Yapım Tarihi - 2010
Süre - 02:00:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Harun Özkazancı
Yapım- Metafor Film (eskibodrum.com)
Yapımcı - Fırat Uğurlu
Yapım Uygulayan Firma- Rollart Film
Işık- Fatih Aycı
Sanat Yönetmeni- Duygu Özakıncı
Kurgu- Duygu Arabacı, Oktay Arabacı
Kameramanlar- Anıl Salim Koç, Emre Karaoğlu, Serhan Ürün
Grafik Tasarım- Murat Kara
Web Tasarım- itouch design (Aytaç Öztürk)
Müzik- Mutlu Polat - MUMU
Bodrum Türküleri- Mustafa Ergene
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı anlatan “Anadolu’nun
Avukatı Cevat Şakir” adlı belgeselin çekimlerine Bodrum’da başlandı. Balıkçı’nın
hayatının önemli dönemeçlerine ilişkin bilgiler veren belgeselde, birçok
edebiyatçı ve Ünlü kişilerin de görüşleri yer buldu. Belgesel, Halikarnas
Balıkçısı’nın doğum günü olan 17 Nisan’da gösterime girecek.
Manevi oğlundan
Metaform Filmcilik Yapım ve Limited Şirketi ile www.eskibodrum.com tarafından
çekimlerine başlanan 120 dakikalık belgeselin yapımcılığını Fırat Uğurlu ve
yönetmenliğini Harun Özakıncı üstlendi. Bütün medeniyetlerin Anadolu’dan
çıktığını savunan Balıkçı’nın bu topraklara sevdasını ve avukatıymış gibi
savunmasını ele alan belgeselin adını manevi oğlu Şadan Gökovalı’nın verdiği
belirtildi. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk profesyonel turist rehberi olan
Halikarnas Balıkçısı’nın biyografisinin de anlatılacağı belgeselde ‘mavi
yolculuk konusunun detaylı şekilde işleneceği bildirildi.
Destek verenler
Dünyaca Ünlü fotoğrafçı Ara Güler’in 1960 ve 1970’li yıllarda çektiği ve bugüne
kadar hiç yayımlanmamış Bodrum ve Balıkçı fotoğrafları da belgesele konuldu.
Güler’in yanı sıra Prof. Dr Selçuk Erez, Ahmet Tanrıverdi (Fıstık Ahmet), Adalar
Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, edebiyatçı Cevat Çapan, televizyon
programcısı Okan Bayülgen, yazar Ayşe Kulin, gazeteci Haluk Şahin, tiyatro
sanatçısı Gülriz Sururi, Balıkçı’nın kızı İsmet Noonan, torunları Deniz Kabaağaç
ve Deniz Noonan, Prof. Dr. Şadan Gökovalı, Bodrum Belediyesi eski Başkanı Mazlum
Ağan, Bodrumlu turizmci Rüştü Gür, Bodrum Belediye Başkanı DP’li Mehmet Kocadon,
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Aziz Kocaoğlu, Konak Belediye Başkanı
CHP’li Hakan Tartan, heykeltıraş Ekin Erman, gazeteci Yaşar Aksoy, BOTİM Yönetim
ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü Mazhar Vardar, Bodrum Anadolu Lisesi Müdür
Yardımcısı İ. Hatice Orman, şair Can Yücel’in eşi Güler Yücel, Bodrum Ajans
Yönetim Kurulu Başkanı Demircan Türkdoğan ve Bodrum Kalesi eski Müdür Yardımcısı
Ayşe Temiz de belgesele röportajları, verdikleri film ve fotoğraflarla destek
oldu.
Bodrum’a gömüldü
Cevat Şakir Kabaağaçlı, Bodrum’da 25 yıl yaşadı. Bodrum’un ve Anadolu
uygarlığının tanıtılmasına, yörenin ağaçlandırılmasına olağanüstü katkıda
bulundu. ‘Halikarnas Balıkçısı’ takma adıyla önce gazete ve dergilerde yazı,
hikaye ve romanlarıyla uluslararası üne kavuştu. ‘Aganta Burina Burinata’,
‘Ötelerin Çocukları’, ‘Turgutreis’, ‘Anadolu Efsaneleri’, ‘Deniz Gurbetçileri’
ve ‘Mavi Sürgün’ gibi 20’den fazla eseri 6 yabancı dilde yayınlandı. 1947’de
İzmir’e yerleşen Halikarnas Balıkçısı 13 Ekim 1973’de bu kentte öldü. Vasiyeti
üzerine çok sevdiği Bodrum’da gömüldü.
Kaynak
aktuelsinema.com
14 Şubat 2010
Anadolu ‘nun Avukatı Cevat Şakir….
Türkiye’nin ilk profesyonel turist rehberi olan Cevat Şakir’in, bütün
medeniyetlerin, Anadolulular tarafından “var” edildiğini savunmasını, Cevat
Şakir’in Anadolu’ya olan sevdasını ve bu sevdayı oluşturan bilgilerini, Bodrum
öncesi ve sonrasındaki hayatını, ilk Mavi Yolculuğu ve Mavi Anadoluculuğu
ailesi ve takipçileri eşliğinde izliyoruz...
Metafor Filmcilik tarafından yapımı gerçekleştirilen belgeselin yönetmeni
Harun Özakıncı. Sadece DVD olarak piyasada yer alacak olan belgesel,
1 Temmuz 2010 tarihinden itibaren www.eskibodrum.com. adresinden satın
alınabilir.
Belgesel aynı zamanda Digitürk İz Tv kanalında 1.Temmuz. 2010 tarihinden
itibaren izlenebilecektir.
Balıkçının Dünya görüşü ve bizlere mesajı…
Bilimin Anadolu’dan fışkırdığına inanan balıkçı, Orta Asya’dan gelmiş olmanın
gerçeğiyle Anadolu’yla kaynaşmış olmanın şansının, bir hümanizmde
birleştirilmesini istiyordu,
Balıkçı, çağdaş bir kültüre giden yolda en büyük en usta rehberdi.Çünkü çağdaş
kültüre uzanmak isteyen bir toplum, klasik kültüre sahip olmalıydı.
“klasik kültür olmadan çağdaş kültüre uzanmak isteyen toplumlar “az gelişmişlik
çemberini” asla kıramazlar. belki genişlerler ama bunun adına Şişmanlık denir,
akıl devri denmez”.
Balıkçı bize şunu demiştir;
“çağdaş olmak istiyorsanız, klasik akıl devriminizi tamamlamak zorundasınız.
