Yapım Tarihi - 2007
Süre - 01:13:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Hüseyin Haluk Arus, Elmas Arus
Senaryo Yazarı - Semih Dindar
Yapımcı - Haluk Arus
Görüntü Yönetmeni - Muhammet Çetin, Aykut Yıldırım
Yapım - Fikri Görsel Sanatlar
Müzik - Taner Onat, Serkan Sönmez Ocak
Buçuk diye adlandırılan çingenelerin renkli yaşam öykülerinin ve felsefelerinin
yorumsuz olarak aktarıldığı toplumsal belgesel türündeki bir yapım.
Kaynak
belgesel.gov.tr
Kültür Bakanlığı Arşivi
Eski ama hâlâ kullanılmakta olan tabire göre, dünyanın yetmiş iki milletinin
yanında Romanlar "yetmiş iki buçukuncu" milleti oluşturuyor. Buçuk, kendisi de
Roman kökenli olan Elmas Arus ile eşi Haluk Arus'un Türkiye'nin yedi bölgesine
yaydıkları, otuz sekiz ili kapsayan, Romanlar üzerine yapılmış kapsamlı bir
çalışma. Belgesel Çingeneleri, Türkiye'nin her yanındaki Romlar, Lomlar ve
Domların yaşamları, kültürel farklılıkları, sosyal düzenleri, gelenekleri ve
kendi aralarındaki çelişkilerini, sosyal, kültürel ve ekonomik açmazlarını
anlatıyor.
Eski ama hala kullanılmakta olan tabire göre, dünyanın 72 milletinin yanında
Romanlar “72.5’uncu” milleti oluşturur. “Buçuk” Türkiye’nin yedi bölgesine
yayılmış 38 ili kapsayan Romanlar üzerine yapılmış kapsamlı bir belgesel.
Kaynak
Roman Filmleri Haftası
Eski ama hâlâ kullanılmakta olan tabire göre, dünyanın yetmiş iki milletinin
yanında Romanlar “yetmiş iki buçukuncu” milleti oluşturuyor. Buçuk, kendisi de
Roman olan Elmas Arus ile eşi H. Haluk Arus’un Türkiye’nin dört bir yanında,
otuz sekiz ilde Romanlarla ilgili yaptıkları araştırmaları ve
gerçekleştirdikleri röportajları içeren bir belgesel. Türkiye’nin her yanındaki
Romlar’ın, Lomlar’ın ve Domlar’ın yaşamlarını konu alan Buçuk, Romanların
kültürel farklılıklarının, sosyal düzenlerinin, geleneklerinin yanı sıra,
toplumsal, kültürel ve ekonomik açmazlarını gözler önüne seriyor.
THE HALF
In Turkish, the phrase “seventy two nations” is still used to refer to the
entire population of the world. According to another old turn of phrase that is
still in use, the Roma are “seventy two and a half” among the nations. The Half
by Roma filmmakers Elmas Arus and H. Haluk Arus is a documentary based on
research and interviews conducted in thirty-eight cities across Turkey. Focusing
on the lives of the Rom, the Lom and the Dom across Turkey, Buçuk explores their
cultural differences, social structures, traditions, as well as their social,
cultural and economic predicaments.
Kaynak
Antalya 47. Altın Portakal Film Festivali Katalogu
Roman Filmleri Haftası, Gösterim Seçkisi. 2007
3. Ege Belgesel Film Günleri, Gösterim Seçkisi. 2010
Antalya 47. Altın Portakal Film Festivali, Ulusal Belgesel Dalı, Özel Gösterim Seçkisi.
2010
Buçuğu Tam Yapmak
Elmas & Haluk Arus Söyleşisi
8-11 Mayıs günleri arasında düzenlenen Roman Filmleri Festivalinde birçok filme
büyük bir merak ve heyecanla girdik. Çünkü Çingenelerle ilgili böylesi toplu
belgesel ve film gösterimleri çok sık olmuyordu. Filmlerin çoğu eğlenceli
kültürel anlatımlardı. Ama bir film vardı ki gerçekten bam telimize basmıştı.
