Ersan Arsever


Yönetmen

Biyografi -

Yönetmen Filmografisi

Bir Ses Böler Geceyi - 2011


Kaynak
Internet Movie Database






İlk filmini 70 yaşında çekti

İlk kamerasını daha Küçük bir çocukken çay kutusundan yapmasına rağmen ilk filmini 70 yaşında çekti Ersan Arsever. Yurtdışında yıllarca televizyonlarda prodüktörlük yapan Arsever'i bu yaşta yönetmenlik koltuğuna oturtan ise Ahmet Ümit'in 'Bir Ses Böler Geceyi' adlı romanıydı. Evini satıp tüm parasını filme yatıran Arsever'le çocukluğundan başlayıp bugüne kadar olan hikayesini ve filmini konuştuk.

Çocukluğundan beri içinde yanan sinema ateşini söndüremeyip 70 yaşında evini satarak ilk filmini çeken bir yönetmenin hikayesi bu.
Ankara'da Doğan Ersan Arsever, iki yaşındayken İstanbul'a gelir. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir kütüphanede çalışan annesinin gazeteci olan ikinci eşi Mustafa Arsever ona babalık yapar. Çocukluğu ve gençliği İstanbul Cihangir'de geçer. Küçükken ailesiyle her pazar günü ya tiyatroya ya da Şan Sineması'ndaki konserlere giden Arsever, 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler' filmini izlerken kötü kalpli cadıdan öylesine etkilenir ki 'Elmayı sakın yeme, sakın yeme' çığlıklarıyla bir anda sinema salonunu inletir.
Anılarına bakıldığında yönetmen olacağının emareleri ta çocukluğundan bellidir Arsever'in: 'Babam fotoğraf çekerdi, ben de çay kutusundan kamera yapardım. Ve İnce bantlara resimler çizip film çekiyorum diye onu taklit ederdim.'