Klasik kültürün temeli de Anadolu’da atılmıştır. Bilim, felsefe, kültür, şiir,
aritmetik, trigonometri, astronomi gibi akılı akıl yapan ne varsa bu bilgi
enerjilerinin hepsi Anadolu’nun yediveren toprağının içinden fışkırmıştır. öyle
ise ayağınızı toprağınıza sağlam basın. Anadolu’ya sahip çıkın. Orta Asya’dan
gelmiş olmanın gerçeğiyle Anadolu’yla kaynaşmış olmanın şansını bir hümanizmde
birleştirin”. (Halikarnas Balıkçısı
Cevat ŞAKİR)
Belgeselde röportajları ile yer alan isimler- Fotoğraf Sanatçısı Ara Güler,
Prof. Dr Selçuk Erez, Ahmet Tanrıverdi (Fıstık Ahmet),Edebiyat Adamı Cevat
Çapan, televizyon programcısı Okan Bayülgen, , gazeteci Haluk Şahin, tiyatro
sanatçısı Gülriz Sururi, Balıkçı’nın kızı İsmet Noonan, torunları Deniz Kabaağaç
ve Deniz Noonan, Prof. Dr. Şadan Gökovalı, Bodrumlu turizmciler Rüştü Gür,
Erdoğan Cingöz, Gazeteci Yaşar Aksoy, Bodrum Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı
İ.Hatice Orman, Bodrum Ajans’ın sahibi Demircan Türkdoğan, Bodrum Kalesi eski
müdür yardımcısı Ayşe Temiz ve Bodrum’da yaşayan Balıkçı hayranları…
Künye
Belgeselin adı- (Cevat Şakir Belgeseli) Anadolu’nun Avukatı
Süre:160 dakika
Yapım- Metafor Film (eskibodrum.com)
Yapımcı - Fırat Uğurlu
Yönetmen- Harun Özakıncı
Yapım Uygulayan Firma- Rollart Film
Işık- Fatih Aycı
Sanat Yönetmeni- Duygu Özakıncı
Kurgu- Duygu Arabacı, Oktay Arabacı
Kameramanlar- Anıl Salim Koç, Emre Karaoğlu, Serhan Ürün
Grafik Tasarım- Murat Kara
Web Tasarım- itouch design (Aytaç Öztürk)
Müzik- Mutlu Polat - MUMU
Bodrum Türküleri- Mustafa Ergene
FOTOĞRAFLAR İÇİN- Facebook Grup- “Cevat Şakir Belgeseli” (Anadolu nun Avukatı)
Halikarnas Balıkçısı belgesel film oluyor
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı anlatan “Anadolu’nun Avukatı
Cevat Şakir” adlı belgeselin çekimlerine Bodrum’da başlandı. Balıkçı’nın
hayatının önemli dönemeçlerine ilişkin bilgiler veren belgeselde, birçok
edebiyatçı ve Ünlü kişilerin de görüşleri yer buldu. Belgesel, Halikarnas
Balıkçısı’nın doğumgünü olan 17 Nisan’da gösterime girecek.
Manevi oğlundan
Metaform Filmcilik Yapım ve Limited Şirketi ile www.eskibodrum.com tarafından
çekimlerine başlanan 120 dakikalık belgeselin yapımcılığını Fırat Uğurlu ve
yönetmenliğini Harun Özakıncı üstlendi. Bütün medeniyetlerin Anadolu’dan
çıktığını savunan Balıkçı’nın bu topraklara sevdasını ve avukatıymış gibi
savunmasını ele alan belgeselin adını manevi oğlu Şadan Gökovalı’nın verdiği
belirtildi. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk profesyonel turist rehberi olan
Halikarnas Balıkçısı’nın biyografisinin de anlatılacağı belgeselde ‘mavi
yolculuk konusunun detaylı şekilde işleneceği bildirildi.
Destek verenler
Dünyaca Ünlü fotoğrafçı Ara Güler’in 1960 ve 1970’li yıllarda çektiği ve bugüne
kadar hiç yayımlanmamış Bodrum ve Balıkçı fotoğrafları da belgesele konuldu.
Güler’in yanı sıra Prof. Dr Selçuk Erez, Ahmet Tanrıverdi (Fıstık Ahmet), Adalar
Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, edebiyatçı Cevat Çapan, televizyon
programcısı Okan Bayülgen, yazar Ayşe Kulin, gazeteci Haluk Şahin, tiyatro
sanatçısı Gülriz Sururi, Balıkçı’nın kızı İsmet Noonan, torunları Deniz Kabaağaç
ve Deniz Noonan, Prof. Dr. Şadan Gökovalı, Bodrum Belediyesi eski Başkanı Mazlum
Ağan, Bodrumlu turizmci Rüştü Gür, Bodrum Belediye Başkanı DP’li Mehmet Kocadon,
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Aziz Kocaoğlu, Konak Belediye Başkanı
CHP’li Hakan Tartan, heykeltıraş Ekin Erman, gazeteci Yaşar Aksoy, BOTİM Yönetim
ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü Mazhar Vardar, Bodrum Anadolu Lisesi Müdür
Yardımcısı İ. Hatice Orman, şair Can Yücel’in eşi Güler Yücel, Bodrum Ajans
Yönetim Kurulu Başkanı Demircan Türkdoğan ve Bodrum Kalesi eski Müdür Yardımcısı
Ayşe Temiz de belgesele röportajları, verdikleri film ve fotoğraflarla destek
oldu.
Bodrum’a gömüldü
Cevat Şakir Kabaağaçlı, Bodrum’da 25 yıl yaşadı. Bodrum’un ve Anadolu
uygarlığının tanıtılmasına, yörenin ağaçlandırılmasına olağanüstü katkıda
bulundu. ‘Halikarnas Balıkçısı’ takma adıyla önce gazete ve dergilerde yazı,
hikaye ve romanlarıyla uluslararası üne kavuştu. ‘Aganta Burina Burinata’,
‘Ötelerin Çocukları’, ‘Turgutreis’, ‘Anadolu Efsaneleri’, ‘Deniz Gurbetçileri’
ve ‘Mavi Sürgün’ gibi 20’den fazla eseri 6 yabancı dilde yayınlandı. 1947’de
İzmir’e yerleşen Halikarnas Balıkçısı 13 Ekim 1973’de bu kentte öldü. Vasiyeti
üzerine çok sevdiği Bodrum’da gömüldü.
http://www.aktuelsinema.com
14 Şubat 2010
Harun Özakıncı ile Röportaj - Anadolu'nun Avukatı Cevat Şakir Belgeseli
"İtalya'yı gör de öl” derler. Yok a canım;
Bodrum’la kıyılarını gör ve yaşa…
Halikarnas Balıkçısı -Cevat Şakir Kabaağaçlı
Ağustos’un böcekleri eşliğinde, kavuran sıcakta Harun Özakıncı ile sohbetimize başlıyoruz.
Şebnem Aykol - Merhaba Harun Bey Bize biraz kendinizden ve sinema kariyerinizden söz eder misiniz?
Harun Özakıncı - Ben 46 yaşımı bitiriyorum, 47 yaşıma geliyorum. 35 yaşından
sonra sinemaya başladım. 35 yaşına kadar Türkiye’nin en çok para
kazanılan zamanı, herkes gibi ticaretle uğraşıyordum. Sinema da hep
beynimin bir yerinde vardı, zamanında Kanada’da çok şey bir kurs vardı,
oyuncu yönetmenliği... Çok etkilemişti beni, ama o zaman daha lisan
okuluna gidiyordum. Lisan okulunda, okulun intibak kursları vardı,
oyuncu yönetmenliği ile ilgili de bir kurs vardı. Kızlar güzel diye ben
o sınıfa gittim. Aşçılık ta vardı ama orada güzel kızlar yoktu. Orada
çok etkilenmiştim, çok da gençtim, 22-23 yaşındaydım o zaman.
