Yapım Tarihi - 2022
Süre - 01:35:24
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Aslı Esma Karaca
Yapımcı - Cihan Karaca, Aslı Esma Karaca
Uygulayıcı Yapımcı - Sibel Tekin
Tayfur Cinemre’nin motosikletiyle ODTÜ’den başlayıp Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan
ve Yusuf Aslan’ın idamlarına tanıklığa giden yolculuğunu anlatılıyor.
The documentary chronicles Tayfur Cinemre's journey, beginning at METU on his
motorcycle. Cinemre's story starts in 1968, where he was a university student
involved in student movements alongside student leaders of the period.
ODTÜ'den yola çıkan beyaz motosiklet: 'Devrimin Beyaz Küheylanı'
'Motosiklet, ‘devrim' tutkusuyla ODTÜ’den yola çıkıyor ve Sanasaryan Han’daki
işkencelerden; Kartal/ Maltepe Askeri Cezaevi’nde, Mamak’taki tutsaklıklardan
sonra Karşıyaka’da duruyor.'
"Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı" belgesel filminin ilk gösterimi
Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş’in idam edildiği 6 Mayıs’ın 50.
yıldönümünde Ankara’da yapıldı.
1968’de üniversiteye başlayan ve öğrenci hareketlerine katılan, dönemin öğrenci
liderlerinin yanında mücadele eden Tayfur Cinemre’nin motosikleti ile ODTÜ’den
başlayıp, işkencehaneye, hapishaneye, arkadaşlarının katledilmesine tanıklığına
giden yolculuğunu anlatan filmi, yönetmeni Aslı Esma Karaca ile konuştuk.
Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş’in Şarkışla/Gemerek’te yakalandıkları beyaz
motosikletin peşine düşmesinin 20 yıllık bir geçmişi olduğunu anlatan Karaca,
"Motosiklet, ‘devrim’ tutkusuyla ODTÜ’den yola çıkıyor ve Sanasaryan Han’daki
işkencelerden; Kartal/ Maltepe Askeri Cezaevi’nde, Mamak’taki tutsaklıklardan
sonra Karşıyaka’da duruyor. Motosikletle taşınanlar ise Sinan Cemgil, Hüseyin
İnan, Cihan Alptekin. Bu izlek üzerine oturttuğumda hikayeyi aktarabilmek mümkün
hale geldi” diyor.
Karaca ile filmin uygulayıcı yapımcısı Sibel Tekin’i buluşturansa 10 Ekim Ankara
Gar Katliamı oluyor. Karaca bunu “tuhaf bir ironi” diye niteliyor.
ODTÜ’den yola çıkan bir beyaz motosikleti takip ederek bize Denizler’in tam
bağımsız ve sosyalist bir Türkiye için çıktıkları yolu anlatıyorsunuz? İlk
gösterimi Denizler’in idamının 50. yılında Ankara’da yapılan bu filmi çekmeye
nasıl karar verdiniz?
İlk gençlik yıllarımdan bu yana okuyup etkilendiğim 68 kuşağının insanlarına ve
mücadelelerine karşı hissettiğim ve net olarak açıklayamadığım bir şeyler var.
Belki 30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilenlerle aynı gün doğmuş olmamla fizik
ötesi bir bağlantısı vardır, bilmiyorum. Onları bir şekilde anlatma isteği benim
tutkumdu. Yaklaşık 20 yıllık bir geçmişi var motosikletin peşine düşmemin.
Okuduğum kitapların birinde Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş’in Şarkışla/Gemerek’te
yakalandıkları beyaz motosikletin “Tayfur Cinemre”ye ait olduğunu öğrendiğimde
aynı soyadını taşıyan doktor arkadaşım Okan’ı aramamla başladı motosikletin
hikayesi. Tayfur Cinemre’nin Okan’ın amcası olduğunu ve İstanbul’da yaşadığını
öğrendiğimde onunla tanışıp hikayeyi dinlemeyi kafama koymuştum. Sanıyorum
2000’li yılların başıydı. Okan’ın dayısı da 1983’te idam edilen teğmen Ömer
Yazgan’dır. 12 Eylül yönetiminin el koyduğu son mektubu ailesine verilmemiş olan
Ömer Yazgan… İdamından 25 yıl sonra ortaya çıkarılan o mektubun son cümleleri
şöyledir: “… Az sonra son görevimi yapmak üzere darağacına çıkacağım.
