Yapım Tarihi - 2016
Süre - 00:56:11
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Ahsen Deniz Morva Kablamacı
2008de YÖK yeni bir yönetmelik çıkarır ve ardından bir yürütme kurulu kararı alır. Doktorasını bitirecek 50/dli yüzlerce
araştırması görevlisinin bir anda işsiz kalmaları söz konusu olur. İstanbul Üniversitesinde bir grup sendikalı asistan
bir araya gelir ve yeni düzenlemeye karşı birlikte mücadele ederler.
12. İşçi Filmleri Festivali, Gösterim Seçkisi. 2017
Kaynak
İşçi Filmleri Festivali
Verdikleri mücadele belgesel oldu: "50 D’yi Bal Eyledik"
Ünivesitelerde görevli asistanların iş güvencesi için verdikleri mücadele belgesel oldu. Doçent Doktor Ahsen Deniz
Morva'nın yönettiği “50 D’yi Bal Eyledik” belgeselinin ilk gösterimi Şişli Kent Kültür Merkezi'nde yapıldı.
İş güvenceleri ellerinden alınan 50/D'li asistanlar, iş güvencesi için verdikleri mücadeleyi belgeselleştirdi.
"50/D'yi Bal Eyledik" adlı belgeselin yönetmenliğini İstanbul Üniversitesi asistan temsilcisi Doçent Doktor Ahsen Deniz
Morva Kablamacı üstlendi.
Belgeselin ilk gösterimi dün akşam Şişli Kent Kültür Merkezi'nde yapıldı.
Gösterime, İstanbul Üniversitesi Rektörlük seçimlerinde 1'nci olmasına rağmen Rektör atanmayan Profesör Doktor Raşit
Tükel, 50/D'li asistanlar ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Eğitim-Sen'in katkılarıyla hazırlanan belgesel önümüzdeki günlerde festivallere katılacak.
17 Kasım 2015
ulusalkanal.com.tr
"50/D'yi bal eyledik"
Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde, KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Ahsen Deniz Morva Kablamacı'nın yazıp yönettiği
"50/D’Yİ BAL EYLEDİK" filmi gösterime girecek...
İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite Girişimi, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (ÜNİVDER), SES Aksaray şubesi,
Eğitim-sen İstanbul 6 Nolu Üniversiteler Şubesi ve İstanbul tabip odası bir araya geliyor.
2 Aralık'ta (bugün) saat 19.00'da Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde, KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Ahsen Deniz Morva
Kablamacı'nın yazıp yönettiği "50/D’Yİ BAL EYLEDİK" filmi izlenecek.
Filmde, KHK ile atılan akademisyenlerin, üniversitelerdeki tasfiyelere ve kadrolaşmaya nasıl dur dediği ve neden bugün
hedef alındığı işleniyor.
Odatv.com
01.12.2016
Röportaj: 50/d’yi bal eyledik: Bir asistan mücadelesi belgeseli
2007-2009 döneminde İstanbul Üniversitesi (İÜ) başta olmak üzere çeşitli üniversitelerde asistanlar, iş güvencelerini
ellerinden alan YÖK kanununun 50/d maddesine karşı bir mücadele yürüttüler. O dönem İÜ İletişim Fakültesi Asistan
Temsilcisi olarak mücadelenin içinde yer alan, şimdi aynı fakültede öğretim üyesi olarak devam eden Doç. Dr. Ahsen Deniz
Morva Kablamacı bu mücadelenin belgesel filmini yaptı: 50/d’yi Bal Eyledik. 16 Kasım'da ilk gösterimi gerçekleştirilecek
film öncesi, Ahsen Deniz Morva Kablamacı ve anti50/d mücadelesinde İÜ İktisat Fakültesi Temsilciliği yapan ve hareketin
sözcülerinden biri olan Levent Dölek ile film ve mücadeleleri üzerine konuştuk.
