Yapım Tarihi - 1936 (Film Bitirilemedi)
Süresi - 00:00:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Münir Hayri Egeli
Senaryo - Münir Hayri Egeli, Mustafa Kemal Atatürk
Metin Danışmanı - Afet İnan, Recep Peker, Hasan Reşit Tankut
Atatürk’ün Senaryosunu Yazdığı “Ben Bir İnkılap Çocuğuyum”
Filminin Hüzünlü Hikayesi
Atatürk'ün senaryosunu yazdığı Ben Bir İnkılap Çocuğuyum filminin hüzün dolu
hikayesine tanık olduğunuzda Ulu Önder'in ne kadar çok yönlü bir dünya lideri
olduğunu tekrar anlayacaksınız.
Ülkemizin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar çok yönlü
olduğunu hepimiz biliyoruz. O siyasetten askeriyeye, tarımdan ekonomiye,
geometriden sanata kadar pek çok alanda illaki bir fikir sahibi olacak kadar çok
yönlü bir lider. Atatürk’ün aynı zamanda sinemaya da özel bir ilgisi olduğunu
bilenler bilir. Peki, Atatürk’ün senaryo yazdığını söylesek? Gözlerinizin
faltaşı gibi açıldığını hissediyoruz. Atatürk’ün senaryosunu yazdığı Ben Bir
İnkılap Çocuğuyum filminin arka planındaki çarpıcı hikayeye gelin birlikte
bakalım!
Atatürk, bildiğiniz üzere çok yönlü bir liderdi
Özellikle, sanat alanına da özel bir ilgisi ve merakı olan dünya liderimiz aynı
zamanda Türkiye’de sinemanın da gelişeceği yönünde öngörülere sahipti. Öyle ki,
sinemayla ilgili söylediği şu söz çoğumuzu hayrete düşürmüştür:
“Sinema gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit bir eğlence
gibi gelen radyo ve sinema bir çeyrek asra kalmadan yeryüzünün çehresini
değiştirecektir. Japonya’daki kadın Amerikan artistine benzeyecek, Afrika’nın
göbeğindeki siyah adam Eskimo’nun dediğini anlayacaktır. Tek ve birleşmiş bir
Dünyayı hazırlamak bakımından si nema ve radyonun keşfi yanında tarihte devirler
açan matbaa, barut ve Amerika’nın keşfi gibi hadiseler birer oyuncak mesabesinde
kalacaktır.” Onun bu sözü, ne kadar ileri görüşlü bir lider olduğunu anlatmaya
yeter de artar bile!
Atatürk’ün sinemaya olan özel ilgisi de epey fazlaydı
Az önce de dediğimiz gibi, sinemaya özel merak duyan Atatürk, ülkemizin muasır
medeniyetler seviyesine çıkmasının yollarından biri olarak sanatı da önemli bir
yere koyuyor. Onun meşhur “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri
kopmuş demektir” sözü, her Türk gencinin kulağına küpe etmesi gereken cinsten!
Hem de bu ilgi, Atatürk’e senaryo yazdıracak derecede fazlaydı!
Evet yanlış duymadınız, Atatürk’ün 1936’da yazdığı bir senaryosu var. Bazı
kaynaklarda 1937’de yazdığı iddia edilen bu senaryo şu an Ankara’da Milli
Kütüphane’de bulunuyor ve senaryonun bulunduğu kasa iki anahtarla açılabiliyor!
Eee sonuçta Ata’mız yazınca altın değerinde oluyor, bırakalım da bol kapılı bir
kasa olsun tabii.
Atatürk, Türkiye’nin ilk sinemacılarından Münir Hayri Egeli ile senaryoyu yazmak
için birlikte çalışıyordu
Son yıllarında bile hala ülkesinin gelişmesi için her türlü fedakarlığı yapan
Mustafa Kemal, dönemin önde gelen sinemacılarından Münir Hayri Egeli’nin bir
senaryo yazma fikrini duyar duymaz kolları sıvıyor.
O dönem aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi’nin umumi rejisörü olan Egeli, o
yılları dokunaklı bir şekilde anlatıyor
Egeli, 1954’te yazdığı “Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar” adlı kitabında Ata’nın
senaryoyla ilgili söylediklerini bir bir anlatıyor. Ata’nın filmin senaryosuyla
ilgili söyledikleri ise göz yaşartan cinsten. Senaryosu daha çok askeri film
niteliğinde yazılmış olan filmle ilgili Ulu Önder’imiz “İnkılabı gelecek
nesillere götürecek kıvılcım, öğretmenlerden fırlayacaktır. Tarık’ın bir
öğretmen olması daha uygundur. Ona göre düzeltmeli” diyerek eğitime verdiği
değeri de bir kez daha gözler önüne seriyor ve Ulu Önder senaryoyu iki kez
düzeltip Egeli’ye gönderiyor.
Atatürk, filmde sadece öğretmen ve eğitim unsuruna yer vermekle kalmıyor filmde
aşkın da ele alınmasını sağlayarak senaryoyu sağlamlaştırmayı hedefliyor; tıpkı
gerçek bir sinemacı gibi değil mi!
Başkahramanının niteliği değiştirilen filmle ilgili Atatürk, Münir Hayri’ye
“(Senaryoya) başka neler koymalıyız?” diye soruyor. O zamanların sinema
anlayışına uygun bir cevap veren Münir Hayri ise şu cevabı veriyor: “Bir filmde
kadın ve aşk unsuru da aranır. Ama bilmem nasıl emrederdiniz?”. Bu soru üzerine
Ata’nın verdiği cevap ise, “Benim de başımdan aşk hikayeleri geçti” oluyor. Ve
Ulu Önder başlıyor o dört ayrı hikayeyi anlatmaya!
Ata’nın talimatıyla birlikte film hazırlıkları hızla başlıyor ama maalesef sonuç
alınamıyor.