Aradan yıllar geçti, İstanbul’da ticaret
çok sıkıntılı döneme girmişti, benim işlerim de çok bozulmuştu. Ben de
sinema filmi seyrede seyrede çok da biriktirmişim. Çok da sıkıntı
çekiyorum ama sevdiğim bir işi yapacağım dedim bir gün. Açıkcası çok da
bir şey bilmeden, Kanada’da gördüğüm eğitimin atölyesini Akademi
İstanbul’da açtım. Ama hiç de bir şey bilmiyorum yani...
Ama orada çok da doğaçlama çalışmalar yapılıyordu; insan davranışları,
neden korkarız nasıl korkarız, korkuyu gösteren organ nedir, tabancadan
nasıl korkarız, akrepten nasıl orkarız, tebligattan nasıl korkarız...
Bunlar çok farklı korkular, kimi gözde, kimi yutkunmada, kimi iç
çekmede, kimi geri adım atmada gibi, çok hoşuma gitmişti. Çok eğlenceli
çalışmalardı. Bunun aynısını kurdum İstanbul’da, yönetmenleri davet
ettim, oyuncu olmak isteyenleri davet ettim. Herkes de icabet etti bu
davetime. Çok güzel bir kış geçti o kış. O atölyelerden insanlar, büyük
büyük yönetmenler, Çağan Irmak’lar, Serdar Akar’lar filmlerine oyuncular
götürmeye başladılar. Sonra bunu profesyonel olarak bunu okullara
taşıdım. Aşağı yukarı beş sene oyuncu yönetmenliği ve belgesel eğitimi
almak isteyen kursiyerlere çeşitli okullarda, kurs yönettim. Sonrasında
ise ilk belgeselimi, kendi atölyemin belgeselini çektim. Bu anlattığımı
nasıl yaptığımı, oyunculuk belgeselini çektim. Sonrasında hayalim olan
zor bir film vardı “Simbiyotik”, çekmeye çalışıyordum, çekiyordum param
bitiyordu, kimse yardım etmiyordu. Sonra Digitürk onu satın aldı, ve
“Sıfır Noktası”nı çektim.
“Hadigari Cumhur”u 20 yaşımdayken kafamda, burada yazmıştım zaten.
Karşımızda bir otel vardı, denize sıfır arazide. Damadındı otel, karı
koca deli gibi çalışıyorlardı. Hyırsız da bir kayınbiraderleri vardı,
durmadan bana buradan hisse verin, burada, otelde benim de hakkım var
filan deyip, bir şekilde anlaşmıyorlardı işte. Meşrubat kasaları falan
taşıyordu, mecbur kalıyordu çalışmaya kimi zaman. Ama damat ve o kadının
çalışkanlığı, o hayta kayınbirader de benim çok ilgimi çekmişti. Bunun
bir gün film olabileceği o an aklıma gelmiyordu. Yıllar önce bu
hikayeden Gani Müjde’ye bahsetmiştim, dedi ki bu bir film
için çok güzel, süper bir çalışma. O zaman ortak olduğu Birol
Güven adını koymuştu. Ben “Tıkır tıkır Cumhur” koyacaktım filmin ismini,
“gari” lafıBodrumlular ile özdeşleşmiş bir laf,
onu kullanarak filmin adını “Hadigari Cumhur” koydu. Yirmi yıl sonra
filmi çekme fırsatı buldum. Baktım kafam hep belgesel yönüne kayıyor,
devamlı belgeseller çekiyorum hayattaki oluşumlar ile ilgili, kısa kısa
filmler tadında. Bodrum’daki hikayeler çok çekiyor beni, Bodrum’daki
durumlar, Bodrum’daki renkli insanlar Türkiye’nin hiç bir yerinde yok.
Cevat Şakir bunlardan bir tanesi. Dalavera Mehmet’in kitabı da çok
güzel, adam mezarcı, tuvaletçi ve dünyanın en dürüst adamlarından biri
ve yoldan geçenlere, ne zaman öleceksiniz, ölün de göeyim diyecek kadar
uluslararası mizah duygusu olan bir kişi. Bodrum’da bu iyottan ve
balığın içindeki fosfordan oluyor bu, kesin... Bununla ilgili çok ciddi
araştırma yaptım, herkes de bunu söylüyor. Deniz insanı çok akıllı, çok
zeki. Bu zeka direkt mizahı getiriyor, bu mizah da benim için çok
çekici. “Anadolu’nun Avukatı” belgeselini yaptım, iyi izleyin çok komik
bir belgesel aslında. Cevat Şakir o kadar komik bir adam ki. Cevat
Şakir’in muhatap olduğu her adam aslında o kadar zeki ve hazırcevap ki,
çok kendi içinde tiyatro. Şirket olarak da karar aldık, belgesel çok
seviyoruz. Kurgu filmi de çok seviyoruz.
“Hadigari Cumhur”dan beri, “Anadolu’nun Avukatı” ikinci iş, şimdi üçüncü
iş olarak “Yettigari İbraam”ı çekeceğiz. Hepsi belgesel tadında mizahi
fimler, bu bir tarz. Hiçbir yerde var mı yok mu bilmiyorum. Ama bütün
senaryo gruplarıyla, filmde çalışacağımız görüntü yönetmenleri,
yapımcılar, daha kreatif taraftaki insanlarla konuşuyorum. Büyük
gruplar, laboratuar çalışmaları, büyük atölye çalışmaları; bizim
bildiğimiz sinema çalışmaları klişelerinden kaçıyorum hep. Böyle bir
ironinin peşindeyim. Bodrum kadar çok güzel bir yerde, İbraam kadar dip
bir adam, çok büyük bir çelişki bence ki o çelişkiyi çok seviyorum. Şu
anda da eski Bodrum belgeseline başladık bir yandan da. Şirketi Bodrum’a
getirdik, fiziki olarak...
Çünkü ruh olarak Bodrumlu olup, fiziksel olarak İstanbul’da yaşamakla
olmuyor, merkezinde olmak gerekiyor. Çekilecek çok hikaye var, belgesel
yapmaya devam edeceğiz. Bundan sonra “Turizm Polisi” ya da “Çeyrek Efe”
diye bir film var kafamda, “Yettigari İbraam”dan sonra yine Bodrum
temalı. Akdeniz film festivallerinde gözümüz, dört tane büyük Akdeniz
film festivali yapılıyor; Hırvatistan’da, Saraybosna’da, İspanya’da ve
Belçika’da. Sinema için Akdeniz, özellikle Bodrum çok uygun. Herşeyi
ile; kamerayı oynattığınızda arkadaki görüntüsü bile...Herhangi bir
şehirde bir insanı yürürken çekin, br de Bodrum’da yürüyen bir insanı
çekin, bakın aradaki farka, bir de müzik döşeyin.Bu sinemaya dipten
gönüllülük ve bağlılıkla farkı hemen farkediyorsunuz, diyorsunuz ki
burada başka bir sinematografi var. 12 sene içinde, işte bu Bodrum
filmlerini, belgesellerini yapmak için şirkete bir kimlik kazandırdık,
kurumsal kimliğimiz budur. Bundan sonra da Bodrum belgeselleri, filmleri
çekmeye devam edeceğiz. Şu borçlarımızdan bir an önce kurtulmak
dileğiyle J, evet romantik konular bitti, sıra gerçeklerde.
