Yapım Tarihi - 2006
Süre - 00:00:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Erhan Cerrahoğlu
Su Altı Çekimleri - Cumhur Ayar, Prof. Dr. Erdoğan Okuş
Seslendirme - Çetin Tekindor
Müzik - Derya Köroğlu
Erhan Cerrahoğlu (Yapımcı - Yönetmen)
1969 yılında Ankara'da doğdu. M.Ü. İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla
İlişkiler bölümünü bitirdi ve aynı okulda "Halkla İlişkiler" masterı yaptı. 1993
yılında Demo Prodüksiyon'u kurdu ve çeşitli şirketler için tanıtım kampanyaları
ve organizasyonlar hazırladı.
1995 yılından itibaren değişik kurum ve kuruluşlar için tanıtım filmleri ve
belgeseller gerçekleştirdi, çeşitli yabancı kanalların Türkiye'de hazırladığı
belgesellerde yerel yapımcılık yaptı. 2003 yılında çektiği "Haliç Yaşıyor"
belgeseli, yurtiçi ve yurtdışında festivallerde gösterildi ve Yaşayan Marmara
Festivali'nde "En iyi ulusal film" ve "En iyi uluslararası film" ödüllerini
aldı.
Selçuk K. Kolay (Araştırma Başkanı)
1948'de İstanbul'da doğdu. 1967'de İstanbul Alman Lisesi'ni, 1974'de Berlin
Teknik Üniversitesi'ni Endüstri Yük. Müh. olarak bitirdi.
Kemerburgaz yakınlarında bulunan meçhul denizaltının I. Dünya Harbi'nde batan "UB-46"
denizaltısı olarak kimliğini tespit etti. Midilli kruvazörünü buldu; ilgili
belgeseli hazırladı. 1942'de kaybolan denizaltımız Atılay'ın yerini ve batış
nedenini tespit etti; ilgili belgeseli hazırladı. Rus Donanması'na ait amiral
gemisi Yvestafy'nin yerini tespit etti. 1915'de batan İngiliz-Avusturalya
denizaltısı AE2'nin yerinin tespit çalışmalarını ve dalışlarını yaptı. II. Dünya
Savaşı sırasında Antalya açıklarında denize düşen B-24 Amerikan bombardıman
uçağının denizden çıkarılan enkazının restore edilip Rahmi M. Koç Müzesi'ne
kazandırılmasını sağladı.
Avustralya denizcilik tarihine yapmış olduğu katkılardan dolayı Avustralya Üstün
Hizmet Madalyası (Medal of the Order of Australia ) sahibidir.
Doç. Dr. Erdoğan Okuş (Dalış Ekibi Koordinatörü)
1962 yılında Ordu'da doğdu. E.Ü. Fen Fak. Biyolojik Oşinoğrafi Bölümünü
bitirdikten sonra İ.Ü. Den. Bil. ve İşl. Enst. Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı'da
yüksek lisans ve
University of Wales, University College of Swansea, School of Biological
Sciences , Marine Biology Department Swansea, UK.'da doktorasını yaptı.
Yurtiçi ve yurtdışında pek çok dalış destekli araştırma gerçekleştirerek
makaleler yayınladı. Halen İ.Ü. Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü'nde
öğretim görevlisi olarak çalışmakta ve İstanbul, Datça ve Karadeniz'de yapılan
araştırmalara başkanlık etmekteydi.
Belgeselin çekimleri devam ettiği sırada Karadeniz'in kirlenmekte olan suyunu
inceleyen araştırmasına devam ediyordu. Sudan Örnek alırken dalgalı denize
düşerek vefat etti. Nisan 2006
M. Cumhur Ayar (Sualtı Görüntü Yönetmeni)
1963 yılında Yozgat'ta doğdu. Elektronik Meslek Lisesi'ni bitirdikten sonra
Hacettepe Üniversetisi'nde işletme eğitimi aldı. Kameramanlığa TRT'de başlayan
Ayar, çeşitli ulusal kanalların program, tanıtım ve haber bölümlerinde çalıştı.
NTV için Değirmendere ve dünyada ilk kez Zeugma'nın sualtı çekimlerini yaptı.
Haliç Yaşıyor adlı sualtı belgeseli için de Haliç'in ilk sualtı görüntülerini
çekti.