Sloganlarımı haykıracağım, dizlerim titremeyecek. Yirmi yedi yaşına bastığım bu
gecenin sabahını kimse unutmayacak. Ellerinizden öperim. Tek Yol devrim.
Kahrolsun Faşizm.” O da anlatılası ayrı bir hikayedir.
10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda 102 barış elçisinden biri kuzenim Ata Önder
Atabay’dı. Aradan geçen onca yıla rağmen daha hakça bir dünya diyen, barış
diyen, eşitlik diyen insanların kaderi değişmiyordu. Bunun bende yarattığı
travma, 68 kuşağını anlatma tutkusuyla birleşti.
Bir video eylem aktivisti olarak sokak eylemlerini kayda geçirmekle gelecek
kuşaklara tarih kaydı bırakan Sibel Tekin ile 10 Ekim’den dolayı tanıştım. Bu
tanışıklık, yıllardır anlatma hayalini kurduğum motosikletin hikayesini görünür
hale getirdi. Ben ne yapmak istediğimi, neyi anlatmak istediğimi uzun yıllardır
biliyordum. Bunu teknik olarak nasıl yapacağımı bilen de Sibel’di. İkimizi bir
araya getirenin, 10 Ekim katliamı olması da tuhaf bir ironidir.
Tayfur Cinemre’nin anlatımıyla dönemi yansıtıyorsunuz. ODTÜ’den Sansaryan Han’a,
Ulucanlar Hapishanesi’ne bir dizi farklı mekanda yapılan çekimler sanırım henüz
sürerken Cinemre ani bir rahatsızlıkla yaşamını yitirdi. Film Cinemre’nin ölümü
sonrasında tamamlanabildi. Planladığınız bazı çekimleri ise yapamadınız sanırım.
Bunlar nelerdi?
Bu süreçte öğrendiğimiz ve hep dillendirdiğimiz bir şey var: 68 kolektif bir
hareketti. Bu kolektivizm aslında tüm hikayeleri birbirinin içine geçiriyor ve
içlerinden birini seçip münhasıran anlatmak mümkün olmuyor, belki de olmamalı
zaten. Beyaz motosiklet de kuşağın tüm önemli olaylarının ortasından geçiyordu
ve nereden tutup nasıl anlatacağımı bir türlü kestiremiyordum. İkinci üniversite
olarak DTCF tiyatro bölümünü bitirdim. Hikayenin malzemesinin sinematografik
olduğunun farkındaydım. Bu sebeple yıllar boyunca, Dil Tarihteki sinemaya
meyilli arkadaşlarıma, hocalarıma kafamdaki motosiklet hikayesinden bahsedip
durdum. Sevgili Birol Tezcan, Cemil Cahit Selimoğlu, Halil Özer, tez danışmanım
Tülin Sağlam...
Arkadaşım Halil Özer ile uzun süren tartışmalarımız, hikayenin sarmallı
yapısının içinden çıkmamı sağlayacak bir yol hikayesi ortaya çıkardı:
Motosiklet, “devrim” tutkusuyla ODTÜ’den yola çıkıyor ve Sanasaryan Han’daki
işkencelerden; Kartal/ Maltepe Askeri Cezaevi’nde, Mamak’taki tutsaklıklardan
sonra Karşıyaka’da duruyor. Motosikletle taşınanlar ise Sinan Cemgil, Hüseyin
İnan, Cihan Alptekin. Bu izlek üzerine oturttuğumda hikayeyi aktarabilmek mümkün
hale geldi.
Sanasaryan Han'daki çekimlerden...
