Yapım Tarihi - 2004
Süre - 00:03:30
Format - Videoart, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Ethem Özgüven
Yapımcı - Ethem Özgüven, Oğuz Peri
Senaryo - Ethem Özgüven
Kurgu - Ethem Özgüven
Kamera - Ozan Adam, Ethem Özgüven, Ulaş Beşoklar
Müzik - Alper Maral
Ses - Bülent Özcan
Tercüme - Zeynep Avcı
Şiirler - İlhan Berk
güre ve üzerinde bulunduğu anadolu platosunda yaşayan son insanlara dair bir öykü...
silip süpürme, yok etme ve yoğun bir azma, azış, azgınlık, azgın olma hali
içinde olduklarından önlerine çıkan diğer insanlar ve hayvanlar onlardan
kaçıyordu. sonuçta kim daha yobazsa o daha güçlüdür. ve inanın bunları kötülük
olsun diye, kötülüklerinden yapmıyorlardı, ellerinden gelen buydu. zaten ne olup
bittiğinin farkında değildiler. sürekli bir devinim içindeydiler, eğimde sıvının
hareket edişine benzer bir hareketti bu. baş taraftakiler ister istemez
önlerinden kaçanları kovalıyor durumuna düşüyorlardı. birilerini kovalayanlar
bilirler bu eylemin içine bir kez girildiği vakit etkilenmemek imkansızdır.
sıcağı, atların ve çevrenizdekilerin çıkardığı gürültüyü ve tek başına bir şeye
ya da duruma karşı çıkmanın o kahredici zorluğunu, saçmalığını düşünün; hele
televizyonun bile icad olmadığı o çağlarda. hele bir haber bile olamayacaksanız;
yakaladıklarını öldürüyor ve yemek mümkünse yiyorlardı. sonuç olarak kaçma
fiiliyle karşılaştırıldığında kovalama kulağa daha hoş gelir. bunu onlar bile
farketmişlerdi. bunu ister istemez benimsediler, asya'nın en dip noktasından
başladıkları bu tarihin en büyük ve uzun kirişi kırışı esnasında aynı grubun
kimisi kaçıyor kimisi kovalıyor durumundaydı. bimem anlatabildim mi. kendimi
ifade etmekte pek güçlük çekmediğimi söyler insanlar. çocukluğumdan beri
söylenir bu. grubun bir kısmı, yani arkadakiler kaçıyor ama aynı anda kovalayan
grubun da bir parçası olarak önde kovalayanların azgınlığını arttırıyordu; kimse
ne olup bittiğinden tam anlamıyla haberdar değildi çünkü medya özellikle de
televizyon yoktu. bunu daha önce söylemiştim sanırım
bu kovalama ve kaçmadan oluşan karmaşık eylemi o kadar uzun süre ve aralıksız
yapmak zorunda kaldılar ki teknik nedenlerle durmak zorunda kaldıkları her
seferde ortaya çözmekte güçlük çektikleri sorunlar çıktı; durunca düşünmek ya da
iletişim kurmak gerekiyordu; ancak onlar kaçmak kovalamak ve öldürmek
konularında uzmanlaşmışlardı. kullanılmayan melekeler geriler. durdular ve
birbirlerini kırdılar. niçin böyle yaptıklarını tam bilemiyorlardı ama durmak ve
düşünmekle ilgili sorunları olduğunu bugün biz biliyoruz onlar hareket etmiş ve
düşünmemişlerdi; arazinin eğimi, vadiler, boşluklar ve benzeri unsurlara bağlı
olarak ve adeta bir sıvı gibi akarak teknik bazı sorunlardan durmak zorunda
kaldıkları yere gelinceye kadar boyanmadıkları bir fıstıki Yeşil kalmıştı ve onu
da arapları(1) tanıdıktan sonra boyandılar. sonuçta korkulan oldu; sudan
korkarlardı ve geldikleri yerin üç tarafı da suydu ve dördüncü yönden onlar
gelmişlerdi, arkalarında bıraktıklarının ne olduğunu anımsıyorlardı. genel
hatlarıyla da olsa dönmeyi düşündürecek şeyler değildi bunlar, kaldı ki
dönebilmek de belirli bir kapasite gerektiren bir eylemdir. mecburen durdular,
suyu hiç sevmezlerdi ve bu suyu içmeyi denediler; tuzluydu, içilecek gibi
değildi ve ıslaktı. öylece kaldılar; kaçmak yok, kovalamak yok ve bolca su
vardı. çok hazırlıksız yakalanmışlardı ve dehşete düştüler; oturmak, konuşmak,
anlaşmak, bir yaşam alanı kurmak ve o alanın teknik sorunlarını çözmek
gerekiyordu. bu işlerine gelmedi. gruplara bölünüp birbirlerini kovalamaya ve
öldürmeye başladıklarında biraz ferahladılar. bir süre sonra gruplardan biri
hepsine Baskın çıktı ve oyun bozuldu tabi. sonra gene aynı duruma gelerek
kaldıkları yerden başladılar oyuna. çünkü canları sıkılıyordu ve bildikleri tek
oyun buydu. her insanın içinde masum bir çocuk gizlidir, ne olursa olsun
böyledir bu. sonuçta oyun sürekli bozuluyor ve bir süre sonra yeniden
başlatıyorlardı. hepsi de birbirlerini din adına kovaladıklarını söylüyordu ama
bu pek inandırıcı değildi çünkü onlar bu dini tanıyalı yalnızca altıyüz yıl
kadar bir süre olmuştu ve bu süre onların bir şeyi anlamaları için yeterli değildi
arap-araplar- arap'ın çoğulu. esmer bir ırk, ama zenci kadar değil. gençlerine
genç arap denir. yaşlı olanlar yaşlı arap diye anılırlar. zengin araplara,
zengin arap denir. birinin arap olduğu tıbben şöyle anlaşılır. biri gelir de
"yahu biri ayağını kırmış" derse ve biz de cevaben " kim kırmış" dersek ve o
kişi "arabın biri" derse biz anlarız ki ayağını Kıran kişi araptır. ona da ayağı
kırık arap denir. zenginse ayağı kırık zengin arap ya da zengin ayağı kırık arap
deriz ancak ayağı kırık zengin arap demek daha şık olacaktır.
The light in the Aegean breaks on the rocks, the sea, the olive trees and the
grapes in a special way. It becomes a shower of love and warmth. It envelopes
all living beings with its power. This video is an ovation to one of the little
villages and its inhabitants in the Aegean.