Elmas-Haluk Arus’un hazırladığı ‘Buçuk’ filmi. 38 ilden Çingenelerin hayatlarına
odaklanmış filmin kareleri aktıkça ilgimiz ve heyecanımız daha da kabardı. İşte
o an merak etmeye başladık bu çarpıcı belgeselin hikayesini. Fransız Kültür
Merkezi’ndeki salonda bir Umut filmin yönetmenini aradık ve tam kapıdan çıkarken
yetiştik Elmas Arus’a. Aklımızda o kadar çok şey vardı ki. Onları konuşmak için
eşi Haluk Arus’la beraber bir röportaj yapma isteğinde olduğumuzu söyledik.
Memnuniyetle kabul etti. İşte 38 ildeki Çingeneleri, hayatlarının tüm yönleriyle
belgeleyen Elmas ve Haluk Arus’un bize anlattıkları...
Cingeneyiz.org- Çingenelerle ilgili çalışmalar yürütmeye neden başladınız?
Kişisel tarihlerinizin bu başlangıçta izleri nelerdir?
Elmas Arus- Belgesel projesinin başlamasında benim Çingene kimliğini taşıyor
oluşum ve bu kimlik dolayısıyla toplumda yaşadığım sorunlar, bu sorunların
getirdiği ‘kimim, kimiz’ gibi kafamı kurcalayan soruların yarattığı kişisel
arayış sebep oldu. Bununla ilgili komik bir anım da var hatta. Teyzemin kızıyla
ilkokul beşinci sınıfta söz verdik birbirimize. Kendi kültürümüzü araştıracağız,
nereden geldiğimizi bulacağız, sonra da kitap yazacağız diye. O okumadı evlendi,
ben devam ettim eğitimime. Okuduğum ilk üniversite Edirne’deydi. Biliyorsunuz
Edirne’de de yoğun bir Roman nüfusu var. Kakava şenlikleri esnasında Edirne’deki
hocalarımız şenlikleri izlemeye götürdü bizi, birazda çekim yaptık yıl 2000. Ben
gelenek ve göreneklerinin ilk defa orada farkına vardım Romanlar’ın, genel
adıyla Çingenelerin. İncelemeye başladım, notlar aldım ve yaşadığım toplumla
karşılaştırdım oradaki gelenekleri. Neler aynı neler farklı karsılaştırma
fırsatı buldum. En önemlisi kullanılan daha az asimile olan Romani dilinin
farkına vardım. Edirne’deki Romanlar benim ailemden farklı olarak az asimile
olmuş Romancıyı konuşuyorlardı. Birde sadece bizim akrabalar arasında konuşulan
bir dilin hiç tanımadığım insanlar arasında konuşuluyor oluşu Çingenelere karşı
olan merakımı katmerleştirdi. Böylelikle tam anlamıyla acemice de olsa
araştırmaya başlamış oldum.
Bir belgesel çalışması esnasında Haluk’la tanıştım. Zaten kafamda var olan bu
araştırma fikrini görselliğe dönüştürüp Çingene halkını merak eden bizim gibi
nereden geldiğini sorgulayan insanlarla paylaşmayı amaçladım. Bu fikri de benden
daha deneyimli olan, yıllardır sinema, televizyon piyasasında yer alan Haluk’la
paylaştım. Zaten duygusal boyutunu yasadığımız kişisel ilişkimizin bir parçası
oldu bu film. Çünkü Haluk’la ileriye dönük bir hayat kurmaya çalışırken bu etnik
kimliğim onun içinde bir sorun oluşturacaktı toplumda Çingenelere karşı var olan
önyargılardan dolayı. Böylelikle çekim serüvenimize başladık. Bu çekimlerden
önce bu projeyle ilgili iki önemli sorun vardı karşımızda . Birincisi nereden
başlayacağımız sorunuydu. Çünkü Çingenelerle ilgili yazılı doküman çok az. Kimse
yüzyıllardır bu topraklarda yasadığı halde bu gerçeklik hakkında araştırma
yapmamış yada sınırlı, yetersiz bir araştırma yapmış (çekimler esnasında
kitaplarda var olan Çingene gerçekliğiyle ilgili bir çok bilginin yanlış
olduğunu gördük). Diğeri de ekonomik problem ama her şeye rağmen başladık
çekimlere. İlk önce 5 kişiydik yapımcımız Mehmet Ali Yılmaz, ben, Haluk, Volkan
ve Hatice Özçelik. ilk olarak Mehmet Ali Yılmaz ve Haluk’un ekonomik desteğiyle
Edirne ve Tekirdağ’da başladık çekimlere. Önce Edirne’ye gittik. Bir de komik
bir şey var bu başlama hikayesinde. Haluk’la birlikte proje için destek aradık
ama bulamadık. Sonra bağımsız bir şekilde çalışmaya başladık. Haluk’un Volkan
adında bir ortağı vardı. Elimizde pek bir şey yoktu, piyasada kitap da
bulamıyorsunuz. Daha doğrusu Çingenelerle ilgili çok az kitap var. Bu
kitaplardan nereye ulaşacağız, nereye gidebiliriz diye düşünüyoruz. Volkan da bu
sıralarda para bulmaya çalışıyordu, Haluk’ta öyle. Dosyamız bomboş, elimizde
sadece Çingenelerle ilgili bir yazı var. Volkan telefonda görüştüğü kişilere “Ya
abi elimde o kadar güzel, o kadar kuvvetli bir proje var ki” diyor, ondan sonra
boş dosyaya vuruyor. Filmin böyle bir para arama serüveni oldu. Hiçbir zamanda
bulamadık.
