İlk kamerasını daha Küçük bir çocukken çay kutusundan yapmasına rağmen ilk
filmini 70 yaşında çekti Ersan Arsever. Yurtdışında yıllarca televizyonlarda
prodüktörlük yapan Arsever'i bu yaşta yönetmenlik koltuğuna oturtan ise Ahmet
Ümit'in 'Bir Ses Böler Geceyi' adlı romanıydı. Evini satıp tüm parasını filme
yatıran Arsever'le çocukluğundan başlayıp bugüne kadar olan hikayesini ve
filmini konuştuk.
Çocukluğundan beri içinde yanan sinema ateşini söndüremeyip 70 yaşında evini
satarak ilk filmini çeken bir yönetmenin hikayesi bu.
Ankara'da Doğan Ersan Arsever, iki yaşındayken İstanbul'a gelir. Milli Eğitim
Bakanlığı'na bağlı bir kütüphanede çalışan annesinin gazeteci olan ikinci eşi
Mustafa Arsever ona babalık yapar. Çocukluğu ve gençliği İstanbul Cihangir'de
geçer. Küçükken ailesiyle her pazar günü ya tiyatroya ya da Şan Sineması'ndaki
konserlere giden Arsever, 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler' filmini izlerken kötü
kalpli cadıdan öylesine etkilenir ki 'Elmayı sakın yeme, sakın yeme'
çığlıklarıyla bir anda sinema salonunu inletir.
Anılarına bakıldığında yönetmen olacağının emareleri ta çocukluğundan bellidir
Arsever'in: 'Babam fotoğraf çekerdi, ben de çay kutusundan kamera yapardım. Ve
İnce bantlara resimler çizip film çekiyorum diye onu taklit ederdim.'
ÖNCE OYUNCU OLDU
Galatasaray'ın ilkokul ve lisesinden mezun olan Arsever'in çocuk yaşta gönlüne
düşen sinema sevdası, onun ileride sinema ve televizyon yönetmenliği okumak için
Brüksel'e gitmesine neden olur. Beyazperdenin büyülü dünyasına adım atmasına
sebep olan biri daha vardır Arsever'in hayatında;Yeni Sabah Gazetesi'nde çalışan
babasının mesai arkadaşı Altan Erbulak. 'Beni bu sektöre Altan Erbulak itti,
kabahatli odur' diyor Ersan Arsever. Erbulak, Arsever'i çok yakışıklı bulduğu
için oyunculuk yapması konusunda onu teşvik edermiş. O da kendisinden saygıyla
bahsettiği Erbulak'ın sözünü dinleyip Semih Evin'in bir filminde oynamış. Filmin
adını sorduğumda 'Yıllar yıllar önceydi, ben bile hatırlamıyorum' diye yanıt
veriyor Arsever ve ilk oyunculuk denemesinin ardından acilen kamera arkasında
olması gerektiğini gülerek anlatıyor.
Erbulak'ın da 'Sinemada Kal da ne yaparsan yap' dediği Arsever'in yolu
çizilmiştir artık ve o sinemadan, televizyondan kazanacaktır parasını. Sektöre
yönetmen yardımcısı olarak girer, yazları Türkiye'ye geldiğinde sinema
filmlerinde Çalışır. En son 1967 yılında Yılmaz Duru'nun yönetmenlik yaptığı,
Yılmaz Güney'in de oynadığı bugün izine bile rastlanamayan bir filmde Çalışır.
Okuldan mezun olur olmaz da Türkiye'ye dönen Arsever, Man Ajans'ta çalışmaya
başlar. Yıl 1971'i gösterdiğinde 12 Mart darbesi olur. Artık bundan sonra onun
için Türkiye'de yaşamak zor olacaktır. 1972'nin Eylül ayında İsviçre'ye gitmek
zorunda kalır. Türk vatandaşlığından çıkarılan Arsever o günleri 'Sekiz sene
vatansız kaldım, İsviçre'nin himayesindeydim. Neyse ki af çıktı da yeniden Türk
vatandaşlığına kabul edildim' diye anlatıyor. 2004'te emekli olana kadar
İsviçre'de televizyon kanallarında çalışan Arsever, 13 yıl da prodüktörlük
yapar. Tam da emekliliğinin keyfini sürerken Ahmet Ümit'in 'Bir Ses Böler
Geceyi' adlı romanını Okur. İşte ne olursa ondan sonra olur. Yetmiş yaşına
merdiven dayamış bu sinema aşığı, okuduğu hikayenin etkisinde kalır ve film
yapmaya karar verir. Alevi kökenli Arsever aynı zamanda sol görüşe de sahiptir.
