Tarihin Hızlandırıldığı Ada




Yapım Tarihi - Nisan 2008,
Kıbrıs
Süre - 00:30:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Can Sarvan
Yapımcı - Can Sarvan
Prodüksiyon - Can Sarvan
Senaryo - Gürkan ULUÇHAN, Can Sarvan
Müzik - İlker Kaptanoğlu
Görüntü Yönetmeni - Hakan Çakmak
Işıkçı - Hüseyin Kamalı
Kurgu - Hakan Çakmak
2D Animasyonlar - Johan Duchateau
Türkçe Üst-ses- Ogün Erciyas
Oyuncular - Ahmet Ustaoğlu, Sinan Sarvan, Şefik Zağlul





Ulus Baker, "Kıbrıs Üzerine" (Video Söyleşi)

11 Temmuz Cuma
Ulus Baker'le Kıbrıs'ın siyasi tarihi üzerine 19 Ağustos 2003 tarihinde Aras
Özgün tarafından yapılmış bir video söyleşisi.

Can Sarvan, "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" (Belgesel Film)

Fransız kültür teorisyeni Paul Virilio, çağımızın 'hızlandırılmış hakikatler'
çağı olduğundan bahseder. 'Hakikatın hızlandırılması', tarihin hızlandırılması
ile doğrudan bağlantılıdır. Dünya tarihi, eski Sovyetler Birliği'ne karşı
kapitalist ülkelerin topyekûn savaşa davet edildiği, Soğuk Savaş'ın başladığı
yıl, 1947'den bu yana hızlandırılmıştır.

Parçacık fiziği alanında yapılan çarpıcı keşifler, Soğuk Savaş döneminde olduğu
gibi Yeni Dünya Düzeni'nde de siyasal mühendisliğin biçimlenmesine ve tarihin
hızlandırılmasına esin kaynağı olmuş gibidir.

Soğuk Savaş, Kıbrıs Adası'na hızla etnik çatışmalar, bir cumhuriyet, bir darbe,
bir çıkartma ve bir de bölünme hediye eder. Eski Sovyetler Birliği'nin dağıldığı
1991 yılı itibarı ile Soğuk Savaş biter. Yeni bir dünya kurulacak ve bu yeni
dünyanın yepyeni bir düzeni olacaktır. Kıbrıs da bu yeni düzene hızla
girecektir.

Yeni Dünya Düzeni'nde, Soğuk Savaş dönemi askeri darbe yapma stratejisi
bırakılmış ve yerel sivil toplum örgütlerine verilen desteklerle 'renkli ve
çiçekli devrimler' yaratmak, tarihi hızlandırmanın yeni bir aracına
dönüştürülmüştür.

Belgesel, Kıbrıs Sorunu'na dair fikirlerine ve Kıbrıs'taki köklerine dayanarak
Ulus Baker'in anısına ithaf edilmiştir.

korotonomedya.net




Can Sarvan'ın "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" ve "Denizbozan" filmlerinin galası
30 Haziran'da

"Tarihin Hızlandırıldığı Ada" belgeseli; iki toplumun yakın tarihinin
hızlandırılmasını ve manipüle edilişini, birçok arşiv görüntüsü ve tarihsel
belge eşliğinde dramatik çekimler yaparak aktarıyor. Nisan sonu tamamlanan
filmde, "Soğuk Savaş"tan, günümüz "Yeni Dünya Düzeni"ne kadar biçimlenişini
sürdürmekte olan siyasal mühendisliğin, Kıbrıs bağlamında tarihe etkileri
anlatılıyor. Mart ayında çekimi ve kurgusu tamamlanan diğer film "Denizbozan"da
ise, kanaatlerin oluşturulmasında öne çıkarılan bazı sembollerin nasıl keyfi
olarak kullanıldığı, çevre sorunu ile ilişkilendirilerek, ironik bir dille
anlatılıyor. "Denizbozan"da ana karakteri canlandıran oyuncu Nurcan Yanık,
Türkiye'de başarılı bir oyuncu.

İki film de geçen sene yitirdiğimiz Kıbrıslı düşün insanı, Ulus Baker'in anısına
ithaf edildi.
Filmlerin gösterimi tüm halka açık ve ücretsiz olacak.

Can Sarvan'ın açıklaması
Film yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, basına yaptığı açıklamada şunları
söyledi:

"Tarih, sınıfsal mücadelelerle birlikte, önceden kestirilemez akışlarla hareket
eder. Küreselleşmiş imparatorluğun yayılma ve denetim araçlarından biri olan
siyasal mühendislik; toplumların ve toplumlararası ilişkilerin gidişatını;
belirlenebilir, yönlendirebilir ve yönetilebilir bir evreye soktu.

Bunun bir uzantısı olarak, Türkiye'deki 1. ve 2. Cumhuriyetçi blok arasında
ortaya çıkan mücadelenin yansımaları, Kıbrıs'ta, Kıbrıs Sorunu ekseninde yerini
bulmaya başladı. Öte yandan, belirleyici konumdaki küresel aktörlerin, Kıbrıs
Sorunu'na atfen 2000'lerin başından bu yana ortaya koydukları perspektifteki
yalpalanmalar, ihmal edilmesi söz konusu olmayacak kadar geniş bir ölçekte,
görünür hale geldi."

