İsmi Güzide (Vendetta Song)




Yapım Tarihi - 2005
Süre - 00:52:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Kürtçe (Kurmanji), Türkçe

Yönetmen - Eylem Kaftan

30 yıl önce Diyarbakır'da bir töre cinayetinde öldürülen halasıyla ilgili olan film Kanada'da Toronto, Montreal ve Calgary'de çeşitli festivallerde en iyi belgesel ödüllerini aldı. Vision TV, TeleQuebec, Knowledge Network, SCN, Documentary channel gibi pek çok televizyon kanalında gösterildi. Montreal'de sinemada vizyona girdi. Film ayrıca Avrupa'da da pek çok festivalde gösterildi ve İtalya'da ödül aldı.






Eylem Kaftan otelin penceresinden kalabalık İstanbul sokaklarına bakmakta ve birazdan çıkacağı 1400 kilometrelik yolculuğu düşünmektedir. Bu yolculuğa onun iten, elinde kalmış solgun bir aile fotoğrafı ve içindeki gerçeği bulmaya yönelik tutkudur. Kanada ve Türkiyeli belgeselci Eylem Kaftan’ın halasının öldürülüşü üzerindeki otuz yıllık sis perdesini aralamak ve dehşet verici töre cinayetlerini doğuran geleneklerin kökenini incelemek üzere gerçekleştirdiği bu belgesel genç bir yönetmenin kendi kişisel tarihi üzerinden kadın sorununa bakışını gözler önüne seriyor.

Ne doğumunun kaydı var, ne ölümünün. Ondan kalan hiç bir fotoğraf olmadığı gibi, mezar taşı bile yapılmamış. Hayatinin hiç bir kaydı tutulmadan oldu Güzide. Güzide'nin ölümünden 30 yıl sonra, babaannesinden yıllar önce dinlediği bir hikayeyi araştırmak için Güzide'nin yeğeni Eylem Kaftan, Kanada'dan Diyarbakır'ın en uzak köylerine uzanan bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta, Kaftan'ın elinde Güzide'nin katil zanlıları olduğuna inandığı iki kaynının siyah beyaz bir fotoğrafı ve haritada bile adi geçmeyen bir koyun ismi vardır. Kürtçede 'Millan' diye gecen köye gittiğinde Kaftan, Güzide'nin hikayesiyle ve korkusuzluğuyla efsaneleştiğini görür.

Kaftan yolculuğu boyunca zamanın Diyarbakır'ın köylerinde adeta bir kaç yüzyıl öncesinde donduğunu görür. Çok eşlilik, bedel, baslık parası, töre cinayetleri hala gündelik hayatin bir parçasıdır buralarda. Erkeklerin dünyasında kız çocukları babalarının evinde bir misafir gibi yasarlar. Nasıl olsa kocasına satılacak olan kızın bedeli bazen koyunlarla, bazen kalesnikoflarla ölçülür.

Kaftan teker teker bulmacanın parçalarını bir araya getirmeye baslar. Güzide'nin hayatini artarda gelen trajediler belirlemiştir. İlk kocasını kan davasında kaybeden Güzide, dört çocuğunu doğumda, besincisini ise çocuğun bir derede boğulması sonucunda kaybetmiştir. Adına şarkılar yazılan Güzide'nin hayatına mal olan kararının arkasında ise trajik bir aşk öyküsü bulur Kaftan.

Töre cinayetleri ise buzdağının sadece görünen kısmıdır. Bugün hala namus baskısı yüzünden kız çocukları okullara gönderilmiyor, sevdikleriyle bir araya gelemiyor, bazen komşu kızının evini bile ziyaret edemiyor. Birleşmiş Milletlerin tespitine göre her yıl aşağı yukarı 5000 kadın töre cinayetlerinde olduruluyor. Kadın katliamları için mazeretler sonsuz- bir kız sevgilisiyle elele görüldüğünde, kendisi için seçilmiş olan erkeği reddettiğinde, kocasını terk edip baba ocağına döndüğünde, radyoda sevdiği için bir şarkı isteğinde bulunduğunda ve bazen tecavüz kurbanı olduğunda bile öldürülmesine karar verilebiliyor.

İsmi Güzide bir National Film Board of Canada ve DLI Productions ortak yapımı. VisionTV'nin katkılarıyla gerçekleşti bu prodüksiyon. Film Eylem Kaftan tarafından yazıldı ve yönetildi. Yapımcılar ise Abbey Neidik, Irene Angelico ve Germaine Wong.