Çekimleri kısa bir sürede tamamladık aslında ancak kaba kurgu çalışmasından
sonra eksikliğini hissederek planladığımız Antalya/ Elmalı yolunda motosikletli
çekimler, Cihan Alptekin’in köyü Oce’deki çekimler, Kızıldere çekimlerini ve
hatta Şarkışla/Gemerek hattı yol çekimlerini de düşünmüştük, bunları yapamadık.
Çünkü sevgili Tayfur Cinemre’yi çok ani bir biçimde kaybettik. O da çok
heyecanlanmıştı, çekimler için tarih belirliyorduk. Yazışmalarımız halen
duruyor…
‘Bizim küheylanı anlatmaya gelmişler…’
'Devrimin Beyaz Küheylanı' adı nereden geliyor? Adana’ya örgütlenmek için
giderken Hüseyin İnan’ın Toroslar’da Tayfur Cinemre’ye mırıldandığı türküden mi?
Tayfur Cinemre beyaz motosikletine “küheylan” diyordu: “Bizim küheylan”ı
anlatmaya gelmişler” demişti bir arkadaşına bizi tanıştırırken. Aslında ilk
çalışmalardan itibaren kullandığımız isim “Motosiklet Hikayesi/ Beyaz
Motosiklet” idi. Hele bir bitsin, görelim ismine karar veririz diyorduk. Tayfur
Cinemre’yi kaybedince filmin adında ondan bir iz olsun istedim.
Tayfur Cinemre’nin bize aktardığı Hüseyin İnan’ın Toros’lardaki motosiklet
yolunda mırıldandığı “Beyaz Atlı” türküsü filmin motivasyonlarından biri oldu
benim için. Çünkü beyaz atlı türküsünün sözleri, beyaz motosikletin metaforları
ile birebir örtüşüyordu.
Beyaz atlı şimdi geçti buradan
Süvarisi can evinden vurulmuş
Çıksın dağlar taşlar gayri aradan
Beyaz atın süvarisi yorulmuş…
Beyaz atın süvarisi Tayfur Cinemre idi. Onu can evinden vuran “devrim”di. Beyaz
motosikletle Nurhaklar’a götürdüğü Sinan Cemgil idi ve Tayfur Cinemre bunca
kayıptan sonra yorulmuştu…
Dağlar taşlar bu hasretten eridi
Yollarını kara duman bürüdü
Hak yoluna beyaz atlı yürüdü
Beyaz atlı şimdi geçti buradan…
Dağlar ve taşlar “devrim” hasretinden erimişti. Yolları bürüyen kara duman 12
Mart idi. Beyaz atlı hak yoluna, halk yoluna yürüyordu…
İstanbul’da Tayfur Cinemre’nin ölüm yıldönümünde ODTÜ Mezunlarınca düzenlenen
anmada filminiz gösterildi. Buradaki söyleşide Sibel’in (Tekin) dikkat çektiği
bir şey vardı. Verilen mücadelenin kolektif niteliğiydi bu. Bunu biraz açar
mısınız?
68 mücadelesi kolektif bir mücadeleydi, topyekün bir hareketti. Aralarından biri
ya da diğerinin üstünlüğü, liderliği söz konusu değildi. Mücadele içinde gerek
bilgi birikimiyle, gerek liderlik vasıflarıyla gerekse fiziksel yapısı ve
ataklığıyla öne çıkanlar vardı ancak bu, hiçbir zaman yöneten/yönetilen ilişkisi
olmamıştı. Hepsi sıra neferiydi. Bize bunu anlatan, gösteren Tayfur Cinemre
oldu. Peşine düştüğüm onun hikayesiydi ama o bana 68’i tekil biçimde
anlatamayacağımı öğretti. Çekimlere yoldaşlarını ve onların hikayelerini de
dahil etti.
Filmin yapım sürecinde Tayfur Cinemre’nin yoldaşlarıyla tanışmak iki de kitap
ortaya çıkardı: Sosyal Araştırmalar Vakfı tarafından 2020’de yayımlanan “Hasan”,
idamları engellemek için Jandarma Genel Komutanı Kemalettin Eken’i rehin alma
girişiminin faillerinden Hasan Ataol’u anlatıyor. 6 Mayıs 2022’de Yeni İnsan
Yayınevi tarafından yayımlanan “Mete” ise, dört Amerikalının kaçırılması
eyleminde yer alan ve o gece yakalanan Mete Ertekin’i anlatıyor. Bunlar 68’in
topyekün karakteristiğinden ortaya çıktı.
