Yapım Tarihi - 2014
Süresi - 00:47:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Can Dinlenmiş, Ege Kanar
Kurgu - Can Dinlenmiş, Ege Kanar, Tolga Erdoğan, Tolga Sütlü
Yapımcı - Rusıhak
Depo, hasta yakınlarının bile çoğu zaman giriş hakkı olmadığı izole alanlara
girip içeride olup bitenlere tanıklık etmeye çağırıyor.
Foucault, modern iktidarların güçlerini kanıtlamak için marjinal unsurları
kontrol altında tutmak istediğini ve bunu doğrudan bedenleri kuşatarak yaptığını
söyler. Elini kolunu sallayarak köyün sokaklarında gezen veya Orta Çağ’ın
aylaklık eden delileri, artık tehlikeli sayılmaya başlamış, devletin sınırladığı
alanlara kapatılmış ve normal olanla aralarına yüksek duvarlar çekilmiştir,
tıpkı hapishaneler gibi. Artık akıl hastaneleri iyileştirmeyi amaçlayan kurumlar
değil, sadece akıl hastalarının zaten iyi olandan uzak tutulduğu yerler,
depolardır. Depo- Akıl Hastanesinde Hayat 2014 Türkiye’sinde çeşitli akıl
hastanelerinin içine davet ediyor bizi. Fakat bu gezinti deliliğin fantastik
dünyasından çok, deliliği tanımlayanların acımasız dünyasına doğru yapılıyor.
“Bu film rahatsız edici olabilecek unsurlar içermektedir.” (Filmden)
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, Ev Bölümü, Gösterim Seçkisi.
2015
Kaynak
!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali
Depo- Akıl Hastanesinde Hayat
Depo- Akıl Hastanesinde Hayat isimli belgesel film projesi ekibi, filmin
tamamlanabilmesi için, yaklaşık beş ay önce Indiegogo’da para toplama kampanyası
başlattığında proje de merak uyandırmaya başlamıştı. Yönetmenliğini Ege Kanar ve
Can Dinlenmiş’in yaptığı belgesel film, RUSİHAK (Ruh Sağlığında İnsan Hakları
Girişimi) tarafından hazırlanacak bir rapor için İstanbul, Ankara, Adana,
Samsun, Elazığ ve Manisa gibi illerdeki akıl hastanelerinde yaşanan süreçleri
kayıt altına almak adına başlatılmış bir projeydi. Proje gelişmeye başladıkça,
ellerinde biriken görüntülerle bir anlatı oluşturabileceğini düşünen Ege Kanar
ve Can Dinlenmiş için belgesel fikri de bu şekilde doğmuş oldu. 14. !f İstanbul
Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız
Depo- Akıl Hastanesinde Hayat belgeseli, Türkiye’deki akıl hastanelerinde
yaşanan süreçleri, hastane koşullarını tarafsız bir biçimde gözler önüne
seriyor.
Depo- Akıl Hastanesinde Hayat filmi hastalardan birinin konuşmasıyla açılıyor,
kadrajda görmediğimiz bu kişi ‘dışarıdakiler’e sesleniyor- “Biz burada bir
sigarayı bile paylaşabiliyoruz; ama siz dışarıda olmanıza rağmen insanlığı
paylaşmayı bilmiyorsunuz…”.Keskin bir eleştiriyle açılan film, olabildiğince
objektif bir biçimde akıl hastanelerinde yaşananları belgelemeye koyuluyor.
Depo- Akıl Hastanesinde Hayat filminde ele alınan konulara geçmeden önce,
sosyolojik anlamda bazı kavramlarla ilgili bilgi vermek yerinde olabilir. Filmin
adında da geçen ‘depo’ kavramı, depo hastane adı verilen, ruh sağlığı ile ilgili
rahatsızlıkları olan insanları toplumdan izole ederek içeriye kapatan bir
sistem. Belgeselde de Türkiye’deki akıl hastanelerinin genelde ‘depo hastaneler’
olduğu belirtilmeye çalışılıyor. Buradaki amaç, tedaviye yönelik olmaktan çok,
bu tip rahatsızlıkları olan insanları akıl hastanelerine kapatıp, dışarıyla olan
bağlantılarını kesmek ve böylece toplumsal düzenin bozulmasını önlemek.
İyileşme, yeniden topluma kazandırılma gibi bir amaç kesinlikle yok. Aynı
şekilde, sosyolog Erving Goffman’ın ‘total (mutlak) kurumlar’ adını verdiği akıl
hastaneleri, hapishaneler, toplama kampları, askeri kamplar da içeride
tutulanlara karşı doğrudan müdahaleye izin veren kurumlar. Genelde upuzun
duvarlarla korunan bu tip kurumlar, içeridekileri dışarıdan izole ederken
dışarıyı da içeridekilerden korumak adına planlanmıştır. Yönetenlerin
içeridekiler üzerinde sonsuz tahakküm hakkı ürettiği bu kurumlar, insan hakları
ihlallerinin en çok yaşandığı ve kişilerin mahremiyet haklarını tamamıyla yok
eden kurumlar olarak belirtilmektedir. Bu çift yönlü kapalılık hali, bir yandan
içeridekileri kapalı tutarken, dışarıdakilerin de içeriye ulaşmasına engel
olarak, içeriyi dışarıya karşı bilinmez kılmaktadır.
