Yapım Tarihi - 2011
Süre - 01:48:00
Formatı - Kurmaca Animasyon, Renkli, Türkçe, HD
Yönetmen - Esin Orhan
Yapımcı - Fatih Gök
Senarist - Rıdvan Kızıltepe, Zeynep Kayadelen, Ali Sacit
Müzik - Bora Ebeoğlu, Cengiz Onural
Allah'ın Sadık Kulu, yönetmenliğini Esin Orhan'ın üstlendiği, çekimleri dijital
hareket yakalama teknolojisiyle gerçekleştirilen, Türk yapımı bir animasyon
filmidir. Film, 2 milyon 186 bin 696 seyirciyle, 2011 yılının Türkiye'de en çok
izlenen üçüncü sinema yapımı olmuştur.
3,5 yılda hazırlanan film, Türkiye'de hareket yakalama (motion capture) tekniği
ile yapılmış ilk uzun metrajlı 3D animasyon olma unvanını taşımaktadır.
Film, din alimi Said Nursî'nin hayatından bir kesiti konu edinmektedir.
Kaynak
Vikipedia
‘Allah’ın Sadık Kulu: Barla’ filminin hikayesi
Yakında sinemalarda göreceğimiz Türkiye’nin ilk uzun metrajlı motion capture
tekniğiyle çekilmiş filmi olan Allah’ın Sadık Kulu: Barla filmi yönetmeniyle bir
söyleşi
gerçekleştirdik. Yönetmen Esin Orhan’ın Güler yüzlülüğü ve bilgi birikimini
gösteren konuşmalarıyla zaman nasıl geçti bilemedik. Heyecanla vizyona girmesini
beklediğimiz filmin yönetmenine ve ekibine tekrar teşekkür ediyoruz. Söyleşimiz
Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmi hakkında ve yönetmen Esin hanımla yapılan ilk
söyleşi olma özelliğini de taşıyor. Sinefesto.com ailesi olarak bundan çok
mutluyuz.
Esin Orhan, Marmara Üniversitesi Radyo Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu bir
yönetmen. 1997 yılında Samanyolu Televizyonu’nda kadın ve çocuk
programlarında asistanlık yaparak işe başlamış ve birçok başarılı işe imza
atmıştır. Çocukların ilgiyle seyrettiği Tarçın ve Arkadaşları TV programında
yardımcı
yönetmenlik, Yeşil Oba’da yönetmenlik görevini üstlenmiştir. Bu günlerde
Samanyolu Televizyonu bünyesinde kurulan Çizgi Film biriminin yöneticisi olarak
Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmini ekibiyle birlikte tamamladı.
İşte filmle ilgili merak ettiklerimiz:
Meryem : Filmin konusundan bahsedebilir misiniz?
Esin Orhan : Film, Üstad Hazretleri’nin Barla’ya 1927’de sürgün edilişini ve
1934 yılında tekrar sürgünden dönüşünü konu ediyor. Ancak film şöyle başlıyor:
Üstad
Hazretleri sürgünden on sene sonra Barla’ya geliyor. Artık özgür bir halde.
Barla’ya geldikten sonra eski dostlarını,arkadaşlarını görüyor. Oradan bir
flashbackle asıl
sürgün zamanına dönüyoruz.
Meryem : Animasyon filmi yapmak fikri nasıl ortaya çıktı ? Bunun çalıştığınız
Çizgi Film birimiyle bir ilişkisi var mı?
Esin Orhan : Samanyolu TV bünyesinde Çizgi Film birimimiz kuruldu. Amacımız
şuydu:Bizim çok önemli değerlerimiz var. Hikayelerimiz var. Kahramanlarımız var.
Ancak biz bunları çok fazla ekranlara aktaramıyoruz.Bizim çocuklarımız
Spidermanlerle, Bakuganlarla, Ben 10′lerle büyüyor. Bunlar gibi kahraman
sayılabilecek çizgi
filmleri izlemeyi tercih ediyor çocuklar. Herkesin içinde bir kahraman olma
dürtüsü vardır. Bir kahramanla özdeşleşmek ister. Ama doğru ve düzgün
birilerinin
anlatılması lazım çocuklara.
Meryem :Filmde hedef kitleniz kimdir?
