Yapım Tarihi - 2017
Süresi - 00:50:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Bekir Bülbül
Senaryo - Bekir Bülbül
Görüntü Yönetmeni - Anıl Demir
Kurgu - Necdet Tok, Bekir Bülbül
Müzik - İmamyar Hasanov
Oyuncular - Ebubekir Said İdare, Mevlüt İdare, Ahmet Enes Yaman, Muhammet Ali
Çağlar, Mahmut Topaklı, Melek Çağlar
Yapımcı - Büşra Bülbül
Yapım Şirketi - Mayıs Film
Anadolu’nun fakir bir köyünde yaşayan 3 çocuk sıcak bir yaz gününde çeşme
oluğuna serinlemeye giderler. Fakat oluk küçüktür ve orada yüzmeleri mümkün
değildir. Çocukların en büyük hayalleri ise köyden görüntüsüyle büyülendikleri
göle gitmektir. Hayran hayran gölü seyrederlerken birdenbire oraya gitmeye karar
verirler. Ailelerine haber vermeden ve hiçbir hazırlık yapmadan bisikletleriyle
yola koyulurlar. Çok gitmeden bisikletlerinin tekerlekleri patlayan 3 kafadar
hayallerinden asla vazgeçmez ve yol boyunca başlarına gelen tüm aksiliklere
rağmen göle ulaşmayı başarırlar. Hayallerini gerçekleştirmenin mutluluğunu
yaşayan 3 çocuk için artık eve dönme vaktidir. Ama bu yolculuk hiç de kolay
değildir…
7. Malatya Uluslararası Film Festivali, Panorama Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2017
37. İstanbul Film Festivali, Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü,
Finalist. 2018
2. Sufi Sinema Günleri, Gösterim Seçkisi. 2019
Kaynak
Malatya Uluslararası Film Festivali
Yeni Evli Çiftin Düğün Takılarıyla Çektiği Bir Film Benim Küçük Sözlerim
''Balayımızı kendi film setimizde yapma fikri benim için çok çekici geldi. Aynı
zamanda ilk ortak hayalimizi gerçekleştirdiğimiz büyük bir adımdı bizim için.
Sonuçta bu filmle geleceğimizi inşa etmiş olacaktık.'' Neredeyse bütçesiz
çekilmesine rağmen samimiyeti ile beğeni toplayan, festivallerde yarışma imkânı
bulan 'Benim Küçük Sözlerim' filmine dair, Serdar Arslan, yönetmenleri Bekir
Bülbül ve Büşra Bülbül ile konuştu.
Yeni evli bir çift düğün takılarını bozdurup film setine gidiyorlar. Tabii
balayına değil. Yok denecek kadar sınırlı bir bütçe ile ilk uzun metraj
filmlerini çekmek için. Bu, bir filmin özeti değil. Gerçekten yaşanmış bir
hikâye. Çekim hikâyesinden rahatlıkla bir film çıkabilecek olan Benim Küçük
Sözlerim filminin yönetmenleri Bekir – Büşra Bülbül çifti ile sinema eşittir
bütçe formülünün geçerliliğini, film çekmenin zorluklarını, kendimize ait bir
sinemanın mümkünatını ve sinema yolculuklarını konuştuk.
Filminizin çok kısıtlı bir bütçe, birkaç kişilik bir ekip ve asgari ekipmanla
çekildiğini biliyoruz. Filmi detaylı konuşacağız ama ben öncelikle film yapma
düşüncesi, motivasyonu konusunda tecrübenizi paylaşmanızı istiyorum. Nasıl yola
çıkıldı ve uzun metraj film yapmak gibi zorlu bir sürece nasıl girildi en
başından?
Bekir Bülbül: Bizimkisi biraz cahil cesaretiydi belki. Senaryo fikrini ilk defa
eşimle paylaştığımda çok beğendi. Senaryo yazım süreci yaklaşık 5 ay sürdü ve
müthiş bir heyecan içindeydik. Hatta sırf bu motivasyonumuzu kaybetmemek için
bir yerlere başvurmak, destek almak gibi fikirlerin hepsini es geçtik. Özellikle
ben, en ufak bir ret cevabında bütün enerjimi kaybetmiş gibi hissediyorum. Bu
kırılganlığımı iyi bildiğim için hiç bu riske girmemeyi tercih ettim. Tabi düğün
takıları da, parlak bir fikirdi o an için. (Şu an için aynı fikirde değilim)
Büşra Bülbül: Balayımızı kendi film setimizde yapma fikri benim için çok çekici
geldi. Aynı zamanda ilk ortak hayalimizi gerçekleştirdiğimiz büyük bir adımdı
bizim için. Sonuçta bu filmle geleceğimizi inşa etmiş olacaktık. Tabii ki
umduğumdan çok daha farklı bir set ortamıyla karşı karşıyaydım. Sabah 5’ten gece
12’ye kadar harıl harıl çalışıyor olmak pek de kendinizi tatilde hissettirmiyor.