Haluk Arus- Ben de tabi Sponsorluk konusunda hemen yakın çevreme yani beraber iş
yaptığımız firmalara başvurdum.Onlardan da hep oyalayıcı cevaplar geldi. Söz
verir gibi oldular ama iş icraata gelince hiçbiri destek olmuyorlar. Sonra bir
tanesi itiraf etti- “Niye Çingenelerle ilgili bir iş yapıyorsun ki? Git
Karadeniz yaylalarını çek, para vereyim” diye açık açık söyledi adam. Ben de en
son ulaşım için bir nakliye firması ile görüşüyordum, minibüs vereceklerdi
bize.1 ay oyaladılar bizi. Biz kışın çalışıyoruz belgesel çekimlerini de ancak
yazın yapabiliyoruz. Sonra o firma da bizi oyalayınca bir dedik ki bari krediyle
araç alalım. Hem aracımız olur hem de kimseye muhtaç olmayız... Filmin yapımcısı
olan Mehmet Ali Abinin desteğiyle kredi ile bir tane minibüs aldık, çıktık yola.
Onun öncesinde de ilk 2001’de Volkan’ın büyük ısrarlarıyla Hıdrellez’e gittik.
Bir görelim, havayı koklayalım istedik. Oraya da bir araç kiralayıp gittik.
Aracımız yok, hiçbir şeyimiz yok. Arkadaştan da kamerayı aldık, gittik, çektik.
Çektiklerimizi ufak bir kurgu yaptık. Baktık ki güzel oluyor, büyüleyici bir
havası vardı ortaya çıkan işin. Orası biraz daha müzik ağırlıklıydı.Oysa biz
biraz daha kültüre girmek istiyorduk. Heyecanlandık yani daha çok heyecanlandık.
Ben o sıralar Uğur Yücel’in dizisinde çalışıyordum. Uğur abiye bahsettim bu
projeden oda çok görmek istedi çektiklerimizi.Seyrettirdim O da çok
heyecanlandı. “Ben buna her türlü desteği veririm” dedi Onun hem manevi hem de
ekipman desteği projeye daha profesyonel yaklaşmamızı sağladı. iki kamerayla
çıktık yola.Yedi gönüllü kişiyle maddi imkanlarımız el verdiğince, benzin ve
yemek paramız yettiğince dolaştık, çektik.
Elmas Arus- Ekip zaten gönüllü çalışıyor. Kimsenin konforluluk adına bir
beklentisi yok. Genelde öğretmen evlerinde kalıyorduk. Zaten gittiğimiz yerlerde
akrabalar, dostlar yemek yediriyorlar, ağırlıyorlardı. E gerçi biz de gittiğimiz
yerlere eli boş gidemiyorduk. İşte, kendi kendine dengeleniyordu.
Haluk Arus- Çekim yaptığımız yerdeki insanlar da bize çok yardımcı oldu yani
inandılar bize. Zordur çekim yapmak, içlerini açmazlar ama bize inandılar ve
onlar da bize yönlendirmede bulundular. İşte ”Evreşe’de şu akrabam var” diye
verilen önerilerle ağımız bayağı bir genişledi. Hani her yere yayıldık
diyebilirim. Ondan sonra da fırsat buldukça da çektik, çektik...