Esin Orhan : Çizgi film birimimiz çocuklara yönelik kuruldu ama Allah’ın Sadık
Kulu:Barla çocuklara yönelik bir çalışma değil. Genel izleyici kitlesine hitap
eden bir
çalışma. Bunun altını çizmek gerekir.Ama içinde çocuklara sıcak gelecek
hikayelerin yer aldığı bir yapım. Üstad Hazretleri’nin Barla dönemini herkese
görsel bir
şekilde anlatmak için animasyon tekniğini kullandık.
Meryem : Nasıl bir anlatım izlendi? Ne kadar ayrıntıya yer veriliyor filmde?
Esin Orhan :Elbette ki bütün detaylarıyla anlatması mümkün değil. Ama netice
itibariyle Üstad’ı merkeze alıp, Üstad Hazretleri’nin oraya nasıl sürgün
edilişini, ilim
insanı olarak, ibadetinde titiz bir insan olarak nasıl yaşadığını, bu
yaşayışının başkaları tarafından yanlış anlaşılıp, sürgün edilişini anlatıyor.
Aslında amacının yazı
yazmak, ilmi yaygınlaştırmak olduğunu, o dönemdeki asrın getirdiği tereddütlere
vereceği cevapların pek çok insana ufuk olabileceğini belirtiyor. Bu anlamda
yapılmış bir eser.
Meryem : Karakterler gerçekleriyle birebir modellenmiş. Bunu yaparken nelere
dikkat edildi?
Esin Orhan : Senaryo yazılıp gelmişti bize. Birim kurulduktan sonra bu senaryoyu
nasıl realize edebiliriz diye düşündük. İlk önce, stilize bir karakter mi ortaya
çıkarsak,
dedik. Ama hemen bu fikirden caydık, çünkü herkesin kafasında bir Üstad imajı
var. Dolayısıyla o imajdan bağımsız bir şey yapmak istemedik. Hal böyle olunca
iş,
bizi daha reel olmaya götürdü. O zaman fotoğraflardan yararlanma kararı aldık.
Üstad ve talebeleri kendi orijinal fotoğraflarına bakılarak üç boyutlu olarak
modellendiler.
Meryem : Fotoğraflardan üç boyutlu modellemek zor değil mi?
Esin Orhan : Burada şöyle bir sıkıntı olabiliyor. Üç boyutlu modellenirken daha
fazla fotoğraf, daha farklı açılardan çekilmiş fotoğraflar bizim çok daha
işimize
yarıyor. Örneğin sizi önden gördüğümle üç boyutlu tasarlayabilmem çok mümkün
değil. Dolayısıyla bütün bu detaylara ihtiyacımız var. Ama o dönemki mevcut
imkanlar buna fazla el vermediği için,biz kendimiz modellemeye çalıştık. Genel
olarak ama şu ana kadar karakterleri gören insanlar, gerçeğe yakın,
diyebiliyorlar.
O anlamda iyi bir şey yaptığımızı düşünüyoruz. Doğru bir yerden çıkmışız ve
doğru bir sonuca varmışız diye düşünüyoruz. Ama reel bir işe soyununca aslında
biraz da
zorluklar çıkabiliyor.
Meryem : Ne gibi zorluklar?
Esin Orhan : Film, motion capture tekniğiyle yapılmış ilk uzun metraj animasyon
film. Motion capture tekniğinin amacı zaten insan hareketlerinin animasyon
karakterlerine giydirmek. O teknik daha reel bir teknik. O zaman biz
karakterlerimizi böyle yapıyoruz, dedik. Hareketleri zaten oyuncularla bire bir
sahne ne
gerektiriyorsa gerçekleştiriyoruz. Yönetmen normal bir dizi setinde bir sinema
setinde oyuncuyu nasıl yönlendirir, o sahne nasıl kurgulanır ise biz de aynen
bunu sanal
bir ortamda yapıyoruz. Bu hareketler belli aşamalardan geçtikten sonra üç
boyutlu olarak tasarlanmış modele giydiriliyor. Karakterin hareket etmesi
saptanıyor.