Senaryoyu iki kez düzenleyip Münir Hayri Egeli’ye “Bay Münir Hayri’ye
gönderilecek” notuyla gönderilen senaryoyla ilgili hazırlıklara başlanması için
Ata’mız talimatı veriyor. Ancak film ekibinde yer alan dönemin Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Sekreteri Recep Peker ile fikir ayrılıklarına düşünce ve Ata da
hastalanınca çekimler durduruluyor.
Ama yine de umutlar tükenmiyor ve filmin çekimi için 72 yıl sonra kollar
sıvanıyor
Bir öğretmen ailesi üzerinden yer yer Atatürk’ün fikirlerine ve inkılaplarına da
bağlı kalınarak ele alınan bu enfes senaryo, ne yazık ki hayata geçirilemiyor.
İpek Film Stüdyosu’nda başlatılan çalışmalar sonuçsuz kalsa da aradan geçen 72
yılın bir şeyler değişiyor. 2008’de “Ben Bir İnkılap Çocuğuyum” adlı film ve
senaryo konusu tekrar gündeme geliyor. Sarı Zeybek adlı kısa belgeselin ekibi ve
10 kişiden oluşan bilim kurulunun işbirliğiyle gerçekleştirilmesi planlanan
filmin yönetmeni ve senaristi ise Biray Dalkıran.
Umutlar tam tekrar filizlendi derken film iptal ediliyor
Biray Dalkıran ve ekibi film için 8-10 milyon dolarlık dev bir bütçeye sahip
oluyorlar. O dönem, “filmde Ata’yı canlandıracak oyuncu Rutkay Aziz mi yoksa
Uğur Dündar mı olsun” tartışmaları sinema dünyasını karıştırıyor. Ancak ne yazık
ki çeşitli sebeplerden dolayı bu yeniden yeşeren umutlar solmaya yüz tutuyor.
Önümüzdeki yıllarda tekrar gündeme geleceği meçhul
Atatürk’ün “Bu senaryonun ruhuna sadık kalınması elzemdir” diyerek adeta
vasiyeti kadar önem atfedilebilecek bu film, önümüzdeki yıllarda tekrar gündeme
gelir mi bilmiyoruz. Ama gelse ortaya milyonlarca insanda merak uyandıracak bir
iş çıkacağı kesin!
Editör
Serap Ilgın
8 Kasım 2019
Kaynaklar
tarihinizinde.com
Atatürk Filmi, “Ben bir İnkılap Çocuğuyum”
yenisafak.com
Atatürk'ün yazdığı film senaryosu
cokiyiabi.com
Ben Bir İnkılap Çocuğuyum
hurriyet.com.tr
Ata'nın senaryosu filme çekilecek
Atatürk Filmi, “Ben bir İnkılap Çocuğuyum”
Ölümünün ardından, Atatürk ile ilgili, Atatürk’ün hayatı ve yaptıklarını anlatan
bir kısım filmler çekilmek istenmesine rağmen bu konuda bir ilerleme
kaydedilememiştir. Çünkü: “Atatürk” ile ilgili çekilmek istenilen filmlerde
daima gerek maddi ve gerekse manevi pürüzler ortaya çıkmıştır. Ama bu
pürüzlerden benim en çok ilgimi çekenler: Atatürk rolünü almak üzere görevi
kabul eden sanatçıya, Amerikan Ermeni Lobisi tarafından aksi yönde baskılar
olması ve sanatçının rolü daha sonra kabul etmemesidir. Bir diğer ilginç pürüz
ise: bir dönemlerin ünlü sanatçısı olan J.Braynır’ın ülkemize gelerek Atatürk
rolünü istemesine rağmen, ülkemiz Cumhurbaşkanını Celal Bayar’ın “Atatürk’ün
tarihi şahsiyeti ve büyüklüğü, onun rolünü kimseye verilemez kılmıştır” diyerek
bu durumu kabullenmemiş ve yine Atatürk ile ilgili, muhteşem bir film yapmayı
başaramamışızdır.
Tıpkı: “10 Yıl Marşı” gibi, Cumhuriyetin takip eden onlarca yıllık sürecinde
yeni bir marş yaratamamış olmamız ve hala aynı marşı söylemeye devam etmemiz
gibi, Atatürk ile ilgili hala doğru dürüst bir film yapamamışız ve sadece birkaç
belgesel ve o dönemlere ait fotoğraf ağırlıklı filmlerle, bu büyük insanı
tanımaya ve tanıtmaya devam etmekteyiz ki, bu adı büyük olarak anılan Türkiye
Cumhuriyeti için inanılmaz bir eksikliktir. Düşünün ki, Amerika, aslında tam bir
trajedi olan “Vietnam Savaşı” ile ilgili yüzlerce film yapmıştır.
Evet: son yıllarda, özellikle iki “Atatürk” filmi gündeme gelmiş ve her türlü
eleştirilere rağmen bu filmler toplumda ilgi görmüştür. Ancak, bir gerçek daha
var ki: son yıllarda “Atatürk” birçok kendini, tarihi ve Atatürk’ü bilmeyen
yazar müsvetteleri tarafından da saçma sapan ve yalan anlatımlarla tanıtılmaya
çalışılmaktadır ki, bu yazarlar zaten hitap ettikleri kitlelere, Atatürk’ü
onların istediği biçimde yansıtmaktadırlar. Bu durumda: yeni neslin, yeni ve
genç neslin, Atatürk’ü hurafelerden uzak, gerçeklerle tanıması için elimizden
geleni yapmalıyız.