Belgeselde, Türkiye’deki akıl hastanelerinin Erving Goffman’ın ‘total kurumlar’
olarak belirttiği kurumlardan farkının olmadığını görebilmemiz mümkün. Hastalar,
hasta yakınları, hastanede çalışan doktorlar, hemşireler, RUSİHAK yetkilileri ve
avukatlar ile yapılan görüşmeler Türkiye’deki akıl hastanelerinin sorunlarını
görebilmemiz açısından kesinlikle büyük önem taşıyor. Örneğin, haftada iki ya da
üç kere hastanenin bahçesine çıkabilme izinleri olan hastaların, temiz hava alma
süreleri sadece bir saat. Nefes alma haklarının engellendiğini düşünen hastalar,
bu tip izinlerin hastane görevlilerinin inisiyatifine kalmış olmasından dem
vuruyor. Günlük rutinleri erken kalkıp kahvaltı etmek, kendilerine verilen
ilaçları içmek, iğne ya da elektro şok tedavisine tabi tutulmak, sonra yine
yemek yemek, şansları varsa sigara içmek gibi tektipleştirilmiş durumlardan
oluşuyor. Sosyalleşme adı altında sahip oldukları en büyük ‘lüks’ televizyon.
Oysa hastalar kitap, dergi, günlük gazete, tavla, okey gibi şeylere de
ihtiyaçları olduğunu belirtiyorlar. Bu tarz ihtiyaçlarını karşılamak adına
şikayetlerini iletebilecekleri bir üst makam mekanizması da yok. Ve tüm bu
olumsuz özellikler hastaların ruh sağlığını daha da fazla etkiliyor.
Depo- Akıl Hastanesinde Hayat, akıl hastanelerindeki gerçeklerle yüzleşmemizi
sağlarken insan hakları ihlallerini de bir bir gözlerimizin önüne koyuyor.
Bakımsız ve sağlıksız hastane ortamı, haftada iki kere ve çok kısa tutulan
yıkanma süreleri, yaklaşık on kişinin aynı sabunla yıkanmak zorunda bırakılması,
özellikle kadınlara toplu banyo aldırma süreçleri, içme suyunun taharet
musluklarından temin edilmesi, doktor - hasta arası iletişimin çok düşük
seviyelerde oluşu, hasta problemlerinin geçiştirilmesi, teşhis meselelerinin
farklı yerlerde değişkenlik gösterebilmesi gibi hak ihlalleri belgeselde
sıklıkla dile getiriliyor.
Özellikle elektroşok (ECT) uygulamalarından şikayetçi olan hastalar, bu yöntemin
çoğu zaman hastanın rızası alınmadan uygulandığını belirtiyor. Hastaları kontrol
etmek, taşkınlıklarını ve ajitasyon durumlarını azaltmak amacıyla etkin bir
yöntem olarak kullanılan elektroşok tedavisi, doktorlara performans puanı adı
altında ek ücret elde etme hakkı tanıyor. Tedavi yerine ceza halini alan süreç
‘döner kapı sendromu’na yakalanarak, mevcut sistemin iyileşme ile sonlanmasına
engel oluyor. Sürekli gelen hastaların, kimliksizleşen bireyler olmasının önünü
açan bu sistem, bu tarz total kurumlara maruz kalan kişilerin hayata yeniden
adapte olmasını da engelliyor. Bu durum da, kişilerin dışlanma, damgalanma gibi
durumları sıklıkla yaşamasına sebep oluyor.
Depo- Akıl Hastanesinde Hayat filminin tanıklık dışındaki görüntülerinin çoğu
flu bırakılmış, bu tercihin kişilerin kurum içindeki güvenliklerini tehlikeye
atmamak adına yapılmış olması fazlasıyla önemli. Türkiye’deki akıl
hastanelerinde yaşanan süreci, hastaların günlük rutinlerini belgesel
gerçekçiliği ile anlatmayı seçen Egen Kanar ve Can Dinlenmiş’in, özellikle bu
tip kurumlardaki insan hakları ihlallerine yönelik çözüm yollarını tartışmaya
açabilmeleri kesinlikle umut verici bir gelişme.Depo- Akıl Hastanesinde Hayat
belgeseline mutlaka rast gelmeniz dileğiyle… (Gizem Çalışır)