Reel olan işlerde şu zorluk çıkıyor. Normal stilize karakterlere baktığımızda
nasıldır? Gülmeleri farklıdır, konuşmaları farklıdır. Yapılacak herhangi bir
teknik hata göze
batmaz. Onun olağan bir hareketi gibi görünür. Ama bizde öyle olmuyor. Reel bir
işe motive oluyorsunuz. Olabildiğince reel yapalım diye düşünüyorsunuz. Sonuçta
Üstad Hazretleri var. Yürümesini düzgün yapalım, yanlış bir anlama sebep
vermeyelim gibi titizlikler de olunca; iş tabii ki daha da zorlaşıyor.Ama üç
buçuk sene
içinde bitirdik biz bu projeyi.
Meryem : Üç buçuk sene uzun bir süre değil mi?
Esin Orhan : Bu üç buçuk sene, aslında animasyon dünyasında uzunca bir süre
değil. Uzun seneler çalışılması, animasyonun doğasında olan bir şey. Animasyonu
normal bir sinema filmiyle karşılaştırmanız çok yanlış. Türkiye’de sinema
filmleri üç ayda bitiyor. Üç ayla üç buçuk yılı kıyaslayınca aslında uzun bir
süreç ve herkesin:
Nasıl olacak yani? dediği bir süreç.
Ama bu anlamda Samanyolu TV ciddi bir cesaret örneği ve destekle bu birimi
kurdu. Herkesin göze alıp yapabileceği bir şey değil.
Meryem :Bu anlamda siz şanslısınız.
Esin Orhan :Biz bakıyoruz internet sitelerine, animasyon filmlerinin haberleri
çıkıyor. Biz seviniyoruz rakipler geliyor diye. Çünkü rekabet de işin kalitesini
artıran bir şey.
Ama bir süre sonra bakıyoruz, proje belli bir aşamaya geldikten sonra sonlanmış.
Ya üretici firma batmış, ya kaynak eksikliğinden dolayı devam edilememiş. Ya
süreç çok uzun gelmiş. Bu anlamda televizyon bünyesinde olmanın, onun desteğini
almanın bir gücü var. Onunla birlikte devam edebiliyorsunuz. Çünkü bugün,
animasyon piyasasına baktığınızda, ciddi uzun metraj sinema filmi yapabilecek
ekipler yok. Çok iyi animatörlerimiz var. O anlamda söylemiyorum. Dünya çapında
animatörlerimiz var ama pek çoğu ya yurt dışında çalışıyorlar. Ya da bireyselde
çok önemli çalışmalara imza atabiliyorlar. Biz Türkiye’de ekip olarak bir ilk
olduğumuzu düşünüyoruz. Bir proje yapmayı direten ve onu bir şekilde sonlandıran
anlamında ilk ekibiz.
Meryem : Kimlerle çalıştınız peki?
Esin Orhan : Biz konsept art çalışmalarında projenin ilk başında 3,5 sene önce
Türkiye’nin en önemli isimlerinden biri olan Hüseyin Yıldız’la birkaç konsept
çalışması
yapmıştık. Ve şöyle demişti : “Ya Esin Hanım siz başlıyorsunuz ama?” Bizi de çok
üzmek istemiyor. Ama bu işin sonlanamayacağına dair de kuşkuları var. Geçenlerde
bir daha görüştük.” Siz bitirmişsiniz Esin hanım” dedi. Bitmiş iş, en iyi iş
hakikaten. Mesele bir işe başlayıp bitirebilme meselesi. Elbette ki eksiği,
teknik sıkıntıları
olabiliyor. Bir de sınırsız bir şey bu. Ekledikçe ekleyebileceğiniz… Dünyaya da
baktığınızda animasyon filmi deyince, animasyon film ama bu insanlar en iyi
örneklerini
yapan insanlar, salt bir programın kullanıcısı değiller. Bu programları
geliştiriyorlar. Yazılımcıları var. Destekçileri var. Birçok teknik ayrıntıları
var. Dolayısıyla böyle bir
destekle yürüyen bir iş zaten. Öyle olunca bu iş sınırsız. Bunun mutlaka çok
daha iyisi iyisi iyisi yapılabilir ama bu bir süreç içerisinde böyle bir ekiple
-ki ekip
arkadaşlarımız alanında uzman arkadaşlar- ve kendimize bir süre koyduğumuzdan
dolayı bu süreç içerisinde iyi bir sonuç yakaladığımızı umuyoruz inşAllah.
Meryem : Projenin sinema filmi olmasına nasıl karar verildi?
