Yapım Tarihi - 2012
Süre - 00:35:00 (6 Bölüm)
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Nedim Hazar
Oynayanlar
İnci
65, halen avukatlık yapıyor. Eşinden ayrılmış ve 20 yıldır Burgazada’da yaşıyor.
1980 darbesinden sonra siyasi davalara bakan İnci, politik olarak hala faal. Son
olarak Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin il eşbaşkanı oldu.
Hediye
64, ev kadını. 15 yaşında Erzincan’dan adaya gelin olarak geldi. O gün bugündür
Burgaz-Adalı. Eşini kaybetti, şimdi çocukları ve onların aileleriyle birlikte
yaşamını sürdürüyor. Ama sosyal faaliyetlerde hep önde.
Rana
57, emekli. Aslen Ordulu. Evlendi, anne oldu, boşandı. Sonra karşılaştığı
çocukluk aşkı merhum gazeteci - yazar Reha Mağden’le birlikte adaya taşındı.
Eşini kaybettikten sonra adada kalmaya karar verdi.
Katrin
57, işsiz muhasebeci. Burgazada’ya ilk kez 1960 yılında yazları adada geçiren
ailesinin kucağında küçük bir çocuk olarak geldi. Yıllarca çalıştı. Eşinden
boşandı ve aile yazlığına bu kez yaz-kış oturmak üzere döndü.
Şehnaz
43, babası Trabzonlu, annesi Trakyalı olan Şehnaz Burgazada Doğmuş. Tüm hayatı
adada geçti. Şimdi motor iskelesinde gişe görevlisi olarak çalışıyor. Yüzme
öğretmenliği de yapan Şehnaz hiç evlenmemiş.
Clare
28, Amerikalı, moda tasarımcısı ve dizi oyuncusu. Yolu bir kere Burgazada’ya
düşmüş ve bir daha buradan ayrılamamış. Kadınlara biçki-dikiş meslek kursları
vermek üzere arada bir Afganistan’a seyahat ediyor.
Burgazada'nın Kadınları Belgesel Oldu
Burgazada’da yaşayan altı kadının hayatları, Nedim Hazar’ın yönetmenliğinde altı
bölümlük bir belgesel-dizi oldu.
“Adanın Kadınları” belgeseliyle söz ve ekran kadınlarda! Burgazada’da yaşayan
altı kadının hayatları, Nedim Hazar’ın yönetmenliğinde altı bölümlük bir
belgesel-dizi oldu.
Bizans’tan bu yana bir sürgün yeri olarak da bilinen İstanbul’un Adalar
ilçesinde bugün azımsanmayacak sayıda kadın yalnız yaşıyor. “Adanın Kadınları”,
birbirlerinden farklı yaşlara, kökenlere ve mesleklere sahip altı Burgazadalı
kadını yakın takibe alıyor. Dizinin altı kadın kahramanı bir yandan hayatla
didişirken, bir yandan da bir araya gelerek hayallerini, sıkıntılarını,
geçmişlerini, umutlarını birbirleriyle paylaşıyorlar.
Kadınlar, uzun kış mevsimini eğlenceli geçirmek için bir de tiyatro oyunu
sahnelemeye hazırlanıyor. Dizinin bir parçası olan “Ada’daki Hayalet” adlı tek
perdelik oyunun başkahramanı, öldüğü 80’li yıllara kadar yaz kış denize giren,
renkli takılarıyla, kurdeleli saçlarıyla, özgür yaşam tarzıyla Burgazada’da
efsaneleşen, efsaneleştiği kadar da dedikodu gündeminden hiç düşmeyen Madam
Marta.
“Adanın Kadınları”nın ilk bölümünü 16 Mart Cumartesş saat 17.00’da NTV’de,
“Ada’daki Hayalet” oyununu ise 23 Mart Cumartesi saat 18.00’da Burgazada Sait
Faik İlköğretim Okulu’nda izleyebilirsiniz. (ÇT)
İstanbul BİA Hab
Madam Marta
Bercuhi Berberyan’ın “Burgazada Sevgilim…”
adlı kitabından
“Marta, adanın en ilginç ve en sıra dışı kadınıydı. Yaz kış denize çıplak
girerdi. Bri dolu dikizcisi olmalı ki, herkes bilirdi bunu. İplemezdi Marta…
Deniz onun canıydı… ibadet eder gibi yüzerdi… meditasyon yapar gibi. Çocuğunun
doğum sancısı bile denizdeyken gelmiş, bıraksalar suda doğururdu belki de…
Her gün açık saçık, çılgın renkli kıyafetlerle, hatta bizim daha esamesini bile
duymadığımız şifon pareolarla iskeleye inip kocasını karşılardı.
Rastgele salıverdiği saçlarına alından sıkma bandanalar, kolunun dirsekten
yukarısına tahta bilezikler, kulağına kocaman halka küpeler, ayak bileğine de
halhallar takardı. Bu modalar bizde değil, daha dünyada bile yoktu.
Marta bunları eski hayatlarından biliyor olmalıydı. Sahilde salınarak
yürüdüğünde, kadınlar hasetle, erkekler ağızlarının suyu akarak bakarlardı.
Arap asıllı Mısırlı bir Hıristiyan’dı Marta. Kızı olsun istemiş hep, adını
Kleopatra koyacakmış… Kocası ağırkanlı bir Ermeni’ydi, kayınvalidesi de
İngilizmiş. Ne ilginç aile değil mi?
Evliliğinin ilk yıllarında İngiliz kayınvalide onu biraz kilolu bulmuş da bedeni
güzel ve sıkı olsun diye baleye göndermişmiş. O zamanlar Taksim’de bulunan
Halkevi’nde, Ünlü bale hocası Lidia Krasa Arzumanova’dan bale dersleri almış.
