Doğum Tarihi - 23 Nisan 1934, Balıkesir
Ölüm Tarihi - 11 Temmuz 2017, İstanbul
Gerçek adı Bumin Gaffar Çıtanak'tır. Taksim Lisesi birinci sınıfından ayrıldı.
Sanat yaşamına 1950'de Ses Tiyatrosu'nda başladı. Edebiyat dergilerine hikayeler yazdı. 1953'te Köprüaltı
Çocukları filmiyle sinema oyunculuğuna atıldı.
1960'ların en önde gelen oyuncularından birisi oldu. 1970'lerde durgunluk dönemine giren Hakan, daha sonra
tekrar parlayarak, önemli filmlerde rol aldı. 1980'lerde ise çoğunlukla ikinci derecede rollerde yada çift aktörlü
filmlerde oynayarak, Türk sinemasında en Uzun süre yerini koruyan oyunculardan birisi oldu. Sinema oyunculuğunun
yanı sıra "Sürgünden Geliyorum" adlı filmle yönetmenliği denedi. Bu filmi "En Büyük Patron" ve "Sürgün"
filmleri izledi.
Türk sinemasının en iyi oyuncularından biridir. İtalyan sinemasında filmlerde oynadı ve bir İtalyan Erotik-Korku
Filminde oynadıktan sonra; Türk artistlerinin dünyaya açılabilmesi için öncülük yapacağını söyledi.
Sinemanın yanı sıra edebiyatla ilgilenen Fikret Hakan, bir şiir kitabı da yazdı.
Tiyatro uyarlamalarında bulundu. "Zorba", Fikret Hakan tarafından tiyatroya uyarlandı.
Macar Zorba, 1980li yıllarda tekrar tiyatroya dönen Fikret Hakan tarafından sahnelendi. Hakan, Zorba karakterinde
başarılıydı ama oyun aynı başarıyı yakalayamadı ve fazla tutmadı.
İlk ödülünü 1965 yılında İzmir Film Festivali’nde Keşanlı Ali Destanı filmindeki başarısıyla aldı. Fikret Hakan’ın 280’i
geçmiş filmi ve 50 yıldır heyecanla Süren oyunculuğu, bir çok jüriye ve panele katılmasına neden oluyor. Fikret
Hakan’a 50. yıl ödülü verildi.
Yönetmen Filmografisi
Sürgünden Geliyorum - 1971
Cennetin Kapısı - 1973
En Büyük Patron - 1975
Hammal - 1976
Sürgün - 1976
Yapımcı Filmografisi
Sürgün - 1976
Senarist Filmografisi
Sürgünden Geliyorum - 1971
Cennetin Kapısı - 1973
En Büyük Patron - 1975
Sürgün - 1976
Oyuncu Filmografisi
Hoşgör, Boşver, Aldırma (Memo Festivalde),1953
Köprüaltı Çocukları,1953
Cingöz Recai,1954
Yollarımız Ayrılıyor,1954
Karacaoğlan,1955
Gülmeyen Yüzler,1955
Beyaz Mendil,1955
Battal Gazi Geliyor ....Cafer,1955
Ölüm Deresi,1956
Papatya,1956
Kör Kuyu,1957
Lejyon Dönüşü,1957
Ak Altın,1957
Gelinin Muradı ....Doktor,1957
Kahpe Kurşun,1957
Kamelyalı Kadın,1957
Üç Arkadaş ....Doktor,1958
Son Saadet,1958
Allah Korkusu,1958
Bir İnsanlık Meselesi (Allah Korusun),1958
Dertli Irmak,1958
Dokuz Dağın Efesi,1958
Zümrüt ....Selim,1959
Camp Der Verdammten,1961
Hatırla Sevgilim,1961
Şeytanın Kılıcı,1961
Silahlar Konuşuyor,1961
İstanbul'da Aşk Başkadır,1961
Aşk Yarışı,1962
Kısmetin En Güzeli,1962
Sokak Kızı,1962
Yılanların Öcü ....Kara Bayram,1962
Aşk Orada Başladı,1962
Battı Balık,1962
Ölüme Yalnız Gidilir,1962
Badem Şekeri,1963
Bana Annemi Anlat,1963
Cehennemde Buluşalım (Comp Der Verdammten),1963
Katır Tırnağı,1963
Öldür Beni,1963
Zehir Hafiye,1963
Aşka Vakit Yok,1963
Karanlıkta Uyananlar,1964
Affetmeyen Kadın,1964
Bücür,1964
Keşanlı Ali Destanı ....Keşanlı Ali,1964
Atçalı Kel Mehmet,1964
Avanta Kemal,1964
Cumartesi Senin Pazar Benim,1965
Başlık,1965
Korkusuzlar,1965
Köroğlu-Dağlar Kralı,1965
Siyah Gözler,1965
Uzakta Kal Sevgilim,1965
Bitmeyen Yol,1965
Buzlar Çözülmeden,1965
Dünkü Çocuk,1965
Murat'ın Türküsü,1965
Onyedinci Yolcu,1965
Toprağın Kanı,1966
Babam Katil Değildi,1966
Dövüşmek Şart Oldu,1966
Erkek Ve Dişi,1966
Her Şafakta Ölürüm,1966
Hızır Efe,1966
Korkusuz Adam,1966
Nuh'un Gemisi,1966
Ölüm Tarlası,1966
Silahları Ellerinde Öldüler,1967