Esin Orhan : Sinema yapalım mı düşüncesiyle yola çıkmadık. Bir senaryo vardı
zaten. Animasyon amacıyla yazılmış Allah’ın Sadık Kulu : Barla vardı proje
olarak.
Ama biz yapmaya başladık. Konsept çalışmaları, tasarımlar, karakterler… Gelen
geri dönüşlerden şunu gördük. İş kaliteye doğru gidiyor. İlk kurulan bir ekipten
çok
kaliteli iş beklemek , çok zor olabiliyor. Ama biz dedik ki gelip geçici bir iş
olmasın, titizlik gösterelim. Oya yapar gibi, kanaviçe işler gibi sahneleri
işledik. O
dönemin eşyalarını kullanmaya çalıştık. Eksiklikleri var mı elbette var.
Eklenecek şeyler olabilir. Ama bazı şeylerden fedakarlık etmek zorunda
kalıyorsunuz. Belli bir
standarda oturtuyorsunuz. Dolayısıyla biz bu standartta iş yapalım ve işi
sonlandıralım,dedik. Sonuçta bir eser ortaya çıkartmak istiyorsunuz. Dediğim
gibi sınırsız bir
iş, yaptıkça daha üst çıtalara çekilebilecek bir iş.
Meryem : İlk sinema filmi yönetmenliğiniz. Siz nasıl hissediyorsunuz?
Esin Orhan :Sinemada seyrettikten sonra sanıyorum duygusal kısmı gelebilir. Şu
an çok bilincinde değilim diye düşünüyorum. Ne olacak, merak ediyorum. Geri
dönüşler çok önemli bizim için. Geri dönüşlerin iyi olması da, aslında bizi
umutlandıracak şeyler olacak. Evet gerçekten bu işte devam etmeliyiz,dedirtecek
şeyler
olacaktır. Bu olmasa da neticede böyle bir ekip kurulmuş, bu tür işler yapmaya
devam etmek istiyoruz. Elbette ki hiçbir sinema eseri evimizde seyretmek üzere
yaptığımız işler değildir. Birileriyle paylaşmak amacıyla yapılmış işlerdir.
Dolayısıyla paylaşım sürecinin olumlu geçmesi, olumlu geri dönüşlerin olması hem
işi hem
ekibi güçlendirecektir.
Meryem : Filmin konusunun Barla olması, devamı gelecek düşüncesini uyandırıyor.
Esin Orhan : Barla, Risalelerin ilk çıkış noktası, o yüzden önemli ve değerli .
Senaryonun yola çıkış amacı oydu zaten. Bir sinema eseri olarak bütün hayatını
konu
edinmeye çalışmamız, çok zor bir anlatım. Seyircinin de aklını karıştıracak bir
anlatım aslında. Öyle olunca dedik ki, sınırlandırılsın. Sadece Barla’yı
anlatsın, diye
düşündük. Devamı gelir mi ? inşAllah gelir.
Meryem : Belli konular üzerine gidildi mi? Örneğin fragmanlarda çocuklara hitap
edebilecek sahneler görüyoruz.
Esin Orhan : Filmin merkezi Üstad Hazretleri. Üstadı konu edindiğimiz için
Üstad’ın çevresindekiler, orada değişimler de ekleniyor. Çocuklara yönelik şöyle
bir şey var.
Bir kere çocuk karakterimiz var: Mustafa. O karakterin gözüyle Üstad’ı
görüyoruz. Mustafa, Üstad’a yakın bir evde oturuyor. O’nu gece gündüz
gözlemliyor. Aynı
zamanda dedesi var ve O’nu dedesiyle kıyaslıyor. Üstad gece boyu ibadette. Sabah
kalkıyor, Üstad hala ibadette. Böyle bir kişiliğin nasıl olacağına dair soruları
var.
Üstad Hazretleri ile güzel bir iletişimi var. Üstad Hazretlerinin ona dua
öğrettiği bir sahne var. Dedesiyle o duayı geliştirmek istiyor ama dedesi çok
yorgun olduğunu
söylüyor.
Oralarda hani çocukların duyguları yakalanabilir. Üstad’ın zaten çocuklar
hakkındaki hassasiyetini ve merhametini de biliyoruz. Sonuçta çok şey yapmak
istiyorsunuz dediğim gibi çok sınırsız bir dünya. Ama onları yapmak için çok
daha büyük ekiplerle, ciddi teknik donanımlarla birlikte gelecek şeyler. O
anlamda tam
arzu edilen düzeyde olamayabilir ama. Bu anlamda çocukları yakalayabileceğini
düşünüyoruz.
