Yapım Tarihi - 2004
Süre - 00:55:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam
Yönetmen - Kazım ÖZ
Bir Kürt göç öyküsü. Yönetmen, artık neredeyse sadece yaşlı insanların yaşadığı
köyünün sevgi dolu ve hüzünlü bir portresini çiziyor. Onyıllarca Süren savaş
sonucu büyük kentlere ve Avrupa´ya göçen halkını, yeni memleketlerinde bulup
bugünkü yaşamlarını gösterirken, gurbet, sıla özlemi gibi kavramlara somut bir
çehre kazandırıyor.
Göçün savurduğu hayatların belgeseli- Dûr
"Fotoğraf" ve "Ax" filmleriyle tanıdığımız yönetmen Kazım Öz, bu kez de ilk uzun
metrajlı Kürtçe belgesel filmi "Dûr-Uzak"la izleyicilerin karşısına çıkacak.
Belgesel olan Dûr filmi, köyden dünyanın dört bir yanına savrulan insanların
öyküsünü konu alıyor.
Genç Yönetmen Kazım Öz, ilk uzun metrajlı Kürtçe belgesel filmi 'Dûr'un ilk
gösterimini liseyi okuduğu okulda köylüleriyle paylaştı. Kameraların yaşlı
yüzlere çevrildiği filmde, göç hikayesiyle birlikte bir dağılma ve savruluşun
hikayesi işleniyor.
"İnsanın yüzü yaşadığı coğrafyasına benzerdir" derler... Hele bu coğrafya terk
ettirilmişse, zorla insansızlaştırılmışsa ya da yalnız bırakılmışsa o yüzdeki
çizgiler daha derin, bakışlar ise daha bir anlamlı olur. "Fotoğraf" ve "Ax"
filmleriyle tanıdığımız yönetmen Kazım Öz, bu kez de ilk uzun metrajlı Kürtçe
belgesel filmi "Dûr-Uzak"la izleyicilerin karşısına çıkacak. Öz, bir köyden
dünyanın dört bir yanına savrulan insanların öyküsünü konu alan belgesel
filmiyle kamerasını bu insanlara çeviriyor.
Öz'ün ayrıca Marmara Üniversitesi Güzel Fakültesi Sinema Bölümü yüksek lisans
bitirme tezi olan 65 dakikalık belgesel filmde yönetmenliğin yanısıra Öz,
yapımcı, kameraman ve kurgu işini de üstlenmiş. Öz'ün de içinde yer aldığı
Mezopotamya Sinema Kolektifi'nin destek verdiği 2003 yapımı film, bütçesiz
çekilmiş. Öz'ün 2001 yılında İstanbul'da geçirdiği trafik kazasında yaşamını
yitiren abisi Abbas'a ithaf ettiği film, geçtiğimiz aylarda Almanya'da katıldığı
Nünberg Film Festivali'nde ödül aldı. 1995 Yılından beridir belirli aralıklarla
doğup büyüdüğü Kûrmeş Köyü'ne giderek göçün ve terkedilmişliğin ardından kalan
yaşlı köylülere kamerasını yönelten Öz'ün filmi bir bakıma Kûrmeş-Almanya
hattında geçen bir göç ve toprağa Özlem hikayesini de barındırıyor. Göç
edenlerin ve geride kalanların trajedisini...
'Köylüleriyle birlikte izledi00
İlk kez Munzur Kültür ve Doğa Festivali'nde Dersim'in Pertek İlçesi'nde
gösterilen filme, çok sayıda çocuk genç ve yaşlı köylü katıldı. Filmin ilk
gösterimini özellikle köylülerin izlemesini isteyen Öz için filmin, lise
öğrenimini yaptığı Atatürk İlköğretimi'nde prömiyer yapması ise ilginç bir
tesadüf olmuş. Çok sayıda köylünün doldurduğu okulun Konferans Salonu'nda,
birçok köylü ise filmi ayakta izledi. Filmde kendilerini bulan köylüler kimi
zaman birlikte güldü kimi zaman ise birlikte ağladı.