Kapanmamış bir töre cinayetinin ardından....

Yedi yıldır Kanada'da yaşayan belgesel sinemacı Eylem Kaftan 30 yıl önce Diyarbakır'da bir töre cinayetinde öldürülen halasının izini sürdüğü bir belgesel yaptı. 30 yıldır hala kapanmamış bir defter olarak kalan, katilinin hala bulunamadığı, ölümünden sonra köyler arasında kan davalarına yol açan halasının yasadığı köylere gitti, halasını tanıyan bir çok insanla görüştü. Yolculuğu sırasında halasının aşkı için ölümü göze almış, korkusuz bir kadın olarak yerel bir efsaneye dönüştüğünü gördü. Töre cinayetlerinin, başlık parasının, berdellerin, çok eşliliğin hala yaygın olduğu Diyarbakır köylerinde kendisinden ne bir fotoğraf, ne nüfusta doğum veya ölüm kaydı, ne de bir mezar taşı bile kalmamış olan Güzide için yazılmış şarkıları dinledi. Halasına dair hiç bir somut iz bulamasa da, insanların kendi yüzünde halasının suretini gördüklerini fark etti.

İngilizce ismi 'Vendetta Song' olan 'İsmi Güzide' Kanada, Avrupa, Latin Amerika, Güney Afrika ve Avustralya'da bir çok televizyonda ve sinemada gösterildi ve bir çok festivalde çeşitli ödüller aldı. 'İsmi Güzide' Türkiye'de ilk kez Diyarbakır'da Diyarbakır Sanat Merkezi'nde gösterildi. 'İsmi Güzide'nin çıkış noktası olan Diyarbakır'da ilk gösteriminin gerçekleşecek olması genç yönetmen için ayrı bir anlam taşıyor.



Yönetmenin ağzından "İsmi Güzide'nin hikayesi;

1992 yılında üniversiteye yeni girmiş genç bir kız olarak ailemin Doğu'daki geçmişi ve yaşantısı hakkında nerdeyse hiç bilgi sahibi değilken, dedemin vefatıyla hayatımda dönüm noktası olacak bir sırrı öğrenmiş oldum. Yıllardır dedemin gazabından korktuğu için bize açılmayan babaannem, otuz yıldır sakladığı bir sırrı açmıştı bize dedemden önce gerçekleştirdiği ilk evliliğinden Doğan bir kız çocuğu vardı ve yirmi yıldır haber alamamıştı kızından. İlk kocası başka bir kadın için onu terk ettiğinde, ailesi bir utanç kaynağı haline gelen bu kızı bırakmasını istiyor kendisinden. Babaannemin ikinci kocası, dedem, son derece muhafazakar biri olduğu için kızıyla görüşmesini yasaklıyor. 30 yıl boyunca kızının hasretini içine atan, kızından haber bile alamayan babaannem, dedemin ölümüyle bizden kızını bulmamızı istedi. Kendisi artık İstanbul'daydı, fakat kızının Diyarbakır yakınlarında bir Kürt köyünde yaşadığına inanıyordu. Yaptığımız araştırmalar sonucunda, halamın yıllar önce bir kan davasında öldürüldüğünü öğrendik. Hiç bir somut iz bırakmadan gitmişti bu hayattan, hiç resmi çekilmemişti, bir mezar taşı bile yoktu, nüfusa kaydı hiç yapılmamıştı. Halbuki köylülerin belleğinde bir efsaneye dönmüştü halam. Onun için yazılmış şarkılar söyleniyordu hala korkusuzluğu, isyankarlığı onu bir folklor figürüne dönüştürmüştü. Ben o dönemde ancak bir kaç günlüğüne ziyaret edebildiğim Diyarbakır'daki insanlardan çok etkilenmiştim ve o günden beri hep Güzide'nin hayatının izini sürmek istedim.