Geçenlerde, benden yaşça büyük ve muhteşem kültürlü bir yakınımdan “Atatürk” ile
ilgili değişik ve gerçek bilgiler bulunan kitaplar önermesini istediğimde, tek
cevap olarak “Nutuk” oku, çünkü Atatürk’ü en doğru, en gerçekçi olarak kendisi
kendini orada anlatmıştır” dedi ve bunun üzerine, daha önce okul yıllarında
okuduğum “Nutuk” bir kez daha elime düştü ve hızla okumaya başladım.
Buradan şunu söylemek istiyorum: son yıllarda “Atatürk” ile ilgili birkaç film
çekilmiş ve gösterime sunulmuş olmasına rağmen, bu filmler de Atatürk’ün
gerçeklerini anlatmaktan uzak kaldığı yönünde eleştiriler almıştır. Öte yandan:
yine bir ortamda, büyük bir Atatürk seveni ve nispeten maddi olanakları
elverişli bir tanıdığım ve saygı duyduğum kişi “Atatürk” ile ilgili bir film
çekmek istediğini söyleyince: kendi kendime Atatürk filmi, aslında çok kapsamlı,
eminim ki, Atatürk filmi ile ilgili bir senaryo yazmak istesem, yüzlerce kitap
okumak ve incelemek gerekir diye düşünürken: internet ortamında aslında yıllar
önce, bizzat “Atatürk” tarafından senaryosu yazılan bir filmin yani “Ben Inkılap
Çocuğuyum” isimli bir filmin gündeme geldiğini öğrendim. En doğru olan bu değil
mi, yani Atatürk’ün, Nutuk ta olduğu gibi, kendini en doğru şekilde kendisi
anlatır diye düşündüm ve bu filmin, daha doğrusu çekilemeyen filmin senaryosunun
hikayesini buyurun aşağıda hep birlikte okuyalım.
Önce: böyle bir film senaryosundan söz eden kişi yani Münir Hayri Egeli’yi
tanıtmak istiyorum. Kendisi 1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda
öğretmenlik ve müdürlük görevlerinde bulundu. Kocaeli Maarif Müdürlüğü görevinde
bulundu ve ardından Milli Temsil Akademisi (Devlet Tiyatrosu) ve film
rejisörlüğü yaptı. Öte yandan, 1930 yılında “Atatürk’ün Gezi Belgeseli” isimli
kısa film projesini yürüttü.
Egeli: 1954 yılında yazdığı “Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar” isimli kitabında:
Atatürk ile ilgili anılarını kaleme alırken: Atatürk’ün bu tür bir film
çekilmesi konusunda ve özellikle kendi yazdığı senaryonun çekilmesi konusundaki
çalışmaları hakkında ayrıntılı olarak yer verdi.
Bu kitap: araştırmacı yazar İlknur G. Kalıpçı tarafından 2000 yılında tesadüfen
görüldü ve yaptığı yayınlar ile konunun ısrarla üzerine gitti. Yani, kitap 1954
yılı basımlı olmasına rağmen, ancak 2000 yılında Kalıpçı tarafından gündeme
getirildi. Daha sonraki gelişmeler girmeden önce: Egeli’nin kitabında yazdığı,
Atatürk filmi ve senaryosu ile ilgili anılardan söz etmek istiyorum, ardından
takip eden süreçte yaşananları anlatacağım.
Bir gün: beni Çankaya’dan çağırttılar. Çankaya’ya gittiğimde, Atatürk
kütüphanedeydi.
Atatürk: “…… şirketinden bir mektup aldım. Bizim ınkilabımıza dair bir film
yapmak istiyorlar. Çok güzel, ancak ınkilabımıza dair film yapmak bizim işimiz
olmalıdır. Bir senaryo düşün. Bu senaryo: benim hayatımla, mesela bir öğretmenin
hayatını göstermelidir” diye söyledi ve bana üzerine yazmam için bir kart
uzattı, dikte etmeye başladı. Senaryonun taslağı bittiğimde ellerim tutulmuştu.
Atatürk “derhal bunu topla ve yaz” dedi.
Bunun üzerine, iki günlük bir çalışma ile senaryoyu yazdım ve Atatürk’ün
yaverine verdim. Bir gün sonra: bana bir zarf geldi, zarfın üstünde, Atatürk’ün
el yazısı ile “Münir Hayri Bey’e geri gönderilecek” diye yazıyordu.
Senaryoyu okuyan Atatürk: sayfa sayfa incelemiş ve birçok yerinde uzun ilaveler
yapmıştı. Fakat en sonunda “tekrar göreceğim” notunu düşmüştü.
Ardından: senaryoyu yeniden işledim ve kendisine takdim ettim.
Atatürk: senaryoyu kendisiyle birlikte Afet İnan ve Recep Peker’e okutmuştu.
Recep Peker: beni yanına çağırttırdı “bu senaryonun film olması maliyeti nedir”
diye sordu. Ardından film için bir bütçe yaptım ve kendisine verdim.
İki gün sonra: bu kez Necip Ali Bey: beni yanına çağırttı ve “Münir Hayri, senin
istediklerin yüz bin lira tutar, sen deli misin” dedi. Sonra ise gülümsedi ve
“haydi haydi işin yolunda, bu akşam Çankaya’ya gideceğiz” dedi.
Akşam, Çankaya’ya gittiğimizde, Atatürk film hakkında benzen izahat istedi ve
kendisine film yapımı için temin edilmesi gerekenleri anlattım. Ardından,
Atatürk “Film yapmak, teyyare uçurmak gibi teknik bir olaydır. Sanat ateşi
lazımdır ama yetmez, Münir Hayri’yi Almanya ve İtalya’ya göndereceğiz,
rejisörlük öğrenecek, parasını tahsisatınız yoksa ben veririm” dedi.
