Yapım Tarihi - 2021
Süresi - 01:33:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Selçuk Metin
Senaryosunu Genco Erkal'ın yazdığı ve bu nedenle benzerine az rastlanır
otobiyografik bir nitelik de taşıyan “Genco” belgeseli Türk tiyatrosunun
usta ismi Genco Erkal’ın kariyerini ve sanat hayatını ele alıyor. İzleyiciyi
Genco Erkal rehberliğinde geçmişte bir yolculuğa çıkartan belgesel, bugüne
kadar 56 oyun yönetmiş, 81 oyunda oynamış, 9 oyun çevirmiş, 24 uyarlama
yapmış ve 1 oyun yazmış sanatçının, bütünüyle tiyatroya adanmış yaşam
öyküsünü anlatıyor.
Sanatçının çocukluk, gençlik ve meslek hayatının çok büyük bir bölümünün
geçtiği İstiklal Caddesi’nde başlayan belgesel, kronolojik bir sırayı takip
etmekten ziyade, olaylar, zamanlar ve mekanlar arası çağrışımlarla, geçişli
olarak ilerliyor. Bu tarihi yolculukta hem sanatçının hayatı ve kariyeri hem
de Türk tiyatro tarihi açısından büyük öneme sahip tiyatro sahneleri de tek
tek ziyaret ediliyor. 90 dakikalık belgesel, Genco Erkal’ın ve Dostlar
Tiyatrosu’nun arşivinden belgeler, fotoğraflar ve videolar ile izleyicilere
görsel açıdan da zengin, benzersiz bir serüven sunuyor.
28. Adana Altın Koza Film Festivali, Özel Gösterim Seçkisi. 2021
9. Antakya Altın Defne Film Festivali, Ulusal Uzun Belgesel Film Yarışması,
Finalist. 2021
Kaynak
Adana Altın Koza Film Festivali
'Sanatçılar ondan sorulur'
Tiyatromuzun en büyük ustalarından Genco Erkal’ın hayatı bir belgesele konu
oldu. Senaryosunu bizzat Genco Erkal’ın yazdığı filmin yönetmeni Selçuk
Metin ile bir söyleşi yaptık.
Önce Leyla Gencer, ardından Metin Akpınar ve son olarak da Genco Erkal… Ard
arda çektiği üç belgesel filmle gündeme gelen Selçuk Metin daha önce de
Haldun Taner (“Ve Perde”) hakkında bir belgesel çekmişti. Genco Erkal’ın
hayatına odaklanan “Genco: Tiyatroya Adanmış Bir Yaşam” adlı filminin ilk
gösteriminin ardından Selçuk metin ile uzaktan bir söyleşi yaptık.
Sanatçı belgeselleri çekmek ne zamandır gündeminizdeydi? Nasıl başladı her
şey?
İlk kıvılcım Haldun Taner ile parladı. “Ve Perde”nin ardından Leyla Gencer
belgeseli ile bu çizgiye yönelmeye başladım. Aslında tüm bu sürecin gelişimi
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda atıldı diyebilirim. 1998 yılından başlayarak
21 yıl boyunca İKSV’den onur ödülü alan sanatçıların 2-3 dakikalık
filmlerini hazırladım. Kimler kimler yoktu ki; saymakla bitmez. İşte bu
süreç zarfında tüm sanatçıların yaşamlarını 2-3 dakikaya sığdırmaya
çalıştım. Film festivalinden ödül alan sanatçıların kısa filmlerini
hazırlarken rol aldıkları filmlerden kesitler kullandım. Ama en çok Tiyatro
Festivali’nde ödül alan isimlerin filmlerini hazırlarken zorlanıyordum.