Üniversite yıllarım boyunca Diyarbakır'a gitmeye çalıştım ama bir türlü gerekli koşullar oluşmamıştı. En son 1999'da Diyarbakır'a gitmek için yola çıkacağım günden bir önceki gün 17 Ağustos depremi gerçekleşti, hem de ailemin yazlarını geçirdiği Çınarcık, Yalova'da. Bu felakette kaybettiklerim beni 'İsmi Güzide'nin yolculuğunu ertelemeye itti ve Çınarcıkta kalıp depremin filmini çekmeye başladım. Ancak yıllar sonra sinema eğitimi almak için gittiğim Kanada'da televizyonların ve National Film Board'in ilgisini çeken bu hikaye için finansman bulabildiğimde Diyarbakır'a tekrar dönüp bu filmi çekmeye başlayabildim. Yolculuğa çıkmadan önce büyük korkular ve endişeler içindeydim. Katil zanlılarının hala serbestçe gezindiği bir bölgede, yıllar önce hasır altı edilmiş bir cinayeti sorgulayacaktım. Bu tür durumlarda insanlar ser verip sır vermezler.Diyarbakır'a varır varmaz, tüm korkularım bir anda geçmişti. İnsanlar olağanüstü açık ve yardımsever karşıladılar beni.

Yolculuğumda hayatı trajedilerle örülmüş bir kadın buldum karşımda.Doğar doğmaz terkedilmiş, kimsesiz, sahipsiz bir kız olarak Millan isimli bir Kürt köyü tarafından yetiştirilmişti. O zamanlar sadece on bir haneden oluşan Millan'daki tüm anneler süt vermişti halama, tüm çocuklar süt kardeşi olmuştu. Böylece köyden kimseyle evlenmesi mümkün değildi, herkesin bacısı durumuna gelmişti. On beş yaşında evlendirilmiş, fakat tüm çocuklarını doğumda kaybetmişti. En son dört yaşına gelen oğlu da derede boğulmuştu. Kısa bir süre sonra kocasını kan davasında kaybetmişti. Dul ve çocuksuz bir kadın olarak ailesi, kayınbiraderlerinden büyük olanıyla evlenmesini emretmişti. O yaşadığı tüm trajedilerin ardından artık kaybedecek bir şeyi olmadığına inanıp, daha genç olan kardeşi seçmişti kendine ve birlikte kaçmışlardı. Sonunda aileye karşı geldiği için aile meclisi kararıyla öldürülmesi emredilmişti. Yaralanıp, hastaneye yatırıldığında kimse kan vermemişti ona. Bir yandan toplumun yargıladığı, diğer yandan da korktuğu ve saygı duyduğu bir kadındı o. Yaşadığı acılar sonucunda hiç kimseden korkmayan bir deli yürekli kadına dönmüştü.

'İsmi Güzide''de Diyarbakır'da karşıma çıkan kadınların bugün yaşadıkları üzerinden izini sürmeye çalıştım halamın hayatını. Otuz yıl sonra kadınların da erkeklerin de hayallerini ve kendilerini gerçekleştirmekten çok uzak olduklarını gördüm. Aşk başka türlü yaşanıyor oralarda, ve aşk hala ölmeye değer bir şey bir çok insan için. Her ne kadar son derece patriyarkal bir toplum da olsa, hiç bir şekilde erkekleri yargılayarak değerlendirmeye çalışmadım orada yaşanılanları. Örneğin iki eşi olan şoförüm, eğer karısı başka birisine aşık olursa bunun onun için bir ölüm fermanı olacağını söylemişti bana. Bunu ona söyleten söylem onun üstünde, ondan çok büyük, ezici bir söylemdi. 'Namus'una leke sürülmüş birisi bugün kolay kolay kahvehaneye gidemez, toplum içinde alnı açık dolaşamaz, eğer esnafsa kimse ondan alışveriş yapmaz. On iki yaşında yeğeniyle evlendirilmiş biri olan şoförümün de kendi hayatı üzerinde fazla bir kontrolü yoktu ki. Millan köyünde yanında kaldığım Leyla, ailesi yoksul olduğu icin erkek kardeşiyle berdel edilecekti. Ne abisinin, ne de Leyla'nın kiminle evlenecekleri konusunda fazla bir seçim hakkı yoktu. En büyük hayali okula gitmekti Leyla'nın ama on iki yaşında tüm kardeşlerinin sorumluluğu onun üzerine binmişti.