Sibel’in de İstanbul’da vurguladığı gibi filmin üretim süreci, dönemin ruhuna
uygun olarak kolektif bir emekle gerçekleşti. Cahit Berkay filmin ruhunu
yansıtan müzikleri yaptı. Sena Şat çizimleriyle filmi tekdüzelikten çıkarıp
görünür hale getirdi. Gürcan Öztürk kamerasını yüreğini katarak kullandı. Altuğ
Akarpa 68 model beyaz Jawa motosikleti Antalya’dan Ankara’ya getirerek filme
başlamamızı sağladı, Tayfur Cinemre ile planladığımız ancak
gerçekleştiremediğimiz Antalya dağ yolu çekimlerini yaptı. Ankara’daki ilk
çekimlerde Namık Uğur kameramanlığımızı yaptı; Erol Üçem set fotoğraflarını
aldı. Gökçen Taner afiş tasarımını gerçekleştirdi. Post Prodüksiyon ve renk
düzeltmeyi Yusuf Şen yaptı. Altyazıları Özge Kayakutlu çevirdi. Beni tüm ekiple
buluşturan sevgili Sibel Tekin oldu.
Tayfur Cinemre ve Cihan Alptekin. 31 Mayıs 1971'de Tekirdağ'da yakalanmalarının
ardından...
Filmin finansmanını da Dr. Cihan Karaca yaptı ki o da ismini aldığı Cihan
Alptekin’e kendini borcunu ödemiş oldu. Burada Cihan’ın bir hastasının yıllar
önce ona yazıp gönderdiği bir anlatıyı paylaşmak isterim:
Adı Cihan’dı. Toplumun en saygın bir mesleğini yapıyordu. “Cihan” adı çoğunlukla
Karadeniz bölgesinde verilir. Birden sordum: “Karadenizli misiniz?” “Değilim”
dedi. “Ama, adım bir Karadenizli’den geliyor.” “O Karadenizli kim?” “Cihan
Alptekin”. İkimiz de sustuk…
Benzerlerinden farklı olarak marşlara ya da sloganlara yer verilmemesine karşın
filmin etkisinden bir şey kaybetmemesi dikkat çekiyor. Bu özel bir tercih miydi?
Bu kesinlikle bilinçli bir tercih. Yaptığımız işin kahramanlık hikayesi haline
gelmesi 68’in değerleriyle örtüşmezdi. Hikayenin abartıdan, duygu sömürüsünden,
hamasiyetten, efsanelikten uzak bir insanlık hikayesi olarak anlatılması
gerekiyordu. Çünkü bu gerçek insanların, gerçek hikayeleriydi. Ama çalışırken
Gündoğdu marşını, Dev-Genç marşını defalarca dinledik tabii, bilhassa çok
yorulduğumda, filme dair umutsuzluğa kapıldığımda dönüp dönüp dinlemişliğim
vardır.
Sanırım filmin festivallerde gösterilmesi için başvurularınız var. İzlemek
isteyenler için yakın tarihli bir gösterim var mı gündeminizde?
Ben, tüm derdi 68’i anlatmak olan; belki de bu amaçla ikinci üniversiteyi DTCF
Tiyatro bölümünde okuyan bir eczacıyım. Hikayeyi anlattım ve mümkün olduğunca
çok insana, bilhassa gençlere ulaşmasını murat ediyorum. Bunun yolunu, yordamını
bilen Sibel bir profesyonel olarak gösterim ve festival sürecimizi de yönetiyor.
haber.sol.org.tr
05 Haziran 2022
Devrimin Beyaz Küheylanı, Beyaz Motosiklet’in Yolculuğu
Türkiye Devrimci Hareketin önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf
Aslan’ın idam edilişinin 50’nci yıldönümünde bir 68 Hikayesi olan “Beyaz
Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı” belgesel film gösterimi Çankaya Belediyesi
Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleşti.