Bozkurtlar Geliyor,1967
Devlerin İntikamı,1967
Eceline Susayanlar,1967
Kan Davası,1967
Çıldırtan Arzu,1967
Şeyh Ahmed,1968
Şeytan Kafesi,1968
Kafkas Kartalı,1968
Kara Battal'ın Acısı,1968
Mısır'dan Gelen Gelin,1969
Target: Harry,1969
Devlerin Aşkı,1969
Günahını Kanlarıyla Ödediler,1969
You Can't Win 'Em All ....Colonel Elçi,1970
Battal Gazi Destanı ....Hammer,1971
Şehzade Sinbad Kaf Dağında,1971
Vurguncular ....Kont,1971
Trittico,1971
Gülüm, Balım, Çiçeğim,1971
Hasret,1971
Öldüren Şehir,1971
Ölümsüzler,1971
New Yorklu Kız,1971
Fedailer Mangası,1971
Cemo ....Memo,1972
Elif İle Seydo,1972
Büyük Soygun,1973
Pir Sultan Abdal ....Pir Sultan Abdal,1973
Dayı,1974
Kısmet,1974
Köprü,1975
En Büyük Patron,1975
Pembe İncili Kaftan (Tv) ....Muhsin Çelebi,1975
Delicesine,1976
Gülşah Küçük Anne ....Fikret,1976
İki Arkadaş,1976
Sürgün,1976
Kaplan Pençesi,1976
Hora Geliyor Hora,1976
Kurban Olayım,1976
Yuvanın Bekçileri,1977
Yangın,1977
Demiryol ....Hasan,1979
Bir Günün Hikayesi ....Mustafa,1980
Beni Böyle Sev,1980
Takip,1981
Bir Damla Ateş,1981
Kimbilir (Kibariye),1981
Öğretmen Kemal,1981
Unutulmayanlar ....Figo,1981
Toprağın Teri ....Hasan,1981
Arkadaşım,1982
Düşkünüm Sana,1982
Haram,1983
Küçük Ağa (Tv),1983
Fidan,1984
Acı Ekmek,1984
Alkol,1985
Savunma,1986
Aşkın Kanunu Yoktur,1986
Gün Doğmadan,1986
Duvardaki Kan (Tv),1986
Severek Öldüler,1987
O Bir Melekti,1987
Yazgı,1987
Acıların Günlüğü ....Fikret Usta,1988
Hüküm,1988
Kara Sevda,1989
Dehşet Gecesi,1989
Sessiz Fırtına,1989
Gülbeyaz,1989
İstiyorum,1989
Eskici Ve Oğulları,1990
Hanımın Çiftliği (Tv),1990
Sevgi Demeti (Müdür Baba) (Tv),1992
Yalancı (Tv),1993
Gerilla ....Cevat Fehmi,1994
İnsanlar Yaşadıkça (Tv),1994
Sen De Gitme ....Antoine,1995
Ekmek,1996
Anılardaki Sevgili (Tv),1996
Yaşama Hakkı,1998
Herşey Oğlum İçin (Tv),1998
Baba (Tv),199
Aşkın Dağlarda Gezer (Tv),1999
Zümrüt Gözlerim Aklına Gelirse,2000
Aslan Oğlum,2000
Yeni Hayat (Tv),2001
Benimle Evlenir Misin (Tv) ....Eşref Bey,2001
Zor Hedef (Tv),2002
Para=Dolar,2000
Ödülleri
2. Antalya Film Şenliği, Keşanlı Ali Destanı, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü. 1965
İzmir Enternasyonal Fuarı 1. Film Şenliği, Keşanlı Ali Destanı, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü. 1965
5. Antalya Film Şenliği, Ölüm Tarlası, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü. 1968
8. Antalya Film Şenliği, Hasret, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü. 1971
30. Antalya Film Şenliği, Yalancı (Tv), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü. 1993
34. Antalya Film Şenliği, Yalancı (Tv), Yaşam Boyu Onur Ödülü. 1997
Kaynak
Internet Movie Database
Düşlük Şaşkını
Kan kalesinden geliyor bu mestehcen aşkın -sana -anlasana
yoksa yazık olur Zaloğlu Rüstem misali
Zaloğlu Gaffar ahvadına.
Senin kalbin çevrilmiş Kan Kalesi surlarıyla..
Biz bunca duvarı delip, mahpus sevi belleğini kaçırdık
Koyaklar boyu önüne çıkan haramilerden,
Sevi şerbeti Akan nehirlerimizin gümrah ovalarına.
(Biz diyorsam -çoğalırız -sevdaya vuruldukça)
Kan Kalesi'nin, gelinliği kanlı, bahtsız güzeli,
Nehirlerimizin sularında aksine bak -nasıl aklandığına.
Aslında, yundukça Kan pazarı kalbinin değişim ürküntüsü
Seni kaçırıyor, bereketli ovalarımdan başka bıçkın dağlara.
Git elbet. Kadınlık melaikesinin aslına varmak için
Kan Kalesi'nin gönlü kanlı, eli Kılıç amazon şeytanlığına.
Atının dönüş nalları bıçkın dağların yangın koyaklarına yansır
Sesi, senden önce gelir dingin nehr-ovalarımıza.