Kısacası hayatımı değiştiren bir yolculuk oldu 'İsmi Güzide'nin yolculuğu. Güzide'yi ararken, başka yüzlerde bir çok başka Güzide'yle karsılaştım, hep o uzayıp giden sıkıntılı günlerde başka bir hayatın hayalini kuran kadınlarla. Gene Leyla'nın köyünde rastladığım dünyalar güzeli bir kız sadece güzel olduğu için bırakın okulu, komşu kızının evine bile gidemiyor. Bu döngüyü kırmaya çalışmanın bedelleri de ölüm kadar ağır oluyor. Böyle durumlarda insan, ölse bile yaşayacağı son anların yaşamını anlamlı kılmasını istiyor. Halam gibi, sevdiğiyle kaçıp sonra intihar eden bir çok kadın gibi. Radyoda sevgilisi için şarkı istedi diye intihara zorlanan kadınlar gibi... Bu filmi yaptıktan sonra Diyarbakır'la aramda bir gönül bağı oluştu. Milan köyü artık benim de köyüm, oradaki insanlar ailem haline geldi. Leyla'yı sık sık ziyaret ediyorum, hayatındaki gelişmeleri ailesiyle konuşuyorum. Leyla'nın babasını maalesef Leyla'yı okula göndermesi konusunda hala ikna edemesek de. Bu filmden sonra hayatım hep Montreal, İstanbul ve Diyarbakır arasında gidip gelerek geçmeye başladı. Şu anda Diyarbakır'da sokakta çalışan çocuklarla ilgili bir belgesel üzerine çalışıyorum. National Film Board of Canada'nin sponsorluğunda yürüyen bir proje. Önümüzdeki aylarda çekimlere başlıyorum.

Eylem Kaftan Kimdir? İstanbul doğumlu olan Eylem Kaftan, 1998 yılında Boğaziçi Felsefe bölümünü bitirdikten sonra, önce İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde, ardından Toronto York Üniversitesi'nde sinema-tv bölümlerinde master ve asistanlık yaptı. 2000 yılında Kanada Montreal'e taşındı ve orada pek çok belgesel filmde yönetmen, senarist ve kurgucu olarak çalıştı. Yaptığı filmlerle Kanada'da pek çok ödül aldı. Turtle Productions adlı bir kolektif film grubunu kurdu ve bu grupla birçok kısa metrajlı filme imza attı. 2006 yılının başında İstanbul'a geri dönen Kaftan, şimdi çalışmalarını Kanada ve Türkiye arasında gidip gelerek sürdürüyor.

Eylem Kaftan






Vendetta Song

Director Eylem Kaftan leaves her home in Montreal to uncover a family mystery. She travels to the Kurdish region of Turkey to investigate the death of her aunt Güzide who was killed 30 years earlier. What did her aunt do that cost her life?

4. Londra Kürt Filmleri Festivali. 2006


Kaynak
Londra Kürt Filmleri Festivali, Web Sitesi








Montreal Rendez-vous Cinema Quebecois, En İyi Belgesel (Eleştirmenler Ödülü),
Toronto, Hot Docs International Festival, En İyi Belgesel
Toronto, Hot Docs International Festival, Seyircinin seçimi (İlk on),
International Film Festivali, En İyi Belgesel Calgary,
Toronto, Female Eye Film Festivali, En İyi Belgesel
(Cinema delle donne) International Women's Film Festivali, Gümüş Ödül İtalya
Columbus Uluslarası Film Festivali, Bronz Ödül. 2006




Töre kurbanı halasını belgesel yaptı...

Kanada’da yaşayan film yönetmeni Eylem Kaftan, Diyarbakır’da 30 yıl önce töre cinayetine kurban giden halasının çile dolu yaşamını "İsmi Güzide" adıyla belgesel haline getirdi. Kaftan, şunları anlattı- "Babaannem, dedemin ölümüyle bizden kızını bulmamızı istedi. Kızı Güzide’nin Diyarbakır’ın Doğanlı Köyü’nde olduğunu söyledi. Yaptığımız araştırmalarda halamın öldürüldüğünü öğrendim. Onu başka köyden biriyle evlendirmişler. Eşi kan davalıları tarafından öldürülünce büyük kayınbiraderiyle evlenmesini istemişler. Ama halam da daha genç olan kayınbiraderiyle kaçmış. Aile meclisi kararıyla öldürülmüş." İsmi Güzide’nin ilk gösterimi Diyarbakır’da yapılacak.