Tiyatro festivali ödül verdiğinden o sanatçının rol aldığı bir sinema
filmden bölüm kullanmak doğru olmuyordu, tiyatro oyunlarından bölümler
bulmak ise neredeyse imkansız gibiydi. Bir süre sonra sanatçıların
kendileriyle iletişime geçip bizzat evlerine gidip arşivlerine bakarak bu
filmleri yapmaya çalıştım, ama istediğim düşlediğim görsel malzemeye pek
ulaşamadım. Ne doğru düzgün video kaydı, ne de fotoğraf vardı. Maalesef
Türkiye’de arşiv pek önemsenmeyen bir alan. O dönemlerin imkanlar da kısıtlı
ama, anladım ki yine de buna önem veren sanatçılarımız bir şekilde bunu
başarmışlar. Peşpeşe geçen yıllardan sonra bu iki üç dakikalık kısa tanıtım
filmleri belki de bana yetmemeye başladı. Muhsin Ertuğrul’un sözüyle Türk
Tiyatrosu ne zaman tık nefes olsa Haldun Taner imdada yetişiyordu. Haldun
Taner’in 100. yaşında düzenlenen etkinliklere o dönemde bir de Haldun Taner
belgeseli eklenmek istendi. Ve bu önemli görev için sevgili Dikmen Gürün’ün
önerisiyle Demet Taner ile çalışmaya başladık. Ve çok sınırlı imkanlarla
gerçekleştirdiğimiz “Ve Perde” filmim hazırdı. Ardından da senaryosu Zeynep
Oral’a ait olan Leyla Gencer: La Diva Turca... Bu iki yapım da İKSV
yapımcılığında gerçekleşti.
Ama benim aklımın bir ucunda hem tiyatro hem de film festivallerinde 2-3
dakikalık kısa filmlerini hazırladığım Metin Akpınar hep vardı. O filmler
bana yetmemişti ve bir gün kapısını çalıp belgesel yapmak istediğimi
ilettiğimde ben de kariyerimde yeni bir dönemi başlatıyordum. Ve yıllarca
severek çalıştığım vakıftan ayrılarak yeni bir maceraya merhaba dedim.
Bu üç belgesel de birbirinden farklı… Gerek ele aldığı dönemler, gerekse
sanatçıların kişilikleri, kariyerleri anlamında… Sizi en çok zorlayan
hangisi oldu?
Tabii ki Leyla Gencer’i ayırmak lazım. Öncelikle opera sanatçısı olduğundan
müzik daha yoğun bu belgeselde. Metin Akpınar ve Genco Erkal ise aynı dönem
olsalar da tarz olarak çok farklılar. Metin Akpınar kabare, sinema ve
televizyon eserleriyle ayrı bir yerde. Genco Erkal ise daha çok toplumsal
sorunların işlendiği politik tiyatroyla başka bir çizgide. Elbette bu da
filmlerin çizgisini farklı bir noktaya çekiyor. Üç filmin de kendi içinde
zorlukları oldu elbette. Leyla Gencer filmini hazırlarken elimizdeki tek
kayıt Nebil Özgentürk’ten aldığım ve 90’larda çekilmiş bir röportajdı.
Filmin kurgusu sırasında “keşke senaryomuza uygun sorularla yeniden
çekebilseydik” dedim hep. Ve ardından yeniden keşke dememek için harekete
geçtim.
“Genco” belgeseli senaryosunu Genco Erkal’ın yazdığı ve neredeyse baştan
sona sadece onun ağzından anlatılan bir film… Nasıl bir çalışma yaptınız
Genco bey ile? Öncesinde uzun uzun masa başında konuştunuz mu örneğin?