Hemen ardından, üç gün sonra: Münir Hayri: yanında Atatürk’ün ilgililere yazdığı
şahsi mektuplar ile birlikte hareket etti. Alman hükümeti, kendisini Atatürk’ün
gönderdiğini öğrenince: rejisörlük eğitimi alması için ne mümkünse yapılması
konusunda ilgililere talimat verdi ve kendisi UFA stüdyolarına göndererek, her
masrafın Alman hükümetince karşılanacağını belirtti.
Almanya ve İtalya’nın ardından Rusya’ya da giden ve her ülkeden rejisörlük
yapabilir şeklinde belgeler alan Münir Hayri, yurda döndüğünde Atatürk’ün
huzuruna çıkar ve Atatürk’ün “Şimdi senaryoları bir kez daha gözden geçirelim”
talimatını verir. Münir Hayri: senaryonun müsvettesini yazar ve Atatürk’e sunar.
Atatürk müsvetteyi okuduktan sonra “başka neler koymalıyız” diye sorduğunda:
Münir Hayri: biraz çekinerek de olsa “bir filmde genelde kadın ve aşk unsuru da
aranır, ama bilemem nasıl emrederseniz” der. Bunun üzerine, Atatürk: “benim de
başımdan aşk hikayeleri geçti” der ve dört hikaye nakleder. Bunlar: Emine,
Hatice, Makedonyalı Eleni ve Naciye’dir.
Daha sonraki yıllarda, kitabını yazmadan önce: Egeli, Hatice hanımı bulur ve
Atatürk ile yaşadıklarını dinler ve bunları kitabında okuyucuyla paylaşır.
“Selanik'te Zübeyde Teyzelere yakın oturuyorduk. Mustafa Bey i çocukluğumdan
beri kapımızın önünden geçtikçe görürdüm. Naciye isminde bizden çok büyük bir
kız arkadaşımız onun her geçişinde pencereye koşar onu seyrederdi. Arkadaşlarla
karar verdik, ilk fırsatta Naciye Abla nın sevgisini Mustafa Bey e duyuracaktık.
Zübeyde Teyzelere de sık sık gittiğim için bu işi bana verdiler. O gün evlerine
gittim ve sofadan geçerken bir saksı içinde kırmızı karanfiller gördüm. Hemen
birini kopardım, Mustafa Bey in odasına girdim. Masasının üzerinde bir tarih
kitabı vardı. Karanfili kitabın açık sayfasına koydum. Mustafa Bey geldi.
Annemin ve annesinin ellerini öptü. Çiçekten dolayı çok heyecanlı idim. Mustafa
bey, benim heyecanlı olduğumu hissetti ve dikkatlice gözlerime baktı. Daha sonra
dersleri olduğunu söyleyip odasına çıktı. Birdenbire Mustafa Bey in
merdivenlerden indiğini, ayak seslerinden anladım. Bu çiçeği benim kitabımın
arasına kim koydu diyecek gibi geliyordu. Mustafa Bey odanın kapısında göründü.
Gözlerimle ben ettim sen etme der gibi ona baktım. Oda bana o manalı mavi
gözleriyle bakıyordu. Mustafa Bey bir arkadaşını görmek için tekrar dışarı
çıkacağını söyledi ve gitti. O günden sonra ne Zübeyde Teyzelere gidiyordum ne
de Mustafa Bey in görünebileceği yerlere uğrayabiliyordum. Bir gün evdeki
büyütmeden, Zübeyde Teyzenin beni Mustafa Bey e istediğini öğrendim. Annem
askerler hep uzaklara giderler, ben kızımdan uzaklaşamam düşüncesiyle işi
sürüncemeye sürmüş. Mustafa Bey Harbiye den erkanıharp yüzbaşısı olarak
çıktığında tekrar beni istedi. Ama annem yine fikrinden vazgeçmedi ve beni başka
biriyle söz kestirdi.”
Evet: Egeli’nin kitabında söz ettiği ve senaryoda görülen bir diğer aşk
hikayesinde ise:
Atatürk’ün ilk ve son aşkının, Selanik Merkez Kumandanı Şevki Paşa’nın kızı
Emine hanım olduğu yazılıdır. Mustafa Kemal, Selanik’ten ayrılırken, Emine
hamının “Harbiye’ye ne zaman gidiyorsunuz” şeklindeki nota yazdığı cevapta “Bu
dakikada vapura biniyorum, bu ani durum bize kan ağlatacak. Bendeniz sizi
unutmayacağıma vicdanen yemin ederim, sizden de aynı vefayı beklerim” şeklinde
duygularını belirtmiştir.
Atatürk: ölümüne kadar, kız kardeşi Makbule hanım vasıtasıyla ondan haber
aldığında mutlu olur, evlenmediğini öğrenince çocuklar gibi neşelenirmiş. Hatta
çok sevdiğini söylediği “Eminem” şarkısını da bu yüzden çok severmiş ve şarkı
her çalındığında, ortama iştirak edip, kimi zaman gözlerinden yaşlar gelirmiş.
Senaryo son şeklini aldıktan sonra: Atatürk altına şu notu düşer “düzeltmelerden
sonra iyi bir film olur ve bu senaryonun ruhuna sadık kalınması elzemdir”.
Ardından; 137 sayfalık bu senaryo, Atatürk’ün kendi hayatını anlattığı bir
senaryo olması açısından önemlidir: senaryoda Atatürk’ün 1927-1938 yılları
arasındaki politik kişiliğinden çok aşkları ve insani yönü anlatılmaktadır ve bu
talimatı alan Münir Hayri: hemen filmin çekim çalışmalarına başlar.
Filmin askeri sahnelerinin çekimi için İsmail Hakkı Tekçe görevlendirilir. Aynı
anda: Kenan Bey: Atatürk’ün kendisinden bazı parçaları filme almakta iken,
Atatürk hastalanır ve çekimler durur.
Senaryonun sonraki akıbeti bilinmiyor ama Milli Kütüphane’de “Atatürk
Emanetleri” adı altında çift kilitli bir kasada saklandığı düşünülmektedir.
