Günay Kosova


Yönetmen

22 Haziran 1942, Amasya doğumlu. 70’lerde seks komedi filmleri çeken Günay Kosova (73) Yeşilçam Huzurevinde kalıyor. Eşi Hülya Koçak’ın ardından annesini ve sonra köpeğini de kaybedince büyük bir travma geçirmiş, intiharın eşiğinden dönmüş. Sanatçı Yaşam Evi’ni yalnızlığını gidermek için tercih etmiş. Sanat hayatının 55. yılına giren Kosova, “Yeşilçam’da bana ‘Soyan yönetmen’ derlerdi. Aslında filmlerimde seks unsurları var ama ben hayatımda erkek soymadım. Erkek soymadan seks olur mu? Kadını çıplak gördüm ama banyoda, yatakta estetik bir şekilde gördüm, sokakta değil. Dekordu seks, esas komediydi benimkiler” deyip 19 filminden bazılarının isimlerini sayıyor: “Kartal Pendik Gittik Geldik, Çikolata Tarlası, Çarli’nin Kelekleri, Bazıları Cacık Sever, İster Darıl İster Sarıl gibi.” Kosova set işçisi, set amiri, kameramanlık, ışık şefliği, dekor ve yönetmenlik yani sinemanın her aşamasında çalışmış, “Set amiriyken Lütfi Akad bütün köy dekorlarını bana yaptırırdı” diyor. Metin Erksan da Kosova’nın emektarlığına vurgu yapıp ‘Esas sinemacı’ dermiş ona. Kosova: “Enteresan olan ilkokul mezunuyum ama yanımda asistan olarak başlayanlar şimdi üniversitelerde ders veriyorlar. Beni tanımadıklarını söyleyen kişilere ‘O okuduğunuz okullardaki hocalarınız benim asistanlarımdı’ deyip gülüyorum.

''Merceklerle ve makaralarla, üzüm sandığının içine sinema makinesi düzeni kurdum ve mahallenin çocuklarına film gösterimi yaptım. Bilet de neydi biliyor musunuz? Eski sigara paketlerinin üstü ve gazoz kapağı…'' Günay Kosova

Yönetmen Filmografisi

Sen Başkasın - 1995
Kan Kırmızı Süt Beyaz - 1987
Gurbet Yastığı - 1979
Üşütük - Hırsız Milyoner - 1978
Çarli'nin Kelekleri - 1978
Balkona Etti / Haydar - 1978
Hırsız Milyoner - 1977
Bazıları Cacık Sever - 1977
Çukulata Tarlası - 1975
Gecelerin Ötesi / İster Darıl İster Sarıl - 1974
Uçan Adam Bedmen Yarasa Adam - 1973
Katran Bebek - 1973
Tam İsabet - 1972
Mezarını Kaz Beni Bekle - 1971

Yapımcı Filmografisi

Tetikçi - 1995 .... Tv Filmi
Sen Başkasın - 1995
Issızlığın Ortasında - 1995 .... Tv Filmi
Kan Kırmızı Süt Beyaz - 1987
Güneşteki Leke - 1986
Dönme Dolap - 1983
Gurbet Yastığı - 1979
Çarli'nin Kelekleri - 1978
Hırsız Milyoner - 1977
Bazıları Cacık Sever - 1977
Çukulata Tarlası - 1975
Gecelerin Ötesi / İster Darıl İster Sarıl - 1974

Senarist Filmografisi

Sen Başkasın - 1995
Yazgı - 1987
Kan Kırmızı Süt Beyaz - 1987
Adı Ökkeş - 1987
Ağlama - 1986
Balkona Etti / Haydar - 1978
Hırsız Milyoner - 1977
Çukulata Tarlası - 1975
Gecelerin Ötesi / İster Darıl İster Sarıl - 1974
Uçan Adam Bedmen Yarasa Adam - 1973
Katran Bebek - 1973
Tam İsabet - 1972
Kötüler Affedilmez - 1971

Diğer Filmografisi

Baş Belası - 1982 .... Genel Yönetmen
Kabadayı - 1986 .... Kamera Asistanı
Kralların Öfkesi - 1970 .... Reji Ekibi