'Tek bir çocuk sesi bile yok00
Filme ilişkin görüştüğümüz Kazım Öz, filmin göçün yanında bir dağılma sürecini
içerdiğini belirterek, 90'lı yıllarla birlikte özellikle köyler üzerindeki
dağılmaların, gerek gidenler gerekse geride kalanlar içerisinde en büyük
trajediyi yaşlıların yaşadığını söylüyor. Geride kalanlarda çok ciddi bir
boşluk, yalnızlık, ilgi görememe, kendi dünyalarına hapsedilme gibi bir durumun
olduğunu dile getiren Öz, filmi çekmeye başladığı zamandaki duygularını şöyle
ifade ediyor:
"1997'nin sonlarıydı, yıllar sonra köyümü ziyaret edişim. Köye adımımı atışta
tuhaf bir ürperti sardı bedenimi. Yüzyıllık yalnızlıkları yüzlerinde taşıyan
birkaç yaşlı dışında kimseler yoktu. Hayata dair sesler duyulmuyordu. Doğunun
neresine gidersen duymaktan kaçamayacağın tek bir çocuk sesi bile. Kendimi
bomboş bir mekanda bulmuştum. Her taşını, deresini, ağacını, duvarını ezbere
bildiğim bir mekanda yürüdüm sokaklarında. Anılarla yüklü mekanda her adım
atışımda, geçmiş zaman tüm gücüyle bilincimde canlanıveriyordu. Kapı önlerinden
bana bakan acılı yaşlı gözlerden anladım ki, iki kuşağı kaybetmişler onlar.
Gençler ve çocuklar artık yoktu onların dünyalarında. Gidenlerin çoğu zorunlu da
gitmiş olsa, yapılan bir terk edişti. O kuşaklar batının değirmenlerinde zaman
öğütüyorlardı şimdi. Anılarla yüklü her karış mekan ve canlı hayata dair birkaç
iz bana beni sorgulatıyordu. Galiba insanın doğasında bir belgeleme güdüsü
mevcut. Öncelikle bu güdü olsa gerek gelişigüzel kayıt etmemi sağlayan. Ancak
bir süre sonra bu çabama karşı bir eğilim gelişmeye başladı.
Neden kaydediyordum? Kimin için? Neye yol açacaktı bu kayıtlar? Hayat devam
ediyordu ve ben sadece kaydediyordum. Bıraktım kamerayı. Sanıyorum belgenin ve
sanatın Süren hayat içindeki rolüne ilişkin bir hesaplaşmayı yaşıyordum. Bir
süre sonra yeniden çalıştırdım kamerayı... Hem kalanlara hem savrulanlara
çevirmek istedim.."
'Gidenlerde kalanlarda hapis yaşamı yaşıyor00
Geride kalan insanlar arasında bakılamayacak durumda yaşlıların olduğunu,
bunların ne bir devlet yardımı ne de sivil toplum kurumlarının desteğini
aldıklarına dikkat çeken Öz, filmde yaşlı insanların sitem ettiklerini
kaydediyor. Öz şunları belirtiyor:
"Dışarı göç öden yaşlıların orada yaşadığı durumda çok büyük bir trajedi. Onlar
ne uyum uyum sağlayabiliyorlar ne dil öğrenebiliyorlar. Buraya gelmek istiyorlar
ama gelemiyorlar. Yani ülkelerinden uzakta buradakiler gibi bir hapis
yaşıyorlar..."
Yeni film 'Fırtına' olacak
Filmin bu haliyle daha bitmediğini, bazı eklemeler ve çıkartmalar yaptıktan
sonra galasını yine köy meydanında kuracağı perdeyle yapmak istediğini dile
getiren Öz şu anda, "Fırtına" isimli uzun metrajlı bir filmin hazırlığı içinde
olduklarını da ekledi.
Kaynak
5 Ağustos 2004 Perşembe, AYSEL BakırAY / DİHA / DERSİM
mezopotamya.org/2004/08/05/allkul.html
“Köy, insanın yalnız olmaması demektir; insanlarda, bitkilerde, toprakta sizden bir şeyler
olduğunu bilirsiniz, orada olmadığınızda bile köyünüz sizi bekler. Ama orada rahat etmek
de kolay değildir...” Cesare Pavese, “Ay ve Şenlik Ateşleri”
ÖNSÖZ
ya da Yönetmenin Kaleminden DÛR…
“1997’nin sonlarında, yıllar sonra köyümü ziyaret etmiştim. Köye adımımı atar atmaz, tuhaf
bir ürperti sardı bedenimi. Köyde, “yüzyıllık yalnızlıkları” yüzlerinde taşıyan birkaç
yaşlı dışında kimseler yoktu.