Elmas Arus- Ekipteki birçok insanın etnik kökeni ilişkiler açısından filme çok
şey kattı. Özellikle doğuda M. Ali beyin ilişiklilerin samimiyet kazanmasında
çok etkisi oldu.Buda bize birçok kapı yarattı. Ekip içinde Kürtçe, Lazca,
Abdalca, Romanca dillerinin bilinmesi acayip önümüzü açtı. Yani Doğu’daki Domlar
genelde anadilleri gibi Kürtçe konuşuyorlar. Hatta “Niye Türkçe
öğrenmiyorsunuz?” dediğimizde “Ne ihtiyacımız var ki?” diyorlar. İki yıl kendi
imkanlarımızla kışın çalışıp yazın çekim yaptık. Bir taraftan belgeselde
gördüğümüz şeyler bizi filme motive ederken öte yandan ekonomik boyutuyla da
bizi çok yordu. Para da bulamayınca böyle ne yapalım, ne edelim, nereye
gideceğiz, ne yapacağız derken özellikle Haluk çok yoruldu, cidden çok yoruldu.
Bütün kış çalışıyor, yazın da parasını çekimler için harcıyor. Ekip
arkadaşlarımız da çok bunaldılar. Çektik çektik ama bir kanal bile yok ortada.
Nereye götüreceğiz, bu işi nasıl başlayacağız? Belirsizlikten kaynaklı projenin
bıkkınlık yarattığı
dönemlerde olmadı değil.
Haluk Arus- Biz hatta 2 sene geç evlendik proje yüzünden Elmas’la.
Elmas Arus- Ekipten ayrılanlarda oldu. Bende 7 aylık hamileydim. Normal
koşullarda doktor izin vermedi “Çekime gidemezsin” dedi. Ama çekimde olmayı da
çok istiyordum, gittim. Karadeniz’den Doğu’ya kaydık, Doğu’dan İstanbul’a
geldik. Yaklaşık 14 ili gezdik o sırada. Konya’dayken zehirlendim. Hepimiz çok
korkmuştuk. Öyle işte o
şekilde tamamladık. Son turda Kültür Bakanlığı’ndan destek aldık. O hikayeyi de
Haluk anlatsın.
Haluk Arus- Kültür Bakanlığının destek verebilmesi için bir yapımcı firma
belgesi olması gerekiyor. Yapım şirketlerinin alabileceği bir belge. Bir
arkadaşımın vardı öyle bir belgesi. Onun vasıtasıyla başvurduk ama sonra bu para
çıkınca adamın talepleri değişti. Hiç emek göstermediği bir işte, “Kasetler
benim kasamda duracak, alacağınız paranın şu kadarını ben alacağım” demeye
başladı.
Elmas Arus- Birden iş paraya döndü. Bu gönüllü bir iş ama o para için
yapıldığını düşünüyor. Bizim emeğimiz ya da 7 kişinin emeği hiç umurunda değil.
Para da ne
para yani altı üstü 30 milyar. Biz bir gidiyoruz, bir geliyoruz 50 milyar
gidiyor. Adamın bütün kavgası bu para içindi. Sonra Kültür Bakanlığı’ndan o
parayı almaktan vazgeçtik. Ne olursa olsun kendimiz bitiririz dedik.
Haluk Arus- Herkesle de bağlantıyı kurmuşuz geleceğiz diye. Parasız borç harç
yola çıkmak zorunda kaldık. Hatta film için banka kredisine başvurduğumda,
görevli böyle bir kredilerinin olmadığını söyledi. Normalde ferdi kredi için
başvurduğunuzda en çok 8-9 milyar verirler ama bize 50 milyar para lazım. Kredi
de vermediler bize, öyle borç harç yaptık bu işi.
Çingeneler için “buçuk” diye anılmak en büyük sorun mu sizce? Neden “Buçuk”
ismini verdiniz filme? Bu konsept nasıl ortaya çıktı?
Elmas Arus- Buçuk’un konsepti bizim senaristimizden çıktı. Biz ona böyle bir
belgesel hazırlıyoruz, böyle şeyler çekiyoruz diye anlattık. Nereden
başlayacağımızı bilmiyoruz heyecanla anlatıyoruz işte şunu yapacağız bunu
yapacağız diye. Semih Abi bizim için oturdu 15-20 gün bu konu üzerine çalıştı.
Elmas Arus- Bu tabir gerçekten kullanılıyor. Ama ben Çingeneler için
kullanıldığını bilmiyorum. Semih abi “ Türkiye’de 72,5 millet tabiri vardır. O
buçuk tabiri kim için kullanılıyor biliyor musun? Bu tabir Çingeneler için
kullanılıyor” dedi. O yüzden sizin filminizin ismi buçuk olsun Siz çektikçe tam
yapın dedi. Biz de başladık.