Yukarıda sözünü ettiğim gibi: Atatürk’ün ölümü ile unutulup giden bu senaryo ve
film çekimi: 1954 yılında bu olayın birinci derece tanığı Münir Hayri Egeli’nin
yazdığı kitap ve bu kitabın 2000 yılında araştırmacı yazar İlknur G. Kalıpçı’nın
eline geçmesi ve yaptığı yayınlar ile yeniden gündeme gelir.
2008 yılında, senaryonun filme çekilmesine karar verilir.
Film: “Sarı Zeybek” kısa belgeselini çeken ekip tarafından çekilecek ve projenin
yapımcılığı ve yönetmenliğini Biray Daltıran üstlenecektir. Daltıran: 2006
yılında “Araf”, 2007 yılında “Cennet” ve 2008 yılında “Son Balo, Vals ve Zeybek”
kısa belgeselini çekmiştir.
Film için ayrıca: herhangi bir yanılgılı durum yaratılmaması için; 10 kişilik
bir bilim kurulu oluşturulmuştur. 8-10 milyon dolara mal olması düşünülen film:
daha önce “Sarı Zeybek” filmini de destekleyen “Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları
Konfederasyonu” Genel Başkanı Hasan Ekşi tarafından karşılanacaktır.
Film ekibi her türlü hazırlıklarını yaptıktan sonra, her ne kadar Egeli
tarafından kitabında senaryonun ana hatlarına ait ipuçları verilmiş olmasına
rağmen, senaryonun orijinalini bulmak üzere “Milli Kütüphane” ye giderler. Milli
Kütüphane Başkanı Tuncel Acar: kendilerine yardımcı olur, kütüphanede bulunan
kasada, Atatürk ile ilgili saklanan belgelerin digital kopyaları taranır ama
senaryonun orjinali bulunamaz. Ancak, bu araştırmada: Atatürk’ün kendi el yazısı
ile yazdığı bir not daha doğrusu vasiyetine rastlanılmıştır. Bu nota göre “Münir
Hayri, film çevirme işiyle bizzat meşgul olacaktır. Hemen Almanya’ya gidecek,
senaryomuzu işleyecektir. Hasan Rıza gereken masrafları benden karşılayacaktır”
Daha sonra senaryonun araştırmaları: Çankaya köşkü ve Anıtkabir ile yapılan
yazışmalarla sürdürülür, ama yine olumlu bir sonuç alınamaz.
Evet: aslında film çekimi ile ilgili son ekip: senaryonun orijinalini bulamaz ama
Egeli’nin kitabında yazılanları yeterli görerek, film çekimi için çalışmalara
başlarlar ama bu çalışmalar da bir yerde tıkanır ve orjinali bulunamayan
senaryonun akıbeti meçhule havale edilir ve film çekimi gündemden kaldırılır.
Elbette bu konuda yani neden gündemden kaldırıldığı konusunda çeşitli yorumlar
yapmak mümkündür, ama ben burada en gerçekçi yorumu ülkemizin siyasi ve politik
durumu göz önüne alınarak okurların yapacağına inanıyorum. Aslında filmi
çekilememesiyle ilgili söylenenler “ekonomik” nedenlerdir. Ancak: unutulmaması
gerekir ki: bu proje yani “Ben bir Inkılap Çocuğuyum” filmi “Atatürk” ün: Milli
Kütüphanede de ortaya çıkan vasiyetnamesidir ve onun kaleminden çıkmış olması
çok önemlidir.
Umarım, yine Atatürk’ü seven, onun bu ülkenin kurtuluşu ve kurulmasındaki
emeklerine ve gücüne inanan ve saygı duyan ve kendisinin de bir ınkilap çocuğu
olduğuna inanan ve bununla gurur duyan birisi veya birileri, bu senaryoyu bulur
ve filme çekerler. Yoksa; inanıyorum ki, bu güzel film: gösterime girdiğinde,
yapılan masrafları karşılayacak bedeli mutlaka elde edecektir. Filmin gururu
ise, filmi yapan, yaptırana ait olacaktır.
tarihinizinde.com
Atatürk'ün yazdığı film senaryosu
Atatürk, kendi hayatıyla ilgili bir film yaptırmaya karar vermiş. Filmin
senaryosunu hazırlayan Münir Hayri Egeli, o dönem verdiği röportajda, "Bir
inkılap filmi için karar verildiğini, senaryo hazırlandığı zaman Atatürk'ün
duyduğunu ve senaryoyu iki defa tashih ettiğini" anlatıyor.
Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını konu alan ilk filmin senaryosunun 1936 yılında,
Atatürk'ün bizzat kendisi tarafından tashih edildiği ortaya çıktı. Sinefesto
yazarı Müjdat Arslan, Atatürk hakkında hazırlanan "Ben Bir İnkılap Çocuğuyum"
filminin senaryosunun yazılış hikayesini anlattı. Kendisi hakkına bir film
hazırlatmaya karar veren Atatürk, Münir Hayri Egeli'nin hazırladığı senaryodan
haber alır ve bizzat senaryoyu tashih eder. General olan kahramanın öğretmen
olmasını ister, bunun Münir Hayri'ye iletir. Ancak Atatürk'ün rahatsızlanmasıyla
film çalışmaları hazırlık aşamasında kalır.