Şebnem Aykol - Müsade ederseniz yaptığınız işlerle ilgili sorularıma geçmeden önce size
başka bir şey sormak istiyorum. Daha önceki görüşmemizde Bodrum’a 1973
yılında geldiğinizi söylemiştiniz. Biraz o zamanlardaki Bodrum ve Bodrum
yaşamına dair hatırladıklarınızı anlatır mısınız?
Harun Özakıncı :
Tabi ki, başka birşey hatırlamıyorum ben zaten. Hayatımda hatırladığım
yegane şeyler onlar. Mesela Kalamış’ın da böyle bir
yaşantısı vardı aslında, onları da hiç unutamıyorum.
1970’li yıllar benim İstanbul’da, Bodrum’a gelmeden yaşadığım çocukluk
yıllarımda, Fenerbahçe köhne, Kalamış köhne, bu rock kültürünün, hippi
kültürünün dipleriydi o tarihler. Ben o zaman 6-7 yaşlarındaydım o
zaman, çok etkileniyordum o zamanların, o insanların kültüründen, onları
da unutamıyorum aslında.
Ama Bodrum’da unutulmaz bir nesnel oluşuyor. Ben
Bodrum’daki hiç bir kokuyu unutmadım, Bodrum’daki hiç bir lezzeti
unutmadım. O lezzet, o kokuyu ben hala burada bulabiliyorum. Çökelek
peynirinin kokusu, sokaklardaki çiçeklerin kokuları, o zeytinlerin acı
tadı, çoraptan süzülmüş o zeytinyağının tadı. Duyu belleği diye bir şey
var, lezzetle ve kokuyla ve dokunmayla aldığınız hatıralar çok saklı
kalıyor sizde. O tarihlerde yollarda asfalt bile yoktu, topraktı yollar.
Alim Bey Caddesi’nde beton yoktu, şu anda sanırım
Cumhuriyet Caddesi oldu adı. Bana göre hala Alim Ekinci Caddesi.
Babam İzmir’e gidiyordu,
6 saatlik yol, konu komşu ayakkabı cilası, piyango bileti sipariş
ediyordu, daha ne diyeyim ki…Öyle bir Bodrum ki… Çok mu güzel bilemem
ama çok otantik, bir daha yaşanmayacak onlar,Asal. Şöyle bir sohbetten
nefret ediyorum; Bodrum çok kötü oldu, eski Bodrum çok güzeldi. Yerden
bir tane çöp alıyor musun derler adama, ne yaptın Bodrum için. Benim hiç
öyle bir derdim yok, Bodrum’un yeni halinden ben çok memnunum; hastane
var, kızımı istersem okutabileceğim özel kolej var, üniversite var.
Bodrum’un yeni hali çok güzel, değerini bilelim.
Eski Bodrum çok mu güzeldi, eski Bodrum
bir daha olmayacağı için çok enterasan. O günlerde, ortaokula gittiğim
yıllar; kültür, insanlardaki sosyal refleks, sosyal algı o kadar
değişikti ki. Paranın hiç olmadığı, arada bir para kazanılan bir yerde,
insalar mutlu mesut yaşıyorlardı. Çünkü henüz şeytan dürtmemiş kimseyi.
Ev pansiyonculuğu var, her ev pansiyondu, her arkadaşımın evi yazın
pansiyon. Arkadaşımın evine gidiyorum Barış Manço’yu görüyorum. Oradan
çıkıyorum başka bir ev pansiyonunda Fikret Kızılok’u görüyorum. Ne
bileyim o akşam Hadigari Bar’da, o devrin Yunanistan’da bulunan siyasi
kaçakları bir şekilde –artık oradan mı kaçmışlar, burada polisle möi
anlaşmışlar- Bodrum sokaklarında geziyorlardı. Biliyorduk onları, 12
Eylül sonrası bu parlak isimleri herkes biliyordu. O kadar değişik
geliyordu ki o insanların özgürlük durumu. O tarihte de materyalizm çok
yukarıdaydı, hepimiz solcuyduk, manadan çok uzak
yaşıyorduk o tarihlerde. Hepimizin sahip olduğu bir müzik kültürü vardı.
O müzik kültürünü burada işletime açan, yatırımcılar
çok sevdirdiler. Ben şu anki müzik zevkimi çok beğenir ve kaliteli
bulurum, o tarihlerde dinlediğim rocklar, o tarihlerde dinlediğim
cazlardan ayrılmadım, onlarla yaşıyorum. Mesela şimdiki gençler bu şansa
sahip değil. Çünkü çok daha hızlı bir müzik var, kötü demiyorum; ben de
Serdar Ortaç’ı çok seviyorum. O tarihte değerler çok önemliydi,
ölçülebilirdi, tartılabilirdi, koklanabilirdi, tadılabilirdi. Şimdiki
gibi kullan at veya sanal değildi. Sanal hiç bir şeye itirazım yok,
internetsiz bir yaşam olmaz, cep telefonsuz bir yaşam olmaz. Sistemler,
fiyatlar değişiyor. Herşey değişirken Bodrum elbette değişecek. Turzimde
herşey dahil olacaksa, herşey dahil olacak. Keşke bütün Bodrum’u yıksak
da ev pansiyonculuğuna geri dönsek, ve bu kurumsal bir kimlğimiz olsa.
Avrupa’ya daha çok satış yaparız, 6 ay… Şimdi iki ay herşey dahil ile
birşey olmuyor, herşey dahil ile insanlar otellere sıkışıyorlar,
sokaklarda esnaf para kazanamıyor. Demokrasi sancıları bunlar ama
böyle…Sonuçta soruya dönecek olursak Bodrum’a ilk geldiğim dönemler çok
önemli benim için, o günler çok değerli günler…
Belediye arşivinden
Şebnem Aykol- Mimarlıkta bir terim vardır; genel olarak bir
yerin kendine özgü atmosferi veya “yerin ruhu” anlamında kullanılan
genius loci- . O döneme dair hissettikleriniz bununla mı ilgili?
Filmleriniz ile yakalamak istediğiniz şey bu mu; mekanin ruhunu
yakalamak?
Harun Özakıncı - Tabi ki. Ben hala onlarla yaşıyorum. Sarnıcın ruhu, değirmenlerin ruhu,
iki dükkan bir fırın ruhu. O bakkalların içinde satılanların komikliği.
Toplu iğne, at nalı, enjektör, çimento vs… O bir ruhtu, o bir kültür, o
bir sıkışıklık, o bir çaresizlik… O kadar muhteşemdi ki. Her evin bir
ruhu, her evin ayrı kokusu kadar ayrı bir ruhu vardı. Nasıl anlatsam
bilmem. O tarihte her evde bir inek, her evde üç beş
tane tavuk, horoz. Nerde şimdiii? Etrafta bir horoz
sesi mi var çok otantik, çok nostaljik, çoook. Kahrolsun motosikletler
mi diyeceğiz, hayır. Süper 51 motosikletin sesini ben ömrümce
unutamıyorum, Süper 51 basarsın gaza gidersin
J. E şimdiki motosikletleri mi kötüleyeceğiz, hayır.
Bodrum dünyadaki 3-4 yerden biri.