(…)
Defalarca yangınlardan kurtarmış âşık olduğu adayı Marta… canı gibi kollarmış
güzelim ağaçları. O öldükten sonra öylesine canı gibi kollayanı kalmayınca,
çatır çatır yandı ya o canım çam ormanları…
hoş kadındı hoş… Çok delikanlının yüreğini yakmıştır vaktinde. Tabii çok da atıp
tutmuştur ada halkı arkasından, eh namus bakımından… Ama yine de o çıplak
yüzdüğü koya adını verdiler ya öldüğünde… Oh canıma değsin… Ki epey netametli
bir ölümdüü… Arkasından senaryolar düzüldü…
Çok iyi kalpli bir kadındı Marta, fakir fukara dostu, hayvan dostu, doğa dostu,
sevgi insanı… Açık dururdu evinin kapısı, isteyen girer dolabını Açar, istediğin
yerdi. Üç kuruşu varsa, ikisini olmayana verirdi. Ah, o zaman için birkaç numara
büyük gelirdi adanın geri kalmış yerli halkına…”
Yaz kış denize giren, renkli takılarıyla, kurdeleli saçlarıyla, özgür yaşam
tarzıyla Burgazada’da efsaneleşen, efsaneleştiği kadar da dedikodu gündeminden
hiç düşmeyen Madam Marta 8'li yılların başında “artık rahat edersiniz,” diye bir
not bırakarak hem adadan hem dünyadan kendi iradesiyle ayrılmaya karar vermiş.
Bir Masal; ''Adanın Kadınları''
Belgesel mi demeli, dizi mi yoksa hepimizin gözleri önünden geçen bir film
şeridi mi ? Bilemedim ‘’Adanın Kadınları’’nı hangi kefeye koymalı. Burgazada’yı
biliriz hepimiz, bilmesek te duymuşuzdur adını mutlaka. Deniz, Yeşil, huzur,
Umut, Sait Faik, ha bir de unutmadan Madam Marta...
Unutulmuş olanları hatırlattı sanki bizlere Nedim Hazar Bora. Özel bir proje ile
karşımıza çıktı. İlk bölümünden itibaren beni büyüleyen, tebessüm ile bakmamı
sağlayan ‘’Adanın Kadınları’’ belgeseli, kış ayında dalından koparıp yenen taze
kiraz taneleri gibiydi sanki. Kahramanlarımız ‘’İnci, Hediye, Rana, Katrin,
Şehnaz ve Clare’’ Masal gibi değil mi aslında ? Herkesin kendine özel bir
hikayesi var bu masalda. Kimi gelin olarak gelmiş Burgazada’ya, kimi doğma
büyüme buralı, kimi aşkının peşinden aşk ile bağlanmış bu küçücük yere...
Sait Faik boşuna bağlanmamış bu adaya. En güzel yazılarını orada yazmış. Mesela
kahramanlarımız Şehnaz’ın annesi Sait Faik’in evinde çalışıyormuş. Babası ise
Sait Faik ölene kadar onun Ünlü bir yazar olduğunu bilmiyormuş. Bu yaşanmış
masalda herkes canlı birer tarih tanığı olmasının yanında, kendi hikayelerini
yazmayı ve insanlara okutmayı başarabilen yazarlar aslında. Clare, aslen
Amerika’lı ama uzun zamanda Burgazada’lı. İzleyenler görecektir zaten onun nasıl
bir aşk ile adaya bağlı olduğunu.
Hediye, Doğu-Batı sentezinin en güzel örneği olmuş belgesel boyunca. Adaya gelin
gelmiş. Eşini sevmekle beraber adayı da sevmiş. Katrin ise Rum. Adaya daha
annesinin kucağındayken bağlanmış, sonra ise kopamamış buradan. İnci, avukat. 20
yıldır Adalı. Politik duruşu adada da hakim. Rana ise merhum gazeteci Reha
Mağden’in eşi. Aşkının peşinden gelip aşık olanlardan adaya.
Adamızın Kadınları, bir de tiyatro oyunu sahneye koydular belgesel süresince.
‘’Adadaki Hayalet’’ Herkes itina ile çalışmış ve rollerinin hakkını sonuna kadar
vermişler. ‘’Adanın Kadınları’’ belgeselinde gördüğümüz en önemli şeylerden bir
tanesi de, ‘’Hoşgörü’’ Müslüman, Hristiyan, Alevi, Türk, Rum, Ermeni, Amerikalı,
kısacası dili, dini, etnik kökeni ne olursa olsun insanların bir arada
yaşayabileceklerinin en açık göstergesi olmuş bizlere. Hoşgörü ile...
Belgeselin müzikleri de bir o kadar samimi ve sıcak. Özenle seçilmiş. Aynı
zamanda müzisyen de olan Nedim Hazar Bora, bu kimliğini en güzel biçimde
yansıtmış. Kendisi de yer alıyor zaten bu projenin içinde. İzleyenler görmüştür,
izlemeyenler ise görecekler. Bu sıcak masal, belgesel tadında insanı büyülüyor.
Emeği geçen herkese ise sonsuz teşekkürler. Kahramanlarla ve Nedim Hazar Bora
ile tanışma fırsatım daha olmadı açıkçası ama en kısa zamanda ziyaret edeceğim
onları ve tabi ki Madam Marta’yı...
Dediğim gibi, ‘’Kış mevsiminde dalından koparılıp yenen taze kiraz taneleri
gibi’’ Altı bölümden oluşan bu masalı izleyip siz de bu taze kiraz tanelerinin
tadına bakmayı unutmayın derim.