Çankaya Belediyesinin Mülkiyeliler Birliği ve ODTÜ Mezunları Derneği ile
ortaklaşa gerçekleştirdiği etkinlikte, 1968’de üniversiteye başlayan ve öğrenci
hareketlerine katılan, dönemin öğrenci liderlerinin yanında mücadele eden Tayfur
Cinemre’nin motosikleti ile ODTÜ’den başlayıp işkencehaneye, hapishaneye,
arkadaşlarının katledilmesine tanıklığına giden yolculuğu anlatılıyor.
Aslı Esma Karaca’nın yönetmenliğini üstlendiği ve Cihan Karaca ile yapımcılığını
paylaştığı belgeselde Üç Fidan özelinde devrimci harekete yön vermiş gençlerin
hayat yolculuğu aktarılıyor.
Belgesel gösteriminin yanı sıra gösterim öncesi Mimar ve Çizer Sena Şat’ın
illüstrasyonlarından oluşan resim sergisi de açıldı. Daha yaşanılası bir yeryüzü
uğruna mücadele ederken yaşamdan zamansız koparılan devrimciler için saatlerin
durdurulduğu “Sorularına Yanıt Bulan Saatler” projesi ve filmde adı geçen 26
devrimci için durdurulmuş saatlerinin yer aldığı sergi katılımcılar tarafından
büyük ilgi gördü.
Devrimci Harekete yön vermiş gençlere adanan sergi, Doğan Taşdelen Çağdaş
Sanatlar Merkezinde 11 Mayıs’a kadar gezilebilecek.
7 Mayıs 2022
Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı
Tayfur Cinemre’nin motosikletiyle ODTÜ’den başlayıp Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan
ve Yusuf Aslan’ın idamlarına tanıklığa giden yolculuğunu anlatan “Beyaz
Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı” belgeselinin yapımcıları Sibel Tekin ve
Aslı Esma Karaca “Biz bir tarihi anlattık” dedi. 68 gençlik hareketi önderleri
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucuları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve
Hüseyin İnan’ın idamlarının 50’inci yıldönümünde “Beyaz Motosiklet, Devrimin
Beyaz Küheylanı” ilk gösterimiyle Ankara’da izleyiciyle buluşacak. Çankaya
Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yarın gala gösterimi
yapılacak olan belgesel filmi, 1968’de üniversiteye başlayan ve öğrenci
hareketlerine katılan, dönemin öğrenci liderlerinin yanında mücadele eden Tayfur
Cinemre’nin motosikletiyle Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden (ODTÜ) başlayıp,
cezaevine, arkadaşlarının katledilmesine tanıklığa giden yolculuğunu anlatıyor.
Belgesel gösteriminin yanı sıra belgeselde yer alan, Sena Şat’ın
illüstrasyonlarından oluşan resim sergisi ve “Sorularına Yanıt Bulan Saatler”
projesi olan, filmde ismi geçen ve katledilen 26 devrimci için durdurulmuş
saatlerin yer aldığı sergi de gezilebilecek. Sergiler 11 Mayıs’a kadar açık
olacak. Belgeselin yapımcılarından Aslı Esma Karaca ve Sibel Tekin, belgesel
yapım sürecini ve konusuna dair konuştu. Tekin ile Karaca, 10 Ekim Gar
Katliamı’nda hayatını kaybeden Ata Önder Atabay için yapılan beste üzerine
yaptıkları kliple ilk ortak işlerini yaptıktan sonra Karaca’nın aklında olan
belgesel fikrini paylaşmasıyla birlikte farklı şehirlerde çekimler, röportajlar
yaparak belgeseli hazırlamaya başladılar. Belgesel ismini ise Tayfur Cinemre’nin
söz konusu motosiklete “Bizim küheylanımız” demesinden alıyor.