Görmedim ama Sicilya, Malta ve Kazablanka’da varmış. Kazablanka filmi
yapıldı. Miami’de, Los Angeles’da var böyle durumlar. Nerden, güneşten
mi, ışıktan mı, denizden gelen kokudan mı geliyor bu durumlar. Buraya
gelen insanların fiziksel olaylardan refleksleri, doğaları mı değişiyor
acaba? Burada aşk oluyorsunuz, İstanbul’da aramıyorsunuz bile. Burada
evleniyorsunuz, İstanbul’da boşanıyorsunuz. Bizim film Bodrum’un
toprağında mıknatıs var diye başladı ama bu toprakta magnezyum var.
İnsandaki negatif enerjiyi çekiyor. Yemin ediyorum; İstanbul’dan çıkın
gelin, burada hiçbirşeyiniz kalmaz. İstanbul’da bin tane davanız,
sıkıntınız olsun, yürümeyen işleriniz olsun, burada hiç biri aklınıza
gelmez. Burada beyninize bir şey oluyor. İşte bu da Bodrum ruhu…
Fotoğraf- Ara Güler
Şebnem Aykol-
Ve Bodrum’la beslenen, Hadigari Cumhur, Anadolunun Avukatı ve şimdi de
Yettigari İbraam, bir seri niteliğinde, nasil başladınız bu seriye, ne
tetikledi sizi? Neydi başlangıç fikri?
Harun Özakıncı - Aziz Nesin hikayelerini çok seviyorum. Aziz nesin’in hikayeleri gibi çok
hikaye var hayatta ve çok gerçekler. Üçüncü sayfadaki en dipteki
haberlerdeki insanlar çok ilgimi çekiyor. Karakterlerin nasıl
yaşadıkları, karakterlerin nasıl çözümlendikleri hemen onların peşlerine
takılacağım kadar ilgi alanım içinde. Eğer mahallede bir karakter varsa
ve o benim dikkatimi çekiyorsa, o adamla çarşıya kadar yürürdüm. Hala
öyle. Sonuçta bu dip insanlar çok dolu insanlar, eğer bir üçüncü sayfaya
haber oluyorsa. Bu çok izlenebilir bir şey. Aziz Nesin grameri çok
hoşuma gidiyor, onun çok küçük insanlarının çok büyük kahramanlar olması
gibi. Böyle bir şablon oturttum, hala grameri kendi başıma tesbit etmeye
çalıyorum. Filmlerde de o karakterlerin üzerine gidiyorum. O dipteki
mahalle kahramanları, o sınıftaki en parlak insan değil de en küskün
insan benim çok ilgimi çekiyor, dibinde bir derinlik görüyorum. Bütün
bunlar da sinemaya çok uygun. Filmlerde hep bir karakter ve o karakterin
devamlılığı ile uğraşıyoruz. Yani filmin başında karakteri ne
görüyorsak, onun nasıl komik olacağını düşünmüyoruz, komiklikten,
komediden ve enteresanlıktan vazgeçip son derece
minimal sahnelere de düşüp, ama yeterki o karakter devam etsin diyoruz.
Şebnem Aykol-
Bodrum'da turizm sektörü gelişmeden önceki yıllarda, sahillerdeki
arazilerin değersiz olduğu için kız çocuklarına bırakılması, daha sonra
da bu arazilerin turizm nedeniyle değer kazanmasıyla yaşanan aile içi
çatışmaları konu alan "Hadigari Cumhur". Eh tüm Bodrumlular’ın bildigi
bir hikayedir. Daha önce bir röportajınızda
filmlerin bir sözü, mesajı, bir göndermesi vardır demişsiniz. Hadigari
Cumhur’un mesajı var mıydı ve kimlere gönderilmişti bu mesaj?
Harun Özakıncı - Elbette mesaj olmalıdır, mutlaka. Burada; “Hey Cumhurlar kendinize
gelin” demektir o. Bodrum’daki bütün değerleri harcayan çok insan gördüm
ben, kimseyi suçlayamam. Ama şu çok gerçektir, kendi arazisini satıp,
sattığı arazide garsonluk yapan çok insan vardır buralarda. Bodrum’un
yaz halleri, kadının kızın, içkinin bol , mekanların çok otantik oluşu,
eğer bir de içinizde çalışma arzusu yoksa, hayatın kolayına
kaçıyorsanız, çok çabuk kapılırsınız, elinizdeki maddi değerleri çok
çabuk bu yolda feda edersiniz. Bodrumlu Cumhur’un filmde harcadığı
değerleri neydi, kendi evi, arazisi. Bodrum’da insanlar evlerini,
arazilerini, zeytinliklerini, mandalinliklerini, tarlalarını satıp satıp
yazın turistlerle, kışın da pavyonlardaki kadınlarla yediler. Ve Bodrum
değerleri de bunlarla beraber gittti. Adamalrın süngerci dükkanı vardı,
zeytinyağı dükkanı vardı, şimdi o dükkanlarda imitasyon takılar
satılıyor. Bodrum’un değerini hem o adam hem de tüm Bodrum çok kaybetti.
Ben bunlara Cumhur diyorum, Bodrum’da çoktur Cumhur ismi. Bu az önce de
söylediğim gibi bir karakter, Karadeniz’deki Dursun, İdris, Temel gibi
bir karakter yaratmaya çalışıyorum, -ki galiba da yolun yarısındayım.
“Allahın Cumhur’u”, “Cumhurluk yapma lan” denir hale geldi. Hayta,
sorumsuz… Hatta filmde de Cumhur’un kel, ayaklarının devamlı çıplak ve
pis olmasının sebebi; “başı kabak, yalınakayak” metaforudur. Dikkat edin
Cumhur ve İbraam Bodrum’un her yerinde sularla oynar, suları harcarlar.
Ya İbraam sürekli yıkanır, Ya Cumhur evinin bahçesinde sürekli suyu
akıtıp ayaklarını yıkar, birinin üzerine su döker. Bodrum’daki en
değerli şey sudur, Bodrum’da su yoktur. Bodrum’un en değerli şeyini
sürekli harcar Cumhur, aslında harcadığı Bodrum’un
kültürüdür; bu da bir alt Metin, metafordur. Dünyanın her yerinde böyle
insanlar var. Sonuçta bununla yüzleş ve Bodrum’un değerlerine sahip çık,
ya da herkes Cumhur, yoldan bir çöp alıp atsın. Hiç bir şey
yapamıyorsan, turist sana bir şey sorduğu zaman, elinden geldiğince
yardımcı ol. Yurtdışında gidiyorsunuz bir lokantaya,zincirli geçilemeyen
bir masa var, neden diye sorduğunuzda 85 yıl önceölmiş bestecinin yemek
yediği masayı, tabağını çatalını öylece koruyorlar, bir de bize bakın
Cevat Şakir’in evi köfteci, olmaz böyle şey. Burada sitemim var. Sonuçta
Cumhurluk başka bir şey, ülkenin değerlerini harcamak işte. Biz biraz
kendimiz olursak, şu kıymet bilen, Çalışkan eniştelerin kıymetini
bilirsek…
İnsanlar kendi değerlerini harcarlarken
benim de değerlerimi harcıyorlar, o “Sevilen Yoğurt” dükkanı nerede
şimdi. Benim çok sevdiğim sünger satan dükkanlar nerede şimdi. Benim,
senin çok değerli şeylerini sattın. Amerika’da hala yirmibeş cent ile
telefonla konuşuluyor, Amerika’da hala 911, 911. Hiç birşey değişmedi.