2000 yılından beri NTV için Bodrum ve Kaş'taki sualtı seramik sergilerinin
çekimlerini gerçekleştiren Ayar, halen NTV haber merkezinde kameraman olarak
görev yapmaktadır.
Gökhan Acun (Su Üstü Görüntü Yönetmeni)
1970 yılında İzmir'de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Sinema Televizyon Bölümünü bitirdi.
Çeşitli ulusal kanallarda kameraman olarak çalıştı. Arena, A Takımı gibi haber
programlarının yanı sıra, Haberci adlı belgeselin 130 bölümünün yurt içi ve yurt
dışında çekimlerini gerçekleştirdi. Halen çeşitli kurum ve kuruluşlar için
hazırlanan tanıtım filmleri ve belgesellerde görüntü yönetmeni olarak
çalışmakta, ARTE, SWR, ZDF gibi yabancı kanalların Türkiye'de ve yurtdışında
gerçekleştirdiği projelerde kameramanlık yapmaktadır.
Turgay Yalçın (Ses Mühendisi)
1971 yılında Silivri'de doğdu. Haydarpaşa Lisesi Elektronik Bölümü'nün ardından
Westminister Collage of London'u bitirdi.
Çeşitli ulusal kanallarda ses mühendisi olarak çalıştı. Yurtiçi ve yurtdışında
çeşitli belgesel projelerinin ses kayıtlarını gerçekleştirdi. ARTE, National
Geographic, ZDF gibi yabancı kanalların Türkiye'de ve yurtdışında
gerçekleştirdiği projelerde ses teknisyenliği, ayrıca çeşitli reklam, tanıtım
filmi ve uzun metraj sinema filmleri için kendi stüdyosunda ses kayıtları
yapmaktadır. (www.turgayaudio.com)
Kurtuluş VAPURU
Kurtuluş, 1883 yılında İngiltere'nin Caird Purdic tersanelerinde yapılan buharlı
bir kuru yük gemisidir. 76.5 metre uzunluğunda, 10.67 m genişliğinde ve 6.43 m
yüksekliğindeki geminin ilk adı "Euripides" idi. Değişik isimlerle Brezilya,
İtalya, Rusya, Yunanistan ve Sırbistan bandırası taşıyan vapur, 1. Dünya Savaşı
boyunca, nakliye gemisi olarak Rus donanmasında yer aldı. 1924'de Kalkavanzade
Biraderler tarafından Sırbistan'dan satın alınan vapur, Türkiye Cumhuriyeti'nin
ilk nakliye gemilerinden biri olarak "Teşvikiye" ve "Bülent" isimleri ile Türk
karasularında hizmet verdi. 1934 yılında Tavilzade Biraderler Şirketi'ne satılan
vapura, "Kurtuluş" adı verildi. Kurtuluş Vapuru, bu şirket tarafından 1941
yılında Yunanistan'a yapılacak gıda yardımını taşımak üzere Kızılay Cemiyeti'ne
kiralandı. Vapur, 20 Şubat 1942'de şiddetli bir fırtınaya yakalanarak, Marmara
Adası Saraylar Köyü yakınlarında, bugün "Kurtuluş Burnu" olarak bilinen bölgede
kayalıklara çarptı ve saat 9.15'de sulara gömüldü. Ancak, gemilerin tersaneden
çıkışından batışına kadar tüm geçmişini ve temel özelliklerini arşivleyen Lloyd
kaydında, Kurtuluş'un batış tarihi 20 Ocak 1942, batış yeri ise Hayırsızada
olarak belirtilmektedir. Bu yanlışlık, geminin telsizcisinin kaza anında verdiği
ilk S.O.S sinyalinde, koordinatı hatalı bildirmesinden kaynaklanmaktadır.
Kurtuluş Vapuru, 19. yy.'ın son döneminde seri olarak üretilen, sıradan bir
buharlı gemiydi. Seferlerinde gıda harici herhangi bir değerli yük taşımayan
Kurtuluş Vapuru'nun asıl önemi, 1941- 1942 yılları arasında gerçekleştirdiği
dört seferle, yaklaşık 7.100 ton gıda yardımını Atina halkına ulaştırmasıydı.