‘6 YILLIK ÇALIŞMA’
Belgesel filminin yaklaşık 20 yıllık olduğunu ancak 6 yıldır üzerinde
çalıştıklarını ifade eden Karaca, “İlk gençlik yıllarımda hep bu hikayeleri
duyarak büyüdüm. 80lerin terörize ortamında ve 80 darbesi sonrasında bir dedem
‘gençlere yazık oldu’ derken diğer dedem ‘iyi oldu anarşistlere’ derdi.
Yetişirken etkilendim. İlk gençlik çağındaki isyan, özgürlük isteği dönemi olur.
Bendeki karşılığı bu gençlerin hikayelerini takip etmek oldu. Nasıl olmuş, nasıl
inanmışlık, bunlar nedir diye başladı. Sanat tarihini incelediğimizde,
yaklaşımım; sanatın değiştiren, dönüştüren olmasından yana. Bu anlamda
yaptıklarım toplumu dönüştüren değiştiren bağlamda işe yaramasını istediğim
işlerdi” dedi.
HÜSEYİN İNAN’IN MIRILDANDIĞI TÜRKÜ
Cinemre’nin anlattığı hikayeyi hatırlata Karaca, “Hüseyin İnanla birlikte,
örgütlenme için Adana’ya giderken, Toroslarda İnan’ın ona ‘beyaz atlı’ adında
bir türkü mırıldandığını anlattı. Şarkıyı arayıp bulduğumda Cem Karaca –
Moğollar tarafından konser kaydına ulaştım. Hem şarkının sözleri, hem müzik
anlatmak istediğimiz hikayeye uygundu. Tayfur amcaya da dinlettim o da çok
etkilendi. Onun zamanında klasik türkü formunda söyleniyormuş. Belgeselin
müzikleri için başından beri aklımda Cahit Berkay/Moğollar vardı, bunun üzerine
tamamen emin oldum” diye aktardı. Hikayesinde, sinemacı arkadaşlarından fikren
destek aldığını belirten Karaca, Halil Özer’in “Bu motosiklet yol hikayesi. Yolu
takip et, onları nereye götürmüş? İşkenceye, cezaevine, mezarlığa götürmüş;
böyle rota belirleyebilirsin” demesiyle önünü çok açtığını ifade etti. Hikayeyi
net biçimde anlatmak istediklerini dile getiren Karaca, “Bu hikayenin içinden
çok fazla kurgu çıkar fakat biz tanıklarıyla birlikte anlatmanın yolunu
kullanarak, benzetmeci değil göstermeci anlatım yolunu seçtik” diye belirtti.
‘47’LİLERİ 68’LİLER YAPAN NEYDİ?’
Klasik 68 dönemini anlatan filmlerin dışına çıkmak istediklerini vurgulayan
Karaca, “Bir yerlerde saklanmış gizlenmiş bir görüntü var mı? Bir fotoğraf var
mı? Birinin kişisel arşivinden bir şey çıkar mı? Bunun peşinden çok koştuk. Çok
zaman kaybettik. Sonunda Firuzan beni ikna etti. ‘elindekilerle ne yapıyorsan
yap yoksa olmayacak.’ Sonunda da elimizdekilerle bir şey yaptık. Firuzan’ın
47’lileri anlatma biçimi ve motivasyonu, o kitabın, o dehşet kitabın hikayesi,
zaten filmin sonu da onla bitiyor. 47’lileri 68’liler yapan neydi sorusuyla.
Yani film sonunda bunu anlatıyor. 47 kuşağını 68 kuşağı yapan neydi? Film,
aslında bu sorunun cevabı” diye konuştu.
CİNEMRE’YLE MEZARLIKTA TANIŞMIŞ
Tayfur Cinemre’yle Karşıyaka Mezarlığı’nda tanıştıklarını anlatan Karaca,
“Kendisini ve motosikletini anlatmak istediğimi söyledim, bir söyleşi
gerçekleştirdik, ses kaydı aldım. İki sene sonra bir daha gittim yine ses kaydı
aldım. O zaman Tayfur amca dedi ki ‘habire gelirler böyle ses kaydı alırlar
görüntü alırlar hiç bir şey olmaz’ Ben bundan çok etkilendim. Kendi kendime,
‘Ben onlardan biri değilim ben yapacağım bunu’ dedim. Keşke O’na da deseydim.