Kaynak
Internet Movie Database







Günay Kosova röportajı 1. Bölüm

22 Haziran 1942, Amasya doğumluyum. Sinema kariyerim şöyle başladı; çocukluğumda bizim ilkokulda her Çarşamba bizi sinemaya götürürlerdi. Öyle bir adet şimdi maalesef yok Türkiye’de. Çok acı bir şey aslında bu. Kültüre dönük o kadar güzel bir şeydi ki… Biz o 6-7 yaşında sinemaya girdiğimiz zaman büyülenirdik. O sinema perdesinde aksedilenler, bizi çılgına çevirirdi. Benim içime sinema aşkı o zaman doğdu. Ve ben 6 yaşında ilkokul birinci sınıfta okumayı çözdükten sonra, bu sinema afişlerini, lobilerini her gün seyreder, okumaya çalışırdım. Acayip bir şey doğdu bende, sevgi doğdu. Birinci senenin yazında, ben bir sinemadan -gece 12’den sonra, sinema dağıldıktan sonra- film çaldım. Bir kısım film ama… Makine dairesine kalas dayayıp, film çaldım. Aldım o filmi eve getirdim. Bizim evde mahallede Dursun diye bir arkadaşımızın bodrum katı vardı. Biraz ilkel bir sinema salonu yaptım oraya ve kendim makine yaptım. Oynatıcı makine… Merceklerle ve makaralarla, üzüm sandığının içine sinema makinesi düzeni kurdum. Dışarıdan, güneşten gelen ışıkla aynaları yansıtıp film oynattım ve bütün mahallenin çocuklarına film gösterimi yaptım. Mesela haftanın üç günü gösterim yapardım. Bilet de neydi biliyor musunuz? Eski sigara paketlerinin üstü ve gazoz kapağı. Mesela bir tane sevgilim vardı… O 6 yaşında idi, ben işte 7’ye girmek üzereydim o benim farkımda değildi. Ama ben ondan hiç bilet almazdım ve en öne oturturdum onu. Orada, kendi yaptığım makine ile içime düşen kurt, her geçen sene daha da içimde birikti, artık birdi bin oldu.

Sonra işte İzmir’e geçtik oradan. Orada da sinemalardan çıkmaz olmuştum. Aldığım her harçlıkla sinemaya giderdim. Mesela bir filmi en aşağı, -hele de sevdiğim kovboy filmlerini- 15’ten aşağı izlemezdim. Mesela Avare çıktığı zaman, 28 defa izledim Avare’yi. Mesela herkes oyuncunun filmine gider, ben çok önceden öğrenmiştim jeneriklere bakardım. Böyle böyle yönetmenlerin filmlerine gitmeye başladım. Bir de firma filmlerine… Mesela Kemal Film’in yaptığı filmlere hiç tereddütsüz giderdim. Ve hiçbir zaman da Kemal Film’in filmleri beni yanıltmadı. Yani beni olduğu gibi, benim güdümlediğim arkadaşlarımı da yanıltmadı. O zamanlar siyah beyazdı. Kaliteli işler yapıyorlardı. Niye? Aileden zenginlikleri olması nedeni ile sinemaya para harcıyorlardı. Böyle içime kurt düştü işte benim. Büyüdük ettik… İşte ilkokul bitti, ortaokulu da okudum 1 sene. Matematik sıfır bende ama çok iyi kompozisyon yazardım. Orada işte hikayeler de yazmaya başladım, oluşturmaya başladım. Ben olsam ne yapardım diye falan…

Sonra 59 senesi geldi… İzmir’de, Kocamdan Ayıramazsın diye, İhsan Tomaç var eski yönetmenlerden, film çekiyorlar. Orada da benim arkadaşım set amirliği yapıyor… Beni aldı, “Gel bana yardımcılık yap…” dedi. Oradan girdim. Atilla Örgün’ün de ilk filmidir. Sevim Tuna eski assolist… Orada başladım. Hatta o filmde doğmuştu “Ormancı” şarkısı. Ve ben o kadar bahtiyar oldum ki o filmde. Onun sözleri şimdi ismini hatırlayamadığım bir adama ait ama beste Zeki Duygulu’nundur. Zeki Duygulu ilk Ormancı’yı sette bana çaldı. “Bak evlat…” dedi, “Bir dinle, filmde kullanacağız bu şarkıyı…” dedi. Dinledim, hakikaten çok güzeldi ve haklı çıktım beğenmem de.