Açlıktan kurtulan binlerce insanın yüreğinde "Kurtuluş" sıradan bir gemi
olmaktan çıkmış, Yunanistan'da bir efsaneye dönüşmüştü. O efsane bugün hala
yaşıyor...
2. DÜNYA SAVAŞINDA YUNANİSTAN
İkinci Dünya Savaşı, Avrupa'nın içlerinde bütün şiddeti ile sürerken, Yunanistan
ekonomik sıkıntılar içindeydi. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Anadolu
topraklarında yaşanan macera, ülkeyi fazlasıyla yıpratmıştı. Savaş sonrasında
Türkiye ile yapılan mübadele de, ülkedeki dengeleri altüst etmişti.
Bu durumda, yaşanan savaşta tarafsız kalmak, Yunanistan için hayati önem
taşıyordu. Ancak Naziler, Ege ve Akdeniz'de stratejik önemi olan bu küçük
ülkenin bağımsız kalmasına, daha fazla izin vermeyecekti. 28 Ekim 1940'da
İtalya, Yunanistan'a bir nota vererek ülkeyi işgal edeceklerini bildirdi.
Koşulların güçlüğüne rağmen Yunanistan, Arnavutluk sınırında işgale karşı top
yekun bir direniş başlattı. Mussolini'nin her saldırısı şiddetle geri
püskürtülüyor, İtalyan ordusu her geçen gün güç kaybediyordu.
Bu durum Hitler'i çileden çıkarmıştı. Mussolini ile yaptıkları planlara göre, o
ordusunu Rus sınırına yığarken, Yunanistan İtalyanlar tarafından işgal
edilecekti. Böylece yardim yolları tamamen tıkanan Rusya'ya 1940 baharında
saldırı başlayacak ve operasyon kış gelmeden tamamlanacaktı.
Hitler, İtalyanların bu başarısızlığına sadece 6 ay dayanabildi. 6 Nisan 1941'de
iyi donanımlı Alman orduları saldırıya geçti ve sadece 20 gün içinde Yunanistan
Naziler tarafından işgal edildi.
27 Nisan 1941'de işgal tamamlanmış, Türkiye sınırına yakın bölgeler ve Ege'nin
girişinde yer alan Girit Adası, Almanların hakimiyetine girerken; küçük adalar
ve anakara, kağıt üzerinde İtalyanlara verilmişti. Yönetim, General T Solakoglu
başkanlığında kurulan, kukla bir hükümete bırakılıyordu.
BÜYÜK AÇLIK
Yunanistan'ın Naziler tarafından işgalinin asıl yıpratıcı etkisi, ülkenin
yiyecek stoklarının yağmalanması ile başladı. Hitler, yüzyıllardır topraklarında
yetişen ürünler ihtiyacını karşılamaya yetmediği için gıda ithalatı yapan
Yunanistan halkının kısıtlı yiyeceğine, Rusya sınırındaki ordularını beslemek
için el koymuştu.
Atinalılar, parasını ödeyerek dahi, yiyecek bulmakta zorlanmaya başlamıştı.
Taşradan Atina'ya yiyecek taşınması, savaş sırasında demiryolları tahrip
edildiği için durmuştu. Denizden de sevkıyat yapılamıyordu çünkü batırılan
gemilerin enkazları tehlike yaratır durumdaydı. Ayrıca savaş sırasında dökülen
deniz mayınları birçok bölgeye sefer yapmayı olanaksız kılıyordu.
Eldeki kısıtlı gıdanın dağıtımı karneye bağlanmıştı. Ancak bu karnelerle
dağıtılan yiyecek sembolik miktardaydı. Normal bir insanin günlük tüketmesi
gereken 1200 kalori iken ve asgari yaşam için 900 kalori gerekirken, devlet,
karneler karşılığında ayda sadece 300 kalorilik yiyecek tahsis ediyordu.
Karaborsa yaygınlaşmıştı.
Özellikle yoksul mahallelerde açlık öylesine büyüktü ki, halk, at, eşek hatta
kedi, köpek eti yiyordu. 1941 sonbaharında açlıktan ilk ölümler başladı.