Paralel kurguyla yazılmış bu roman da Alevi genci İsmayil ve solcu Süha'nın
hikayesini anlatır. 'Yazmak isteyip de yazamadığım ve Altın tepside sunulan bir
hikaye karşımda duruyordu. Kanıma girdi bu roman, yapmasam olmazdı' diye
heyecanla anlatıyor Arsever filmi çekme nedenini.
BU FİLM YAPILACAK!
İlk işi yayınevine ulaşmak olur. Yayınevi aracılığıyla Ahmet Ümit'le bir araya
gelen Arsever, bu çok etkilendiği romanın yazarıyla konuşur ve anlaşır. Her şey
bu kadar kolay değildir elbette. Film yapması için Arsever'in bir hayli paraya
ihtiyacı vardır. O bir kere aklına koymuştur ve ne olursa olsun bu filmi
yapacaktır. Birkaç dostundan borç para alır ancak sinema filmi çekmek için bu
para yeterli değildir. Aklına gelen son çare İstanbul'un Salacak Semti'ndeki
Deniz Gören evini satışa çıkarmak olur ama önce ailesine danışması gerekir. 70
yaşında ilk filmini çekmeye karar veren Arsever'in hayaline ailesi de ortak olur
ve satışa onay verir. Alevi inancına göre ailesinin de rızalığını almış olur
böylece...
Türkiye'de film yapmanın yüksek maliyetli olduğunu anlatan Ersan Bey, türlü
zorluklara rağmen yine de çok iyi şartlarda film yaptığını söylüyor. 'Belki bu
ilk, belki de son filmim olacak' diyen Arsever'in şimdilik tek umudu filminin
bol gişe yapması... Ersan Arsever'le filmin hikayesinden yola çıkıp Aleviliği,
Cem ayinlerini ve zor anlarımızda imdadımıza yetişen 'Hızırları' konuştuk.
- Hikaye, 'Görgü Cemi' töreniyle başlıyordu, bu Cem ne anlama geliyor?
Bütün uyuşmazlıkların, anlaşmazlıkların ortadan kaldırıldığı, dargınların
barıştığı bir cemdir ve senede bir kez yapılır. Bu dünyada birini kırdıysanız,
ağlattıysanız ondan özür dilersiniz ve bunu da herkesin rızalığını alarak
yaparsınız. 'Görgü Cem'i bittikten sonra hiçbir anlaşmazlık ve hiçbir kinin
kalmaması gerekir. Bunu gönülden de hissetmeniz gerekir. 'Görgü Cem'i hem
beynin, hem vücudun hem de gönlün temizlenmesini Sağlar.
- İsmayil intihar ettiği için 'dualanmadan' gömülmesi isteniyordu. Alevi
inanışında da cana kıymak günah mı?
Allah'ın yarattığı canı onun izni olmadan alamazsınız. Alevi inanışında da
intihar eden biri dualanmaz. Sünni inancında cenaze namazında 'Hakkınızı helal
ediyor musunuz' diye sorulur. Bizde de canına kıyana rızalık verilmez, dualanmaz.
- Filmde İsmayil suya bakarken aksinde Hz. Ali'yi görüyordu, güvercinler onu
mağaraya yönlendiriyordu. Öte alemin bu dünyaya bir tezahürü var mı sizce?
Aleviliğin mitolojisinde 'Aynaya baktım yüzüme, Ali göründü gözüme' diye bir
özdeyiş vardır. Bu felsefi olarak 'ben Tanrıyım' düşüncesidir. Tanrı'nın insan
şekline girip görünmesine de, insanların şekil değiştirmesine de inanıyorum.