Gerçek: 50/d nedir ve ne amaçla YÖK tarafından yürürlüğe koyuldu?
Levent Dölek: YÖK kanununun 50/d maddesi asistanların doktoralarını bitirir bitirmez otomatik olarak üniversiteyle
ilişkilerinin kesilmesini öngörüyor. Bu bir 12 Eylül icadı. Amacı çok açık, asistanlardan başlayarak YÖK'ün kriterleri
doğrultusunda bir eleme mekanizması kurmak. YÖK darbeden sonra önce ilerici öğretim üyelerini üniversiteden
uzaklaştırdı. Sonra da yeniden bir ilerici kuşağın yetişmesini engellemek için de asistanların iş güvencesini kaldırdı.
Gerçek: 50/d'ye karşı asistanlar tarafından gerçekleştirilen mücadele nasıl oluştu ve gelişti? Bu süreç içerisinde
mücadeleyi ezmeye çalışan YÖK'e ve rektörlüklere karşı hangi mücadele yöntemlerine başvurdunuz ve süreç hangi
kazanımlarla sonlandı?
Levent Dölek: Aslında Deniz Morva'nın filmi zannediyorum ki bu süreci en güzel şekilde anlatan bir film olacaktır. Ben
de filmi izlemek için sabırsızlanıyorum. Tüm üniversitelilere de bu filmi izlemelerini tavsiye ediyorum. Kendisi hem o
dönem mücadelenin en önünde yer almıştı hem de bir yandan tüm yaptıklarımızı belgeleyip bugünlere taşıdı. Çok değerli
bir iş yaptı. Öte yandan soruya dönecek olursak asistanların mücadelesi epey yeni bir şeydi. Genel olarak 1980 sonrası
öğrenci mücadeleleri ön plandaydı. Ancak biz de o kadar yeni bir şey yapmadık. Esas olarak işçi sınıfının mücadele
yöntemlerini devralıp uyguladık. Yürüyüş yaptık, basın açıklaması yaptık, işyerimizi terk etmedik, iş bıraktık ve buna
benzer eylemlerimizin hepsi aslında birer sınıf mücadelesi yöntemiydi. Bu yöntemlerle önce arkadaşlarımızın atılmamasını
sağladık sonra 50/d'den daha güvenceli olan 33/a'ya geçişlerin önünü açan yasal kazanımlar elde ettik.
Gerçek: Bu süreç kazanımlarla bitmesine rağmen 50/d yürürlükte duruyor. Eğitim emekçilerinin iş güvencesi hâlâ tehdit
altında. Bu yasaya karşı devam eden çalışmalar var mı? YÖK tekrar asistan kıyımı girişiminde bulunursa bunu savuracak
örgütlülük mevcut mudur?
Levent Dölek: Bizim İ.Ü.'de bir Araştırma Görevlileri Temsilciler Kurulumuz var. Asistanlara yönelik olumsuz bir gelişme
olduğunda toplanıp cevap verebiliyoruz. Öte yandan sendikamız var. Eğitim-Sen asistan mücadelesinin deneyimini ileriye
taşıyor. O gün mücadelede olan asistanlar bugün sendika şubesinin yönetiminde, temsilciliklerde görev üstleniyor
mücadeleyi sürdürüyor. İTÜ'deki önemli mücadele deneyimlerini de bu açıdan anmak gerekli. Şu ana kadar en azından biz
İstanbul Üniversitesi'nde hiçbir arkadaşımızın işten atılmasına müsaade etmedik. Bunu ikili ilişkilerle, araya insan
sokarak, ricada bulunarak değil örgütlü gücümüzle gerçekleştirdik. Yarın için asistanın en büyük güvencesi muazzam bir
emek ve bilinçle yaratılmış olan bu örgütlülük ve dayanışma geleneğidir. Önümüzde genel olarak kamu emekçilerinin iş
güvencesine saldırılması, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değiştirilmesi gibi gündemler var. Bu büyük bir saldırı
olur ve kamu emekçileri mutlaka bu saldırıya hak ettiği bir direnişle karşılık verecektir. Bu durumda asistanların da
mücadelede yerlerini alacağına şüphem yok.