Haluk Arus- Aslında “BUÇUK” ilk başta insanların tepki duyabileceği bir isim ama
biraz
da amaç ironi yaratmaktı. Yaptığımız filmin ismi buçuk ama içeriğine baktığınız
zaman insanların buçuk olmadığını görüyorsunuz amaç o. Hatta Artvin valisi bize
zorluk çıkardı. Bu yüzden film çekimlerimiz ertelendi. Kültür Bakanlığı’ndan
çekim iznimiz olmasına rağmen oldu bu. Öyle bir olay oldu ki bize çekim
yaptırmadılar. şimdi belgesel çekebilmek için valilikten izin almanız gerekiyor,
Emniyete bildirmeniz gerekiyor. Biz geldik çekim yapıyoruz diye. Ama o ilimizin
valisi çok zorluk çıkardı. Hatta artık bezdik biz bürokratik engellerle
uğraşmaktan, mahalleye gidip hani kendi kafamıza göre çekelim dedik. Bu seferde
sivil memurlar gelip çekimi engelledi. Saatlerce basımızda beklediler sanki
yasak bir bölgeye girmişiz gibi.
Elmas Arus- Filmde hani odun toplarken görülen aile var ya, o aile dedi ki gelin
mahallenin halini görün orada çekim yapalım hem de benim amcam seksen yaşında
kıl elek yapıyor dedi. Mahalleye girdik biz girerken sivil polis arabaları da
mahalleden çıkıyordu. Daha önce bize gelin burada çekim yapan insanlar çeşitli
bahanelerle kapılarını kilitlediler.Tekrar niyetimizi anlatmaya koyulduk.
Anlaşılan o ki bizden önce mahalleye gelen sivil polisler niyetlerini daha net
anlatmışlar mahalleliye.. Kendimizi çok kötü hissettik. Bizim amacımız belgesel
yapmak, orada görüntü almak. Türkiye’de Poşalar arasında iki kişi kalmış kıl
elek yapmayı bilen ve onlar da öldüğünde kimse kalmayacak. Biz bunu belgelemek
istiyorduk. Buna izin vermediler. Bu süreç asıl şöyle başladı, Kastamonu’dan
başladı. Oradaki Poşalar öyle bir mantığa bürünmüşler ki ve bir dizi
ispiyonculuk oldu. Mahalleye giriyorsunuz, mahallenin muhtarını birileri arıyor,
bizim buraya geldiler, bizi ayrımcılığa zorluyorlar diye. Haydi oradan karakola
alındık.
Haluk Arus- Sinop’ta ekip arabası önümüzü kesti, sağa yanaştırdı bizi ve inin
merkeze gidiyoruz dedi. Orada 2-3 saat tuttular bizi. işte belgeleri falan
gösterdik. Ama yine uzun süre beklemek durumunda kaldık.
Elmas Arus- Şimdi mesela yetkililere diyorsun ki bu Projenin Kültür
Bakanlığı’ndan izin kağıdı var. Onu dikkate almıyor keyfi uygulama yapabiliyor
çok ilginç yani.
Haluk Arus- Karadeniz’de daha rahat çalışırız diyorduk. İnsanların refah durumu
Doğu’ya oranla daha iyi. Daha bilinçli insanlar beklerdik. Ama bütün heyecanımız
yıkıldı Karadeniz sayesinde.
Elmas Arus- En zor çalıştığımız yer orası oldu. Biz Güneydoğu’dan çok
korkuyorduk. Sonuçta terör olaylarının devam ettiği bir yer. Ama orada o kadar
bize yardımcı oldular ki. Gerek güvenlik olsun gerek ulaşım olsun. Mesela
askerler işte şurada terör sıkıntısı var sizin güvenliğinizi sağlayalım dediler.
Karadeniz’de böyle sıkıntılar olmamasına rağmen Karadeniz’deki yöneticilerin bu
tavrı çok ilginçti. Galiba oradaki poşalarla anılmak istemiyorlar. Sinop'ta
birkaç poşa köyü olduğunu bilmemize rağmen karakoldakilere bunun doğruluğunu
onaylatmak istedik.Fakat onlar yardımsever bir tavırla onların sınırları içinde
poşa olmadığını Kastamonu'ya bakmamız gerektiğini söylediler.