Yazıda şair M. Faruk Gürtunca tarafından çıkarılan Her Hafta Dergisi (Sayı.10)
1947 yılında “Atatürk Sevgisi" başlığı altında yer alan röportajın duyurusu
aktarılıyor. Duyuru şöyle: "Atatürk Sevgisi, Atatürk'ün hayatında hazırlanmağa
başlanmış fakat Şef'in fâni hayata vedası üzerine yarıda kalmış bir filmdir. Bu
filmin ilk senaryosunu hazırlayan Münir Hayri Egeli, ilk senaryolarının bazı
kısımlarını değiştirerek yeniden çevirmektedir. Bu yazı size Atatürk Sevgisi
filmine nasıl ve niçin başladığını ve ne gibi safhalar geçirdiğini
anlatmaktadır." Duyurudan sonra yazı devam ediyor: “… Bir muharririmiz, filmin
senaryosunu hazırlayan ve rejisörlüğünü de bizzat yapmakta olan Münir Hayri
Egeli'yi bulmuş ve ona henüz açıklanmamış bulunan bazı meçhuller hakkında
sualler sormuştur. Kıymetli bir muharrir ve sanatkâr olan Münir Hayri Egeli,
önce senaryonun hazırlanışını tarihçesi ile beraber anlattı." Münir Hayri,
kendisinin Cumhuriyet Halk Partisi'nin umumî rejisörü, Parti Genel Sekreteri'nin
Recep Peker ve o zaman Film Bürosu Şefi'nin daha sonra Dil Kurumu Sekreteri olan
Hasan Reşit Tankut olduğunu söyleyerek söze başlıyor: “Partide zamanın modern
imkanlarıyla bir film tesisatı meydana getiriliyordu. Önce ufak tefek bazı
dokümanter filmler hazırladık. Bunlardan alınan neticeler cesaret verdi. Bir
inkılap filmi çevirmek kararı verildi. Senaryo hazırlandığı zaman Atatürk duydu.
Lütufkâr alâkasını gene esirgemedi. Elleriyle tashih ettiler ve üzerinde “Bay
Münir Hayriye gönderilecek" yazılı bir zarfla başyaver Celâl Bey eliyle
senaryoyu bana iade ettiler.
1947 yılında Her Hafta Dergisi'nde yer alan röportajdaki bu satırlara göre, 1954
yılında “Atatürk'ün Bilinmeyen Hatıraları" kitabında yazılan “…Atatürk, kendi
hayatına ait bir film yaptırmaya karar vermiş ve bana esaslarını dikte ettikten
sonra iki defa tashih etmişti." cümlesini nereye koyacağız? Senaryoyu Atatürk'ün
duyduğunu ve ilgilendiğini söyleyen Münir Hayri, 1954 yılında Atatürk'ün kendi
hayatına dair bir film yaptırmaya karar verdiğini ve senaryonun esaslarını
kendisine dikte ettirdiğini söylüyor.
Aşk filmi mi aile filmi mi? Filmin içeriğiyle ilgili çelişkilere gelecek
olursak, kitapta Atatürk ile aralarında geçen diyaloğu Münir Hayri şu şekilde
aktarıyor: “Başka neler koymalıyız?" diye sordu. Biraz çekinerek, “Bir filmde
kadın ve aşk unsuru da aranır. Ama bilmem nasıl emrederdiniz?" dedim. Atatürk
derhal anladı. “Benim de başımdan aşk hikayeleri geçti" dedi ve dört hikaye
nakletti…" Bu ifadelerin yer aldığı kitaptan 7 yıl önce yapılan röportaja
bakalım içerikle ilgili Münir Hayri neler söylemiş?
Atatürk senaryoyu tashih etti
Muharrir soruyor: “Bu filmin mevzuu var mıdır ve mahiyeti nedir?" Münir Hayri
cevap veriyor: “Film bildiğiniz gibi mevzulu bir filmdir. Ben Bir İnkılap
Çocuğuyum isimli senaryoda vak'anın asıl kahramanı bir öğretmendir. Benim
yazdığım müsveddede bir generaldi. Bu şahsiyeti öğretmen haline bizzat Atatürk
yaptığı tashihlerde şu cümlelerle tahvil etti: 'İnkılabı gelecek nesillere
götürecek kıvılcım öğretmenlerden fırlayacaktır. Tarık'ın bir öğretmen olması
daha uygundur. Ona göre düzeltmeli.'" Münir Hayri, bu düzeltmeleri yaptıktan
sonra Atatürk'ün sadece kendisine ait olan sahneleri ve sözleri tashih ettiğini
ve “Düzeltmelerden sonra güzel bir film olur" notuyla kendisine geri verdiğini
söylüyor ve sözlerini 1954'de yazılan kitapta anlattığı aşk hikayeleriyle hiç
alakası olmayan “Böylelikle film bir öğretmen ailesinin çeyrek asırlık hikayesi
oldu. Bu hikayenin içine yer yer Atatürk'ün hayatı, sözleri, fikirleri
girmektedir. Aslında hikaye bir Türk ailesinin inkılap karşısındaki ömrünün
basit bir resmidir" cümleleriyle sürdürüyor.
Münir Hayri daha sonra İpek Film Stüdyosu'nda ilk hazırlıkların başladığını, tam
bu sırada Recep Peker'in C.H.P, Hasan Reşit'in de Dil Kurumu Genel Sekreterliği
görevlerinden ayrıldığını, kendisinin de çekildiğini belirtiyor ve ekliyor:
“Büyük Ata rahatsızlandı ve film fikri ilk hazırlıklarıyla kaldı." Röportajda bu
senaryo ve film ile ilgili bir tarih geçmiyor. Recep Peker, Atatürk ile yaşadığı
bir fikir ayrılığından dolayı 1936 yılında C.H.P Genel Sekreterliği görevinden
alınır. Gelişmelerden anladığımıza göre film çalışmalarına 1936 yılında son
verilir.
yenisafak.com
10 Kasım 2015
Ben Bir İnkılap Çocuğuyum (Atatürk’ün Kendi Yazdığı Senaryo)
Atatürk’ün Kendi El Yazısı İle “Ben Bir İnkılap Çocuğuyum” Adında Film Senaryosu
Yazmış Olması. Döneminde Sanata Ve Sanatçılara Verdiği Değerle, Sinema Kültürüne
Katkı Sağlayacak Örnek Bir Kişiliğe Sahip Oluşu. Eşsiz.