Atatürk’ün milliyetçilik okunun içi
bununla dolu. Milliyetçilik sokaklara çıkıp bağırmak mı, yoksa kültürle
mi ortaya çıkar. Deve ile mi, zeytin ile mi, folklor ile mi çıkar.
Milliyeçilik millletimizi çok sevmekten öte bir şey. Hangi kültürel
değerine sahip çıkıyoruz, devam ettiriyoruz, ya da yenisini üretiyoruz?
Bütün hikaye bundan kaynaklanıyor. Türk insanının en büyük hasleti
bence, tabi maddi zorluklar da var. Bir emanetin korunması için illaki
kutsal mı olması gerekli, olmaz öyle şey…
Fotoğraf- Ara Güler
Şebnem Aykol-
Ve belgesele gelecek olursak, “Anadolu’nun Avukatı” Şakir Kabaağaçlı’nın
“Dünyadaki bütün medeniyet ve uygarlıkların çıktığı yer Anadolu’dur”
tezi ve Balıkçı’nın yaşam hikâyesi anlatıyor. Ünlü fotoğraf sanatçısı
Ara Güler’in 1960’lı ve 1970’li yıllarda çektiği ve bugüne kadar hiç
yayınlanmamış Bodrum ve Balıkçı fotoğrafları da belgeselde yer alıyor.
İlk Bodrum filminizden tümüyle ayrı bir çalışma. “Anadolu’nun Avukatı”
belgeseli fikri nasıl doğdu ve çalışma sürecinizi biraz anlatır mısınız?
Harun Özakıncı - Daha önce de dediğim gibi Bodrum bir nesnel, ve biz o nesnel içindeki
öznellere gözümüzü diktik. Bu atmosferden çok etkilenip, bu atmosfere
çok şey katmış insanlar var. Buraya gelip herşeyini kaybeden adamlar da
var, onları da biliyoruz, onlar da güzel belgesel konusu. Ama Cevat
Şakir’e bakacak olursak, dünyada eşi benzeri olmayan bir yaşam
hikayesine sahip bir insan. Hollywood bugün Cevat Şakir’i bilse 10 tane
iş yapar. Üç tane hayat, üç tane döngü yaşamış. 1910’a kadar muhteşem
bir hayat, sonrasında 35 yaşına kadar hapishane ve Babali yaşantısı,
sonra Bodrum. Biz bunu üçe ayırdık. “Daha Önceleri” (1890-1910) kendi
hayatındaki şaşaalı dönemi ve babası ile olan malum sıkıntılı dönemi,
Bodrum öncesine “Önce” dedik, sonra da “Hep” dedik. Neden Hep dedik,
Cevat Şakir Kabaağaçlı, Halikarnas Balıkçısı olarak imzasını atıyor ve
bir kimlik alıyor, bu onun kimliği. Ama ona bir kimlik daha koymamız
lazım. Cevat Şakir’I çok rasyonel ve naturel takip etmemiz lazım. Cevat
Şakir’in 30 küsur kitabı bize bir şey anlatır. Bu yaşadığınız topraklar
o kadar modern topraklar ki, bu yaşadığınız topraklarda atom bulundu, bu
yaşadığınız topraklarda güneş tutulması hesaplandı, bu yaşadığınız
topraklarda ilaçlar hazırlandı, kitaplar yazıldı, icatlar yapıldı,
oyunlar yazıldı sahnelendi, aryalar söylendi, bu topraklardan
medeniyetler fışkırdı. Bugün insanoğlu uzaya füze gönderiyorsa, bu
topraklardan çıktı o insanlar. Eğer Tales’in Atomist, bulduğu
trigonometri, hesapladığı güneş tutulması olmasaydı, sistem daha
başlamamıştı. Cevat Şakir İsa’dan 521 yıl öncesini insanlığın uygarlık
başlangıç tarihi olarak söyler. Ortada bütün bunlara gözünü dikmiş,
bütün bunları çok güzel alıp pazarlamış o tarihin düşünürleri ve
politikacıları var. Buradaki düşünen adamı almışlar,
buradaki yaratımı almışlar ve kendi malzemeleri olarak satmışlar. Ve
Yunan mitolojisinin içine çok güzel sıkıştırmışlar. Bu da bizden
çalınmış bir şey, sonuçta ortada savunulması gereken bir toprak ve
savunulması gereken o toprağın üzerinde Frigya, Lidya, Karya, İyonya,
Çatalhöyük, Burdur, Kayseri, Bergama’daki parşömen, Trakya’daki bira,
ilk banka. Bütün bunların burada olması, Cevat Şakir’in bu topraklardaki
30 kitabında anlattığı değerlerin bizim olduğunun savunulması, savunulan
bir şey varsa ortada bir mağdur vardır. Bu da bir avukatlık gerektirir.
Cevat şakir’in manevi oğlu Şadan Hoca’nın (Gökova) buldüğü çok güzel bir
isimdir, Anadolu’nun Avukatı der ona. Biz de o ismi çok sevdik, bundan
sonra da Cevat Şakir anılırken yok babasını öldürdü, yok bilmem ne yaptı
vs değil, Anadolu’nun Avukatı’dır densin istiyoruz. Yaşamında her ne
olursa olsun, çok değerli bir insan.
Fotoğraf- Ara Güler
Kitaplarını okuduğunuz zaman ya çok
etkilenirsiniz, ya hiçbirşey ifade etmez. Gramer hataları da vardır,
umurunda da değildir. Yazma özgürlüğü var, herhalde cezaevlerinden
kalma… Neyi neden yaptığını söyleyecek bir insan olduğunu da
düşünmüyorum. Çok klişe şeyler okuyorum. Ama o adamın yarını yok ki,
yarını düşünmeden bugünü yaşıyor bence. Yaşadıklarına o kadar hayret
ediyor ki, yaşarken çoktan öldüğünü düşünüyor tüm yaşadıklarından
dolayı. Ve tabi büyük bir zeka, beş altı dil biliyor, yazıyor, okuyor,
konuşuyor. Aryalar söylüyor, sözlerini ezbere biliyor. Biraz da
eğlenceye düşkün, onun eğlenceye düşkünlüğü ailesini biraz yıpratsa da
bizler için çok önemli olud, “Mavi Yolculuk” da ondan kaldı. Eğlenmek
için o günün aydınlarını, gazetecileri, dostlarını biraz daha hedonist
isimleri buraya çağırdı. O kişiler de köşelerinde ve
kitaplarında çok güzel yazdılar ve ortada bir “Mavi Anadoluculuk”
başladı. Bu her ülkeye nasip değil. Cevat Şakir belgeseli için zaten çok
geç kalınmıştı diye düşünüyorum. 5 sene önce Cevat Şakir belgeseli’ni
nasıl yapmışlar bir bakayım dediğimde, hiç bir şey bulamadım ve
şaşırdım. Bugün Cevat Şakir 120 yaşında, TRT bir belgeselini yapmış
ancak sonra kaset lazım olunca yine göstermeyiz diye silmişler,
düşünebiliyor musunuz 1970 senesinde yapılmış Cevat Şakir belgeseli şu
an yok. Biz de şirketin kurumsal kimliği içinde seve seve yaptık. Çok da
mutluyuz.
