Yapım Tarihi - 2022
Süre - 01:58:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Selçuk Metin
Senarist - Zeynep Miraç
Müzik - Murat Evgin
Belgeselde, 2019 yılında hayata veda eden Türk tiyatrosunun ve sinemasının
duayen ismi Yıldız Kenter”in hayatına odaklanılıyor. Yıldız Kenter’in
kişiliğine, hayata ve tiyatroya bıraktığı izlere odaklanılan belgeselde,
Kenter’in birlikte oynadığı oyuncular, aile fertleri, öğrencileri ve yakın
dostlarıyla yapılan röportajlara yer veriliyor.
Senaryosunu, Zeynep Miraç kaleme alırken...
Müziklerini Murat Evgin'in yaptığı ve yönetmen koltuğunda da Selçuk Metin'in
oturmakta olduğu "Caniko / Sweetie"; son derece şahane, biyografik bir belgesel
olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz, ENKA Sanat'ın yapım sponsorluğunu üstlendiği; pek çok arşiv
belge ve görüntüsünün yanı sıra, özgün mülakatlara da yer verilmiş...
Ve yola...
Genco Erkal'ın yaşamını anlatan "Genco" (2023) belgeseliyle çıkmış olan ENKA
Sanat'ın Direktörü Murat Ovalı'nın...
"Türk tiyatrosunun duayenlerinin yaşanmış özel hikayelerini, birçok sanatseverle
buluşturmak, aynı zamanda gelecek nesillere iz bırakabilmek için bir belgesel
kuşağı yaptık..." diyerek nitelendirdiği bu kuşağın parçalarından...
Elimizdekine, biraz daha yakından bakalım...
***
Hariciyeci Ahmet Naci Kenter ile İngiliz asıllı Olga Cynthia (Nadide Kenter)
çiftinin, beşinci çocukları olarak 1928 yılının 11 Ekim gününde dünyaya gelen;
Türk tiyatrosunun "Kutup Yıldızı", Yıldız Kenter'in yaşam öyküsünün ele alındığı
ve anlatıcısının da (narrator) Ayça Bingöl'ün olduğu belgesel...
Yıldız Kenter'in, Nazım Hikmet'in "Ellerinize ve Yalana Dair" (1949) isimli
şiirinden...
Sahnede seslendirdiği...
Aşağıdaki...
Muhteşem dizeler ile başlar...
"Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal,
ağır ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli hafif, sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen
elleriniz.
Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar,
ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi, halbuki açsınız, etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden
doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
ses yalan söylüyorsa,
söz yalan söylüyorsa,
ellerinizden başka herşey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir."
***
Belgeselin danışmanlığını da üstlenmiş olan Prof. Dr. Dikmen Gürün, Kenter'in
babası Ahmet Naci beyin...
1927 yılında çıkan bir kanun nedeniyle...
Daha sonra bunalıma girerek, bir alkoliğe dönüşecek olmasına rağmen; yabancı
uyruklu karısını boşamak yerine, hariciye mesleğinden men edilmeyi tercih ettiği
kısma değinirken...
***
Can Dündar'ın "Yüzyılın Aşkları" (2018) belgeselinden yapılan bir alıntı ile
de...
Kenter ailesinin, parasızlık yüzünden sürekli ev değiştirdiğini...
Ve...
Bu taşınmalar esnasında, ev yerleşene kadar...
Her zaman olduğu gibi, meyhanelerde yahut da arkadaşlarıyla vakit geçiriyor
olan...
***
Ama...
Gizlice götürüp yazdırdığı (Ankara, Cebeci) ve öğretmenlerinin takdirini
toplamak suretiyle...
Sınıf atlayarak ilerleyeceği konservatuvara da girmesini sağlayan babası,
ortalıktan yok olduğu için...
Bütün yükü...
Artık ailenin, hem annesi hem de babası halini almış olan Nadide hanımın
sırtladığını öğreniyoruz...
***
Yıldız Kenter'in kendisi, henüz dört yaşındayken annesi...