ÖNCE OYUNCU OLDU
Galatasaray'ın ilkokul ve lisesinden mezun olan Arsever'in çocuk yaşta gönlüne düşen sinema sevdası, onun ileride sinema ve televizyon yönetmenliği okumak için Brüksel'e gitmesine neden olur. Beyazperdenin büyülü dünyasına adım atmasına sebep olan biri daha vardır Arsever'in hayatında;Yeni Sabah Gazetesi'nde çalışan babasının mesai arkadaşı Altan Erbulak. 'Beni bu sektöre Altan Erbulak itti, kabahatli odur' diyor Ersan Arsever. Erbulak, Arsever'i çok yakışıklı bulduğu için oyunculuk yapması konusunda onu teşvik edermiş. O da kendisinden saygıyla bahsettiği Erbulak'ın sözünü dinleyip Semih Evin'in bir filminde oynamış. Filmin adını sorduğumda 'Yıllar yıllar önceydi, ben bile hatırlamıyorum' diye yanıt veriyor Arsever ve ilk oyunculuk denemesinin ardından acilen kamera arkasında olması gerektiğini gülerek anlatıyor.
Erbulak'ın da 'Sinemada Kal da ne yaparsan yap' dediği Arsever'in yolu çizilmiştir artık ve o sinemadan, televizyondan kazanacaktır parasını. Sektöre yönetmen yardımcısı olarak girer, yazları Türkiye'ye geldiğinde sinema filmlerinde Çalışır. En son 1967 yılında Yılmaz Duru'nun yönetmenlik yaptığı, Yılmaz Güney'in de oynadığı bugün izine bile rastlanamayan bir filmde Çalışır. Okuldan mezun olur olmaz da Türkiye'ye dönen Arsever, Man Ajans'ta çalışmaya başlar. Yıl 1971'i gösterdiğinde 12 Mart darbesi olur. Artık bundan sonra onun için Türkiye'de yaşamak zor olacaktır. 1972'nin Eylül ayında İsviçre'ye gitmek zorunda kalır. Türk vatandaşlığından çıkarılan Arsever o günleri 'Sekiz sene vatansız kaldım, İsviçre'nin himayesindeydim. Neyse ki af çıktı da yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildim' diye anlatıyor. 2004'te emekli olana kadar İsviçre'de televizyon kanallarında çalışan Arsever, 13 yıl da prodüktörlük yapar. Tam da emekliliğinin keyfini sürerken Ahmet Ümit'in 'Bir Ses Böler Geceyi' adlı romanını Okur. İşte ne olursa ondan sonra olur. Yetmiş yaşına merdiven dayamış bu sinema aşığı, okuduğu hikayenin etkisinde kalır ve film yapmaya karar verir. Alevi kökenli Arsever aynı zamanda sol görüşe de sahiptir. Paralel kurguyla yazılmış bu roman da Alevi genci İsmayil ve solcu Süha'nın hikayesini anlatır. 'Yazmak isteyip de yazamadığım ve Altın tepside sunulan bir hikaye karşımda duruyordu. Kanıma girdi bu roman, yapmasam olmazdı' diye heyecanla anlatıyor Arsever filmi çekme nedenini.
BU FİLM YAPILACAK!
İlk işi yayınevine ulaşmak olur. Yayınevi aracılığıyla Ahmet Ümit'le bir araya gelen Arsever, bu çok etkilendiği romanın yazarıyla konuşur ve anlaşır. Her şey bu kadar kolay değildir elbette. Film yapması için Arsever'in bir hayli paraya ihtiyacı vardır. O bir kere aklına koymuştur ve ne olursa olsun bu filmi yapacaktır. Birkaç dostundan borç para alır ancak sinema filmi çekmek için bu para yeterli değildir. Aklına gelen son çare İstanbul'un Salacak Semti'ndeki Deniz Gören evini satışa çıkarmak olur ama önce ailesine danışması gerekir. 70 yaşında ilk filmini çekmeye karar veren Arsever'in hayaline ailesi de ortak olur ve satışa onay verir. Alevi inancına göre ailesinin de rızalığını almış olur böylece...
Türkiye'de film yapmanın yüksek maliyetli olduğunu anlatan Ersan Bey, türlü zorluklara rağmen yine de çok iyi şartlarda film yaptığını söylüyor. 'Belki bu ilk, belki de son filmim olacak' diyen Arsever'in şimdilik tek umudu filminin bol gişe yapması... Ersan Arsever'le filmin hikayesinden yola çıkıp Aleviliği, Cem ayinlerini ve zor anlarımızda imdadımıza yetişen 'Hızırları' konuştuk.

- Hikaye, 'Görgü Cemi' töreniyle başlıyordu, bu Cem ne anlama geliyor?
Bütün uyuşmazlıkların, anlaşmazlıkların ortadan kaldırıldığı, dargınların barıştığı bir cemdir ve senede bir kez yapılır. Bu dünyada birini kırdıysanız, ağlattıysanız ondan özür dilersiniz ve bunu da herkesin rızalığını alarak yaparsınız. 'Görgü Cem'i bittikten sonra hiçbir anlaşmazlık ve hiçbir kinin kalmaması gerekir. Bunu gönülden de hissetmeniz gerekir. 'Görgü Cem'i hem beynin, hem vücudun hem de gönlün temizlenmesini Sağlar.

- İsmayil intihar ettiği için 'dualanmadan' gömülmesi isteniyordu. Alevi inanışında da cana kıymak günah mı?
Allah'ın yarattığı canı onun izni olmadan alamazsınız. Alevi inanışında da intihar eden biri dualanmaz. Sünni inancında cenaze namazında 'Hakkınızı helal ediyor musunuz' diye sorulur. Bizde de canına kıyana rızalık verilmez, dualanmaz.

- Filmde İsmayil suya bakarken aksinde Hz. Ali'yi görüyordu, güvercinler onu mağaraya yönlendiriyordu. Öte alemin bu dünyaya bir tezahürü var mı sizce?
Aleviliğin mitolojisinde 'Aynaya baktım yüzüme, Ali göründü gözüme' diye bir özdeyiş vardır. Bu felsefi olarak 'ben Tanrıyım' düşüncesidir. Tanrı'nın insan şekline girip görünmesine de, insanların şekil değiştirmesine de inanıyorum. Alevilerde şekil değiştirmeye de 'don değiştirme' denir. Hacı Bektaş don değiştiriyor ve turna ya da güvercin şeklinde geliyor.