Alevilerde şekil değiştirmeye de 'don değiştirme' denir. Hacı Bektaş don
değiştiriyor ve turna ya da güvercin şeklinde geliyor.
- Annesi tarlada İsmayil'i kaybediyordu sonra 'Hızır' ona yol gösteriyordu. Bazı
insanlara 'Hızır gibi imdadıma yetiştin' deriz ya belki de karşımıza çıkan
Hızır'ın ta kendisidir, değil mi?
Küçükken Kızılırmak'a düşmüşüm. Orada bulunan terzi çırağı arkamdan atlayıp beni
o sulardan çıkarmış. İşte bu Hızır değil de, kim? Hepimiz Hızır olabiliriz.
Sadece karşındakine insanca davranıp nasıl yardım edebilirim diye bakmak
yeterlidir.
Herkes iyi olmak zorunda değil...
- İsmayil babasına 'Kötü var da iyiyi bir türlü göremedik' diyordu. Sizce de
günümüzde iyi insan kaldı mı?
Artık çok nadir... Ben de arıyorum ancak bulamıyorum. Bu filmi bile yaparken
enteresan karşılaşmalar oldu. Can ciğer olduğumuz kişiler de oldu, hiç yüzüne
bakmayacağım kişiler de. Herkes iyi olmak zorunda değil.
- İsmayil sırın peşinden koşarken aslında kendi sırlara karıştı...
Alevi inanışında buna 'Hakkı ararken Hakk'a yürüdü' denir. Biz ölüm terimini
kullanmayız, 'Hakk'a yürümek' deriz. Yani Tanrı'ya gidiyorum, Tanrı'yla
beraberim, Can olarak geldiğim yere dönüyorum anlamına gelir.
Filmin kahramanı yönetmendir...
Ahmet Ümit: 'Bir Ses Böler Geceyi' romanının yazarı Ahmet Ümit kitabından
senaryolaştırılan film için 'Ersan Arsever samimi bir iş ortaya çıkardı' derken
esas kahramanın filmin yönetmeni olduğunu da söylemeyi ihmal etmiyor. 'Eski
solcu'ların bir araya toplanıp da 'Çav Bella' şarkısını söyledikleri sahnede rol
alan Ahmet Ümit, bu rolün özel bir seçim olmadığını ve 'Alfred Hitchcock da
filminin bir sahnesinde oynardı, beni de ona benzetebilirsiniz' diyerek
oyunculuğunun sebebini açıklıyor. Ve ekliyor: 'Yönetmen bir zamanların sol
kültürüne ve ülkemizdeki Aleviliğe saygı duruşu niteliğinde yazdığım romana
sadık kalmış.'
Sosyalist olmak için sefilleri oynamaya gerek yok...
- Parayı bulunca düzene ayak uyduran ancak içki masalarında Çav Bella'yı
söyleyen 'eski solcu' tanıdıklarınız oldu mu?
Çevremde böyle insanlar da var, Süha gibi Temiz kalmış insanlar da. Hayatınızı
gayet iyi kazanıp hilesiz, başkalarını istismar etmeden de yaşayabilirsiniz.
Sosyalist ya da komünist olmak için sefilleri oynamaya gerek yok. Ahlaklı,
işçilerine iyi maaş veren, sigortasını ödeyen sosyalistler de var.
- Süha'nın sevgilisi Demet'le, İsmayil'in eşi Gülizar'ı aynı oyuncuya oynatarak
'yok aslında birbirimizden farkımız mı' demek istediniz?
Aynı kişi olunca Süha'yla İsmayil'in arasındaki ilişki birbirlerine ayna
tutmaktan da öte bir bağlantı oluşturacaktı. Solcu Süha'yla Alevi genci İsmayil
farklı iki kişi mi yoksa İsmayil Süha'nın Gizli kalmış dini inancını mı
gösteriyordu? Bu soruların ucunu açık bırakmak istedim.
25 Mart 2012 Pazar -
Akşam | PAZAR
Sibel Ateş Yengin
sibel.ates@aksam.com.tr