Geç kalma. Diz sonlanmadan gel. Geldiğinde ovasız, nehirsiz kalma.
Sen olmazsan kim bilecek senin için varolduğumuza.
Biz seni şaşkınlığında sevdik. Ama
Artık kendini eskit, bu Kan Kalesi oyununda.
Geç kalma. Ovasız, nehirsiz kalma.
Kan Kalesi'nden bıçkın dağlara bir gidip bir gelen
Bu yaprak alışkanlığından ne kalacak geriye
Dingin nehr-ovalarımız olmazsa. Geç kalma.
Kaynak - Fikret Hakan / Adam Sanat Dergisi Ocak 2002 sayısı
Sevgili Fikret Hakan
1964lü yıllarda şiddetle artist olmak istiyorum. Ayşecik'e ayni filimde oynamak için teklif
yaptık. Ses yok. Bir tek Fikret Hakan dan siyah-beyaz bir resim. Gencecik, kocaman çeneli,
Güleç yüzlü bir Adam.
Resmin üzerine yazmış. "Mustafa'ya evvela tahsilini tamamlamasını dilerim."
Anam babam bize gelen gidene bu fotografi gösteriyor. Bizim oğlan artist olacak diye. Aslında
o yaşta bayağı iyi bir seçim yapmışım!
Sevgili Fikret Hakan
Size uyduk. Tahsili tamamladık. Hatta emekli bile olduk. Çocuklarımızın boyu bizi geçti. Biz hala artist
olamadık. Hayalini kurarız. O zamanlar sizden başka kimse bana cevap vermemişti. Ben de size
dönüp teşekkür edememiştim.
Teşekkür ederim. Çok naziksiniz...
Fikret Hakan’ın büyük kehaneti
"Baykuşların Saltanatı" adlı dizinin çekimleri bitti. Başrollerinden birini üstlenen Fikret Hakan, "Özel kanallar da kaliteli yapımlara yönelecek" dedi.
TRT’nin gelecek sezon için hazırladığı dizilerden "Baykuşların Saltanatı"nın çekimleri tamamlandı. Dizide Metin Akpınar’la başrolü paylaşan Fikret Hakan, bu gibi yapımların özel Tv’lere Örnek olacağını ve kaliteli yapımların önünü açacağını söyledi.
Attila İlhan’ın senaryosu ile TRT’ye dizi çekme fikri bir araya gelince bu projeyi seve seve kabul ettiğini belirten Hakan, "Ben genelde az Çalışırım, para içinse de olsa kendi tarihime aykırı yapımlarda rol almam" dedi. Metin Akpınar’ın canlandırdığı "Şeker Baba" adlı karanlık işler çeviren adamla senaryo gereği hiç karşı karşıya oynamayan Hakan,
"Akpınar olumsuzu, ben ise olumlu karakteri oynadım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde eczacılık yapan, çıkar peşinde koşmayan bir İstanbul beyefendisini canlandırdım" şeklinde konuştu.
Mahkemesi eylülde Öte yandan "Aşkın Dağlarda Gezer" dizisinden, Şevval Sam ile kavga edip ayrılan Fikret Hakan, "Hakaret ettiğim iddiasıyla Leman Sam’ın kızı bana dava açtı. Eylüldeki ikinci duruşmayı bekliyorum. 50 yıllık meslek hayatımda hiç kimseyle böyle olmamıştı. Ama o dizide ayak kaydırma gibi davranışlar bile vardı" dedi.
Fikret Hakan neden askerlik yapmadı?
Türk Sinemasının karakter oyuncusu Fikret Hakan'ın yaşamındaki büyük bir sırrı açıklıyoruz. Ucu askerlik görevini yapmamaya
kadar dayanan bu büyük sır, bir zamanlar Rahmetli Öztürk Serengil'in dilinde dolanıyordu. Hatta Serengil'in anılarının yer aldığı
kitapta özel bir bölüm olan Fikret Hakan, bakın geçmişte neler yaşamış.
Semiramis Pekkan'la mecbur kaldığı için olaylı bir şekilde evlenmiş. Şarkıcı Hümeyra'ya feci halde dayak attığı için boşanmış.
Ancak, şimdi Yeşilçam'da kızgın bir sinemacı (!) var. Öyle kızgın ki, Fikret Hakan'ın cinsel tercihini deşifre ediyor. Geçmişe dayalı
örnekler verip bu olayı anlatan Öztürk Serengil'in kuşağından bu sinemacının Fikret Hakan'la ne gibi bir hesabı olduğu belli
olmasa da, sözleri hayli iddialı ve ilginç. Fikret Hakan'ın askerlik yapmadığını, Sağlık raporunda " homoseksüel ilgi ve tavır
keşfedilmiştir. Askerlik yapmaya Uygun değildir" notu olduğunu söylüyor. Yine eklediği bir bilgi var ki, bunu ancak sözü edilen
sanatçı doğrulayabilir. Bülent Ersoy'la ameliyat olmasından hemen sonra büyük aşk yaşadığı, geçmişte filizlenmiş aşkın Ersoy'la
çekilen bir film projesi sırasında gerçekleştiğini anlatıyor.
