Cahit IrgatÖlüm Tarihi - 5 Haziran 1971, İstanbul 1916 yılında Lüleburgaz (Kırklareli)'da doğdu. Edirne Öğretmen Okulu’nu son sınıfta bıraktı ve tiyatroya yöneldi. 1932’de girdiği Ankara Devlet Konservatuarından 1936’da ayrılarak Paris’e gitti. Bir sure Paris'te yaşadı. Sinema ve tiyatrolarda başrol ve karakter rolleri oynadı. Kendi kurduğu tiyatroları yönetti. Cahit Irgat, çeşitli dergilerde Cahit Saffet adıyla yayımladığı şiirlerinde önceleri romantik ve egzotik bir çizgi izlediyse de sonradan toplumcu anlayışı benimsedi. 1935-1940 arasında hece ölçüsüyle romantik şiirler yazdı. Garip akımına yakın Duran 1940 kuşağının toplumcu şairlerindendi. Öte yandan Dudaktan Kalbe (1951), Kanlı Mezar (1966) gibi birçok filmde ve Vişne Bahçesi (1943), Fareler ve İnsanlar (1951), Godot’yu Beklerken (1954) gibi çok sayıda tiyatro oyununda rol aldı. Oda Tiyatrosu’nu ve Cahide Sonku’yla birlikte Cahitler Tiyatrosu’nu kurdu. Tüm şiirlerini Irgadın Türküsü’nde (1969) toplayan sanatçının Geri Dönemezsin (1948) ve 1971’de Milliyet gazetesinde tefrika edilen İnsan Kafesi adlı romanları vardır. 5 Haziran 1971 tarihinde İstanbul'da öldü. Şehvet Kurbanı - 1940 Kahveci Güzeli - 1941 Onüç Kahraman - 1943 Toros Çocuğu - 1946 Senede Bir Gün - 1946 Gençlik Günahı - 1947 Seven Ne Yapmaz - 1947 Büyük İtiraf - 1947 İstiklal Madalyası - 1948 Fato / Ya İstiklal Ya Ölüm - 1949 Bırakılan Çocuk - 1950 Estergon Kalesi - 1950 Kapanan Gözler - 1950 Onu Affettim - 1950 Parmaksız Salih - 1950 Soysuz - 1950 Üçüncü Selim'in Gözdesi - 1950 Dudaktan Kalbe - 1951 Vatan ve Namık Kemal - 1951 Vatan İçin - 1951 İstanbul'un Fethi - 1951 Barbaros Hayrettin Paşa - 1951 Lale Devri - 1951 Hayat Acıları / Gülnaz - 1951 Kızıltuğ - 1952 Can Yoldaşı - 1952 Deli - 1952 Göçmen Çocuğu - 1952 İmralı'dan Doğan Güneş - 1952 Kan Kardeşler - 1952 Kubilay - 1952 Sabahsız Geceler - 1952 Yavuz Sultan Selim Ağlıyor - 1952 Yıldırım Beyazıt Ve Timurlenk - 1952 Drakula İstanbul'da - 1953 Altı Ölü Var / İpsala Cinayeti - 1953 Aşk Izdırabtır - 1953 Cinci Hoca - 1953 Kezban - 1953 Mahallenin Namusu - 1953 Sahildeki Kadın - 1954 Sevdiğim Sendin - 1955 Safiye Sultan - 1955 Büyük Sır - 1956 Kara Çalı - 1956 Günah Bizimdir - 1956 Karasu - 1958 Kıtipiyoz'a Tuzak / Fosforlu'nun Oyunu - 1959 Sığıntı - 1960 Yasak Aşk - 1961 Şeytanın Uşakları - 1964 Mor Defter - 1964 Dullar Tercih Edilir - 1964 Kasımpaşalı - 1965 Sana Layık Değilim - 1965 Siyah Gözler - 1965 Hırsız - 1965 Dünkü Çocuk - 1965 Kasımpaşalı Recep - 1965 Çapkınlar Kralı - 1965 Dört Deli Bir Aptal - 1965 Severek Ölenler / Kartalların Öcü - 1965 Yedi Dağın Aslanı - 1966 Altın Küpeler - 1966 Kanlı Mezar - 1966 Çalıkuşu - 1966 İhtiras Kurbanları - 1966 Bar Kızı - 1966 Aslanların Dönüşü - 1966 İntikam Ateşi - 1966 Fatih'in Fedaisi - 1966 Kıran Kırana - 1966 Meydan Köpeği - 1966 Para Kadın Ve Silah - 1966 Aşk Mücadelesi - 1966 Kara Duvaklı Gelin - 1967 Killing Canilere Karşı - 1967 Kozanoğlu - 1967 Soy Ve Öldür - 1967 Kelepçeli Melek - 1967 Son Gece - 1967 Çelik Bilek - 1967 Kurbanlık Katil - 1967 Krallar Ölmez - 1967 Düşman Aşıklar - 1967 Killing İstanbul'da - 1967 Killing Uçan Adam'a Karşı - 1967 Caniler Kralı Killing - 1967 Ölüm Saati - 1967 Acı Günler - 1967 Casus Kıran - 1968 Dağları Bekleyen Kız - 