Bugün Yunanistan'da, açlık nedeniyle 2. Dünya Savaşı boyunca ölenlere ilişkin
sayılar tartışmalıdır. BBC, 500.000 kişinin öldüğünü söylerken, Kızıl Haç bu
sayıyı 250.000 kişi olarak açıklamaktadır. Ancak, Yunanlı tarihçiler bu
rakamların politik kaygılar taşıdığını belirtmekte ve gerçek ölü sayısının
70.000 kişi civarında olduğunu vurgulamaktadır.
YUNANİSTAN'A Yardım
İşgalin başladığı ilk günden itibaren Atina halkının tek umudu, dışarıdan
ulaşacak bir yardımdı. Bu yardım için düşünülen ilk ülke, o zamanlar tarafsız
bir konumda olan komşu Türkiye oldu.
Ancak o günlerde Türkiye'de de kıtlık yaşanıyordu. Tarımda çalışabilecek nüfusun
büyük bölümü savaşın başlarında askere alınmış, yiyecek stokları, olası bir
savaş ihtimaline karşı, orduyu beslemek üzere ayrılmış ve seferberlik ilan
edilmişti.
Buna rağmen Türk basını, komşu ülkede yaşanan büyük açlığa duyarlı davranıyor,
gelen haberleri kamuoyuna titizlikle yansıtıyordu. Türk halkı da konuya aynı
duyarlılıkta yaklaşıyor, kısıtlı imkanlarına rağmen, komşu ülkeye yardım etmek
için elinden geleni yapmak istiyordu.
Sonunda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 yıl önce topraklarından attığı düşman
ordusunun halkına yardım etmek için alınan karara imza attı. Yunanistan'a
dostluk elini uzatan ilk ülke Türkiye olacak, Kızılay bu işe aracılık edecekti.
Türk Hükümeti, savaşın sonuna kadar, Yunanistan'a 50.000 ton gıdayı göndermeyi
taahhüt etmişti.
Kampanya, Kızılay tarafından yürütülecekti ancak Gümrük Bakanlığı, Ticaret
Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı temsilcilerinden oluşturulan bir komisyonun,
gönderilecek malzemenin içeriğini onaylaması uygun görülmüştü. Kampanyaya
İngiliz Kızıl haçı ve Amerika'da yaşayan Rumların kurduğu dernekler de maddi
destek verecekti.
Kısıtlı imkanlara rağmen, kampanya yurt çapında büyük ilgi gördü. Yardım yapmak
isteyenler bu taleplerini komisyona bildiriyor, onaylanan yardımlar,
uluslararası Kızılhaç kurallarına göre paketlenerek yolculuğa hazırlanıyordu.
Devletin elinde bu yardımları taşıyabilecek kapasitede bir gemi bulunmadığından,
Kızılay, yardımları taşımak için özel sektörün elindeki vapurlar arasından, kış
aylarında açık deniz seyrine dayanabilecek durumda olanları tespit etti.
Sonunda Tavilzade Biraderler şirketinin elindeki 2400 tonluk kuru yük gemisi
uygun bulundu. 1882 yılı yapımı gemi, ilginç bir rastlantı sonucu 19 yıl önce
Yunanistan ile yaşanan savaşla aynı adı taşımaktaydı- Kurtuluş
Kurtuluş Vapuru, dört tarafına Kızılay amblemleri konularak sefere hazırlandı.
Bu amblemler Kurtuluş'u, seyir esnasında savaş uçakları ve denizaltılar
tarafından saldırıya uğramaktan koruyacaktı. Kurtuluş Vapuru'nun izleyeceği
rotanın belirlenmesi de başka bir sorundu. Savaş öncesinde Ege'den geçen ticaret
rotalarına, işgal sırasında dökülen mayınlar, seyir için büyük tehlike
oluşturuyordu. Bu nedenle vapurun her seferi için Yunan, Alman, İtalyan ve
İngiliz hükümetleri ile yazışmalar yapılıyor, Kurtuluş'un rotası için onay
alınıyordu.
İlk seferi için 13 Ekim 1941'de, Karaköy rıhtımından yola çıkan Kurtuluş Vapuru
mürettebatı, durumun dehşetini daha Pire Limanı'na girerken fark etmişti.