FİKRET Hakan'IN İTALYAN EROTİK-KORKU FİLMİ
Paralı Askerler
İtalyanların Türkiye'de
çektiği ilk korku filmi bu filmler değil, Ayhan Işık'tan yaklaşık iki yıl
önce Fikret Hakan da İtalyanların bir korku filminde rol almıştı. Fikret
Hakan'ın nasıl olup da bu filmde rol aldığının öyküsünü anlatmak için
önce birkaç yıl geriye gidip Yeşilçam'ın bu Yıldızının "dünya
sinemasına açılma" çabalarının izini sürmek gerekiyor. Çünkü söz
konusu korku filmi, Fikret Hakan'ın büyük umutlar ve iddialarla giriştiği
bu "dünya sinemasına açılma" girişiminin dağın fare doğurması
tarzı sonuçlanması anlamına geliyor aslında.
1969'da Türkiye'de "Dubious Patriots" (Kuşkulu Yurtseverler) adlı büyük
bir yapım gerçekleştirilmesi gündeme geldiğinde daha önce Türkiye'de çekilen
ve Fikret Hakan'ın Küçük bir rol aldığı Target: Harry (Hedef: Harry;
1967) adlı filmi (1) izlemiş olan yapımcılar, Fikret Hakan'ı beğenerek öncelikle
yeni projede ona yardımcı rollerden birini vermeye karar verirler ve Hakan'la
dört yıllık bir mukavele imzalarlar. Tony Curtis ve Charles Bronson gibi dünyaca
Ünlü Yıldızların başrolde olduğu bir filmde Fikret Hakan'ın da rol
alacak olması Türkiye'de muazzam yankı yaratır ve "Paralı
Askerler" adıyla anılan filmin çekimleri büyük ilgi görür. Hem
Fikret Hakan hem de kamuoyumuz bulutlar üstünde uçmaktadır. Hakan,
kendisiyle röportaj yapmak isteyen yerli basın mensuplarına artık kendisinin
Columbia şirketinin malı olduğunu söyleyerek önce Columbia'nın menajeri üzerinden
randevu almalarını talep eder; bizim basın mensupları ise buna içerlemek
bir yana hak verirler ve bu durumdan besbelli ki haz duyarlar. Hakan, kendisinin
Türk artistlerinin dünyaya açılabilmesi için öncülük yapacağını, artık
onun bir kere açtığı yoldan diğerlerinin de gelebileceğini hiç tevazu göstermeden
söyler. Bu arada çekimler sırasında ortalığı bulandıran bazı iddialar
da ortaya atılır, konusu Kurtuluş Savaşı sırasında geçen filmin milli
tarihimizi çarpıttığı söylenmeye başlanır ama yine de bunlar olumlu
havayı tam olarak dağıtmaya yetmez (2). Çekimler bittikten bir süre sonra
Fikret Hakan, sırada başka projelerin olduğunu söyleyerek Londra'ya Gider. Dönemin
en önemli sinema dergisi olan Ses, Fikret Hakan'ın Londra'ya hareketini
"Yolun Açık Olsun Fikret" spotuyla kapaktan verir; "Türk
Sinemasında Bir Fikret Hakan Vardı° başlığı ise F. Hakan'ın artık dünya
sineması semalarında yükselmek üzere yuvadan temelli uçtuğunu ima
etmektedir.
İstanbul Macerası
Fikret Hakan Londra'da
aylarca kalır. Besbelli bu arada hem yeni projeleri bağlamaya hem de
muhtemelen İngilizce'sini ilerletmeye Çalışır. Uzun lafın kısası,
hayaller gerçek olmaz. Bunun sebepleri belki You Can't Win'em All (Hepsini
Kazanamazsın) adıyla gösterime giren dev prodüksiyonun gişede fiyaskoyla
sonuçlanmasında belki de F. Hakan'ın bir türlü İngilizce'sini
ilerletememesinde yatmaktadır. F. Hakan pek bozuntuya vermeden Türkiye'ye Döner.
İşin gerçeği Columbia; onu İtalyanlarla ortak yapım işine girişen Ali Çakuş'un
(3) sahibi olduğu Tura Film'e kiralamıştır.
Yine de durum hiç yoktan iyidir: Söz konusu Türk-İtalyan ortak yapımında
Fikret Hakan, Rossano Brazzi gibi tanınmış bir'fettan Latin' ve Sylva Koscina
gibi Avrupa popüler sinemasının o dönemdeki gözde Yıldızlarından biri
(4) ile birlikte oynayacaktır. "Istanbul Macerası" (5) adıyla anılan
bu filmin çekimleri de Türkiye'de büyük ilgi görür. Örneğin Ses, Türkiye'ye
gelen Brazzi'yle birlikte F. Hakan'ı, sonra da Koscina'yı kapak yapar. Türkan
Şoray, Sylva Koscina ile bir araya gelip fotoğraf çektirir (6) (Bu arada Şoray,
Koscina ile birlikte poz verirken hayatından pek memnun görünürken, Rossano
Brazzi ile birlikte fotoğraflanmaktan ise bir hayli tedirgin olur!). Sylva
Koscina'nın bir Türk "hayranı" (?), kaldığı otelin lobisinde
gazetecilerin flaşları önünde onu kucaklar; Koscina, kendisine refakat eden
İtalyan kocasını güçlükle yatıştırır.