Şebnem Aykol - Belli bir araştırma ve çekim grubuyla
mı çalışıyorsunuz, yoksa tümünü kendiniz mi üstleniyorsunuz?
Harun Özakıncı - Hepsiyle bire bir kendim uğraşıyorum. Paylaşamıyorum ki zaten. Bir tek
en son aileyle çok paylaşıyorum. İzmir’e gittiğimde çok mutlu oluyorum,
onun takipçileriyle bir raya geldiğimde, Yaşar Aksoy, Şadan Gökova,
İsmet Abla (kızı), Deniz ( torunu) burada Nükhet Hanım (Anadol). Geçen
görüştük, sarıldık öpüştük, bunları konuşabiliyoruz diye sevindik. Cevat
Şakir’in kitapları özellikle bugünlerde, etnik, etik bir sürü sancımızın
olduğu günlerde, Cevat Şakir’in Anadolu’nun ne kadar değerli olduğunu
anlatan kitaplarını okuyup, buralarda neler var deyip kültürümüzü bir
benimseyelim.
Fotoğraf- Ara Güler
Şebnem Aykol - Peki bu fikrin oluşması ile gerçekleşmesi arasındaki süreç nedir?
Harun Özakıncı - 11 ay.
Şebnem Aykol - Belgeselde röportajları ile yer alan isimler- Fotoğraf Sanatçısı Ara
Güler, Prof. Dr Selçuk Erez, Ahmet Tanrıverdi (Fıstık Ahmet), Adalar
Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, Edebiyat Adamı Cevat Çapan,
televizyon programcısı Okan Bayülgen, gazeteci Haluk
Şahin, tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi, Balıkçı’nın kızı İsmet Noonan,
torunları Deniz Kabaağaç ve Deniz Noonan, Prof. Dr. Şadan Gökovalı,
Bodrumlu turizmci Rüştü Gür, Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon,
Heykeltıraş Ekin Erman, Gazeteci Yaşar Aksoy, Bodrum Anadolu Lisesi
Müdür Yardımcısı İ.Hatice Orman, Bodrum Ajans’ın sahibi Demircan
Türkdoğan, Bodrum Kalesi eski müdür yardımcısı Ayşe Temiz ve Bodrum’da
yaşayan Balıkçı hayranları… Tüm bu kişilere ve arşivlere ulaşmakta ne
gibi zorluklar yaşadınız?
Harun Özakıncı - Hiç bir zorluk yaşamadım. Ne istediysem, ne dediysem verdiler. Her
telefon açtığım yerden ne istedimse gel al, gel yap dediler. Herkes
sonuna kadar arşivini açtı. Herkes de bunu bekliyormuş; aile Apikam’a
(İzmir Ahmet Priştina Vakfı) vermiş bütün herşeyi, bedelsiz verdiler.
Aile sonsuz yardımcı oldu. Ara Hoca(Güler) hiç kimseye vermediği
resimleri bedelsiz verdi. İnsanların doğru değerlendiremeyeceklerini
düşündüğümüz için koymadığım pek çok sohbet var. Etik olarak hiç bir
sorun yok, zaten süre de yetmedi, tümü 161 dakika. Söyleyebileceğim
hayatımdaki en güzel onbir aydır, hiç bir sıkıntı çekmeden zevkle
çalıştık. Sıkıntılı bir dönemimde bu belgesel ruh olarak beni kurtardı
diyebilirim.
Fotoğraf- Ara Güler
Şebnem Aykol - Çok mu hızlı çalışıyorsunuz, yoksa herşey denk mi geldi?
HÖ - Ben hızlı çalışamam, denk geldi herşey. 11 ayda bir belgesel çıkmaz,
böyle bir biyografi yapılmaz yani. Sipariş değildi, hiç bir hız yoktu,
bir yere yetişmiyordu. Satışını da kendi sitemden kendim yapıyorum
zaten.
Şebnem Aykol - Arşivi de adım adım paylaşa paylaşa toparladınız, sizin belgeselde
aldığınız her adımı takip edebildik.
Harun Özakıncı :
http://www.eskibodrum.com/ ‘ a girin. Bütün belgeselde kullandığımız görsel malzemeyi görebilirsiniz.
Halka açık, girin bakın, kullanın diyorum herkese, bilabedel. Haber bile
vermeyin, telif isteyen yok.
Fotoğraf- Ara Güler
Şebnem Aykol - Sizle ilk görüşmemizde bilginin, hatta arşivlerin paylaşımı üzerine
kendi görüşlerinizden bahsetmiştiniz, bunu okuyucularımıza da tekrarlar
mısınız?
Harun Özakıncı - Elbette, insanlar tarafından bazı bilgiler, fotoğraflar saklanıyor. Eski
Bodrum fotoğrafları insanlar tarafından saklanıyor. Kimseye bir sitemim
yok ama, biz eskibodrum.com‘u bir daha olmayacağı için kurduk.
Bunları geçelim, Bodrum şimdi de güzel. Eski Bodrum’u düşünürseniz, o
sokaklar bir daha hiç olmayacak. Bunun sorumlusu ve suçlusu yok. Ama
bunlar bir gün birinin bir ödevine, araştırmasına lazım olacak. Bilgi
paylaşılmalıdır, eski Bodrum bilgileri, fotoğrafları paylaşılmalıdır. Ve
o kadar kadimdir ki o tarihler; sebebini bilmek ve öğrenmek istemiyorum,
1950-1990 arasındaki o 40 yıl, ve ondan öncesi; Bodrum’un gelişme
zamanı, Bodrum’un balıkçılık, mandalincilik, dalgıçlık, açlık sefillik
zamanı çok özeldir bana göreçok enfestir. Bir daha olmayacak birşey
olduğu için de yaşamalıdır.
Şebnem Aykol - En önemlisi de toplumsal bellekten silinmemesi için değil mi?
Harun Özakıncı - Elbette. Ödevlerde, araştırmalarda, gazetelerde, dergilerde,
belgesellerde mutlaka yaşamalıdır. Sadece onun için kurulmuş bir istedir
bu.
Şebnem Aykol - Peki belgesel içinde yer alan arşivlerin hak sahipleri de paylaşım
konusunda sizinle hem fikirler mi, aynı hoş görüyü gösteriyorlar mı?
Harun Özakıncı - Elbette. Şu an eski Bodrum belgeseli yapıyorum. Ev ev gezip eski Bodrum,
Cevat Şakir, Neyzen Tevfik fotoğrafları topluyorum. Herkes elindekileri
veriyor. Bazı insanlar çok ketum bir şekilde kendileri için vermiyorlar.
Yok ben kitap yapacağım, yok ben müze yapacağım sözleri. Ee ver, sen
yapacağın şeyi yine yap. Zaten sadece fotoğraf sitesi sadece bu site,
anlatım ve metinler yok.
Harun Özakıncı - Zaten şahısların arşivi olarak açıyoruz sitemizde. Elinizdeki herşeyi,
günlükleri, belgeleri, neyi ne kadar paylaşmak istiyorsanız size kalmış.
Eğer bir röportaj ile hiç söylenmemiş şeyleri söylemek istiyorsanız,
açalım orada bir sayfa sizin adınızla konsun gibi.
Şebnem Aykol - Ulaşamadığınız bilgiler ya da ulaşıp da koyamadığınız bilgiler oldu mu?