Ama muhtemelen o hissetti yapacağımı. Hatırla Sevgili dizisinin dizi
danışmanlarından birisiymiş. Hep birileri gelirmiş anlattırmış, dinlermişler ve
bitmiş. Bu sefer kalmayacağını O’na söyleyebilmiş olmayı isterdim ama
söylemedim. 2017’nin 6 Mayıs’ında onlarla anmaya gidip filmi çekmeye başladık”
diye belirtti.
‘TARİHİ ANLATIYORUZ’
Belgesele konu olacak ve anlatılacak çok hikayenin olduğunu hatırlatan Karaca,
şöyle devam etti: “Sibel’in ‘artakalan’ diye bir fikri var. Her olaydan sonra
artakalan bir kişi anlatılacak. Örneğin, Kızıldere olayında Ertuğrul Kürkçü,
68’de bir sürü savaşçı kadın var. Adı hiçbir yerde geçmeyen, gölgede kalan kadın
devrimciler de bizi tetikliyor. Onları da görünür kılmak önemli. Filmi çekmeye
başlayınca zaten resmi olarak bir şeyler yapılacağını umuyorduk, biraz hassas,
toplumsal yanını gören her insan bize yardım etti. Genelkurmay arşivine girmeyi
istedik ve dilekçe verdik. Olmaz dediler. Sakıncalı görülüyor. Meclis’te bazı
vekil arkadaşlardan soru önergeleri hazırlamalarını istedik. Bir cevap
olmayınca, gazete arşivleri vs. kullandık. Aslında bakılırsa biz tarihi
anlatıyoruz.”
‘CİNEMRE HAYATINI KAYBETTİ’
Çekimlerden bir sene sonra Cinemre’nin hayatını kaybettiğini anımsatan Tekin de
kalan kısmı arşivlerden tamamladıklarını söyledi. Tekin, “Cinemre, belgeselin
kaba kurgusuna şahit oldu ama son halini göremedi. Pandemi sebebiyle çekimlere
ara vermek durumunda kalmıştık. Biz de bir sene daha bekleyelim katliamların
50’nci yılında gösterelim istedik. En çok etkilendiğim kısım, Türkiye sol
tarihinde 68 denildiğinde belli isimler akla geliyor. Biz bu belgeselde kolektif
mücadeleyi verip gölgede kalmış, ismi çok anılmayanları vermeye çalışıyoruz.
Filmin parçası olmaktan mutluyum. Türkiye sol tarihine hakikatlerin çok
yansımadığını da tanıklarından dinleyerek görmüş olduk, bunu da izleyenler
anlayacaktır” dedi.
‘CİNEMRE’NİN ANLATIMLARINI ÇİZİYOR’
“Cinemre hikayeyi öyle bir anlatıyor ki gözünde canlanıyor her şey” diyen Tekin,
şunları dile getirdi: “Sena da Tayfur’un anlattıklarını çizerek görsel hale
getiriyor. Filmin festivallere katılması maddi imkanlar dahilinde olacak.
İmkanlar el verdiği sürece başvuru yapacağız. Festivaller son zamanlarda politik
meselelere dokunmak istemiyor. Politik filmleri ve belgeselleri gösteren nadir
festival var. Documentarist bunlardan birisi. Karakterlerin canlandırdığı
isimlerin az sayıda çamurlu fotoğraflarına ulaşıp filme koyduk. Diğer 68′ kuşak
belgesellerine göre daha farklı görüntüler kullandık.”
5 Mayıs 2022
VE SERGİ
ODTÜ Mezunları Derneği, Mülkiyeliler Birliği ve Çankaya Belediyesi olarak
Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş’in idam edildiği 6 Mayıs’ın 50.
yıldönümünde, bir 68 hikayesi olan “Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı”
Belgesel Filmi gala gösteriminde buluşuyoruz.