Bu tip olaylar bir yana, yabancı sinemacılar arasında yaşananlar tam bir
pembe diziyi andırır ve magazin basınına bolca malzeme verir zaten. Türkiye'ye
ilk önce Brazzi ve filmdeki yardımcı oyunculardan genç aktrist Maitena Galli
gelirler. Brazzi'nin genç ve sempatik kızla bir hayli samimi olması gözlerden
kaçmaz. Birkaç gün sonra Koscina da teşrif eder. Anlaşılan Koscina'nın
gelmesiyle birlikte Brazzi nin gözünde Galli'nin pabucu dama atılır ve
Brazzi bu kez Koscina ile yakından ilgilenmeye başlar - Koscina'nın kocasının
ona refakat etmesine karşın. Koscina'nın gelişinin ardından Galli, bir kaç
gün ortalıkta görünmez, hafif bir rahatsızlık geçirdiği söylenir ama kıskançlık
krizleri geçirdiği yorumları da yapılır! Bu arada Koscina ve kendinden yaşça
büyük kocasının arası -beklendiği üzere- limonîleşir ve bu duruma daha
fazla tahammül edemeyen İtalyan, Türkiye'den ayrılır - adeta genç ve Güzel
karısına "ne halin varsa gör" dercesine. Ancak Koscina'nın kocasının
Türkiye'yi terk eylemesinin ardından bu kez apar topar Oscar Brazzi'nin karısı
çıkıp gelir!. İşin ilginci, bütün bunlar olurken o yıllarda pek beline
hakim olamamasıyla tanınan Fikret Hakan, her şeye Fransız kalmaktadır,
burada da Hakan'ın dil sorunu onun önüne engel çıkmış olsa gerek; boşuna
"bir lisan, bir insan" dememişler! Yeşilçamımızın Yıldızı
olayların içine giremese de İstanbul'un jet sosyetesi için aynı şey söylenemez.
Yabancı sinemacılar onuruna verilen bir partide, Koscina hem evsahibiyle hem
de onun genç oğluyla sıkıfıkı olur. Ertesi sabah çekimlere Koscina'yı bu
delikanlının getirip bırakması, baba ile oğul arasındaki rekabeti kimin
kazandığını belli eder... Galata Köprüsü'nde ve bir gece kulübünde çekilen
birer sahnenin dışında ağırlıklı olarak boğaz kıyısındaki bir yalıda
gerçekleştirilen çekimler birkaç haftada tamamlanır ve yabancı sinemacılar
ülkemizden ayrılırlar.
Sinema basınımız, yabancı oyuncular arasındaki aşk maceralarına ilişkin
dedikodulara büyük yer ayırırken, filmin konusuyla pek ilgilenmez. Basına
yansıyan konu özetlerinde işin içinde "büyücülük" ve de
"sapık ilişkiler" olduğu kaydedilse de filmin erotik bir
korku/gerilim filmi olduğunun sanki pek kimse farkında değildir, "İstanbul
Macerası" çekimler sırasında kullanılan bu adın verdiği izlenimin de
etkisiyle bir "avantür" filmi olarak nitelenir. Zaten insan dönemin
sinema dergilerine baktığında, farklı türlere (janrlar) ilişkin kavramların
o dönemde Türkiye'de pek yerleşmediği hissine kapılıyor, komediler ve
melodramlar dışında bütün türler varsa yoksa muğlak bir "avantür"
nitelemesine hapsediliyorlar.
Aşk-meşk dedikoduları dışında "İstanbul Macerası"nın çekimlerinin
sinema basınındaki yansımaları hakkında kaydedilebilecek ilginç bir nokta
ise yabancı filmcilerin çalışma tarzlarına ilişkin gözlemlerin yerli
filmcilerin çalışma tarzıyla karşılaştırılması. Örneğin başrol
oyuncularından figüranlara, yönetmenden set işçisine kadar herkesin aynı sıraya
girip aynı karavanadan aynı yemekleri yemesi büyük bir hayretle karşılanıyor...
Dört Hergele
"Istanbul Macerası"nın çekimlerinin tamamlanmasının ardından
Fikret Hakan hala bir takım yeni ve daha büyük proje olasılıklarından söz
etmektedir ama artık ayaklar biraz suya ermiş olsa gerek, bunlar bir yıl önceki
kadar büyük bir heyecan yaratmaz. Son olarak Fikret Hakan'ı 1974'te yine bir
ortak yapımda görürüz. Hakan, bu kez bir Türk yönetmenin (Yılmaz
Atadeniz'in) çektiği Dört Hergele adlı aksiyon filminde Richard Harrison ve
Gordon Mitchell gibi düşük bütçeli İtalyan popüler sinemasında çalışan
B-tipi Amerikan oyuncularıyla birlikte rol alır. Fikret Hakan'ın adını dünyaya
duyurması açısından en hazin sonuç burada yaşanır. Daha önceki bütün
ortak yapımlarda Fikret Hakan'ın adı jeneriklerde en azından orta sıralarda
yazılırken bu filmi dünya piyasalarına pazarlayana İtalyan dağıtımcılar,
filmin ithal versiyonlarının künyesine hiçbir Türk'ün adını (7)
yazmazlar.