2015 Yılında Trt Belgesel Kanalında Da Yayınlanan Ve Benim Yarısında Denk
Geldiğim Bir Programda Şu Kısım Çok Dikkatimi Çekmişti: Atatürk’ün De Çok Kısa
Süreli Rol Aldığı Film Çekiminde, Yönetmenin Onun Dışındaki Herkese Komutlar
Yağdırarak Konuşması. Bunun Üzerine Atatürk’ün Bir Ara Yönetmene Kendisine
Ayrıcalık Tanımamasını, Yönetmenin Oradaki Tek Komutan Olduğunu Ve Kendisinin De
Buna Uyacağını Söylemesi. Saygı. İzlerken Gözlerim Yaşardı, Ne Denli Zarif Bir
Şahsiyete Sahip Olmuşuz, Nurlar İçinde Yatsın.
Bu Arada, Ankara’daki Millî Kütüphane Binasındaki Atatürk Belgeliği’nde
Atatürk’ün El Yazısı İle Aldığı Notlar Saklanıyor. İki Ayrı Anahtar İle Açılan
Kasadaki Notlar Arasında “Ben Bir İnkılâp Çocuğuyum” Adlı Senaryo Hakkında Bazı
Bilgiler Var.
Merdiven ile ilgili anlamlı sözler
Atatürk Üzerinde Tarih Bulunmayan Bir Notta Şunları Yazmış:
“Münir Hayri, Filmi Çevirme İşiyle Bizzat Meşgul Olacaktır. Hemen Almanya’ya
Gidecek, Senaryomuzu İşleyecektir. Hasan Rıza Gereken Masrafları Benden
Karşılayacaktır.”
İmza: K (Kemal)
Gerisini, Kayıp Senaryoyu Atatürk’ün Ağzından Kaleme Alan, Bu Senaryoyu Filme
Çekmek Üzere Atatürk Tarafından Almanya, İtalya Ve Rusya’ya Eğitime Gönderilen
Münir Hayri Egeli’den Dinleyelim.
‘’Millî Temsil Akademisi Hazırlıkları Günlerinde İdi. Ankara Halk Evlerinde
Kurduğumuz Bir Bale Mektebi İlk Gösterilerini Yapıyordu. O Gün Atatürk
Gelmemişti. Yalnız Başvekil İsmet Paşa Gelmişti. Temsilden Sonra Halkevi Reisi
Odasında Beni Ve Karl Ebert’i Kabul Etti. Akademi Hakkında İzahat İstedi. Ben
Reinhard’ın Raporu Hakkında Malumat Verdim. Ve Reinhard’ın Gelmesini Sağlayacak
Şekilde Konuştum. Paşa Sözü Ebert’e Verince:
– Sizin Akademiniz İçin Reinhard Çok Büyüktür. Ben Yeterim. Bütün Bu Raporları
Bir Yana Bırakınız, Bana Salâhiyet Veriniz: Beş Sene Sonra Size Öyle Bir Tiyatro
Yaparım Ki Amerika’dan Turistler Gelir, Millî Tiyatronuza Şaşarlar… Şeklinde
Konuştu.
İsmet Paşa Da:
– Pekalâ, Bu Salâhiyeti Veriyorum. Fakat Eğer Beş Sene Sonra Bu Dediklerin
Olmazsa, Yakanı Elimden Kurtaramazsın, Dedi.
Ben Bu Durumu Mümkün Ve Münasip Şekilde Anadolu Ajansı Vasıtası İle
Aksettirdikten Sonra, Hemen Necip Ali Ve Nafi Atuf’u Buldum. Hali Anlattım.
İstifamı Sundum. Onlar, Başvekille Atatürkün Arasında Bir Fikir Ayrılığı
Yaratmamak İçin Bunlardan Atatürk’e Bahsedilmesini İstemiyorlardı. Halbuki
Atatürk’ün Reinhard Raporu Üzerinde:
– Bu Rapor Aynen Tatbik Edilmeli, Emri Vardı.
Atatürk Duvar Kağıdı
Ertesi Gün Beni Çankaya’dan Çağırttılar. Atatürk, Kütüphanedeydi:
– …… Şirketinden Bir Mektup Aldım. Bizim İnkılâbımıza Dair Bir Film Yapmak
İstiyorlar. Çok Güzel, İnkılâbımıza Dair Film Yapmak Bizim İşimiz, Olmalıdır.
Bir Senaryo Düşün, Diye Emir Verdi.
Sonra:
– Bu Senaryo Benim Hayatımla, Meselâ Bir Öğretmenin Hayatını Muvazi Olarak
Yürütmelidir, Diye Devam Etti. Bana Bir Kart Uzattı. Dikte Etmeğe Başladı.
Senaryo Bittiği Zaman Ellerim Tutulmuştu.
– Bunu Derle Topla, Yaz, Dedi.
Hemen Gittim, Yazdım. İki Gün Sonra, Emri Veçhile Yaverine Verdim. Bir Gün
Sonra, Üzerinde:
“Münir Hayri Bey’e Geri Gönderilecek” Diye, Atatürk’ün El Yazısı Bir Zarf Bana
Geldi. Senaryoyu Okuyan Atatürk, Sayfa Sayfa Tashih Etmiş, Bir Çok Yerlerini De
Uzun Uzun İlâve Etmişti. Fakat En Sonunda:
“Tekrar Göreceğim” Yazıyordu.