O filmden sonra askere gittim. Askerden döndükten sonra İstanbul’a geldim. 63 senesinde Yılmaz Atadeniz’in Kilink filmlerinde set işçisi olarak çalışmaya başladım. O filmlerden sonra Türker İnanoğlu’nun yanına girdim. Orada set amiri oldum. Set amirliğimden sonra kademeli olarak kamera asistanlığı yaptım… Mesela Kartal Tibet’in oynadığı, Suat Yalaz’ın yazdığı Karaoğlan’larda, Mahmut Demir’in asistanlığını yapmaya başladım. Kamera asistanlığı yaptığım zamanlarda, Mahmut ağabey hasta olduğu gün ben çektim. Kameramanlığım da oradan geliyor yani. Sonra Mustafa Yılmaz ile çalışmıştım. Ardından bir dönem hem kamera asistanlığı, hem de kameramanlık yaptım. Tabii öncesinde ışık asistanlığı ve ışık şefliği de yaptım. Ondan sonra, -kamera asistanlığından sonra- prodüksiyon asistanlığına atladım. Sonra prodüksiyon amirliği yapar iken Türker (İnanoğlu) ağabeyin asistanı oldum, reji asistanı… Ve o sıralarda senaryoda yazmaya da başlamıştım.

İşte o sıralarda Yılmaz (Güney) ağabey beni arattı, demiş ki: Aç Kurtlar’ı çekiyorum, bana birinci asistan Savaş Eşici’yi getirin, -sonra yönetmen oldu Savaş Eşici- ikinci asistan için de Arnavut oğlunu getirin… Yılmaz ağabey bana hiçbir zaman bana Günay demezdi… Ya Kosova ya da Arnavut oğlu derdi… Çok severdi beni. Arnavutları benim ile birlikte çok sevmeye başlamıştı. Türker ağabeyden sonra, birkaç film Yücel Uçanoğlu’na asistanlık yaptım. Yücel Uçanoğlu ile hem fotoroman, hem de film çekiyorduk. ‘Kaderden Kaçılmaz’ diye bir fotoroman çekiyorduk. Orada orta yaşlı, yani 30-32 yaşlarında, mahallenin memur tipli adamlarına benzeyen bir adam bulmak gerekti. Yücel ağabey; Şehir Tiyatroları’nda bir çocuk var, bizim Ali (Şen) babanın oğlu…” dedi. Ben de çok seviyorum onu dedim. O sıralarda üçüncü dördüncü rollerde oynuyordu Şener… O fotoromanda oynattık onu. Ondan sonra ben Abbase Sultan filminde çalışmaya başladım. Türkan Şoray, Mahir Günşiray… Ali ağabey de oynuyordu. “Ali ağabey…” dedim, “Senin oğlanı oynattık…” dedim… “İyi b.k yemişsin…” dedi gülerek, “Bir sülaleye bir artist yeter yahu…” Çok büyük sanatçıydı… Allah rahmet eylesin…










Günay Kosova röportajı 2. Bölüm

Benim yaptığım işler şöyle; Katiyen porno çekmedim… Hayatımda erkek soymadım… Hep komedi… Erotik-komedi yani… Öyle bir şey yapsam utanacağım çünkü… Niye? Benim burada sülalem 300 kişi. En aşağı 20 tane hacı var. Ben öyle bir şey yapsaydım, beni keserlerdi. Bana mahsus arkadaşlarım, gırgır olarak “seni gidi pornocu” derler. Halbuki yok. Bir tane öyle film çektiğimi yazsınlar adamı mahkemeye verir, mahvederim. Bir sürü tazminat alırım… Ha ben kadını soydum. Soydum ama sokakta soymadım, banyoda soydum. Banyoda zaten kara çarşaf kullanamazsın. Yatakta soydum. Hiçbir zaman komedi çizgisinin dışına çıkmadım. Yani soyduysam birilerini, yerinde soydum…