Notlar
(1) Aslında Target: Harry'nin jeneriğinde F. Hakan'ın adı nispeten üst sıralarda
yazılıyor ama kendisi filmde çok az gözüküyor (Bu bilgiyi veren Julian
Grainger'a teşekkürler). Muhtemelen F. Hakan'ın yeraldığı sahnelerin çoğu
kurguda atılarak filmde kullanılmamış olsa gerek. Bu arada F. Hakan'ın daha
önce Türk-Alman yapımı iki filmde rol almış olduğunu da kaydedelim.
(2) Filmin bu yönüyle ilgili tartışmalar için bkz: Giovanni Scognomillo,
Batı Sinemasında Türkiye ve Türkler (İnkılap Kitabevi, İstanbul: 1996),
sf. 60-64.
(3) Çakuş ertesi yıl İtalyanların Türkiye'de çekeceği bir filme daha
ortak yapımcı olur. Farley Granger ve Erika Blanc'm başrollerde olduğu Iu
Rossa della pelle che scotta adli bu filmde AydmınTezel yardımcı rollerden
birinde yeralır.
(4) Yugoslav asıllı ve mankenlikten gelme bir aktrist olan Koscina, daha önce
1964 yılında da Operation: Istanbul adlı James Bond taklidi bir filmin çekimleri
için İstanbul'da bulunmuştu. Bu arada ilginç bir not: Koscina'nın kocası,
İstanbul doğumlu bir asilzadeydi ve karısına, doğduğu evi göstermişti.
(5) Çekimler sırasında klaketlerde "Avv. (Avventura] a Istambul"
yazmaktadır ama senaryoya bir gözatan Ses muhabiri başlığının Triptych -or-
Three's A Company olduğunu görür. Film, 1972'de İtalya'da Il Sesso del
Diaaolo (Şeytanın Seksi) adıyla gösterime girecektir. Bu film, bugün için
kayıp olan az sayıdaki İtalyan korku filminden biridir.
(6) Ses dergisinin haberine göre Koscina ve beraberindeki eşi; Şoray'a
"Niçin Türkiye dışında film çevirmiyorsunuz? Yazık?.. Çok yazık..."
derler.
(7) Yalnızca Feri Cansel'in adı "Ferita Gansell" şeklinde İngilizceleştirilerek
yeralıyor.
Metin’nın 1. ve 8. sayılarından, yayıcının izni dahilinde, tamamen ve
olduğu gibi alıntılanmıştır.
Ayhan Işık'ın filmleriyle ilgili grafikler'nın tekelindedir; Fikret Hakan
yazısının grafikleri Ses dergisindendir.
Fikret Hakan, biri dışında bu öyküleri yazıp yayınladığında (1955-1956) hâlâ Bumin Gaffar'dı; öykülerini de bu adla yayınlamıştı. Mavi zamanıydı, İkinci Yeni zamanıydı, Pazar Postası ve Seçilmiş Hikâyeler zamanıydı. Ve şanlı Baylan Pastanesi! Türk edebiyatının, tiyatrosunun, sinemasının Devrim ve patlama zamanı.
Türkçe'yi en iyi Yazan '30 kuşağı'nın yirmili yaşları. Ve varoluşçuluk. Bir adım sonra da toplumsal ve siyasal bilinçlenme. Fikret Hakan, Fikret Hakan olurken, ve bir Bumin Gaffar olarak, bu kuşağın geleceği en parlak öykücülerinden biriydi. Bu kitapta yer alan öykülerin altısını, Salim Şengil ve Nezihe Meriç, 50'li yılların
'öykü ocağı' olan Seçilmiş Hikayelerde yayınlanmışlardı. İşte size dört başı
mamur ve benim yazdığım 'Hâmil-i kart yakînimdir' güvencesinden çok daha eski, çok daha etkili bir 'bonservis'.
Demokrat Parti yönetiminin ilk yılları: İlk göçler, köylüler, işçiler, 'şehir piçleri', 'mahalle delikanlısı'nın cinsel sorunları, toplumsal sorunlar... Fikret Hakan (Bumin Gaffar) daha yirmi iki yaşında, toplumsal ve inansal açıdan trajik olanı yakalamayı biliyor, hem şaşırtıcı, hem de
Göz kamaştırıcı bir biçimde. Bu öykülerde bir 'gerçek' yazar damarını görüyoruz. Geri planı, 'felsefesi' olan öyküler ve dili aşan bir anlatı yöntemi.
Fikret Hakan, bir zamanlar kendisi olan Bumin Gaffar'ı öldürmüştür, ama Fikret Hakan'ın 1996 yılında yeniden Bumin Gaffar'a dönüşmesi, gerçekte, yenik düşen 'ikiz'in de yadsınmaz zaferi. Fikret Hakan, artık Fikret Hakan eksi Bumin Gafftar değil, Şimdi iki kimliğin arasında bir artı işareti var. Bu nedenle, tam kırk yıl aradan sonra, birlikte yazdıkları Karanlıkta Giden
Kadınları (1996) ve Joe Brico Masumdur'u (1996) birlikte imzaladılar. Kendi adıma, kuşağımın 'gerçek' bir yazarını selamlamakla yetiniyorum. Artık başka bir şey yazmasa da (ki bu kesinlikle mümkün değil!) Fikret Hakan öykü sanatındaki yerini almıştır.