Hayata dair sesler duyulmuyordu. Doğunun neresine gidersen duymaktan kaçamayacağın tek bir
çocuk sesi bile… Her taşını, deresini, ağacını, duvarını ezbere bildiğim bir mekânda,
kendimi boşlukta bulmuştum.
Yürüdüm, köyümün sokaklarında…
Kapı önlerinden bana bakan acılı, ihtiyar gözlerinden anladım ki, iki kuşağı kaybetmişler
onlar- gençler ve çocuklar artık yoktu onların dünyalarında. Gidenlerin çoğu zorunlu da
gitmiş olsa yapılan bir terk edişti. O kayıp kuşaklar, batının değirmenlerinde zaman
öğütüyorlardı şimdi.
Anılarla yüklü mekânda her adım atışımda, geçmiş zaman tüm gücüyle bilincimde
canlanıveriyordu. Görünürde boş olan her karış yerde, sanki bir şeyler kıpırdanıyordu…
Canlı hayata dair birkaç iz bana beni sorgulatıyordu.
Ve itiraf ediyordum ki, oradan kendime ve dünyaya daha iyi bakmaya başlıyordum.
Geride kalanlara, o mekânlara ve o topraklara karşı sorumluluğun bir gereği olarak
yaptığım ‘Ax (toprak)’ adlı kısa film bir nebze olsun bu hüznü ve acıyı dile getirse de
biliyordum ki bu, denizde damla misali bir paylaşımdı.
O zamandan sonra belirli aralıklarla köyümü ziyaret etmeye ve kaydetmeye çalıştım. Galiba
insanın doğasında bir belgeleme güdüsü mevcut. Öncelikle bu güdü olsa gerek gelişigüzel
kayıt etmemi sağlayan.
Ancak bir süre sonra bu çabama karşı bir eğilim gelişmeye başladı. Neden kaydediyordum?
Kimin için? Neye yol açacaktı bu kayıtlar? Hayat devam ediyordu ve ben sadece
kaydediyordum. Bıraktım kamerayı. Sanıyorum belgenin ve sanatın Süren hayat içindeki
rolüne ilişkin bir hesaplaşmayı yaşıyordum…
… Ve bir süre sonra yeniden çalıştırdım kamerayı... Hem kalanlara hem savrulanlara
çevirmek istedim...”
Kazım Öz
26 Ekim 2002 / İstanbul
DÛR….uzak
“Köy üzerine bir ağıt…”
İşte, bu içsel hesaplaşmanın ortaya çıkardığı bir belgesel film olan Dûr, kurguda, yani
masada elden geçtikçe, köy üzerine bir ağıta dönüştü…
Yıllarca, tek kişilik bir ekiple çekilen görüntüler, aynı “ekip” tarafından işlendikçe,
gerçekle hayal arası bir konum kazandılar ve dokunaklı bir trajediyi anlatan Dûr çıktı
ortaya….
Çağdaş insanın artık uzaklaştığı, ama hep içinde bir eksiklik olarak kalacak olan köy
yaşantısının bütün trajedisinin, yani bütün açmazlarının, doğrudan gerçek karakterlerin
ifadeleriyle yorumlandığı, öte yandan çağdaş yaşamı seçen genç kuşağın açmazlarının da ele
alındığı bir film oldu Dûr…
Ölmekte Olan Bir Köyün Dramı
Pavese, günümüzden 60 sene önce yazdığı “Ay ve Şenlik Ateşleri”nde, yıllar sonra, büyüdüğü
köye gelen kahramanının gözüyle, köy yaşantısı üzerine çeşitli belirlemelerde bulunuyordu…
Belki o zamanlar, Pavese, ölmekte olan İtalyan köylerinin trajedisini fark etmişti… Daha
yakın tarihte ise, John Berger, Fransız köylülerinin trajedisine dikkat çekiyordu…
Berger’e göre, köy yaşamı, bitmek üzere olan bir yaşantı biçimidir. Yani köyler
ölmektedir…
Belki, bu açıdan bakarsak, Kazım Öz’ün filmi, ölmekte olan bir köyün belgelenmesidir.