Ben filmimi çekerdim, işçilere parasını dağıtırdım, buradan (Beyoğlu’ndan) Beşiktaş’a yayan giderdim. Bak dikkatini çekerim; Prodüktörüm, rejisörüm, senaristim… Yayan bir şekilde Beşiktaş’a, oradan da bir motor ile karşıya… Oradan da eve yayan giderdim. Ama hiçbir emekçinin parasını kesmedim. Ben o emekçiye parasını vermeyip, taksi ile de gitmesini bilirdim ama onu yapmadım… Çünkü ben oradan geldim, en dipten geldim. Acılarını biliyorum. Ben böyle dikkatli davrandım davranmasına ama Yeşilçam’da herkesten de alacağım var, maddi manevi… Kimseye borcum yok şükür… Biri çıksın; “Bana borcu var…” desin… Bir de bu lafımı hiç unutma; Yeşilçam’dan ben alacaklıyım diyen bir insan duyarsan, bana gönder, ben ödeyeceğim o borcu… Yalan! Yeşilçam, revaçta olmayan, tutulmayan, yanlış yapan, kapris yapan insanları silkeledi! Neymiş efendim, parasını alamıyormuş, onun için sinemayı bırakmış. Ne bırakması? Sinema bırakılmaz! Sinema nerede bırakılır biliyor musun; Mezarda! Öyle bir hastalık ki, eroinden beter. Tüm yapımcılarla çalıştım. Türk sinemasında tüm yapımcılar birbirine rakiptir ama benle hiçbiri rakip olmadı. Niye? Hepsinde işçilik de yaptım, onun için… Ben onlarla çok iyi dostum. Bak bunu kitabımda yazacaktım, sana söyleyeyim. Yeşilçam’da iş bulamayanlar, reklam sektörünü yarattılar. Oraya kaydılar demiyorum, yarattılar mecburen. Sinan Çetin mesela… Daha söyleyecek çok şey var bu konuda ama kitaba kalsın devamı.

En değerli, en temiz olan insanlar onlar, karakter oyuncularımız… Bazıları onların sırtına basarak yükseldiler… Bak bu lafımı da hiç unutma. Birçoğumuz, hele de jönler, o kavgacıları, karakter oyuncularını hep çok sevdik, sahip çıkmaya çalıştık… Onlar olmasaydı Cüneyt Arkın’lar, Kadir İnanır’lar olmazdı. Gel… Git… Öl… Düş… Kalk… Oradan atla… Zıpla… Ayağı kırılır, 300 lira verir mesela prodüktör, gider hastaneye… Hepsi kahraman, hepsi! Yeşilçam Sokağı’ndan, hemen hemen her gün 10 tane minibüs kalkardı eskiden.

Bak sana bir şey söyleyeyim. Çok para kazanmıyorduk ama aç da kalmıyorduk. Yani başka işe o değeri versen, belki kazancının iki misli kazanacaksın ama olmuyor… Kopamıyorsun… Şimdi diyorlar ki; “Sinemada kazandı, başka yere yatırım yaptı…” Bir isim söylesinler bana, başka yere yatırım yapan.... Hadi bak sinema ile ilgileniyorsun, sinemadan kazandığını başka yere yatırmak nasıl olur söyle… Yok öyle bir şey… Yalan söylüyorlar. Sinemadan yüz bulamayan insanların palavraları, iftiraları bunlar.

Bana dostlarım Yeşilçam’ın bitmez deryası, Anadolu’su derler… Ben de onlara; “Ben öyle büyük adam değilim… Sinemanın neferiyim, emektarıyım… Hiç bir zaman kendimi bir yerde görmedim…” derim. Mesela Ankara’dan ödül aldım, 50. yıl onur ödülü. Ankara Üniversitesi çağırdı sinema ile ilgili konuşmaya ama gidemedim. Eğer burada olursa seve seve yaparım.

