deniz çocuklarına
küsmeden önceki bir öykü’südür.
Film pek çok eski fotoğraf, 8mm’lik belgeseli bir araya getiriyor ve o döneme
tanıklık edenler geçmişi biraz içleri buruk, biraz da hüzün ile aktarıyorlar.
Raşel Meseri’nin de belirttiği gibi; “Evet… Tarih ve anılar bu bölgede yaşamış
olanların belleğinde henüz güvencede… Ya sonra?..” Aynı soruyu sadece Karataş
Mahallesi için değil, Türkiye genelinde sormamız gerekmez mi?
‘İzmir deniz çocukları’ dört dörtlük profesyonel bir çalışma ve ciddi bir arşiv
araştırması… Belgeselin DVD’sinin edinilmesini ve izlenmesini öneririm.
salom.com.tr
18. Ankara Film Festivali, Ulusal Belgesel Film Yarışması, Gösterim Seçkisi. 2007
17. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması. 1995
İzmir Deniz Çocukları Filminin 16 Ocak 2008 gecesi yapılan ilk gösterimini
takiben, SKY TV ile TRT 1 bizi programlarına konuk ettiler.
Öte yandan AKŞAM gazetesi de röportaj ve yazılar yayınladı.
Kentli olma bilincine belgesel tadında katkı
“İzmir Deniz Çocukları” isimli belgesel Konak Belediyesi Alsancak Kültür
Merkezi’nde İzmirli sanatseverlerle buluştu. Filmin ilk gösteriminden oldukça
olumlu izlenimler geldiğini belirten genç yönetmenler, ortak çalışmalarını
uluslararası boyuta taşımak istiyor. "
İzmir’in saklı tarihiyle tanışmak, yaşam kültürümüzü nerelerde yitirdiğimizi
öğrenmek istiyorsanız İzmir Deniz Çocukları belgeselini seyredin.
Belgeselin son karelerinde çirkin apartmanların İzmir’i nasıl sardığı
gösteriliyor. Bir şarkı yarım kalıyor ve duyulmaz oluyor giderek... Anladım ki,
yükselen binalar arasında insan sesleri duyulmuyor. Yukarı doğru uzandıkça
sevimsiz yapılar, kentin kültürel kimliğini paspas ediyor, insan sesinin en
güzel tınısı sohbetlerimizi de kuytu köşelere iteliyor.
İlginize teşekkür ederiz.
İzmir Deniz Çocukları'nın ilk gösterimi 16 Ocak gecesi yapıldı. Filme sponsor
olan Konak Belediyesi'nin düzenlediği bu geceye, Belediye Başkanımız, Sayın
Muzaffer Tuncağ eşi Sedef Tuncağ ile birlikte katılarak bizi onurlandırdı. Tüm
konuklarımıza Aydın bir belediye başkanına sahip olmanın ne denli büyük bir
ayrıcalık olduğunu yeniden duyumsattı.
Filme röportajlarıyla, sundukları belge ve fotoğraflarla, şarkılarla ve
sesleriyle katkıda bulunan dostlarımızın çoğu gala gecesini bizimle paylaştılar.
Salon coşkuyla doldu, taştı, ilave sandalyeler konuldu.
Kent kültürüne küçücük bir katkımız oldu ise, ne mutlu bize..