Bugün izlediğinizde eksik kalmış ya da başka türlü ele alabilirdim
dediginiz bölümler var mi?
Harun Özakıncı - Olmaz mı? Telefonumuza çıkmayanlar da oldu. Bittikten
sonra aradığım 20’ye yakın resim buldum. İkinci kopyalara koyacağım
onları. İlk kopyalarda bu resimlerin olmadığına çok üzüldüm. Cevat Şakir
ile ilgili 20 resim, bir de onun yaşadığı dönemde
eski Bodrum ve onun teknesinin resimlerini buldum. Düşünüyorum yook,
istediğim şeyi yaptım. Bir de kaymaması gereken bir grammer var ortada
bir ezber var herkesin kafasında. Hem belgesel ezberi var, hem de Cevat
Şakir’in hayatında biraz da kurgu gerekiyor. Bir belgeselde hiç kimsenin
hayatı kurgusuz olamaz. Onları da seve seve yaptım, hiç bir sorun yok.
Sonuçta yukarı doğru yükselen bir hikaye. İniş ve çıkış var ama sonu
yükselme ve başarı ile biten bir hikaye…Başarılı bir hayat ve
yükseklerde bir ölüm Cevat Şakir’in ki, herşeyini çözüp hallettikten
sonra ölmüştür.
Fotoğraf- Ara Güler
Şebnem Aykol - Bodrum mutfağında pişen, Bodrumlular’ın sponsor olduğu bu film hakkında
yerli halktan ne gibi tepkiler aldınız?
Harun Özakıncı - Evet
4 tane sponsorumuz vardı, zaten çok büyük bütçelerle çekilmedi belgesel.
Yerlisi çok sevdi, çok beğendi. Çok da otantik bir günde yaptık ilk
gösterimi. Yaşayan süngercimiz Aksona Mehmet’in, uzak denizlere
açıldığı, Bodrum’a veda ettiği bir gündü. Kurumsal olarak da çok güçlü
bir gündü. Süngerin, mandalinin, zeytinyağının, sarnıcın, değirmenin
hatırlandığı, buralarda emekler vermiş insanların toplandığı yerde,
Cevat Şakir’de çok güzel bir semboldü. Çok duygusal bir gündü, çok
mutluydum. Gelen teşekkürlerden, yaş ortalamasından çok memnundum. Üç
saatlik belgeselin aşağı yukarı aşağı yukarı 1,5 saatini gösterdik, yüz
kişilik salonda yüzelli kişi aralıksız izledi. Çıt
çıkmadan izlendi. Çok büyük bir alkış koptu. Benim için çok önemliydi.
Şebnem Aykol - Bir Ege geleneği olan ‘süngerciliğin’ kalan son temsilcilerinden olan Aksona
Mehmet’, belgeselin ilk gosterimi ile aynı gün,
süngercilik kültürümüzü dünyaya anlatmak için çıkacağı 4 aylık deniz
yolculuğuna uğurlandı (Tirhandil tipi teknesi ile Afrika denizlerine).
Bunlar eş zamanlı gelişen projeler miydi,
birbirlerini nasıl beslediler?
Harun Özakıncı - Hayır, hayır. Biz sadece Mehmet Ağbi’yi gördük., Cevat Şakir ile ilgili
kendisine röpotaja gittiğimizde ben de ötelerin çocuğuyum,
yazdıklarından biriyim dedi Mehmet Ağbi. Yakınlarda yine ötelere
gideceğim, o ruhu yaşatmak için deyince, biz de o zaman seni Balıkçı ile
uğurlayalım dedik. Çok otantik, çok ama çok nostaljik oldu bu uğurlama.
Şimdi 13 Ekim için hazırlanıyoruz, çok güzel bir şey yapacağız.
Şebnem Aykol - Bu 13 Ekim “Yettigari İbraam” ile ilgili değil mi? "Hadigari
Cumhur" devamı niteliğinde "Yettigari İbraam" nasıl oluştu?
Harun Özakıncı - Hadigari Cumhur’da bütün Bodrum “Hadigari Cumhur kendini toparla, biz
Bodrumlu’yuz. Bodrum’un değerlerinin kaybolduğundan eminiz, olabilir.
Bir erozyondur gidecektir, yerine koyabiliriz. Biz bütün Bodrumlu karar
verdik, seni suçlu ilan ediyoruz, bizim adımıza sen suçlusun. Hep
beraber toparlanıyoruz, tamam mı Cumhur?” dedik o filmde. Şimdi
Cumhurluk değişmiyor. Burada da başka bir karakter var, bu da madde ile
mana’yı ayıramayan karakter. Para ile hesabı hiç bir zaman bitmeyecek,
sonsuz para da verseniz mutlu olmayacak bir karakter İbraam. Filmde
birşeyler olacak, para ile halledemeyeceği işlerin içinde bulacak
kendini. Ve filmin sonunda çok büyük bir paraya bir karış kalacak, o
bilmeyecek. Sonuçta yine bir destur var, dünyanın her yerindeki
Cumhurlar gibi her yerindeki İbraamlar’a söylemeye çalıştığımız şeyler
var. Para benim son 10 yıldır çok hassas olduğum bir konu; insanların
seviyelerinin paralarına göre belirlenmesi, paralarına göre söz
haklarının dayanılmaz ve çığırandan çıkmış olduğu zamnları yaşıyoruz.
Burada da insanların ekonomik saplantıları ile biraz çuvaldızı kendimize
batıracağız. Sonuçta bütün insanlara diyeceğiz ki; yok anlatmayayım
J.
Şebnem Aykol - Film çekimi Gökova’da değil mi? Sarı yaz ve Gökova keyifli bir çekim olacak
sanırım J.
Harun Özakıncı - Evet, bekleriz buyrun J.
Bir fotoğraf sergisi ile filmin lansmanını başlatacağız. Çok otantik bir
yerde filmi çekeceğiz. Çekilen fotoğraflar ile filmi tanıtacağız. Çok
güzel bir buluşma olacak. Türkiye’deki sinemanın gelişme yıllarında
Gökova’da bir set ve üç tane teknenin üzerinde bir set; çok iştah
kabartıcı.
Şu an milmin kurumsal kimliği ile çok uğraşıyorum.
Bu filmin Fikret Kızıok’un bir parçası gibi olması lazım. Bülent
Ortaçgil’in bir ezgisi gibi olması lazım. Bu film nasıl anlatsam;
Godfather’ın müziğini kontrbas ile de çalarsınız ama bir mandolinle
çalınması gibi etkilemez hani… İşte öyle Akdeniz kokmalı, inanılmaz
Arşipel… Çok şeyler vadetmek istemiyorum ama inşallah o görseli,
kurumsalı çok kuvvetli olmalı işte… Teknenin pervanesi, yekesi ayrı ayrı
güzel çekilmeli. Demirin atılışı, demirin kuma değişi…
Şebnem Aykol - Bu Bodrum serisinin gözbebeği bu mu olacak?
Harun Özakıncı - Çok özeniyoruz ama Cumhur’un yeri başka. Ne kadar kim ne derse desin
Cumhur J.
Şebnem Aykol :
Bu sıcak havada, küçük Zeynep ile denizde olmak varken bize vakit
ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
Harun Özakıncı - Ben de size teşekkür ederim.
www.eskibodrum.com