Sarı saçlı mavi gözlü, Müşfik adındaki bir bebeği...
"Al, senin bebeğin..." diyerek kucağına verir...
***
Ki, veriş o veriş...
Bundan böyle, yolları hiç ayrılmayacaktır...
İki kardeşin...
***
Derken...
Anne Nadide hanım...
Hali vakti yerindeki ailelerin çocuklarına İngilizce dersi vererek, ailesinin
geçimini sağlarken...
O evlerden...
Kırık dökük eşyalarla dolu ve kışın soğuk olan kendi küçücük evine, çikolatalar
ile o çocukların ufaltılmış kıyafetlerini getirdiği...
***
Ve...
Böyle olunca da Yıldız Kenter'e...
"Hep başkalarının kıyafetleri içinde büyüdüm..." dedirttiği...
Çok net olarak...
İçimizi burkan, bilgiye de ulaşmış oluruz...
***
Elbette...
Bu kadar da değildi...
Yoksulluk öylesine ciddi boyutlardaydı ki, altı çocuklu bu aile için...
Eski gazetelerden, kese kağıdı yapıp pazarda satmalarına ilaveten küçük Yıldız
komşu evlere...
Temizlik yapmaya da gitmekteydi...
***
Çok geçmez...
Sıra Yıldız Kenter'in oyunculuk faslına da gelir...
Ve bu konuda da...
Genco Erkal (Oyuncu, Yönetmen), Seçkin Selvi (Çevirmen, Tiyatro Eleştirmeni),
Göksel Kortay (Oyuncu), Haldun Dormen (Yönetmen, Oyuncu), Engin Hepileri
(Oyuncu) ve Ayça Bingöl'ün (Oyuncu) anlattıklarına kulak veririz...
Dakika 10...
***
Büyük tiyatro ustasının...
Hijyen takıntısı, çalışkanlığı, iş disiplini, yeteneği, hırsı ve kuralcılığına
ek olarak...
Komünistlik suçlamasıyla, Muhsin Ertuğrul'u Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
görevinden alan Demokrat Parti'nin iktidara gelişiyle...
Ankara'da noktalanan tiyatro yolculuğunun İstanbul'da devam eden kısmı ile
Selçuk Kaskan'ın yaratıcısı olduğu "Uğurlugiller Ailesi"nin (1961 - 1978) radyo
macerası ile ötesinin de...
En ince detayına kadar...
***
Pek çoğu da...
Onun "canikosu" olan...
Müşfik Uzun (Yıldız Kenter'in torunu), Deniz Yüce Başarır (Yayıncı), Hakan
Gerçek (Oyuncu), Güzin Özyağcılar (Oyuncu), Bartu Küçükçağlayan (Oyuncu), Demet
Evgar (Oyuncu), Tilbe Saran (Oyuncu), Okan Yalabık (Oyuncu), Bülent Şakrak
(Oyuncu), Yeşim Koçak (Oyuncu), Suat Özturna (Öğretim Görevlisi), Leyla
Tepedelen (Yıldız Kenter'in kızı), Kadriye Kenter (Oyuncu), Zeynep Özyağcılar
(Oyuncu), Zeynep Oral (Yazar, Gazeteci), Ayhan Kavas (Oyuncu), Mehmet Birkiye
(Oyuncu, Yönetmen), İzzet Günay (Oyuncu), Ali Poyrazoğlu (Oyuncu), Erdal
Özyağcılar (Oyuncu), Sema Özcan Sarper (Oyuncu), Yücel Erten (Yönetmen), Demet
Akbağ (Oyuncu), Mustafa Alabora (Oyuncu), Filiz Kutlar (Oyuncu) ve Özge Borak
(Oyuncu) tarafından dillendirilen...
Belgeselin geride kalanında, siz değerli sinemasever dostlarımızı; izlerken
duygulanmalarının, neredeyse kaçınılmaz olacağını tahmin ettiğimiz...