Filminiz için çok kısıtlı bir bütçe ile hatta bütçesiz çekildi denebilir. Film
için illa yüksek bir bütçe gereklidir, bütçesiz film yapılamaz, düşüncesini bu
noktada nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Bekir Bülbül: Abbas Kiarostami’nin de dediği gibi, eğer sinema bir sanatsa bunu
herkes yapabilmeli ve herkesin yapabileceği basitlikte olmalı. Bu fikir benim
sinemaya bakış açımı belirledi. Evet, bir zamanlar resim yapmak, şiir yazmak da
çok lükstü. Hatta okuma yazma bilmek bile… Şimdi kim resim yapmak için bir
bütçeye ihtiyaç duyduğunu söyleyebilir ki? Belki sinema da yakın gelecekte bu
noktaya gelebilir. Bilemiyorum.
Büşra Bülbül: Bir gün bana deselerdi ki “Büşra sen bir gün film yapacaksın”,
muhtemelen güler geçerdim. Fakat işin içine girince ve yürüyeceğin adımları
öğrenince daha farklı kapıların var olduğunu fark ediyorsun.
Her film gibi sizin filminizin de çekim zorlukları olmuştur muhtemelen, biraz bu
zorluklardan ve nasıl aşıldığından bahsetseniz…
Bekir Bülbül: Kolay olan bir şey var mıydı diye sorsaydınız daha kısa bir cevap
olurdu muhtemelen. Bir film çekmek halihazırda zaten zor bir süreçtir. Eğer bir
de bütçesiz çekiyorsanız bu zorluğu 10’la, belki de 20’yle çarpmak gerekir.
Fakat akıl sağlığınızı koruyabildiğiniz sürece aşılamayacak şeyler değil bunlar.
Büşra Bülbül: Bütün ekibin konaklamasından, ulaşımından yeme içmesine ve
bulaşığına kadar; oyuncuların yırtık söküğünden devamlılığına kadar aklınıza
gelebilecek her şey bize bakıyordu. Üstüne başka aksilikler de eklenince iyice
çekilmez olduğu anlar oluyordu. Mesela setin birinci günü kendi bilgisayarımız
bozuldu. Kayıtları emanet bir bilgisayar aracılığıyla hard disklere
aktarıyorduk. Fakat teknik bir arıza sanırım, ilk hafta çektiğimiz bütün
kayıtlar silindi. Yeniden çekmek zorunda kaldık.
Bekir Bülbül: Setin 3. haftasında küçük oyuncumuz Enes’in su korkusu olduğunu
öğrendik. Bizden özellikle saklamış, göl çekimleri başlayınca fark ettik. O gün
“ben artık oynamayacağım” diyerek seti terk etti. Bütün herkes yalvar yakar
çocuğu ikna etmeye çalıştık. Fakat çocuk Nuh diyor peygamber demiyor. Ve
çaresizce çekimleri sona erdirme kararı aldık.
Büşra Bülbül: Ben son kez şansımı deneyerek çocukla konuşmaya gittim. Ona
kocaman bir pasta yapacağımı söyleyerek ancak ikna edebildim. Bütün herkes rahat
bir nefes aldı.
Filmde üç çocuğun epey uzaktaki göle gitmeye niyet etmeleri ve yolculukları konu
ediniyor kabaca. Fakat bu yolculuk bir yönüyle yaşamı temsil ediyor sanki? Tabii
o yaşama eşlik eden manevi kılavuzları. Bu noktada filmi hem hikâyesi hem de alt
metninin kaynakları yönüyle biraz açsak…
Bekir Bülbül:Bu hikâye benim çocukluğuma ait küçük bir anı, fakat aynı zamanda
şu anki hayatımın da küçük bir alegorisi diyebilirim. Film; küçük bir çocuğun
kendi gibi küçük dar havuzunda yüzmekten sıkılması ve uzaktan efsunlu görünen
daha büyük bir gölde yüzmek için uzun, zorlu bir yolculuğa çıkış hikâyesi.
Alegori derken şunu kastediyorum; kendi dar hayatımda yüzmekten sıkılmış,
bunalmış bir ruh haliyle daha büyük denizlere doğru koşma mücadelem bu benim.
Fakat acı bir şekilde hissettim ki bu büyük deniz öyle zannettiğim gibi efsunlu
falan değil. Düşündüğümden daha rezil, bataklıklı, çamurlu bir illet adeta…
Yanına yaklaşınca girmek bile istemediğim, kokusundan yeterince midemin
bulandığı, kendi kaotik derinliklerine çekmek için para, makam vesaire gibi
sembolleri acımasızca kullanan tuhaf bir simülatif dünya sanki. Burada tabii,
Said Nursi’nin Sözler adlı kitabındaki hikayeler de bize yol gösterici oldu.