İşte bu en zor soru! Çalışma sürecimiz gerçekten çok uzun sürdü. Ama sürecin
uzun sürmesi herhangi bir anlaşmazlık ya da senaryonun ortaya çıkma aşaması
değildi. Genco Erkal, Leyla Gencer belgeselinin ilk gösteriminin ardından
bana kendisi için bir belgesel düşündüğünü iletti. Ben de havalara uçtum
tabiki, düşünsenize teklif Genco Erkal’dan geliyor, benim için büyük bir
onur. Hemen buluşup konuşsak da çalışmaya bir türlü başlayamadık. Öncelikle
filmin yapımı için gerekli olan bütçenin bulunması gerekliydi, “onu bir
şekilde çözeriz biz bir noktasından başlayalım” dediğimiz noktada da Genco
Erkal’ı bulmak meseleydi. Ne zaman konuşsak ya turnesi var, ya başka bir
programı; bir araya gelip konuşabilmek neredeyse imkansız. Zaman akıp
giderken birden hayatımıza pandemi giriverdi. Haftanın 3-4 günü sahneye
çıkan Genco Erkal evdeydi artık. Ama bu günler benim Genco Bey’i tanımam
için bana başka bir fırsat sundu. Çünkü ben kendisinin arşivinin büyük bir
bölümünü almıştım. Tüm oyun kayıtlarını dijitale çevirmiştim zaten,
belgeselde de bahsettiğimiz gibi pandemi sürecini Genco Erkal YouTube
kanalını hayata geçirerek değerlendirdik.
Tüm oyunlarını günde en az 3-4 saat birbirimize bağlanarak düzenledik ve
yayına hazırladık. Pandeminin ilk günlerinde ben de Genco Erkal’ın hangi işi
yaparsa yapsın ne kadar titiz, özenli ve disiplinli bir insan olduğunu daha
iyi anladım. YouTube izlenmeleri çok güzel gidiyordu ama hala önemli bir
sorunumuz vardı. Normal günlerimizde bile bulunamayan yapım desteğini,
herşeyin belirsiz olduğu bir zaman diliminde bulmak nerdeyse imkansızdı.
Projeyi gerçekleştirmek için destek bulacağımızdan ümidi kesmeye
başladığımız günlerde Enka Sanat resmen imdadımıza yetişti. Destek
bulunmuştu, artık başlayabilirdik. Genco Erkal senaryoyu bir ay gibi kısa
bir sürede yazdı. Filmimiz şekillenmeye başladığında ise senaryo üzerinde
karşılıklı değerlendirmelerimiz oldu, yaklaşık 3000 fotoğraf tarandı, filmin
süresinin uzamaması için evinde kayıtlar aldık. Filmi önce Genco Erkal’ın
salonunda çektik aslında. İşte o kayıtlardan sonra, filmin iskeleti oluştu
ve gerçek mekanlarda set demeye hazırdık.
Metin Akpınar belgeselinde Akpınar dışında birçok başka sanatçıyla da
söyleşiler yapmıştınız, oysa “Genco”da hiç kimseyle görüşülmemiş… Bu Genco
Erkal’ın özel tercihi miydi?
Bu konuda başta küçük bir fikir ayrılığımız olmadı değil. Ben zaman zaman
konuklar alınması gerektiğini düşünsem de senaryo belirmeye başladığında
fikrim değişti. Belki de yine dünyada bir ilke imza attı Genco Erkal, kendi
belgeselinin senaryosunu yazan ilk kişi olabilir. Henüz araştırmadım bunu,
bir ilk olma ihtimali çok yüksek.
Beyoğlu, Eminönü gibi semtlerde yapılan çekimler biraz da “Genco”nun görsel
anlatımının da kilit unsurlarından biri olmuş. Yani örneğin Metin Akpınar’ın
“İyi ki Yapmışım” belgeselindeki gibi sanatçının oturarak konuştuğu bir film
yerine Genco Erkal’ın çoğunlukla yürüyerek, göstererek anlattığı bir
belgesel var karşımızda. Bu anlatım tarzı sizin fikriniz miydi ve buna neden
gerek duydunuz?