Limanın içi, bombalanma sırasında burada bulunan gemiler batırıldığından bir
gemi mezarlığını andırıyordu. Kurtuluş, batıkların arasından güçlükle kıyıya
yanaştı. Vapurun yiyecek getireceği haberini alan binlerce Atinalı, saatlerdir
onun gelişini bekliyordu.
Yardımlar, Kızılhaç tarafından, hastanelerden başlamak üzere, önceden
belirlenmiş listeye göre dağıtıldı. Bu çalışmalara refakat eden Alman ve İtalyan
askerleri ise, Türk delegeleri ve Kızılhaç görevlilerine nazik davranıyordu.
Mürettebat gördüğü manzaradan o kadar etkilenmişti ki dönüş için kumanya olarak
ayırdıkları yiyecekleri limana bıraktılar.
Kurtuluş Vapuru, Pire Limanı'na her biri diğerinden daha acılı öykülerin
yaşandığı üç sefer daha yaptı ve Şubat 1942'ye kadar bu 4 seferde yaklaşık 7.100
ton gıdayı Yunan halkına ulaştırdı. Bu yardımlar, elbette sorunun çözümü için
yeterli değildi. Ancak Yunan halkı, efsaneye dönüşen Kurtuluş Vapuru sayesinde,
umutla beklemeyi ve gelen yardımları paylaşmayı öğrendi.
Kurtuluş Vapuru, 20 Şubat 1942'de saat 9.15'de Marmara Adası'nın kuzey
kayalıklarında, yaklaşık 2000 ton gıda ile sulara gömüldü. Kurtuluş'un 36
kişilik mürettebatı kazadan sağ kurtulmayı başardı.
BARIŞI TAŞIYAN VAPUR NASIL HAZIRLANDI?
Kurtuluş Vapuru ilk kez 2004 yılında TRT 2 de yayınlanan "Tarihte Gezintiler"
programında karşımıza çıktı. Gazete arşivlerinden hazırlanan 4 dakikalık
haberde, 2. Dünya Savaşı sırasında Yunanistan'a gıda yardımını taşırken batan
bir Türk vapuru anlatılıyordu. Program bittiğinde şaşkına dönmüştüm. Yıllardır
diplomatik sorunlar yaşadığımız bir halka neden yardım eli uzatmıştık? Vapur
neden "Kurtuluş" adını taşıyordu? Böyle bir öykü neden yıllardır gündeme
gelmemişti? Kurtuluş Vapuru'nun enkazı neredeydi? Olayın Türk ve Yunanlı
tanıkları yaşıyor muydu?
Öyküyü ve sorularımı ekibimle paylaştım. Kurtuluş Vapuru'nun öyküsü herkesin
büyük ilgisini çekmişti. Olay, belgesel yapılmalıydı.
İlk aşama gazete arşivlerinde Kurtuluş'un izini bulmaktı. Araştırmacılarımızın
ilk getirdiği kupürler hayret vericiydi. Tüm gazeteler Yunanistan'a yapılan
yardım çalışmalarına geniş yer ayırmış, vapurun her seferi, büyük ilgi görmüştü.
Ancak araştırmayı derinleştirdiğimizde, döneme ait resmi kayıtların büyük
bölümünün imha edildiğini, yardım çalışmalarını organize eden Kızılay'ın
arşivlerinde dahi Kurtuluş'a ait belge bulunmadığını tespit ettik.
Üstelik batığın bulunduğu yer, hiçbir resmi kaynakta geçmiyor, eldeki Lloyd
kaydı gazete arşivlerindeki bilgilerle çelişiyordu. Yunanistan'da da durum
farklı değildi. Kurtuluş Vapuru'nun seferleri sırasında ülke işgal altında
olduğundan, döneme ait yazılı kaynaklara ulaşmak mümkün değildi.
Ankara, İstanbul ve Atina'da gazete arşivleri, kütüphaneler ve resmi kaynaklar
arasında yaklaşık bir yıl Süren bu çalışma, Kurtuluş Vapuru hakkındaki detaylı
bilgilere ulaşmamızı sağladı.
Ancak, batığın bulunduğu yerin tespit edilebilmesi, uzmanlık ve teknoloji
gerektiren bir işti. Bu konuda Türkiye'nin uluslararası düzeyde en önemli batık
araştırmacısı olan Selçuk Kolay'dan yardım istedik. Selçuk Kolay, araştırmayı
bizzat yönetmeyi ve teknoloji harikası teknesi Bothnia ile Kurtuluş'un yerini
tespit etmeyi memnuniyetle kabul etti.