Gerçek: Eğitim emekçilerinin 50/d'ye karşı gerçekleştirdiği mücadeleyi filme aldınız. Siz de bir eğitim emekçisi olarak
50/d'nin mağduru ve mücadelenin bir parçasıydınız. Öncelikle ürettiğiniz filmin sizin açınızdan ve eğitim emekçileri
açısından öneminden bahseder misiniz?
Ahsen Deniz Morva Kablamacı: Kişisel olarak ne ifade ettiğinden başlayarak yanıtlamaya çalışayım. Evet, mağdurdum. Ama
asla yalnız değildim. “Asla yalnız yürümeyeceksin” bu süreçteki mücadele sırasında dilimizden düşürmediğimiz
sloganlardan biriydi. Filmi, beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım için yaptım. Onlara minnetimin minicik bir ifadesi. Biz
ilk 2007 yılında bir araya geldiğimizde doğrudan benimle ilgili bir sıkıntı yoktu. Başka arkadaşlarımın durumu kritikti.
Ben onlara destek olmak için toplantılara katılıyordum. Sonra, 1,5 yıl sonra bu kez benim de doğrudan mağdur olduğum
daha sıkıntılı bir süreç başladı. Ama tüm bu süreç 1-2 kişinin mağduriyeti üzerinden değil, bu mağduriyetin neden
yaşandığının sorgulanması üzerinden tartışıldı. O nedenle kimin mağdur olduğundan çok neden mağdur edildiği üzerine
gidildi. Bugün ben, yarın sen, öbür gün öteki olabilirdi. Öyle de oldu. Mayıs 2007-Ekim 2009’a kadar kesintisiz süren bu
uzun 50/d mücadelesi, üniversite yaşamını benim için yaşanılır kıldı. Bir eğitim emekçisi olarak ise iki nedenle
önemsiyorum filmi. Birincisi bir hak arama mücadelesini konu alıyor. Sendikal mücadelenin önemine değiniyor. Bireysel
değil kitlesel kurtuluşun mümkün olduğunu söylüyor. İkincisi ise bunu akademik özerklik, iş güvencesi, üniversite
özgürlüğü konusunu ele alarak tartışıyor. İki yıllık bir süreyi odak seçiyor; üniversitede akademide dönüşüm
başlatacağını dile getirenlere karşı araştırma görevlilerinin duruşlarını belgeleyerek ele alıyor. Tarihe kayıt düşüyor.
Bu dayanışmanın dinamiklerinin hangi koşullarda nasıl kurulduğunu ve neler yaşandığını anlatıyor. Tarihin bir döneminde
bir şey yaşanmış, ne yaşanmış, neden yaşanmış, kim ne yapmış; nasıl bir tavır almış; ne yapsa daha iyi olurmuş… Tüm bu
soruları sormak, yaşananların kıymetini bilip daha ileri taşımak için bir fırsat sunuyor. Akademinin en alt
basamağındaki kişilerin çalışma yaşamlarına değinerek yapıyor olması da önemli bence. Ayrıca filmin teması olmamakla
birlikte bazı çıkarımlara da kapı aralıyor. Bologna süreci, güvencesiz çalıştırma, 50/d maddesinin çarpık uygulanışının
ve ortaya çıkış amacından farklı olarak kullanılmasının yarattığı fiili durum, YÖK, kürsü geleneği, anglosakson gelenek
v.b.
Gerçek: Kapitalist koşullarda film üretiminin zor olduğu bir gerçek. Hele hakkını arayan emekçileri konu edinen bir film
üretilmek isteniyorsa iş daha da zorlaşıyor. Siz filminizi üretirken herhangi bir zorlukla, engelle karşılaştınız mı?