Filmde, yaşlıların ve gençlerin, yerel şarkıları söylerken, sık sık unuttuklarına Tanık
oluyoruz. Belki de unutmaktır ölümün ilk işareti… Gençler yaşlılarını unutuyor, çocuklar
dillerini unutuyor, yaşlılar, öteden beri bilinen şarkılarını unutuyor ve kör bir kadın,
kameranın arkasındaki Kazım’a sesleniyor laf arasında- “dilinizi unutmayın Kazim, Kazim…”
Trajik nokta, ölümün fark edilmesi ama engellenememesidir belki de…
Bu nedenle, Dûr, bir doğa ya da tarih belgeseli değil, bir belge-dramadır… Bir köyün
şahsında, ölen bütün köylerin ve onlarla birlikte ölen tüm eski değerlerimizin belgesidir…
Film boyunca, kamera, köyde, insan yüzlerinde ve Avrupa’da gezinirken, hep tanıdık
işaretler ve eski komşuluklar aramaktadır… Bunu yaparken biz de seyirci olarak, kendimizi
kah bir yaşlının gözlerinde, kah yabancı bir Avrupa şehrinde, kah köy meydanında
ihtiyarların sohbetinde, kah kör bir kadının bilgeliğinde buluruz.
Filmi izlerken, herhangi bir kurgusal filmde olduğundan daha çok, kendimizi yaşamla
yüzleşirken buluruz… Herhangi bir filmden daha çok çeşitte öykünün içine girip çıkarız… Ve
insanın trajik yalnızlığına bulanırız…
Film bittiğinde, yolculuğumuz bitmez ve bir süre daha kendi köylerimizin sokaklarında
yalnız başımıza yürürüz…
İyi bir roman okuduğumuzda, nasıl o dünyada günlerce kalıyorsak, Dûr da, bizi bir süre
kendi dünyasında tutar… Hayatı bir daha öğreniriz, onunla baş edemesek de…
“Eski Komşum Filmimi Çekiyor”
Filmdeki karakterlerden biriyle, hem köyde hem de Almanya’da karşılaşıyoruz. Kendi durumu
üzerine ağıtlar yakan bir kadın… Televizyonda, köy görüntülerini izlerken konuşuyor:
“Aaa bu Mustafa, yaşarken. Komşumuzdu. Eski komşum! hastayken. Yazık sizlere girdiniz
soğuk toprağa… Ah Gülşeri keşke o zamanlar olsaydı. Birlikte yemek yemiştik hani! Sonra da
kavga etmiştik değil mi?”
Sonra ağıtına başlıyor:
“Vay başıma vay, nasıl da paramparça olduk.
Artık birbirimizi tanımıyoruz.
Tarlacığıma buğday ektim.
İçinden çavdar otunu ayıkladım.
Başım ağrıyor ama buradakilere söyleyemiyorum.
Komşum gelmiş yabancı filmimi çekiyor.
Ama ben artık komşusu değilim.
Olmuşum Almancı.
le le gurbetlik, yedi bitirdi bizi…”
Eski ilişki biçimini, eski günleri özleyen bir kadının en doğrudan ifadeleridir bunlar.
Ani bir duygulanımla, ezgiye döktüğü bu sözler, aynı zamanda yaşam üzerine bir felsefe
barındırırlar… Köy, kapı önlerinden birbirine seslenmek demektir…
“Vay başıma! Başıma!
Keşke evimde olsaydım şimdi.
Yazık bize nasıl buralara geldik.
Vay başıma başıma bu neydi geldi başımıza!
Senin hatırın için şarkı söylüyorum.
Yazık bize komşuluğumuza.
Keşke şimdi Hıdır'ın evinin önünde oturuyor olsaydım.
Anık bana seslenseydi 'gel çay içelim'.
Şimdi neden seslenmiyorsun!
Yazık değil mi bana!”
“Kafesteki kadın”
Kamera, Avrupa içindeki yolculuğunda hasta-yaşlı bir kadına da misafir oluyor…
“Adı dört demir…
Dört demir arasındayım.
Dönemiyorum. Dört demir arasındayım.