Özellikle gün döngüsü ile yaşamı izah etmesi, yani sabah vakti insanın dünyaya
gelişini, akşam vaktinin ise ölümü temsil etmesi, yatsı vakti kabirde geçen
zamanı ve ertesi gün yeni bir hayatın başlangıcı olması, bizim hikâyemizin esas
formunu oluşturdu. Dikkat ederseniz, Ebubekir karakterinin, bir gün önce
yaşanmış bir hikâyeyi ertesi gün seher vaktinde, bir deftere çizerek anlatıyor
olmasını izliyoruz.
Filmin kendine has bir sıcaklığı var. Bu sıcaklığa eşlik eden bir ritmi de aynı
zamanda. Filmi Konya’da çektiniz. Alabildiğine düz ve uçsuz bucaksız bir
bozkırda. Şunu merak ediyorum, filmin mekânı filmin zamanına yani ritmine nasıl
etki etti?
Bekir Bülbül: Çok ilginç bir şekilde bozkırdaki zaman algısı ile şehirdeki zaman
algısı çok farklı. Orada zaman daha yavaş, daha sakin ve hiç acele etmeden
ilerliyor. Gün doğumu ayrı bir şenlik, gün batımı ayrı… Şehirde ise akşamın
sabahın ayırdında olamıyorum çoğu kez. Bu yavaşlık, haliyle filme de sirayet
etti ki bunu özellikle tercih ettik.
Büşra Bülbül: Çocuklar tamamen o topraklara ait. Oranın yaşam biçimini ve zaman
kavramını benimsemiş durumdalar. Dolayısıyla filmin o samimi yüzü buradan
kaynaklanıyor olsa gerek.
Teoride sinema ve kimlik meselesi çokça tartışılır. “Bize ait bir film dili
neden geliştirilemiyor” sorusu sıkça sorulur. Kendi kaynaklarımızla barışık
hatta bizzat o kaynaklardan beslenerek var olmuş bir sinemanın mümkünatı
konusunda neler söylemek istersiniz? Bu yöndeki tecrübelerinizden hareketle…
Bekir Bülbül: Bu konuda ahkam kesmek haddime değil tabii ama bir havuzu
temizlemek istiyorsak önce kirli su akışını kesmek gerekir. İran sineması bunu
bu şekilde başardı ve bütün dünyada büyük bir ağırlığı var. Biz ise maalesef
hâlâ arayış içerisindeyiz. Bize ait kaynaklar bizim filmlerimizde çok nadir yer
alıyor. Bir Konyalı olarak Mevlana’nın Mesnevi’sinin bir filmde işlenişini, ilk
defa Mecidi’nin filminde izledim.
Büşra Bülbül: Ben yakın gelecekte kendimize ait bir dil kurulabileceği ümidi
içerisindeyim. Sadece dönüp biraz kendi hikâyelerimize bakmak gerekiyor galiba.
En azından biz bunu yapmaya çalışıyoruz.
Film birkaç festivalde gösterildi ve yarıştı sanırım. Yolculuğu nasıl devam
edecek filmin ve de yeni bir film projesi görünüyor mu ufukta?
Büşra Bülbül: Festival sürecine daha yeni başladık sayılır. Malatya’da
prömiyerini yaptık, İstanbul Film Festivali de bizim için güzel bir adım oldu.
Önümüzdeki ay itibariyle yurtdışı yolculuğu başlıyor. 57. Zlin Festivali’ne
davet edildik Çekya’da ve Arnavutluk’tan da bir davet aldık yarışma için.
İnşallah güzel gelişmeler olacak ümidindeyiz.
Bekir Bülbül: Şu an 4-5 aydır üzerinde çalıştığımız yeni bir proje daha var.
Yine aynı heyecanları yaşamaya başladık. Fakat ne olur, ne gider, nasıl
ilerleriz bilemiyorum. Umarım yeni bir çılgınlığa kalkışmayız.
Film yapmanın bir iştiyak ve inanç işi olduğunu, ayrıca kimliğine
yabancılaşmadan kendi küçük sözleriyle konuşmayı başaran filmler
yapılabileceğini gösterdiniz. Ben hem filminiz hem de samimi cevaplarınız için
teşekkür ediyorum. Eklemek istedikleriniz varsa buyrun lütfen.
Bekir Bülbül: Çok teşekkür ederiz, hem bizleri ağırladığınız için, hem de bizim
gibi kendi hamuruyla, kendi yağıyla pişmeye çalışan mecnunlara destek olduğunuz
için.
Büşra Bülbül: Evet çok mutlu olduk filmimize gösterdiğiniz ilgi ve alakadan
dolayı. Çok teşekkür ederiz.