Ahsen Deniz Morva Kablamacı: Sinema teknolojisinin gelişmesine paralel olarak film yapmanın ekonomik olarak daha kolay
hale gelmesi ki çok farklı bağlamlarda tartışılır bu konu, elbette 2 yıl boyunca yanımda taşıyabildiğim bir kamerayla
her şeyi her yerde kaydedebilmemi olanaklı kıldı. Ama film yapmak kolektif bir iş. Farklı aşamalarında bilgisine ihtiyaç
duyacağınız kişiler var ve hiç değilse emek verenlerin emek ücretlerini ödemek gerekiyor. Zorunlu masraflarınız oluyor.
Bu noktada mücadelemizin en güçlü savunucusu, hak arama mücadelemizde hep yanımızda olan Eğitim-Sen’den, 1 yıl önce
filme başlarken küçük bir katkı sunmasını rica ettim. Bu filme ivme kazandırmak açısından önemliydi. Sağ olsunlar
güvendiler. Sembolik ücretler ya da tamamen gönüllü arkadaşlarla kotarmaya çalıştım diyebilirim. Ama filmi üretmekle iş
bitmiyor. Önemli olan filminizi geniş katılımlı gösterimlerde seyirciyle buluşturabilmek. Sistem eleştirel olanı değil,
sistemin yeniden üretildiği işleri dağıtıma sokmak ister. O nedenle her şey yeni başlıyor, hep birlikte tanık olacağız
filmin macerasına.
Gerçek: Mücadelenin bir öznesi olmanız, süreci bizzat yaşamanıza ve gözlemleyebilmenize sebep oldu. Bu filminize nasıl
yansıdı? Ne tür bir yaklaşımla filmi ele aldınız?
Ahsen Deniz Morva Kablamacı: Ben bir öğretim üyesiyim. Yönetmen olarak tanımlamıyorum kendimi. Bundan altı yıl önce
araştırma görevlisiyken, yaşananları bir film yapmak için kaydetmeye başlamamıştım önce. İÜ. Araştırma Görevlisi
Temsilciler Kurulunun basın komisyonunda görevliydim. Bu görev gereği el kameramla ne etkinlik varsa “görev” gereği
kaydediyordum. Sonra yaşananların belgelenmesinin yanı sıra kişilerin yaşadıklarını kaydetmeye başladım. Duygularını,
neler hissettiklerini. Film yapmak için orada değildim. Oradaydım, yaşadıklarımızı, gün gün kayıt altına aldım. Bir tür
görsel günlük tuttum diyebilirim. Bu filmde izleyeceğiniz görüntülerin %80’ini bu 2 yıl içinde çektim. %10’u benim
bizzat görevli olduğum günlerde el kameramı emanet ettiğim kişilerce çekildi. Film yapmak için 5 yıl sonra başına
oturduğumda ise bir tür hafıza tazeleme olsun diye ek röportajlar yapmak istedim. Daha sakin bir zaman diliminde yeniden
ele almak istedim konuyu ki kalan %10’u bir yıl önce yaptığım bu ek röportajlar. Filmi konumu nesneleştirecek, konuyla
arama mesafe koyacak şekilde yapmadım. Bu hem tercih etmeyeceğim hem de samimi olmayacak bir yöntemdi. Temamı
belirledikten sonra kendi varlığımı ortaya koyan, duruşumu belli eden, kendimi açık etmekten çekinmeyen, filmimdeki
kişilerin/öznelerin de kendi sesleriyle kendilerini ortaya koyabilmelerine olanak sağlayan, onları nesneleştirmeyen bir
belgesel dili kurmaya özen gösterdim. Yaşadıklarımızın, duygularımızın, hislerimizin belgeseli olsun istedim. Ve elbette
dayanışmamızın.
Bu yazı Gerçek Gazetesi'nin Kasım 2015 tarihli 73. sayısında yayınlanmıştır.
Kasım 16, 2015