(Kitabın Arka Kapağı)
'Setlerde öleceğim'
"Evet kürtaja karşıyım, bunun için bu filmde oynadım," diyor Fikret Hakan. "Bir konsensusta buluşmak lazım. Önce, insan olduğumuz için ortak nokta bulmak zorundayız. Onlar kürtajı dinsel olarak günah görüyorlar, ben de cinayet olduğuna inanıyorum. Bir nüve Can haline gelmişse ona dokunmak insanlık suçudur. Katil olmak istemiyorsan baştan önlemini al.
Auschwitz'e, Hiroşima'ya, Vietnam'a karşı olanın kürtaja karşı olmaması alçakçadır. Orada topyekün, burada tek tek imha var. Bunun benim 36 yaşındaki kızımın beynine kurşun sıkmaktan ne farkı var, söyler misin bana?"
Susuyorum tabii. Kızmasından korkuyorum. O Fikret Hakan ki kızdığı zaman gözlerinden Ateş çıkarıyor. Bir filminde Hülya Avşar onu Salih Güney'le aldatmıştı da ikisi de çok yaşamamıştı.
Fikret Hakan ya da Galatasaray Lisesi edebiyat öğretmenlerinden Gaffar Hoca'yla başhemşire Fatma Belkıs'ın oğlu Bumin Gaffar Çıtanak...
1950'lerde edebiyat dergilerinde imzası belirmeye başlayan genç çocuk, 16 yaşında Ses Tiyatrosu'nun kapısını çalan, sanat aşkıyla Dolu delikanlı...
O günleri şöyle anlatıyor:
"Hiçbir şeyim tesadüfi değil, planlı programlı. Ortaokuldayken oyuncu olmayı kafama koymuştum. Hayri Egeli'nin Ses Tiyatrosu'nda açtığı sınavı kazanarak oyunculuğa başladım, 3 Güvercin Opereti'nde palyaço rolüyle. Leblebici Horhor ve Afrodit'te oynadım. 1952'de Köprüaltı Çocukları'yla sinemaya geçtim. Aslında ben gazeteciydim biliyor musun? 49 - 50'lerde İstanbul Express çıkardı, Abdi İpekçi başındaydı gazetenin. Röportaj yapardım ve 5 sütuna kısa öyküler yazardım. 1 lira alırdım her öykü için. Tiyatroya başlayınca gazetecilik bitti, hiç de aramadım." Kendi deyişiyle üç sıçrayış yaptı Hakan; Babıali'ye, Pera'ya sonra da sinemaya. "Beyaz Mendil", "Gelinin Muradı", "Zümrüt", "Dokuz Dağın Efsanesi" ve Muhterem Nur'la oynadığı Ünlü "Üç Arkadaş" 1950'lerde rol aldığı filmler. Zaten daha ilk yıllarında oyunculuğuyla dikkat çekmişti. "Oyuncu olduğum için mUtluyum," diyor. "O günkü fiziğim ve yeteneğimle dışarda iyi bir yere gelirdim. Ama bizim gibi ülkelerde zoru başarmak daha önemli. Onların çalışma şartları, telif hakları farklı." Yazı dünyası da atbaşı gitmektedir genç oyuncu için: "Tarık Dursun K., Turgay Gönenç, Ahmet Oktay, Orhan Duru Mavi dergisi etrafında toplanırdık, ya Baylan Pastanesi'nde ya Attila İlhan'ın evinde. Hilmi Yavuz o zamandan muhalifti. A dergisinde Erdal Öz'le cephe almışlardı bize.
'58'de askere gidince koptum edebiyattan da. '60'da döndüğümde kendimi farklı bir sinemanın içinde buldum. Çabalar vardı, yeni bir ruh vardı. İlk yıl 15 film derken yılda 20 filme çıktı. Değil yazmak uyumaya bile zaman bulamıyordum. 'Yılanların Öcü', 'Keşanlı Ali Destanı', 'Murat'ın Türküsü' arka arKaya geldi. Sansüre rağmen başkaldırı sineması yapıyorduk. 'Karanlıkta Uyananlar' buna örnektir. Sosyal başkaldırı adına o kalitede bir film yapılmadı daha. Sonra AST'ta Duran Bulvarı'nı oynadık, olay olmuştu. Rahmetli Deniz, Yusuf iki günde bir gelirlerdi, naif çocuklardı."
Bu arada yakışıklı jön Fikret Hakan İstanbul gece yaşamının aranılan ismi olmuştur bile. "1960'lı, 70'li yıllarda gece kulüpleri çok nezih, kaliteliydi," diyor geçmişten söz ederken. "Adem'in Yeri, İlham Gencer'in çıktığı Çatı, Club 12 en mutena, en sükseli kulüplerdi o zaman. Her akşam bir masam vardı Oralarda. İlhan Feyman orkestrası orada, Şevket Uğurluel piyanistti, gerçek müzik vardı yani. Sabaha kadar kalırdık, gençtik tabii, oradan çıkıp sete gittiğimi çok bilirim. Öztürk Serengil çok yakın arkadaşımdı."
İki kişiye bir pantolon
Bir zamanlar Cihangir'de Sormagir Sokak'ta aynı evi paylaşan Hakan ve Serengil bir pantolonu dönüşümlü olarak kullanırlarmış. Biri dışardayken diğeri onu evde beklemek zorunda kalırmış.