- Annesi tarlada İsmayil'i kaybediyordu sonra 'Hızır' ona yol gösteriyordu. Bazı insanlara 'Hızır gibi imdadıma yetiştin' deriz ya belki de karşımıza çıkan Hızır'ın ta kendisidir, değil mi?
Küçükken Kızılırmak'a düşmüşüm. Orada bulunan terzi çırağı arkamdan atlayıp beni o sulardan çıkarmış. İşte bu Hızır değil de, kim? Hepimiz Hızır olabiliriz. Sadece karşındakine insanca davranıp nasıl yardım edebilirim diye bakmak yeterlidir.

Herkes iyi olmak zorunda değil...

- İsmayil babasına 'Kötü var da iyiyi bir türlü göremedik' diyordu. Sizce de günümüzde iyi insan kaldı mı?
Artık çok nadir... Ben de arıyorum ancak bulamıyorum. Bu filmi bile yaparken enteresan karşılaşmalar oldu. Can ciğer olduğumuz kişiler de oldu, hiç yüzüne bakmayacağım kişiler de. Herkes iyi olmak zorunda değil.

- İsmayil sırın peşinden koşarken aslında kendi sırlara karıştı...
Alevi inanışında buna 'Hakkı ararken Hakk'a yürüdü' denir. Biz ölüm terimini kullanmayız, 'Hakk'a yürümek' deriz. Yani Tanrı'ya gidiyorum, Tanrı'yla beraberim, Can olarak geldiğim yere dönüyorum anlamına gelir.

Filmin kahramanı yönetmendir...
Ahmet Ümit: 'Bir Ses Böler Geceyi' romanının yazarı Ahmet Ümit kitabından senaryolaştırılan film için 'Ersan Arsever samimi bir iş ortaya çıkardı' derken esas kahramanın filmin yönetmeni olduğunu da söylemeyi ihmal etmiyor. 'Eski solcu'ların bir araya toplanıp da 'Çav Bella' şarkısını söyledikleri sahnede rol alan Ahmet Ümit, bu rolün özel bir seçim olmadığını ve 'Alfred Hitchcock da filminin bir sahnesinde oynardı, beni de ona benzetebilirsiniz' diyerek oyunculuğunun sebebini açıklıyor. Ve ekliyor: 'Yönetmen bir zamanların sol kültürüne ve ülkemizdeki Aleviliğe saygı duruşu niteliğinde yazdığım romana sadık kalmış.'

Sosyalist olmak için sefilleri oynamaya gerek yok...

- Parayı bulunca düzene ayak uyduran ancak içki masalarında Çav Bella'yı söyleyen 'eski solcu' tanıdıklarınız oldu mu?
Çevremde böyle insanlar da var, Süha gibi Temiz kalmış insanlar da. Hayatınızı gayet iyi kazanıp hilesiz, başkalarını istismar etmeden de yaşayabilirsiniz. Sosyalist ya da komünist olmak için sefilleri oynamaya gerek yok. Ahlaklı, işçilerine iyi maaş veren, sigortasını ödeyen sosyalistler de var.

- Süha'nın sevgilisi Demet'le, İsmayil'in eşi Gülizar'ı aynı oyuncuya oynatarak 'yok aslında birbirimizden farkımız mı' demek istediniz?
Aynı kişi olunca Süha'yla İsmayil'in arasındaki ilişki birbirlerine ayna tutmaktan da öte bir bağlantı oluşturacaktı. Solcu Süha'yla Alevi genci İsmayil farklı iki kişi mi yoksa İsmayil Süha'nın Gizli kalmış dini inancını mı gösteriyordu? Bu soruların ucunu açık bırakmak istedim.

25 Mart 2012 Pazar -
Akşam | PAZAR
Sibel Ateş Yengin
sibel.ates@aksam.com.tr