Diğer yandan keşif ekibimiz Marmara Adası'ndan iyi haberler getirmişti. Adanın
yaşlı balıkçıları, Kurtuluş adlı bir geminin kuzey kayalıklarında battığını
hatırlıyordu. Anlatılanlar, gazete arşivlerindeki batış öyküsünü doğrular
nitelikteydi.
Sonunda, Bothnia ile bölgeye hareket ettik. Marmara Adası'nın kuzeyinde yer alan
Saraylar köyündeki balıkçılar, Kurtuluş'un öyküsünü bilmese de enkazının yerini
biliyorlardı. Ancak Adalı balıkçılar, batığın 60'lı yıllarda, hurdacılar
tarafından söküme uğradığını da söylüyorlardı.
Kurtuluş'un son fotoğrafında görünen kayalıklar, balıkçıların gösterdiği yer ile
benzerlik taşıyordu. Yan tarama sonar cihazı ile yapılan ölçümler, batığın
Kurtuluş olduğunu doğruladı. Daha sonra dalış yaparak, batığın görüntülerini
günışığına çıkardık.
Kurtuluş'un gerçek batış yeri artık tespit edilmişti, ancak vapuru Yunanistan'da
hatırlıyorlar mıydı? Olayın canlı tanıklarına ulaşmak ve merak ettiğimiz diğer
soruların yanıtlarını bulmak için Pire ve Atina'ya gittik.
Atina'da 2. Dünya Savaşı'nı yaşayanların tümü Kurtuluş'u hatırlıyordu. Çekimler
sırasında bize büyük konukseverlik gösterdiler. Röportaj yaptığımız herkes,
konuşmasını, Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerginliğin anlamsızlığını
vurgulayarak bitiriyordu.
Tüm çalışma boyunca tek üzüntümüz, öykünün Türkiye'deki kahramanlarının hayata
veda etmiş olmasıydı.
Tarihçi Georgeos Margaritis'in söyledikleri Kurtuluş efsanesini aydınlatıyordu-
"Kurtuluş, Şubat 1942'ye kadar Yunanistan'ın en zor dönemlerinde yaptığı
seferlerle Yunan halkı için umudun sembolü oldu. O battıktan sonra da
Türkiye'den gemiler geldi ancak bütün o gemilerin adı Kurtuluş olarak kaldı.
Kurtuluş DERİNLİKLERDE
Yunanistan'da görüştüğümüz canlı tanıkların tamamı, Kurtuluş'un Alman mayını ya
da denizaltı tarafından batırıldığı kanısındaydı.
Ancak bugün talihsiz vapurun derinliklerdeki görüntüleri, saldırı sonucu infilak
eden gemilerden daha kötü durumdaydı. Batık, 60'lı yıllarda metal bölümlerini
yeniden kullanmak isteyen Hurdacılar tarafından dinamitle parçalanmıştı.
Sualtında futbol sahası büyüklüğünde alana yayılan enkazın sadece iskelet kısmı
ayaktaydı.
Yağmalanmış da olsa, Kurtuluş Vapuru'nun batış nedeni ve yeri artık biliniyor.
Sivil denizcilik tarihinde bu önemli vapur bir daha unutulmayacak..
Kaynak
Belgeselin Resmi Web Sitesi
Yunanistan’a Umut veren ‘Kurtuluş’
Araştırmacı-yazar ve yönetmen Erhan Cerrahoğlu ile ekibinin 2 yıldır
sürdürdükleri “Kurtuluş Vapuru Belgeseli” tamamlandı.
2. Dünya Savaşı’nda Almanya tarafından işgal edilen Yunanistan’a, Türkiye’den
yardım taşıyan ve 20 Şubat 1942’de Pire Limanı’na yaptığı 5. seferinde
yakalandığı şiddetli fırtına nedeniyle Marmara Adası yakınlarında batan Kurtuluş
Vapuru’nun belgeselinde çarpıcı görüntüler yer alıyor.