Okurlara tavsiyem sinema sevgilerini hiçbir zaman eksiltmesinler. Sinema dünyada ki en büyük sanat kolu! Bütün sanatları içinde barındıran, tek sanat dalıdır sinema… Sinemayı hayatınızın içinde her zaman barındırın, çünkü sinemadan öğreneceğiniz çok şey var…








Günay Kosova Röportajı 3. Bölüm

Günay Kosova Sinemamızın Kavgacılarını Anlatıyor!
Günay Kosova: Ben sana çerçeveli bir lafımı söyleyeyim mi? Kötü oynayanların %98’i iyi insandı, muhteşem insanlardı! Bak Kazım Kartal ve Behçet Nacar –büyük konuşacağım ama- bence Türk sinemasının en kalender insanlarıydı… Hala da öyledir. Kazım öldü… Kazım Kartal’ın cenazesine taksi ile gittim yetişemem diye, sonra iki sene taksiye binemedim kederimden… O kadar iyi dostumdur… Behçet Nacar yaşıyor. Parçala Behçet. Melektir melek! Mesela Çoşkun, “Tecavüzcü Çoşkun” diyorlar değil mi, birine yan gözle baktığını görmedim. Hep ona asılırdı kadınlar, o hiç kimseye asılmazdı… Filmlerde oynamanın yanı sıra çok çalıştı Yeşilçam’da, yeri geldi süründü, yeri geldi pantolon sattı ve 3 tane pırıl pırıl kız okuttu, evlendirdi… O kadar namuslu, erdemli adamdır yani… Yerde 1 trilyon bulsun, kimin acaba diye sorarlar. Nuri Alço da öyledir. Ben çok kameramanlık yaptım anlattığım gibi. Kameramanlık yaptığım görüntü yönetmenlerinin en ağa babaları Salih Dikişçi idi. Lakabı hacıdır. Niye hacı? Mekke’ye giren ilk Müslüman kameramanlardan biridir. Her isteyen kameraman sokulmaz ki…

Süheyl Eğriboz, Yeşilçam’ın politikacısı ama iyiye yönelik politikacısı. Yani arabasını düz yolda sürmesini iyi bilen, nabza göre şerbet veren bir adamdır. Kavgacı/karakter oyuncularının en önemlilerindendir…

İhsan Gedik… Kitap yazdı yakın zamanda… Ona da çok yardımcı oldum. Çocukluğum Samsun’da geçti benim, o da Samsunludur. Biraz zor adamdır ama genelde iyi insandır. Yani boşa kürek sallamaz. Ben onun çabasına hayranım. Yani bir şeyler yapmak, kendini yaşatmak için çabalar. Tembel değildir. Çok çalışkan adamdır.

Kudret Karadağ, Türk sinemasının en sevimli kötülerindendir. Biraz Ahmet Tarık Tekçe’yi taklit ederdi… Ahmet Tarık Tekçe de melek gibi adamdı. Komedyen olması gerekirken kötü adam oldu. Türker (İnanoğlu) ağabey kötü adam yaptı onu… Türker ağabey de ona çok yardım etti, cenazesine falan çok yardım etti. Söyledim ya bizim kötülerimizin hepsi melek gibi insanlardır.

Kadir Kök… Serseri mayın ama güzel serseri mayın.. Çok güzel serseri mayın… Hayatımda onun kadar dayanıklı bir adam görmedim…

Sönmez Yıkılmaz’ın bugün ki durumuna gelmesinde benim de yardımım dokunmuştur. Kahve falı bakan dükkanları var 3,4 yerde. Şu an hayatını gayet güzel idame ediyor. Ayrıca hayatta görüp görebileceğiniz en saf adamlardandır. Sert görünür, ani parlar ama hemen söner.

Yadigâr Ejder… Sizin Yadigâr Ejder dosyanızda anlattım onu… Kötü görünür, insan bakınca korkar ama ağzına vur lokmayı al… İçinde ufacık bir çocuk....