Rüya görüyorum, köydeyim.
Evimin kapısının önündeyim.
Geziyorum Kürmeş'te.
Uyanıyorum. Dört demir arasındayım.
Dönemiyorum.
İhtiyarlık gelip çatmış.
Demek dünya yalancıymış le le.”
Uzak "Dûr" / The Distant
Kazim ÖZ
65 / 2004 / Türkiye / DV / Kürtçe, Türkçe / Türkçe, İnglizce
Bu proje; eskiden çok kalabalık olan, şu anda ise bazı yaşlıların dışında başka kimselerin
yaşamadığı bir köyün öyküsü üzerine belgesel bir film çalışmasıdır. Pertek'e bağlı bu köy,
savaş, Avrupa'ya göç ve ekonomik sebeplerden dolayı boşalmıştır. Köylülerin büyük bir
bölümü Avrupa'ya, bir bölümü de Türkiye metropollerine göç etmiştir. Avrupa, metropol ve
şu anda köyde yaşayan köylülerin özlemlerini yansıtan, yaşam standartlarını gösteren, eski
ve yeni değer yargılarını karşılaştıran ve gençlik kuşağı ile yaşlı kuşağın
yabancılaşmasını anlatmaktadır.
8. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali. 2005
Kaynak
1001 Belgesel Film Festivali
Katalogu
Filmin Yapım Hikayesi
1999 yılında, zorunlu göçe direnerek, köyünü terk etmemiş son yaşlının, Zelo’nun
hikâyesini çektiğimizde, Kazım’ın, Dûr filminin bazı sahnelerini çektiğimizi bilmiyorduk…
Ax, Kazım Öz’ün, köyüyle olan ilişkisinden beslenmişti… Dûr, Ax’ın başka bir açıdan ele
alınışı olarak önümüzde duruyor…
Kazım Öz, yaklaşık 10 yıldır, köye her gidişinde, kamerasıyla gidiyor ve hissettiklerini
kaydediyordu.
Bir süre sonra, bu kayıtlar, filme dönüşmeye başladılar… Kalanların ve savrulanların
anlatıldığı bir filme…
Dûr, aynı zamanda, yönetmeninin de 10 yıllık yolculuğunun filmi olarak okunabilir…
Bu filmle birlikte, kaçınılmaz olarak, Kazım Öz’ün, Ax’tan beri izlediği yolu da takip
etme fırsatı buluyoruz. Bu, yarı kurgusal bir dünyadan, gerçek dünyaya dönüşün yoludur
aynı zamanda. Ve, bir yönetmenin dünyasının en saf halidir.
Dûr’un çekimleri, Kazim Öz’ün köyünü ziyaret ettiği zamanlara rastlar. Bu zamanlar, son on
yılın çeşitli mevsimleridir. Kiminde keyifli bir ziyaret, kiminde de acılı, zorunlu
gidişler… Ama tüm ziyaretlerde, kamera, Kazim Öz tarafından çalıştırılarak, çeşitli
kayıtlar alınmıştır. Bir süre sonra, kayıtlar, filmin kurgusu doğrultusunda alınmaya
başlanmış, Avrupa gezileri de, filmin yapımına katkı sunacak şekilde işlevsel hale
getirilmiştir.
Bu yönüyle baktığımızda, film, yönetmenin on yıllık yolculuğunun, kendisi tarafından kayıt
altına alındığı, sonra kurgulandığı bir zamandır. Bir yolculuklar filmidir Dûr…
Çekimler, Tunceli’nin Pertek ilçesinin Kürmeş köyünde ve Almanya’nın çeşitli şehirlerinde
yapılmıştır.
Bu film, aynı zamanda Kazim Öz’ün, Marmara Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sinema-TV Bölümü,
Yüksek Lisans Tezidir.
Dûr, şu ana kadar, çeşitli film festivallerinde gösterilmiş, Nürnberg Türk Alman Film Festivalinde,
2004’ün en iyi belgeseli ödülünü almıştır.
Kaynak
Mezopotamya Sinema Kolektifi Web Sitesi
Dünya Hakları - Yapım 13 Prodüksiyon
Telefon - +90 212 232 60 63
Elektronik Posta Adresi - mkmsinema@hotmail.com