Senaryoyu Yeniden İşledim. Kendisine Takdim Ettim. Mareşal Ve Âfet Hanımefendiye
De Okutmuş. Recep Peker’e Vermiş. Recep Bey Beni Çağırttı:
– Bu Senaryonun Film Olması Neye Mütevakkıf? Diye Sordu. Bir Bütçe Yaptım
Verdim. İki Üç Gün Sonra Necip Ali Bey Beni Çağırttı:
– Yahu, Münir Hayri, Senin İstediklerin Yüz Bin Lira Tutar, Sen Deli Mi Oldun,
Dedi. Sonra Güldü:
– Haydi Haydi, İşin Yolunda, Bu Akşam Çankaya’ya Gideceğiz, Dedi.
Akşam, Çankaya’da Atatürk Benden Film Hakkında İzahat İstedi:
– Bütün Bunları Temin Edersek Bu Filmi Yapabilir Misin? Diye Sordu.
Tereddütsüz:
– Yaparım, Dedim.
Atatürk:
– Ben Bu Çocuğun Bu Nefis İtimadına Bayılıyorum, Dedi. Sonra Bana Döndü:
– Film Yapmak, Tayyare Uçurtmak Gibi Bir Teknik Hâdisedir. Sanat Ateşi Lâzımdır,
Ama, Yetmez.
– Necip Ali’ye Döndü:
– Münir Hayri’yi Almanya Ve İtalya’ya Göndereceğiz. Rejisörlük Öğrenecek.
Parasını, Tahsisatınız Yoksa Ben Veririm.
Üç Gün İçinde Ben Atatürk’ün Şahsî Mektupları İle Bu Memleketlere Hareket Ettim.
Alman Hükûmeti Benim Atatürk Tarafından Gönderildiğimi Anlayınca, Ufa’ya Beni
Göndermiş, Şöyle De Bir Emir Vermişti:
“Münir Hayri’ye Film Rejisörlüğünü Hakkiyle Öğretmek İçin Ne Mümkünse
Yapılacaktır. Kendisinin Bu İşinden Dolayı Stüdyonun Her Masrafı Ve Zararı Alman
Hükûmetince Karşılanacaktır.”
Almanya’dan, İtalya’dan Ve Bilâhare Rusya’dan Ayrı Ayrı “Rejisörlük Edebilir”
Şeklinde Vesikalarla Döndüğüm Zaman Atatürk:
– Şimdi Senaryoyu Bir Daha Gözden Geçirelim, Demiş Ve Çalışmaların Sonunda
Düzeltilen Senaryoya Şu Cümleyi Koymuştu:
“Düzeltmelerden Sonra İyi Bir Film Olur.”
Filmin Askerî Sahneleri Üzerinde İsmail Hakkı Tekçe İle Çalışmalara Başlanmış Ve
Kenan Bey, Atatürk’ün, Kendisinden Bazı Parçaları Filme Almakta İken Atatürk
Rahatsızlanmıştı. Senaryonun Sonunda Şu Cümleler Onun Son Emridir:
“Bu Senaryonun Ruhuna Sadık Kalınması Elzemdir.’’
cokiyiabi.com
6 Temmuz 2019
Ata'nın senaryosu filme çekilecek
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1937'de yazdığı senaryo, beyazperdeye taşınıyor.
Ata'yı kimin oynayacağı ise henüz belli değil...
Yılan hikayesine dönen 'Atatürk' filmi için kollar sıvandı. Ulu Önder'in 1937'de
yazdığı senaryo, Biray Dalkıran'ın yönetmenliğinde film olacak. Ata'yı kimin
oynayacağı ise henüz belli değil..
Benim de başımdan aşk hikayeleri geçti!
Yönetmen Dalkıran: Vasiyeti yerine gelecek
Maliyeti 10 milyon dolar
İnanılmaz bir çalışma Ata'ya layık bir senaryo bulunamadığı için 50 yıldır
yapılamayan 'Atatürk' filmi; Ulu Önder'in ölmeden bir yıl önce Türkiye'nin ilk
sinemacılarından Münir Hayri Egeli ile birlikte yazdığı senaryoyla çekilecek.
Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu'nun öncülüğünde başlatılan
proje; Ata'nın manevi kızı Ülkü Adatepe, Atatürk araştırmacısı ve yazar İlknur
G. Kalıpçı ve Prof. Ercan Çitlioğlu'nun desteğiyle gündeme getirildi.
Orjinalinin 'Milli Kütüphane'de bulunduğu belirtilen ve Atatürk'ün, Münir Hayri
Egeli ile birlikte yazdığı 137 sayfalık senaryo; direkt olarak filme
uyarlanacak. Ata'nın yazdığı senaryoda, yaşadığı dört ayrı gönül ilişkisi de yer
alacak.
'Atatürk' filmi projesini, Sümer Ezgü'nün Ata'yı canlandırdığı 'Sarı Zeybek'
kısa belgeselini çeken ekip hazırlayacak. Projenin yapımcılığı ve yönetmenliğini
Biray Dalkıran üstlenecek. Film için 10 kişilik 'bilim kurulu' oluşturulacak; 81
ilin sivil toplum kuruluşlarının desteği alınacak.
Atatürk'ün film projesiyle ilgili Milli Kütüphane'de bulunan ve el yazısıyla
yazdığı vasiyet gibi notu şöyle: "Münir Hayri, filmi çevirme işiyle bizzat
meşgul olacaktır. Hemen Almanya'ya gidecek, senaryomuzu işleyecektir. Hasan Rıza
gereken masrafları benden karşılayacaktır."
Film; Atatürk'ün, 1937'de ilk sinemacılarımızdan Münir Hayri Egeli ile birlikte
yazdığı 137 sayfalık senaryodan çekilecek. Ankara'da Milli Kütüphane'de bulunan
'Ben, Bir İnkılap Çocuğuyum' adlı senaryoda, Mustafa Kemal'in 4 ayrı gönül
ilişkisi de yer alıyor. Filmin maliyetinin 8-10 milyon dolar olacağı tahmin
ediliyor.