Kaynak
Hürriyet
10 Haziran 2006








İSMİ GÜZİDE
Yazan ve Yöneten- Eylem Kaftan
National Film Board of Canada ve DLI Productions

Ne doğumunun kaydı var, ne ölümünün. Hiç bir zaman fotoğrafı çekilmemiş. Mezar taşı bile yok. Hayatının hiç bir kaydı tutulmadan öldü Güzide. Güzide'nin ölümünden 30 yıl sonra, babaannesinden yıllar önce dinlediği bu hikayeyi araştırmak için Güzide'nin yeğeni Eylem Kaftan, Kanada'dan Diyarbakır'ın en uzak köylerine uzanan bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta, Kaftan'ın elinde Güzide'nin katil zanlıları olduğuna inandığı iki kaynının siyah beyaz bir fotoğrafı ve haritada bile yer almayan bir köyün ismi vardır. Kaftan teker teker bulmacanın parçalarını bir araya getirmeye baslar. Güzide'nin hayatını ardı ardına gelen trajediler belirlemiştir. İlk kocasını kan davasında kaybeden Güzide, dört çocuğunu doğumda, beşincisini ise çocuğun bir derede boğulması sonucunda kaybetmiştir. Adına şarkılar yazılan Güzide'nin hayatına mal olan kararının arkasında ise trajik bir aşk öyküsü bulur Kaftan.

İSMİ GÜZİDE'NİN HİKAYESİ

Ne doğumunun kaydı var, ne ölümünün. Ondan kalan hiç bir fotoğraf olmadığı gibi, mezartaşı bile yapılmamış. Hayatının hiç bir kaydı tutulmadan öldü Güzide. Bazı sırlar aradan yıllar geçse de bir gün gelir kıyıya vururmuş. Onun hikayesi de 30 yıl sonra dünyayı dolaşti, Güney Amerika'dan Afrika'ya, Finlandiya'dan, Kanada'ya pek cok ülkede Güzide simdi tanınıyor.

Güzide'nin ölümünden 30 yıl sonra, babaannesinden yıllar önce dinlediği bu hikayeyi araştırmak için Güzide'nin yeğeni Eylem Kaftan, Kanada'dan Diyarbakır'ın en uzak köylerine uzanan bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta, Kaftan'ın elinde Güzide'nin katil zanlıları olduğuna inandığı iki kaynının siyah beyaz bir fotoğrafı ve haritada bile adı geçmeyen bir köyün ismi vardır. Kürtçede 'Millan' diye gecen köye gittiğinde Kaftan, Güzide'nin hikayesiyle ve korkusuzluğuyla efsaneleştiğini görür.

Kaftan yolculuğu boyunca zamanın Diyarbakır'ın köylerinde adeta bir kaç yüzyıl öncesinde döndüğünü görür. Çokeşlilik, berdel, başlık parası, töre cinayetleri hala gündelik hayatın bir parçasıdır buralarda. Erkeklerin dünyasında kız çocukları babalarının evinde bir misafir gibi yaşarlar. Nasıl olsa kocasına satılacak olan kızın bedeli bazen koyunlarla, bazen kaleşnikoflarla ölçülür.

Kaftan teker teker bulmacanın parçalarını bir araya getirmeye baslar. Güzide'nin hayatını ardı ardına gelen trajediler belirlemiştir. İlk kocasını kan davasında kaybeden Güzide, dört çocuğunu doğumda, beşincisini ise çocuğun bir derede boğulması sonucunda kaybetmiştir. Adına şarkılar yazılan Güzide'nin hayatına mal olan kararının
arkasında ise trajik bir aşk öyküsü bulur Kaftan.

Töre cinayetleri ise buzdağının sadece görünen kısmıdır. Bugun hala namus baskısı yüzünden kız cocukları okullara gönderilmiyor, sevdikleriyle biraraya gelemiyor, bazen komşu kızının evini bile ziyaret edemiyor. Birlesmis Milletler'in tespitine gore her yıl asağı yukarı 5000 kadın töre cinayetlerinde öldürülüyor. Kadın katliamlari icin mazeretler sonsuz- bir kız sevgilisiyle elele görüldüğünde, kendisi icin seçilmis olan erkeği reddettiğinde, kocasını terkedip babaocağına döndüğünde, radyoda sevdigi icin bir şarki isteğinde bulunduğunda ve bazen tecavüz kurbanı olduğunda bile öldürülmesine karar verilebiliyor.

İsmi Güzide bir National Film Board of Canada ve DLI Productions ortak yapımı. VisionTV'nin katkılarıyla gercekleşti bu produksiyon. Film Eylem Kaftan tarafından yazıldı ve yönetildi. Yapımcılar ise Abbey Neidik, Irene Angelico ve Germaine Wong.

Eylem Kaftan



http://www.ismiguzide.com