Genco Erkal ile belgesel için ilk buluştuğumuz günün sonunda benim heyecanım
çok artmıştı. Çünkü konuşmaya başladığımız ilk anda aynı şeylerden
bahsediyorduk. Genco Erkal’ın aktif sanat yaşamına devam etmesi bana farklı
fikirler getirdi hep, onunla turneye çıkmak, sadece sahneden değil sahne
arkasından provalardan da görüntüler alabilmek çok değerliydi çünkü. O da,
ben de bugüne kadar sahne aldığı tiyatroları gezmekten, doğduğu eve,
çocukluğunun geçtiği semte gitmekten bahsediyorduk. Ben Taksim’de bir evde
doğduğunu belgesel çalışması sırasında öğrendim, meğer filmin büyük bölümü
Taksim’de geçecekmiş. Genco Erkal’ın sahne aldığı tiyatrolara gitmek filmde
tiyatro tarihimizin ele alınması açısından da önemliydi. Çekimler sırasında
60 yıldan fazla bir zamandır sahnede olan bir sanatçının en çok oynadığı
salonlardan sadece bir tanesinin ayakta olması gerçeği çarptı yüzümüze.
Kenter ve Muammer Karaca tiyatrosu tadilatta da olsa, diğer salonların
otopark ya da diğer amaçlarla kullanılıyor olması hepimizin takkesini önüne
koymasını gerektiren bir durum.
Ayrıca bir filmde 90 dakika boyunca bir kişiyi dinlemek çok zor olabilir,
her kim olursa olsun bir süre sonra filmin düşmesi kaçınılmaz. Bizim
tiyatroları gezmemiz sadece bu mekanların durumunu tespit için değildi, aynı
zamanda filmin ritmi açısından da çok önemliydi. Filmin Afrodisias antik
kentinde son bulması da ayrı bir sürpriz elbette.
Her üç belgeselde de arşiv görüntülerine (fotoğraf, film) yer verilmiş.
Arşiv görüntüleri konusunda sıkıntı çektiniz mi, hangi kaynaklar vardı
elinizin altında?
Bir çok sanatçıyla benzer çalışmalar yapmış biri olarak Genco Erkal
arşivinin fotoğraf konusunda ortalamanın çok üstünde olduğunu
söyleyebilirim. En iyisi değil belki ama fotoğrafını bulamadığımız oyunu yok
gibi. Ama video kayıtları için aynı şeyi söylemem pek mümkün değil. Birkaç
oyun dışında hem ses hem görüntü kalitesi açısından günümüz kullanılabilecek
durumda değillerdi. Aslında bir bütün olarak ele aldığınızda hep ihmal
edilen, bir gün yaparız diye ertelenen bir kültürel tarih çalışması da
başladı bu yapımlarla. Leyla Gencer’de 5.000’den fazla fotoğraf tarandı.
Metin Akpınar’da 2.000, Genco Erkal’da 3.000 civarında. Özellikle tiyatronun
şahlandığı 60’lı yıllardan ciddi bir arşiv oluşmuş durumda kurgu aşamasında
olduğumuz yeni çalışmamızda ise bu sayı 5.000 civarında. Yani düşünürseniz
Porte Film’in şimdiden 15.000 fotoğraftan oluşan fotoğraf arşivi var. Bunun
yanısıra geçmiş teknolojiyle kaydedilmiş ses bantlarını da dijitalleştirdik.
Yeni aktarılan bir köşede kalmış videolardan bahsetmiyorum bile.
Belgesel sinema son yıllarda heyecan verici bir üretim alanı oldu. Siz
dünyada ve Türkiye’de belgesel sinemayı nasıl buluyorsunuz, takip ettiğiniz
yönetmenler, sizi etkileyen filmler hangileri?
Elbette son dönemde belgesel sineması dünyaya eşdeğer ülkemizde de atakta.
Bu tamamen arz talep meselesi bence. Toplum artık filmler kadar bu alana da
ilgi göstermeye başladı. Ama bu tür yapımların özellikle kültürel kimliğin
oluşması ve hatırlanmasında çok değerli olduğunu düşünüyorum. Aslında bu
düşüncem her iki belgeselin gösteriminden sonra gelen tepkilerden
çıkarttığım bir sonuç. Sanki herkes bunu bekliyormuş gibiydi olumlu mesajlar
yağmakta.
Filmleriniz için Kültür Bakanlığı’ndan destek aldınız mı, destek için
başvurdunuz mu?
Ben tüm yaşamım boyunca evrak işlerinden uzak durdum mümkün olduğunca.