1968 Sevemez Kimse Seni - 1968 Leylaklar Altında - 1968 Eşkiya Kanı (Hakimo) - 1968 Ana Hakkı Ödenmez - 1968 İftira - 1968 Urfa İstanbul - 1968 Erikler Çiçek Açtı - 1968 Şeyh Ahmed - 1968 Baharda Solan Çiçek - 1968 Son Vurgun (Kurşunların Yağmuru) - 1968 Sabahsız Geceler - 1968 Kader Böyle İstedi - 1968 Kader - 1968 Pir Ömer İntikam Yemini - 1969 Ana Mezarı - 1969 Anadolu Soygunu - 1969 Boğaziçi Soygunu - 1969 Lekeli Melek - 1969 Seninle Ölmek İstiyorum - 1969 Fakir Kızı Leyla - 1969 Casus Kıran / Yedi Canlı Adam - 1970 Kaynak Internet Movie Database ‘Irgat’ın Türküsü’nü söyleyen şair... Cahit Saffet Irgat, tiyatrosu, sineması ya da şiirleriyle, yaşadığı dönemdeki insanların belleklerinde yer tutan önemli sanat adamlarından biriydi. Ne var ki, (ölümler, sanatçının bedeniyle birlikte, bir ölçüde de sanatsal uğraşılarını ya da eserlerini de gözlerden uzaklaştırır) kuralları onun için de geçerliydi. O nedenle bugün toplumun büyük bir kesimi tarafından tanınmaz. Yaptığı her işte, tüm sanat uğraşılarında son derece içtenlikli olan Irgat’ın, gerek tiyatro tarihinde, gerekse edebiyat tarihinde küçümsenmeyecek, Özgün bir yeri bulunmaktadır. Tiyatrocu Cahit Irgat Irgat, daha lise döneminde tiyatroya merak sarmış ve öğrenimini yarıda bırakarak Ankara Devlet Konservatuvarı’na girmiştir. Çünkü, - 1934 yılında başvurduğu Muhsin Ertuğrul, kendisine; “önce okulunu bitir, sonra yanıma gel” demiştir. Konservatuvarı bırakma nedenini ise - 1968 yılında Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Çok Yaşayın Ölüler” adlı yazı dizisinde: “... Gece Güzel başlamıştı. Avni Arbaş’ın atölyesinde. Rakılı şaraplı bir geceydi. Hep tanıdık ya sanatçı ya eğitimci kişilerdik bu çilingir sofrasında. Cin gibi zeki bir adamdı Hasan Ali Yücel. O güne dek hiç karşılaşmamıştık. Rakı bitmiş şaraba başlanmıştı. Konu dönmüş dolaşmış memlekete gelmişti. Eğitim meseleleri, sanat meseleleri, özgürlük meseleleri. Epey olmuştuk. Damdan düşercesine. - Sizin başka işiniz yok muydu ki Maarif Vekilliği’ne gelir gelmez attığınız imzalardan biri de benim konservatuvardan kovulmam içindi, dedim. O, - İyi olmuş. Çok iyi etmişim!.. Şimdi sanatçısın Paris’te. Orada kalsan ne olurdun? Maaşlı devlet oyuncusu.” diyerek anlatır. Acılı bir dönemin sanatçısı olan ve tiyatroya yaklaşık otuzbeş yılını veren Saffet Irgat, tiyatroyu çok sevmesine karşın, kıyasıya eleştirir. Bu konudaki düşüncelerini ise; “Sahne İnce hastalık, verem gibidir. İnsanın içine bir yapışmasın. İnsanı erite erite, kemire kemire götürür. Kan kusturur, uğraştırır uğraştırır da uğraştırır. Sahne oyuncuya karşı, denizciyle uğraşan Deniz gibidir. Genç olsun yaşlı olsun bir gün oyuncunun bedenini bir ceset gibi, tiyatro leşi gibi kıyıya atıverir. ... Tiyatro kabiliyet işidir. Okulu var ama yeterli değil. Okul kibrit kutusuna benzer. İçinden çürüğü de sağlamı da çıkar. Okuldan çıkınca devlete sırtını dayayanların yaptığı şey sanat değildir. Hiçbir endişeleri, didişmeleri olmayanların halka ve sanata hiçbir faydası yoktur” biçiminde dile getirmektedir. 