“Tarihte belki de hiçbir vapur, onun kadar umutla beklenmemiş, onun kadar
sevinçle karşılanmamıştı... Hiçbir vapur, tek bir yolcu taşımadığı halde
binlercesini ölümden kurtarmamıştı... Tarihte belki de hiçbir vapur, onun kadar
çok sevilmemişti... Ve yine hiçbir vapur, derinliklerde onun kadar kolay
unutulmamıştı...” Bu satırlar, Kurtuluş vapuru için yazıldı.
Kurtuluş Vapuru’nun Marmara Adası yakınlarındaki batığına ulaşan ekip,
belgeselde su altı ve su üstü görüntülerinin yanısıra Yunanistan tarihinde
dünyaya yansımayan fotoğraf kareleri de kullanıldı.
Yunanistan tarihine “Büyük Açlık” olarak geçen ve resmi kayıtlara göre 70 bin
kişinin ölümüne neden olan açlık ve sefalet döneminde Yunanistan’a yardım eden
tek ülkenin Türkiye olduğu anlatılan belgeselde, çarpıcı görüntüler yer alıyor.
Türkiye’nin o dönemde kıtlığa rağmen komşusu Yunanistan’a yaptığı yardımların,
Yunan halkı tarafından minnettarlıkla karşılandığı anlatılan belgeselde, dönemi
yaşayan Yunan vatandaşlarıyla ve bu olayı araştıran Yunan tarihçilerle yapılan
röportajlar yer alıyor. Yunanistan’da efsaneye dönüşen Kurtuluş Vapuru
sayesinde, Yunan halkının umutla beklemeyi ve gelen yardımları paylaşmayı
öğrendiği de belgeselde anlatılıyor.
ARAŞTIRMACI-Yazar Cerrahoğlu
Belgeseli hazırlayan Araştırmacı-Yazar ve Yönetmen Erhan Cerrahoğlu, AA
muhabirine, Kurtuluş Vapuru’nu, TRT 2 televizyonunda yayınlanan bir belgesel
filmde tanıdığını söyledi. Kurtuluş Vapuru ile ilgili anlatılanlardan çok
etkilendiğini belirten Cerrahoğlu, şöyle konuştu-
“Belgeselde, 2. Dünya Savaşı sırasında Yunanistan’a gıda yardımı taşırken batan
bir Türk vapuru anlatılıyordu. Program bittiğinde şaşkına dönmüştüm. Yıllardır
diplomatik sorunlar yaşadığımız bir halka neden yardım eli uzatmıştık? Vapur
neden Kurtuluş adını taşıyordu? Böyle bir öykü neden yıllardır gündeme
gelmemişti? Kurtuluş Vapuru’nun enkazı neredeydi? Olayın Türk ve Yunanlı
tanıkları yaşıyor muydu? Bu sorulardan yola çıkarak ekip arkadaşlarımla birlikte
elde ettiğimiz dokümanları birleştirdik. Ancak araştırmayı derinleştirdiğimizde,
döneme ait resmi kayıtların büyük bölümünün imha edildiğini, yardım
çalışmalarını organize eden Kızılay’ın arşivlerinde dahi Kurtuluş’a ait belge
bulunmadığını tespit ettik.”
Batığın bulunduğu yerin tespit edilebilmesinin, uzmanlık ve teknoloji gerektiren
bir iş olduğunu vurgulayan Cerrahoğlu, bu konuda uluslararası düzeyde en önemli
batık araştırmacısı olan Selçuk Kolay’dan yardım istediklerini belirtti.
Kolay’ın, batık arama konusunda gelişmiş teknolojiyle donatılmış Bothnia adlı
teknesi sayesinde kısa zamanda batığın yerini bulduklarını söyleyen Cerrahoğlu,
“Saptadığımız bölgede dalış yaparak, batığın görüntülerini gün ışığına çıkardık.
Sponsor bulmakta çektiğimiz sıkıntıları, Yunanistan’ın Olimpic Havayolları’nın
bize destek vermesiyle aştık” diye konuştu.