Açıkçası aklımın ucundan dahi geçirmedim böyle bir destek istemeyi.
Başvursaydım ne olurdu bilemem, belki olumlu yanıt alırdım bilemiyorum. Ama
içimdeki en büyük yaralardan biridir Metin Akpınar belgeseli için destek
bulamamak. Bir çok önemli holding, kurum ve kuruluşla görüştüm. Bir buçuk
yıl boyunca böyle bir isim için destek bulamamak çok üzücüydü. Bu kocaman
holdinglerin büyük salonlarda düzenledikleri bir kokteyl, bir davet için
harcayacakları bir bütçeyi, tarihe kalıcı bir eser bırakmak için tercih
etmemeleri beni hayrete düşürüyor. Bu yüzden ENKA Sanat’ın desteğinin çok
değerli olduğunu düşünüyorum. Onlar olmasaydı bu proje gerçekleşemeyecekti.
“Genco” belgeselini nasıl izleyecek izleyiciler? Netflix’te olacak mı bir
süre sonra?
Ne olursa olsun festivaller ve özel gösterimlerle belli sayıda bir kitleye
ulaşabiliyorsunuz. Daha geniş kitlelere ulaşmak için hele günümüzde dijital
platformlarda yer alması çok önemli. GENCO belgeselinin gösterim mecrası
henüz belli değil. Bunu zaman gösterecek.
Çekmek isteyip de çekemediğiniz bir belgesel oldu mu hiç?
Evet oldu maalesef: Gülriz Sururi... Kendisiyle konuşmuş, anlaşmıştık. Leyla
Gencer filminin kurgu aşamasında kötü haber geldi. Yol haritamız için
belirlediğimiz 5 Ocak’taki toplantımızı yapamadık. Telefonumun takviminden
silemediğim toplantı notumdur o gün ve bana her yıl 5 Ocak 15.30 saatini
hatırlatır. Gülriz Hanım benim fazla vaktim yok acele edelim demişti bir
akşam, sanki biliyordu o toplantıya yetişemeyeceğini.
Sırada hangi projeler var?
Şu günlerde kurgusu devam etmekte olan Haldun Dormen belgeselimiz var, yakın
zamanda “Haldun Abi” de bitiyor. Ardından yine tiyatrodan çok değerli bir
isim var çalışmaya başladığımız. Onu da yakında açıklamayı ümid ediyorum.
Henüz net değil, net olmamasının sebebi elbette bütçesel. Destek bulduğumuz
an başlayabilecek durumdayız.
"Genco: Tiyatroya Adanmış Bir Yaşam" 6 Eylül Pazartesi saat 21.15'te ENKA
Açıkhava Tiyatrosu'nda izlenebilir.
Emrah Kolukısa
25 Ağustos 2021
‘Genco’nun yönetmeni Selçuk Metin, belgeseli değerlendirdi
‘Genco’nun Yönetmeni Selçuk Metin, Belgeseli Değerlendirdi ‘Genco’nun
yönetmeni Selçuk Metin, belgeseli değerlendirdi 25 Ağustos, 2021, Çarşamba
04:01 Abone ol Önce Leyla Gencer, ardından Metin Akpınar ve son olarak da
Genco Erkal... Art arda çektiği üç belgesel filmle gündeme gelen Selçuk
Metin daha önce de Haldun Taner (Ve Perde) hakkında bir belgesel çekmişti.