1940 yılında ilk kez “Yılmaz Ali” adlı filmde oynayan Cahit Irgat, sahneye de Raşit Rıza Tiyatrosu’nda “O Gece” adlı oyunda çıkmıştır. Ne var ki, çocuklarının oyuncu olduğunu haber alan ailesi, onu evlatlıktan çıkarmıştır. Şair Cahit Irgat 1940 kuşağı şairlerinden olan Cahit Irgat’ın, zaman zaman değişik etkilenmelere uğrayan ve arayış içinde olan, kendine özgü bir şiiri vardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, 2. Dünya Savaşı’nın döneme bağlı sıkıntılarını iyiden iyiye yaşayan şair, bu sıkıntılardan şiirini beslemesini de bilmiştir. O nedenle şiirinin dokusunda Savaş karşıtı bir anlayışın derin çizgileri bulunmaktadır. Yine Savaş yıllarında yaşanan yokluk, yoksulluk, şiirinin yaygın konularından birini oluşturmuştur. Bütün bu tanıklıklar, onda olumlu bir yapının temellerini atarken, bir kendinden kaçışı, içkide yoğunlaşmayı, insanlara küsmeyi ve bunlara benzer gelip giden bunalımları da beraberinde getirmiştir. İçinde yaşadığı kentin doğal yapısından kaynaklanan konumu, ondaki sıkıntılı koşulları ve ruhsal durumu, açımlaması açısından “Korku” adlı şiirinde; “Her yerde aynı hava aynı koku, aynı dert Korkuyorum. sen de kaçma bu şehirden Yalnız bırakma beni Gökler bile değişiyor lahzada. Ardından geliyor bak Güneşiyle bulutuyla gökyüzü Bütün şehir, bütün Deniz, yeryüzü, Sen de kaçma bu şehirden Yalnız bırakma beni, Ben fakir bir sahilin Kahır yüklü çocuğu, Korkuyorum.” dizeleriyle dile getirdiği değişimleri de gözden uzak tutmamak gerekir. Çünkü bu değişimler Cahit Irgat’ın şiirine de yansımaktadır. Günlük konuşma dilinden kopmayan şair, ağırlıklı olarak kısa şiirler yazmakta ve bir konuşma rahatlığı içinde şiirlerini yapılandırmaktadır. Bunu yaparken “Göç” adlı şiirin; arzusuyla göç etmedi Kelepçeli götürdüler Gece yarısı. Ay vururdu odasına bir daha görünmedi. dizelerinde görüleceği gibi, bazı şiirlerinde toplumsal gerçekleri irdeleyip dile getirmekten de geri durmamaktadır. Ancak, bu toplumsal duyarlılığı, aynı ölçüde ve bütün şiirlerinde bulmak olası değildir. “Son Perde” şiirinin; “Çöküyor şarap rengi bir Bulut Yağıyor üstümüze ölülerin gözleri İnsanlar birbirinin gözyaşını içiyor.” dizelerinde olduğu gibi şairi, kimi zaman da derin bir kötümser Duygu ve düşüncenin de içinde görüyoruz. Şairin, tiyatroya bakışında da kendini gösteren bu özellik şiirlerinde ise belirleyici olmaktadır. - 1981 yılında, “Sanat Olayı” dergisinin haziran sayısında bu konuya değinen Şükran Kurdakul, “Şiirimizin Gözü Yaşlı İyimseri, Cahit Irgat” adıyla yazdığı yazıyı; “... Bu şehrin Çocukları” (1945), “Rüzgarlarım Konuşuyor” (1947), “Ortalık” (1952), “Irgat’ın Türküsü” (1971) kitaplarında toplanmış şiirler, Savaş-barış, vahşet-uygarlık, kötülük-sevgi, güçlü-güçsüz, sahip-ırgat çelişkilerinin yarattığı duyarlıkları anlık coşku ve parlamalarla ortaya kor. Bu şair, şiirimizin gözü yaşlı iyimseri Cahit Irgat’tır.” diyerek bitirmektedir. “... Boşa işlemiş zaman Bankalar kurulmuş sırtımdan Dik dünyayı tırman tırman Koşulmuşum...” dediği yirmiiki dizelik “Irgat’ın Türküsü” adlı şiirinde ise, bir yandan kendi portresini çizerken, diğer yandan da memleketin durumunu ortaya koymaktadır. Küçük yaşta sanatla kucaklaşan Cahit Irgat, kırılmalarına, zaman-zaman sessiz kalışlarına karşın sanattan kopmamıştır. İlk şiirini Cahit Saffet imzasıyla Varlık dergisinde yayınlayan Irgat’ı, aynı zamanda sanata adanmış bir ömrün de simgesi olarak görmek, sanırım ona hakkını vermek olacaktır. Kaynak Evrensel Güngör Gençay |