Kurtuluş’U HATIRLADILAR
Belgeselin yapımı aşamasında Yunanistan’ın başkenti Atina ve Pire kentine de
gittiklerini anlatan Cerrahoğlu, Atina’da 2. Dünya Savaşı’nı yaşayanların
tümünün Kurtuluş Vapuru’nu hatırladığını söyledi. Çekimler sırasında
konukseverlikle karşılandıklarını da belirten Cerrahoğlu, “Röportaj yaptığımız
herkes, konuşmasını, Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerginliğin anlamsızlığını
vurgulayarak bitiriyordu. Tüm çalışma boyunca tek üzüntümüz, öykünün
Türkiye’deki kahramanlarının hayata veda etmiş olmasıydı” dedi.
Cerrahoğlu, belgesel çalışmaları sırasında su altı çekimlerini yapan Prof. Dr.
Erdoğan Okuş’un geçirdiği kaza sonucu ani ölümünün, ekibin moralini bozduğunu ve
bir süre çalışmalara ara verildiğini bildirdi. Cerrahoğlu, belgeselin, Okuş’a
ithaf edildiğini de kaydetti.
UMUDUN VE SEVGİNİN SEMBOLÜ
Yunan tarihçi Georgeos Margaritis ise belgeselin tanıtımı için hazırlanan
fragmanda yer alan konuşmasında, Kurtuluş Vapuru’nun o dönemde Yunanistan’da
umudun ve sevginin sembolü haline geldiğini söyledi. Margiritis, “Kurtuluş,
Şubat 1942’ye kadar Yunanistan’ın en zor dönemlerinde yaptığı seferlerle Yunan
halkı için umudun sembolü oldu. O battıktan sonra da Türkiye’den gemiler geldi
ancak bütün o gemilerin adı Kurtuluş olarak kaldı. Şöyle deniliyordu, (Evet
bugün açsınız ancak yarın Kurtuluş gelecek)” dedi.
Belgeselin gala gösterimi 10 Eylül’de İstanbul Grand Cehavir Otel’de yapılacak.
Su altı görüntülerini Cumhur Ayar’ın çektiği belgeselin seslendirmesi ise Ünlü
tiyatro ve sinema sanatçısı Çetin Tekindor tarafından yapıldı. Belgeselin müziği
ise Ünlü ses sanatçısı Derya Köroğlu’na ait.
BUHARLI Kuru YÜK GEMİSİ
Kurtuluş Vapuru, 1883 yılında İngiltere’nin Caird Purdic tersanelerinde yapılan
buharlı bir kuru yük gemisidir. 76.5 metre uzunluğunda, 10.67 metre genişliğinde
ve 6.43 metre yüksekliğindeki geminin ilk adı “Euripides” idi.
Değişik isimlerle Brezilya, İtalya, Rusya, Yunanistan ve Sırbistan bandırası
taşıyan vapur, 1. Dünya Savaşı boyunca, nakliye gemisi olarak Rus donanmasında
yer aldı. 1924’de Kalkavanzade Biraderler tarafından Sırbistan’dan satın alınan
vapur, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk nakliye gemilerinden biri olarak”Teşvikiye”
ve “Bülent” isimleriyle Türk karasularında hizmet verdi. 1934 yılında Tavilzade
Biraderler Şirketi’ne satılan vapura, “Kurtuluş” adı verildi.
Kurtuluş Vapuru, bu şirket tarafından 1941 yılında Yunanistan’a yapılacak gıda
yardımını taşımak üzere Kızılay Cemiyeti’ne kiralandı. Vapur, 20 Şubat 1942’de
şiddetli bir fırtınaya yakalanarak, Marmara Adası Saraylar köyü yakınlarında,
bugün “Kurtuluş Burnu” olarak bilinen bölgede kayalıklara çarptı ve saat
09.15’de sulara gömüldü. Kazada gemi mürettebatı, kayalıklara atlayarak
kurtuldu.
Seferlerinde gıda harici herhangi bir değerli yük taşımayan Kurtuluş Vapuru’nun
asıl önemi, 1941-1942 yıllarında gerçekleştirdiği dört seferle, 7 bin 100 ton
gıda yardımını Atina halkına ulaştırmasıydı. Açlıktan kurtulan binlerce insanın
yüreğinde “Kurtuluş”, sıradan bir gemi olmaktan çıkmış, Yunanistan’da bir
efsaneye dönüşmüştü.
Kaynak
AA, 07 Eylül 2006
Belgeselin tanıtımı NTV kanalında "24 Saat" programında yapıldı.