108 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı;
alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş
yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe
entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması
imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik"
içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka
"özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,
"Türk tiyatrosunun kutup yıldızı", hocaların hocası Yıldız Kenter'in hayatını
anlatan "Caniko" belgeseli seyirci ile buluşmak için geri sayıma başladı.
Yıldız Kenter'in kişiliğini, hayata ve tiyatroya bıraktığı izleri odak noktasına
alan, aynı sahneyi paylaştığı oyuncuların, aile fertlerinin ve öğrencilerinin
tanıklıklarına başvurulan belgesel, 20 Haziran'da ENKA Açıkhava Tiyatrosu'nda
izleyiciyle buluşacak.
Caniko: Türk Tiyatrosunun Kutup Yıldızı Yıldız Kenter Anısına
“Sahneye çıktığımda bütün dünyayı kucaklıyorum” diyen; hayatını
tiyatroya,sahneye, öğrencilerine ve sanata adamış büyük bir sanatçı Türk
Tiyatrosunun kutup yıldızı lakabını hakkıyla taşıyan enfes bir yetenek; Yıldız
Kenter…
“Tiyatro benim hayatım” diyor Dikmen Gürün’ün kaleme aldığı biyografi kitabında
Yıldız Kenter. Boşuna da hayatım demiyor her şeyden çok sevdiği tiyatro için.
Koca bir ömrünü sanata, tiyatroya ve öğrencilerine adamış olan şahane bir
sanatçı olan Yıldız Kenter’in anısına çekilen “Caniko” belgeseli yakın bir
zamanda sevenleri ile buluştu.
Büyük ustanın doğumundan ölümüne kadar tüm hayatını, tiyatro ile tanışma
hikayesini, kendi gibi başarı abidesi olan bir diğer usta sanatçımız kardeşi
Müşfik Kenter ile sahnede devleştikleri oyunları, öğrencilerinin bir tanecik
hocaları ile ilgili anlattıkları nefis anıları ve gerçek anlamda tırnaklarla
kazınarak günümüze kadar gelen Kenter Tiyatro’sunun kuruluş yıllarına ve hayatta
kalma mücadelesine kadar çeşitli konulara yer veriyor Caniko belgeseli.
1928 yılının 11 Ekim’inde İngiliz bir anne Olga Cynthia ve diplomat bir baba
Ahmet Naci Kenter’in kızları olarak dünyaya gelen Yıldız, doğduğu andan itibaren
tüm hayatı boyunca adının hakkını sonuna kadar veriyor. Sanki anne babası onun
bir yıldız olacağını hissetmişler gibi küçük kızlarına bu ismi seçmişler hissi
uyandırıyor. Küçük Yıldız’ın sahnelerin Yıldız’ı olmasının ilk adımı Ankara
Devlet Tiyatrosu’nu kazanması ile başlıyor. Bundan sonrası ise tam bir sanat
deryası.
Annesinin henüz Yıldız 4 yaşındayken kucağına yeni doğan kardeşini verip “Al
bakalım bu artık senin bebeğin” dediği Müşfik Kenter gerçekten de onun her zaman
bebeği olarak kalıyor. Çocukluğunda ablalık ve annelik yaptığı biricik kardeşi
ilerleyen yıllarda sahnede tıpkı kendisi gibi devleşen partneri oluyor.
Muhsin Ertuğrul’un da öğrencisi olan Yıldız Kenter hocasının yanından
ayrıldıktan sonra kardeşi Müşfik Kenter ve hem eşi hem de rol arkadaşı olan
Şükran Güngör ile Kenter Tiyatrosu’nun ilk adımlarını atacak olan “Kent
Oyuncuları” topluluğunu kuruyorlar. Tiyatroda hiçbir zaman eskiye bağlı kalmayıp
yurtdışındaki oyunları takip ederek onları Türk tiyatro severler ile
buluşturuyor Kenter kardeşler.