Haluk Arus- Cuma günü biz Artvin’deydik. Cuma sabahtan akşama kadar bizi oyaladı
vali. Cuma günü çekim yaptırmadı. Sonra mahalleye gittik. Ekip gelince yine
yarıda bırakmak zorunda kaldık çekimleri. Cumartesi-pazar Vali ve danışmanları
çalışmadığı için de yine izin alamıyorsunuz.
Elmas Arus- Erkekler içeride konuşurken biz kızlar dışarıda kaldık. Çay
bahçesinde oturuyoruz. Birileri geldi. İğrenç bakışlarla bizi taciz ediyor. Ben
hamileyim ve utanmadan bunları yapabiliyorlar.Bu sırada herkesin arabasının
durduğu yerde bizim minibüste duruyor.Onlara bir şey yok bize arabamızı
çektirmek için anons ediyorlar.
Haluk Arus- Sonra Pazartesi Bakanlığa telefon açtım. Dedim böyle böyle yani.
Sizin izin verdiğiniz bir projeye Artvin Valiliği izin vermiyor. O an bakanlık
devreye girdi, aramışlar Artvin Valiliğini. Vali sağ olsun akşamüzeri davet etti
mekanına.
Haluk Arus- Vali en son çıkarken şöyle bir şey söyledi. Dedi ki; bu buçuk ismini
çok mu düşündünüz dedi ve bakanlıkla konuştuk dedi. İşte filmin ismi ikilik
yaratıcı bir isim. Nasıl böyle bir projeye destek verirsiniz diye hesap sormuş.
Ondan sonra da Bakanlık demiş ki biz bunu gözden kaçırmışız çok haklısınız,
gerekeni yapacağız demiş. Ben de dedim ki içeriğini bilmeden nasıl böyle bir
değerlendirme yapabilirsiniz.
EĞİTİM VE Sağlık EN BÜYÜK SORUN. ÇOCUK FELCİNDEN
DOLAYI ÇOCUKLAR HEP YERDELER.
Cingeneyiz.org- Bu kadar çok Çingene mahallesine ve köyüne girdiniz,
yaşantılarının her anına Tanık oldunuz. Çingenelerin en çok gözünüze çarpan
sorunları nelerdir?
Elmas Arus- Herkes dışlanmanın temel sorun olduğunu düşünür ama dışlanma değildi
temel sorun. Dışlanma ne zaman sorun biliyor musunuz? Ne zaman ki Çingene kendi
toplumundan kopar, bulunduğu toplumla karışmaya çalışır işte o zaman sorun
teşkil eder. Bir de olayın diğer tarafı var. Toplum Çingeneleri dışlıyorsa
Çingeneler de kendinden olmayanı dışlıyor. Çekimler sırasında bunu çok net
gördük gittiğimiz yerlerde. Çingenelerin bana karşı davranışları farklıydı
ekipten diğerlerine karsı davranışları farklıydı.
Bir kere Doğu’da belirgin bir dışlanma söz konusu değil. Doğu’dakiler Kürt
kültürüne biraz daha yakın. Kürtçe’yi anadilleri gibi konuşuyor, Domca’yı ikinci
dil olarak kullanıyorlar. Ben Dom’um demedikçe onun Çingene olduğunu
anlayamıyorsun. Esas sorunlar ekonomik sorunlar. Yani dışlanmadan da önce
ekonomi geliyor. Aslında ekonomi kadar Sağlık sorunları da önemli. Mesela
çocukların hiçbirine aşı yapılmıyor. Çok fazla çocuk felci var.
Haluk Arus- Çocuklarda hastalık çok fazla. Bunu Marmara Bölgesi’nde çok gördük
mesela. Belediye başkanı şehrin merkezinde Çingeneleri görmek istemiyor. Hastane
gibi yerler de şehrin merkezinde. Onun için hastaneye giremiyorlar. Kadının oğlu
askerde mesela onunla görüşmek için ya da Mektup gönderecek gönderemiyor.
Görmeyeceğim sizi burada diyor “yetki verilmiş şahıslar”.
Elmas Arus- Çınarcık Belediye Başkanı sınırları içerisinde çöp toplayarak
yasayan Çingenelere diyor ki siz esmer insanlarsınız şehirde çirkin görüntüler
yaratıyorsunuz. Dolayısıyla sizi gören turist buraya gelmek istemiyor sizi
gündüz buralarda görmeyeceğim diyor. İnsan gündüz yapacağı işleri nasıl yapar bu
durumda.