Meryem : Filmde Üstad Hazretleri ile ilgili bilmediklerimizi de öğrenebilecek
miyiz? Mesela internette afişi gören birinin şöyle yorum yaptığını görmüştüm :
Üstad’ın
gözleri mavi mi?
Esin Orhan : En dikkat çeken bu. Üstad Hazretlerinin çakır mavi denilen bir renk
tonuymuş gözü. O detayları filmi izledikten sonra siz bulun. Hangilerini
biliyoruz,
hangilerini bilmiyoruz; onu seyirciye bırakalım. Herkesin bildiği eşit değil
sonuçta. Onu seyrettikten sonraya bırakalım.
Meryem : Filmin müziklerini Budapeşte Senfoni Orkestrası’ndan duyacağız. Nasıl
karar verildi buna?
Esin Orhan : Müzikler Aria grubundan Bora Ebeoğlu ve Cengiz Onural tarafından
bestelendi ve yapıldılar. Biz istiyorduk ki bu çok güzel, iyi, hoş ama öyle
görseller
var ki orada müzikle hissetmek istiyorsunuz. Ama bunu normal bilgisayar kaydıyla
yapmak, çok doğru olmayacak. Zaten sinemaya çıkarıyorsunuz,bir orkestranın yer
alması gerekiyordu. Araştırdık , en iyi kim olabilir diye. Müzik grubumuz olsun,
TV yöneticileri olsun, Budapeşte Senfoni Orkestrasını iyi buldular. Orada 70
kişilik bir
orkestrayla bütün besteler çalındı. Ama öyle bir şey olmuş ki, yabancı ,Türkçe
bilmeyen sanatçılar sahneleri izlerken, sahnede ne anlatmak istemiştiniz ona
göre
devam edelim, demişler. Orada doğaçlama yola çıkılan, onların da katkılarıyla
artı bir yön kazanan olan müzikleri oldu inşAllah. Böyle bir titizlikle
çalışılmış yani. Biz
de soundtracklarımızın güzel olacağını düşünüyoruz. Filmin içinde de sürpriz bir
bölüm olacak müzik anlamında . Beğenilir inşAllah.
Meryem : Film ortaya çıkarken problemler yaşadınız mı?
Esin Orhan : Animasyon olup da problem yaşanılmaz mı? Sıkıntı her türlü sette
olabiliyor. Üç buçuk sene çalışınca bir proje üzerinde, genel motivasyonlarda
inişler
çıkışlar olabiliyor; ekip içerisinde o enerjiyi tepe noktada tutmak zor oluyor.
Ama Üstad Hazretlerinin hayatı konu olunca, moral yüksek oluyor.
Animasyon olunca belli bir noktaya kadar siz yapıyorsunuz, belli bir noktadan
sonra bilgisayara bırakıyorsunuz.O noktada zorluklar oldu. Sahneyi
düzenlemişizdir
mesela. Artık rendera basılacaktır. Hatta rendera basılmıştır. Ertesi gün bir
bakarsınız , sahnede karakterin eli yok. Verdiğiniz sahneye bakıyorsunuz, eller
mevcut
ama anlayamadığınız bir detaydan karakterin ellerinin olmadığını görüyorsunuz.
Bu tür şeyler olabiliyor. İşin içinde bilgisayar var. Bazen unutulan şeyler
olabiliyor.
Doktorlar unutur ya ameliyatlarda bir şeyler. Vardır öyle şehir efsaneleri.
Bizde de unutulan şeyler oldu. Karakterin yürüdüğü bir mekanda yanlış yerde
Duran bir
sandalye var mesela, karakter sandalyenin içinden geçiyor.
Meryem : Bu proje yaparken siz neler öğrendiniz? Proje size ne kattı ?
Esin Orhan : Geri dönüşlerle o kadar tecrübe kazandık ki hataların nelere mal
olduğunu veya nasıl düzenekle yaptığınızda nasıl doğru sonuçlar aldığınızı çok
daha
iyi biliyorsunuz. Şu an en iyi noktadayız diye düşünüyoruz. Ama çıtayı
yükseltebiliriz. Çıtayı yükseltmekten kaynaklanan mutlaka detaylar artabilir.