Aydın Haberdar, politikacıdır. Yani kimin eşeğine binerse, onun türküsünü çalar. Ama asla kötü adam değildir. Cüneyt Arkın’ın bir numaralı adamıdır.

Oktay Yavuz da kötü görünümlü saf adamlardandır. Dışarıda şimdilerde, Almanya’da… Gelip gidiyor… Buranın, bizim sokakların kokusunu almadan yaşayamaz.

Yılmaz Kurt… Çok kanaatkar bir adamdı. Saf ve kanaatkar bir adam. Çok çalışır, az kazanır ama çok sitem etmezdi. İşine gücüne bakardı. 3 liralık işe de giderdi, 15 liralık işe de giderdi. Kaçırmazdı işi.

Yusuf Çetin iyi adamdır, tam bir emekçidir. Şimdilerde oyuncuların hakları için uğraşan, kıymetli bir oyuncudur.

İbrahim Kurt, kurnazı oynardı. Filmlerde de, gerçek hayatında da… Her şeyi o bilir gibi davranırdı.

İbrahim Uğurlu, daima kendinden üstün görünmeyi seven bir arkadaştır. Ama bunu kötü adam anlamında söylemiyorum. İşini iyi yaptığından olsa gerek, çok havalı gezerdi sokakta.

Erdoğan Seren kavgacıların baston yutmuşudur. Dimdik dururdu böyle… Dublaj sesi ile konuşurdu. İçlerinde en eskilerdendir. Sinemaya başladığı ilk yıllarda esas kötü de oynamıştır. Sonradan kavgacılıkta ilerledi.

Ferhat Ünal, savaşçı bir çocuk. İş savaşçısı. İyi niyetli, güzel bir arkadaştır. Kavgacılığının yanında çok da önemli bir dublördür.

Dündar Aydınlı da güzel insandır. Onun ağabeyi vardı, Önder Aydınlı. TRT’nin baş habercilerindendi, 5 sene önce vefat etti… Dündar da cefakâr oyuncudur.

Niyazi Gökdere, ne kokar ne bulaşırdı. Suya sabuna dokunmayan Mevlana gibi bir adamdı. Allah rahmet eylesin…

Günay Güner

Günay Güner öne çıkmayı seven, kavgacılar içinde en kültürlü, en bilgili adamlardandı…

Tevfik Şen, iyidir. Kavgacıların en yakışıklısıdır. Eski deyimle janti’sidir…

Mehmet Yağmur, maceraperest bir arkadaştı. Tevfik Şen ile aynı ekoldendir… Tevfik Şen ile Mehmet Yağmur çok iyi arkadaşlardı.

Bir çoğu aramızda yok… Vefat eden tüm sanatçılarımıza Allah rahmet eylesin… O güzel yıllar, onlarla güzeldi…

Benden bu kadar, herkese sinemalı, güzel seneler dilerim. Bizleri unutmasınlar.


Günay Kosova
13.10.2012, Beyoğlu

Röportaj: Erhan Tuncer
(Genseriko - Nam-ı diğer Lüzumsuz Adam)






İyi pazarlar sevgili Üçüncü Adam okurları…

Sinemamızın birçok dönemine şahit olmuş ve neredeyse her kademesinde çalışmış bir sinema emekçisi Günay Kosova…

Kendisi ile, geçen senenin son aylarında uzun bir röportaj gerçekleşmiştik. Sinema yaşantısından anılarına, hassasiyetlerinden özel ilgi alanlarına kadar bir çok konuda konuşmuştuk. Yaklaşık 1 buçuk saatlik ses kaydının deşifresinin ardından, senarist/yönetmen Günay Kosova ile yapmış olduğumuz röportajı birkaç bölüm halinde yayınlamak istedik.

Kendisi tam manasıyla bir Türk sineması ansiklopedisi… Sitemizdeki karakter oyuncularımıza dair, bilinmeyen birçok anekdotu bizlerle paylaştığı için ve sinemamıza kattıkları için kendisine sonsuz teşekkür ediyoruz.

Keyifli okumalar efendim…

29 Eylül 2013
Üçüncü Adam