Haluk Arus- Göçebe yaşayan Çingeneler için Marmara, Ege ve Güneydoğu’da çoçuk
felci çok fazla yaygın. Bütün çocuklar yerlerde aşı olmamaktan dolayı.
Elmas Arus- Bir de dikkat edersen belgeselde hepsinin dişlerinde bir problem
vardı. Çoğunun da dişleri yoktu. Yani ağız ve diş problemi çok. Kadınların hemen
hemen hepsi rahimle ilgili Sağlık sorunları yaşıyorlar. Yani sağlıkla ilgili
ciddi sıkıntıları var.
Haluk Arus- Göçebe Çingeneler için iki belediye arasında sıkışıp kalma durumunda
oradan oraya sürülmek de büyük problem. Bir dönem bir belediye bir başka dönem
diğer belediye kendi sınırlarının dışına sürüyor Çingeneleri.Onların
sorunlarıyla uğraşmak yerine yerel yöneticiler için onları yok saymak insan
yerine koymamak kolay çözüm. Pardon seçim zamanı dışında. Biliyorsunuz
Çingeneler iyi bir oy potansiyeli.Çoğunun çocukları okula gidemiyor, erkekler
çalışamıyor. Bu sorunları aşamadıkları sürece yaşam çok çok zor.
Elmas Arus- Sonra da elbette hırsızlık yapıyorlar. Ama ben böyle bir durumda o
adama gidip de neden hırsızlık yapıyorsun diye soramam. Sen aslında yaşam
alanlarını daraltarak onları hırsızlık yapmaya mecbur bırakıyorsun yani sorunlar
bu düzlemde ortaya çıkıyor. Dışlanma çok büyük sorun değil. Dışlanma dışarısıyla
entegrasyon söz konusu olunca problem oluyor yoksa kendi toplulukları içinde
yaşadıkları zaman dışarıda böyle bir tavır varmış diye üzülmüyorlar. Ama ne
zamanki çocuğunu okula gönderiyor işte o zaman bir dışlanma problemi oluyor.
Bence sorun sıralaması ekonomik Sağlık eğitim dışlanma şeklindedir.
Cingeneyiz.org- Filmde İstanbul’daki mahalleler fazla gözükmüyor. Bunun nedeni
nedir?
Elmas Arus- Bu bizim bilinçli bir tercihimizdi.
Haluk Arus- Bu filmde biz daha çok göçebe kültürler üzerine bir çerçeve çizdik.
şehirde bu kültür haliyle bozulmuş durumdaydı. Bizim amacımız göçebe yaşantıyı
belgelemekti.
Elmas Arus- Aslında herkes İstanbul’a geliyor. Çingeneler İstanbul’dakilerden
ibaret sayılıyor. Dolayısıyla diğer bölgelere kimse eğilmiyor, kimse gitmiyor,
gidemiyor. Onun için İstanbul’u daha ikinci plana attık. Çok az kullandık hatta.
Bu bilinçli tercihimizdi.
Elmas Arus- Aslında 13+1’lik bir proje düşünüyoruz. +1 kolaj bir bölüm olacak.
Bunu da herhangi bir kanalda yayınlatmayı düşünüyoruz. şimdi bu film
Çingenelerin abc’si gibi duruyor. Diğer harfleri sonra vereceğiz.
Haluk Arus- Dezavantaj şu; televizyon kanalları belgesel yayınlamak için para
istiyorlar. Siz diyorsunuz ki kafa kafaya yayınlayalım. Ama öyle bir anlayış yok
Türkiye’de
Elmas Arus- Ama son zamanlarda insanlar Çingeneleri biraz daha merak etmeye
başladı, popüler Çingene kültürü ile birlikte. Dolayısıyla reyting kaygısı olan
kanallar birazcık eğilmeye başladı ama yine bunun magazinsel boyutuyla
ilgileniyorlar. Buna da biz razı olamıyoruz.
Cingeneyiz.org- Son olarak sitemizle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Elmas Arus- Ben gerçekten çok beğeniyorum çok güzel ve mantıkla hazırlanmış bir
site. Her yerden haberleri alabiliyorum. Ben Çingenelerle ilgili bütün bilgilere
hemen hemen oradan ulaşıyorum. Yani kendi bağlantılarım dışında.