Shakespeare, Çehov, Harold Pinter, Edward Albee, Tennessee Williams, Arthur
Miller,Sergev Kokovkin gibi nice yabancı yazarın yanı sıra; Melih Cevdet Anday,
Oktay Rıfat, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Güngör Dilmen, Muzaffer
İzgü gibi birçok Türk yazarının oyunlarını da sahneye taşıyarak izleyiciler ile
buluşturuyorlar.
Yıldız Kenter ve Canikoları
Belgeselin tadına kendiniz izleyerek varın istediğim için çok fazla detay vermek
istemiyorum ama belgeselin isminin hikayesini de çok kısa sizlerle paylaşmak
isterim sevgili okuyucularım. Caniko belgeselinin baştan sona insanın içini
güzel hislerle dolduran bir yanı olduğu aşikar. Yer yer hüzünlendiren yer yer
kahkahalarla gülmeme sebep olan şahane bir iş çıkmış ortaya ki zaten adından da
samimiyeti çokça belli oluyordur diye düşünüyorum.
Caniko kelimesi tahmin edeceğiniz üzere Yıldız Kenter’in en sık kullandığı
kelimelerden bir tanesi. Belgeselde Yıldız Kenter’in de öğrencisi olan Özge
Borak verdiği röportajda hocasının Caniko’su için gülerek şu sözleri dile
getiriyor: “Geliyor kızgınlık çocuğum Canikosu var, bir de canımsın sen benim
Canikosu var.” Belgeselde yer alan bir diğer usta isim Demet Akbağ ise
röportajda Yıldız Hocası’nın Canikosu için; “Onun canikoları, onun öğrencileri
ondan asla kopamaz.” diyor.
Demet Evgar, Okan Yalabık, Engin Hepileri, Bülent Şakrak,Ali Poyrazoğlu, Özge
Borak, Ayça Bingöl ve daha nice oyuncuya hocalık yapmış olan Yıldız Kenter,
öğrencilerinin yalnızca hocası değil aynı zamanda annesi. Yeri gelir sever yeri
gelir kızar yeri geldi mi evinin balkonunda onlara bamya yemeği hazırlıyor yeri
geldi mi bir şişe kırmızı şarap açıyor. Kendisi yalnızca bir hoca değil aynı
zamanda anne gibi olduğundan Kenter Tiyatrosu da öğrencileri için sadece bir
okul değil aynı zamanda bir ev. Bunu en güzel şekilde anlatan ise Yıldız
Kenter’in bir diğer öğrencisi başarılı oyuncu Demet Evgar’ın şu sözleri:
“Dışarıdan geldiğimde şu kapıda ayakkabılarımı çıkarıp terliklerimi giyme isteği
gelirdi.“
İşte böyle büyük bir kadın, büyük bir sanatçı, büyük bir usta ve büyük bir
yetenek Yıldız Kenter. Öğrencilerine hem hoca hem anne olan, izleyicilerine
yıllar geçse de onu hayranlıkla ve ilk defa izliyormuşçasına coşkulu bir seyir
zevki yaşatan şahane bir sanatçı. Öğrencisi Ali Poyrazoğlu onun için boşuna
“Türk tiyatrosunun annesiydi.” demiyor. Hem Yıldız Kenter hem de Müşfik Kenter
yani kısacası Kenter Kardeşler Türk tiyatrosunun gerçek sahipleri ve en büyük
duayenleri. Bizi tiyatro ile tanıştırıp, sanata ve tiyatroya her zaman sahip
çıktıları için ve böyle sanatçılarımız olduğu için ben kendimi çok şanslı
hissediyorum. İyi ki varlardı. Işıklar içinde uyusunlar.
Değerli okuyucularım, bana kalsa size baştan sona tüm belgeseli anlatmak isterim
ama daha önce de dediğim gibi bu iç ısıtan belgeselin tadına izleyerek varmanızı
çok istiyorum. Henüz izlememiş olanlara şimdiden iyi seyirler ve keyifli
vakitler dilerim, izlemiş olanlarınız varsa da yorumlarda sizlerle buluşmayı
iple çekiyorum 🙂