"Öztürk '70'lerde gazinoların starıydı," diyor. "Çuvallarla para kazanırdı, benim kazandığımın 30 misli. Çok zeki ve Çalışkan karısı vardı, Nevin. Onu yönlendirirdi ama kumar tutkusu bitirdi Öztürk'ü. Hepimiz Valikonağı'nda otururduk. Belgin Doruk, kocası, Sadri Alışık, Çolpan İlhan, İzzet Günay birlikte dolaşırdık. Gerçek İstanbul sosyetesi vardı kulüplerde. İstanbul henüz taşralıların baskınına uğramamıştı. Altın dişleri, lahmacunları ve Johnny Walker'ları ile gelip içimize sızdılar, sonra da egemen oldular."
Hızlı yaşarken kadınlar da kapısını çalar sık sık. Bugüne dek beş evlilik geçirmiş, şimdi evlilikten nefret ediyor: "3 yanlış evlilik oldu o dalgalanmalar içinde. Kızımın annesi Neşe Hanım, Lale Sarı ve Semiramis
Pekkan. Semiramis kadınlarda az rastlanacak şekilde zekiydi. 3 ay sürdü evlilik. Ama ben zeki ve kültürlü kadınlardan hoşlanırım.
Bugün saygıyla andığım ender insanlardan biri Nur Vergin. 1964 - 65'te beraberdik. Babası büyükelçi olduğu için Paris'te okuyordu. Sosyoloji galiba. Tatilde İstanbul'a geldiğinde bir gece kulübünde tanışmıştık. Çok Güzel, çok iyi bir insandı. 7 - 8 dilde düşünür."
Olgunluk dönemi
1978 yılında seks filmlerinde oynamamak için Bodrum'a kaçıp orada kendine bir "değirmen ev" yaptı Fikret Hakan. 12 Eylül'den sonra döndüğünde unutulmuştur. Şarkıcı ve türkücü furyasının içinde buldu kendini.
Kibariye'yle, Ferdi Tayfur'la yardımcı erkek oyuncu olarak filmler yaptı. Sonra kendi ifadesiyle "eski statüsüne" döndü. En son "devlet sanatçısı" unvanını aldı. Bu konuda "Bir kaşık suda fırtınalar koptu," diyor ve devam ediyor: "Ben çoktan hak etmiştim. Zaten bana da eleştiri gelmedi. Üstelik yalakalık yapmamış, sosyal yapıyı eleştirmiş bir kişi devlet katında onurlandırılıyorsa bunu hak etmiş demektir."
Fikret Hakan'la röportajı Sevgililer Günü'nde yapmıştım. Hal böyle olunca aşktan ve meşkten konuşmamak olmazdı: "Evlilik korkunç bir şey. Mülkiyet duygusu evliliği iğrenç hale getiriyor. '80'lerden itibaren egolar patladı. Herkes kendisinin anlaşılmasını istiyor. Kadınlar kinci. Seni eski suçların sorumlu müdürü olarak görüyor. Oysa erkek için her kadın ayrı bir güneşçiktir. Erkek hesap sormaz. İlişkinin başında kadınları senfoninin uvertür müziğine benzetiyorum. Kendini pahalıya getirir başta kadın. Erkek de sonra bunun intikamını alır, kadın şaşırır bu adama ne oldu diye. Ben artık part time beraberlikler yaşıyorum. Mülkiyet duygusunun olmadığı, çıkınca özgür olduğun beraberlikler. Şunu da açık söyleyeyim, bir kadın beni bırakamaz. Çünkü onun insani haklarını, kadınca haklarını koruyorum. Kıskandırmıyorum. Ama onlar beni kıskanıyor."
Peki filmlerindeki haşinliği özel hayatına yansıyor mu? "Hayır," diye cevap veriyor. "Yansımıyor. Çok kızdırırsa patlıyorum tabii. Gelip notlarımı karıştırırsa, şiirlerimi ithaf ettiğim diğer insanları kıskanırsa. Sonra yine sakinleşiyorum."
Şimdi olgunluk günleri Hakan'ın. "Çalışıyorum, hiçbir zaman kendimi emekliye çıkarmadım," diyor. "Erden Kıral'la 'Baba' adlı diziyi tamamladık. Tiyatroya tekrar başlıyorum. Toprak Sergen'le 'Zorba'yı sahneye koyacağız. Evimde yaşıyorum. Çok az insanla görüşüyorum. Amacım yabancılar Oscar'ına giden yolda film yapmak. Geniş çaplı düşünüyorum ve bunu hak ettiğime inanıyorum. Setlerde öleceğim. Tyrone Power gibi."
Fikret Hakan'ın Adam Öykü'de yayınlanan şiiri
Aşkiya Dünyasının Yaratılışı
Bir erkeğim ama
Gizli bir kadın gibi
Seni doğuruyorum
Aşkımla
Sen kalbimin rahminden varoldun
Dünyadaki yeni bir ilksin sen İsa'dan sonra
..
Giderek dünyaya sığamıyor bu
aşkiya orkestra korosu
Kalplerimize yerleşip yolculuğa çıkıyorlar
Hiç denenmemiş, hiç düşünülmemiş
duyulmamış hiç
yeni bir Güneş sisteminin devingen vardiyasında
Kaynak
Internet Movie Database
Melda Davran / www.milliyet.com.tr