Biz Kürdüz (Em Kurd In) (Wir Sind Kurden)




Yapım Tarihi - 1981
Süre - 01:23:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, 16mm

Yönetmen - Sabiha Banu Yalkut Breddermann, Hanjo Breddermann

“Em Kurd in” belgeseli, sadece Kürtlerin günlük yaşamını ve kültürel kimliklerini yansıtmakla kalmıyor; aynı zamanda bir halkın varoluş mücadelesine dair unutulmaz bir tanıklık sunuyor. Çekimler sırasında karşılaşılan zorluklar, Türkiye’nin militarize edilmiş atmosferine rağmen, bir halkın tarihini kaydetme çabasının bir göstergesi.

Belgefîlma “Em Kurd in” ne tenê jiyana rojane û nasnameya çandî ya Kurdan nîşan dide; di heman demê de şahidiya têkoşîna hebûna gelekî ye. Ji bo sînemaya Kurdan jî arşîveke giranbuha ye. Zehmetiyên ku di dema girtina dîmenên belgefilmê de rû dane, tevî atmosfera mîlîtarîzekirî ya Tirkiyê tên nîşandan.

The documentary “Em Kurd in” (We are Kurds) does not merely reflect the daily lives and cultural identities of the Kurds; it also offers an unforgettable testimony to a people’s struggle for existence. The challenges encountered during filming, despite Turkey’s militarized atmosphere, serve as an indicator of the effort to record a people’s history.

3. Amed Film Festivali, Özel Gösterim Seçkisi. 2025



Kaynak
Amed Film Festivali







Em Kurden (Biz Kürdüz) belgeselinin fikri bu yolculuklarda mı oluştu?
1981-82’de arkadaşım ve daha sonra eşim olan Hanjo Breddermann ile iki yıl boyunca Kürdistan’a gidip gelerek çekim yaptık. Zaten siyasi hareketten tanıdığımız birçok arkadaşla yakın temas halindeydik. Belgeseli 1983’te tamamladık. Göstermek istediğimiz şuydu: Burada kendine özgü bir dil, bir kültür, kısaca bir Kürt halkı var ve bu halkın varlığı tehdit altında. Kürtlerin varlığını, kültürel, sosyal ve siyasi yaşantısını imkânlarımız çerçevesinde tanıtmak istedik. O sırada sakıncalı olduğunu düşündüğümden bu belgeselde ismimin geçmesini istemedim.

Dönemin atmosferinde çekim yapmanın zorlukları nelerdi?
Diyarbakır, Viranşehir, Mardin, Hasankeyf, Van, Tatvan, Batman, Malatya, Varto’nun yanısıra, bölgede birçok dağ köyüne gittik. Her yerde gencinden yaşlısına herkes bize destek oldu. İki kişilik küçük bir ekiptik. O zamanlar dijital kameralar da yoktu. 16mm’lik kamera ile çekim yaptı Hanjo. Birçok kez göz altına alındık. İlgi çekiyorduk. Kürdistan’da rahat bir şekilde dolaşmak hiçbir zaman mümkün değildir. Ama yine de o zamanlar devletin şimdiki kadar sistematik bir örgütlenmesi yoktu. Bir kere bilgisayarlar bu kadar gelişmemişti. Gözaltına alınıp bırakılıyorduk. Çekimleri hiç yanımızda taşımadık. Mesela Batman’da gözaltına alındığımızda filmleri aradılar, ama bulamadılar. Yaptığımız çekimleri hemen İstanbul’a yolluyorduk. Ben fazla not tutmadım. Üzerimizde not, adres bulundurmak istemedik. Hanjo’nun Alman olmasının da kolay bırakılmamızda bir tesiri vardı. O zamanlar yabancıları bırakacakları intibaına daha çok önem veriyorlardı. Muhatap olduğumuz jandarmaların ve polislerin birbirinden farklı siyasi görüşleri vardı. Onların siyasi eğilimlerine göre muamele görüyorduk. Bu aslında batıda böyleydi. Edebiyat fakültesine giderken Pol-Der’li polislerin şahsen çok yardımını gördüm. Prehistorya ve Klasik Arkeoloji bölümlerini faşistler hiç sevmezdi. Antik Yunanca derslerine girilmesinden hoşlanmazlardı. Pol-Der’liler sayesinde bu derslere devam edebildim. Bu tecrübe bana polisler dahil hiç kimseye önyargılı davranmamayı öğretti. Fatsa Komandoları diye adlandırılan, bölgede o sıralar operasyon yürüten özel timler bunlara dahil değildi tabii. Onların eline düştün mü kurtuluş yoktu.