Ama şunu
görüyoruz. Bir sahneyi uyguluyoruz. Üç boyutlu mekana karakterleri
konumlandırıyoruz. Drama gibi işleniyor sahneler. Ne anlamda? Işık
anlamında.daram ışığı
kullanılmaya çalışıldı. Bu animasyon tekniğinde zor gerçekten. Ama biz bu
yapımın daha gerçekçi olmasını istediğimiz için kullandık. Siz oturuyorsunuz;
sahnede ışık
şuradan olsun diyebiliyorsunuz. Ama renderda çıkmasını dört gözle bekliyorsunuz.
İstediğiniz gibi çıkınca o zaman mutlu oluyorsunuz.
Meryem : Filmin yapımını bitirdiğiniz de film sinema izleyicisiyle buluştuğunda
amacınız yerine gelmiş olacak mı? Filmle ilgili başka amaçlarınız var mı?
Esin Orhan : Konu edindiğimiz Üstad Hazretleri. Herkesin DVD arşivi var.
Çocuklarınıza ara ara oturup Risale okutmanız zor olabilir. Ama Üstad’ı Bilir.
Onun hayatını
resimlerle anlatmak, bir hikaye örgüsü etrafında anlatmak daha değerli ve akılda
kalıcı bir şeydir. Amacımızın bu olduğunu düşünüyorum.
Meryem : Bu projenizden sonra başka proje planlarınız var mı?
Esin Orhan : Kısa ara verip TV’ye yönelik işler yapmayı daha sonra sinemayı
düşünüyoruz. Ama bunlar geri dönüşlerle ilgili şeyler.
Meryem : Proje yapım aşamasında danışmanlarınız kimlerdi?
Esin Orhan :Rıdvan Kızıltepe, Ali Sacit ve Zeynep Kayadelen’e ait senaryo
yazımı. Bu aşamada Abdullah Aymaz, Ali Ünal, Metin Yağmur gibi isimler senaryoya
destek
ve danışmanlık yaptılar. Doğru bir kaynaktan beslendiğimizi düşünüyorum.
Animasyon aşamasında ise Türkiye’de ve dünyanın farklı yerlerinde olan kişilerle
irtibatta
olduk. Takıldığımız noktalarda soru soruyorduk ama genel olarak ekip içinde
hallettik sorunlarımızı.
Meryem : Üstad’ı kim seslendirdi ? Nasıl seçildi ?
Esin Orhan : Enver Seyitoğlu seslendirdi. Sinema başka bir şey. O yüzden ses,
diğer seslerden öne çıkan bir ses olsun istiyorduk. Çünkü o ana karakterdi.
Baskın bir ses
olsun istiyorduk. Farklı farklı denemelerimiz oldu.Bu anlamda Enver Bey en son
kararımız oldu. Enver Bey’in Arapça bilgisi de bu anlamda iyi oldu. Çünkü
seslendirmede şöyle sorunlar olabiliyor. Filmde Kur’an’dan bir yer okutmak
istiyorsunuz , her daim bu mümkün olmayabiliyor. Her ağza yakışmayabiliyor.
Dolayısıyla
o yakışanı bulmaktı amaç. Bu anlamda tercihimiz iyi oldu. İnşAllah geri dönüşler
de iyi olur.
Meryem : Sizin bu projeden sonra animasyon alanında yapacağınız işler var mı?
Hedefleriniz neler?
Esin Orhan : Çocuklarımıza kahramanlık duyguları aşılayabilmek, bizden
birilerini gösterebilmek istiyorum ama bunu da güzel tekniklerle yapmak
istiyorum. Bu
çağda artık belli bir kalitenin altına düşmemek, onun ötesinde iş yapmak için
gayretli olmak lazım. Tabi ki zor. Ekiplerin olmamasından dolayı zor. Bir
şekilde
amaçladığınızda hedefe ulaşırsınız diye düşünüyorum.
Meryem : Peki en büyük ödül ne olur bu projede?
Esin Orhan : Seyircinin seyretmesi,beğenmesidir ödül.
Kaynak
Sinefesto.com
Röportaj : Meryem Genç
Fotoğraf : Nurbeyza Güneş
bilgimipaylasiyorum.blogspot.com
30 Ekim 2012 Salı