Genco Erkal’ın hayatına odaklanan “Genco: Tiyatroya Adanmış Bir Yaşam” adlı
filminin ilk gösteriminin ardından Selçuk Metin ile uzaktan bir söyleşi
yaptık. - “Genco” belgeseli senaryosunu Genco Erkal’ın yazdığı ve neredeyse
baştan sona sadece onun ağzından anlatılan bir film... Nasıl bir çalışma
yaptınız Genco Bey ile? Öncesinde uzun uzun masa başında konuştunuz mu,
örneğin? Genco Erkal, Leyla Gencer belgeselinin ilk gösteriminin ardından
bana kendisi için bir belgesel düşündüğünü iletti. Ben de havalara uçtum
tabii ki düşünsenize, teklif Genco Erkal’dan geliyor, benim için büyük bir
onur. Hemen buluşup konuşsak da çalışmaya bir türlü başlayamadık. Öncelikle
filmin yapımı için gerekli olan bütçenin bulunması gerekliydi, “onu bir
şekilde çözeriz, biz bir noktasından başlayalım” dediğimiz noktada da Genco
Erkal’ı bulmak meseleydi. Ne zaman konuşsak ya turnesi var ya başka bir
programı; bir araya gelip konuşabilmek neredeyse imkânsız. Zaman akıp
giderken birden hayatımıza pandemi giriverdi. Haftanın 3-4 günü sahneye
çıkan Genco Erkal evdeydi artık. Ama bugünler benim Genco Bey’i tanımam için
bana başka bir fırsat sundu. Çünkü ben kendisinin arşivinin büyük bir
bölümünü almıştım. Tüm oyun kayıtlarını dijitale çevirmiştim zaten,
belgeselde de bahsettiğimiz gibi pandemi sürecini Genco Erkal YouTube
kanalını hayata geçirerek değerlendirdik. Tüm oyunlarını günde en az 3-4
saat birbirimize bağlanarak düzenledik ve yayına hazırladık. Pandeminin ilk
günlerinde ben de Genco Erkal’ın hangi işi yaparsa yapsın ne kadar titiz,
özenli ve disiplinli bir insan olduğunu daha iyi anladım. YouTube
izlenmeleri çok güzel gidiyordu ama hâlâ önemli bir sorunumuz vardı. Normal
günlerimizde bile bulunamayan yapım desteğini, her şeyin belirsiz olduğu bir
zaman diliminde bulmak nerdeyse imkânsızdı. Projeyi gerçekleştirmek için
destek bulacağımızdan ümidi kesmeye başladığımız günlerde ENKA Sanat resmen
imdadımıza yetişti. Genco Erkal senaryoyu bir ay gibi kısa bir sürede yazdı.
Filmimiz şekillenmeye başladığında ise senaryo üzerinde karşılıklı
değerlendirmelerimiz oldu, yaklaşık üç bin fotoğraf tarandı, filmin
süresinin uzamaması için evinde kayıtlar aldık. Filmi, önce Genco Erkal’ın
salonunda çektik aslında. İşte o kayıtlardan sonra, filmin iskeleti oluştu
ve gerçek mekânlarda set demeye hazırdık. - Beyoğlu, Eminönü gibi semtlerde
yapılan çekimler biraz da “Genco”nun görsel anlatımının da kilit
unsurlarından biri olmuş. Genco Erkal’ın çoğunlukla yürüyerek, göstererek
anlattığı bir belgesel var karşımızda. Bu anlatım tarzı sizin fikriniz
miydi? Genco Erkal’ın aktif sanat yaşamına devam etmesi bana farklı fikirler
getirdi hep, onunla turneye çıkmak, sadece sahneden değil, sahne arkasından
provalardan da görüntüler alabilmek çok değerliydi çünkü. Çekimler sırasında
60 yıldan fazla bir zamandır sahnede olan bir sanatçının en çok oynadığı
salonlardan sadece bir tanesinin ayakta olması gerçeği çarptı yüzümüze.
Kenter ve Muammer Karaca tiyatrosu tadilatta da olsa, diğer salonların
otopark ya da diğer amaçlarla kullanılıyor olması hepimizin takkesini önüne
koymasını gerektiren bir durum. - Sırada hangi projeler var? Şu günlerde
kurgusu devam etmekte olan Haldun Dormen belgeselimiz var, yakın zamanda
“Haldun Abi” de bitiyor. Ardından yine tiyatrodan çok değerli bir isim var
çalışmaya başladığımız. Onu da yakında açıklamayı ümit ediyorum. Henüz net
değil, net olmamasının sebebi elbette bütçesel. Destek bulduğumuz an
başlayabilecek durumdayız.