Can Sarvan; çektikleri filmlerin sponsoru olmadığını, herhangi bir kurum ve
kuruluştan finansal destek alınmadığını da açıkladı. Sarvan, ülkemizde sinemanın
geleceğine ilişkin olarak da şu açıklamaları yaptı:

"Bağımsız sinemanın ülkemizde serpilebilmesi, bağımsız sinema kurumlarının kendi
çabaları ve toplumsal destek ile kurulması ile mümkündür. Umuyorum ki önümüzdeki
zaman diliminde, bağımsız sanat kurumlarının açılması yönünde çabalar ortaya
konur."


Kıbrıs Gazetesi




Can Sarvan’ın Filmlerinin Galası 30 Haziran’da

Yönetmen ve yapımcı Can Sarvan´ın "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" ve "Denizbozan"
filmlerinin galası 30 Haziran´da yapılıyor.

Can Sarvan tarafından Kıbrıs´ta çekilen "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" belgeseli
ile "Denizbozan" adlı 10 dakikalık kısa film, "2 Film Birden" spotuyla, 30
Haziran Pazartesi günü, Arabahmet Kültür Merkezi´nde ilk kez gösterime
sunulacak.

Sarvan´dan alınan bilgilere göre, "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" belgeseli; "iki
toplumun yakın tarihinin hızlandırılmasını ve manipüle edilişini", birçok arşiv
görüntüsü ve tarihsel belge eşliğinde dramatik çekimler yaparak aktarıyor.

Nisan sonu tamamlanan filmde, "Soğuk Savaş´tan, günümüz Yeni Dünya Düzeni´ne
kadar biçimlenişini sürdürmekte olan siyasal mühendisliğin, Kıbrıs bağlamında
tarihe etkileri" anlatılıyor.

Mart ayında çekimi ve kurgusu tamamlanan diğer film "Denizbozan"da ise,
"kanaatlerin oluşturulmasında öne çıkarılan bazı sembollerin nasıl keyfi olarak
kullanıldığı, çevre sorunu ile ilişkilendirilerek", ironik bir dille
anlatılıyor.

İki film de, geçen sene yitirilen Kıbrıslı düşün insanı, Ulus Baker´in anısına
ithaf edildi. Filmlerin gösterimi tüm hala açık ve ücretsiz olacak.

--Can Sarvan´ın Açıklaması--

Film yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, basına yaptığı açıklamada, şunları
söyledi:

"Tarih, sınıfsal mücadelelerle birlikte, önceden kestirilemez akışlarla hareket
eder. Küreselleşmiş imparatorluğun yayılma ve denetim araçlarından biri olan
siyasal mühendislik; toplumların ve toplumlararası ilişkilerin gidişatını;
belirlenebilir, yönlendirebilir ve yönetilebilir bir evreye soktu.

Bunun bir uzantısı olarak, Türkiye´deki 1. ve 2. Cumhuriyetçi blok arasında
ortaya çıkan mücadelenin yansımaları, Kıbrıs´ta, Kıbrıs Sorunu ekseninde yerini
bulmaya başladı.Öte yandan, belirleyici konumdaki küresel aktörlerin, Kıbrıs
Sorunu´na atfen 2000´lerin başından bu yana ortaya koydukları perspektifteki
yalpalanmalar, ihmal edilmesi söz konusu olmayacak kadar geniş bir ölçekte,
görünür hale geldi."

Can Sarvan; çektikleri filmlerin sponsoru olmadığını, herhangi bir kurum ve
kuruluştan finansal destek alınmadığını da açıkladı. Sarvan ülkede sinemanın
geleceğine ilişkin olarak da şunu kaydetti:

"Bağımsız sinemanın ülkemizde serpilebilmesi, bağımsız sinema kurumlarının kendi
çabaları ve toplumsal destek ile kurulması ile mümkündür. Umuyorum ki önümüzdeki
zaman diliminde, bağımsız sanat kurumlarının açılması yönünde çabalar ortaya
konur."


vatangazetesi.com, 23.06.2008





Can Sarvan'dan 2 film birden

Yönetmen ve yapımcı Can Sarvan’ın “Tarihin Hızlandırıldığı Ada” ve “Denizbozan”
filmlerinin galası 30 Haziran’da yapılıyor.

Can Sarvan tarafından Kıbrıs’ta çekilen “Tarihin Hızlandırıldığı Ada” belgeseli
ile “Denizbozan” adlı 10 dakikalık kısa film, “2 Film Birden” spotuyla, 30
Haziran Pazartesi günü, Arabahmet Kültür Merkezi’nde ilk kez gösterime
sunulacak.

Sarvan’dan alınan bilgilere göre, “Tarihin Hızlandırıldığı Ada” belgeseli; “iki
toplumun yakın tarihinin hızlandırılmasını ve manipüle edilişini”, birçok arşiv
görüntüsü ve tarihsel belge eşliğinde dramatik çekimler yaparak aktarıyor.

Nisan sonu tamamlanan filmde, “Soğuk Savaş’tan, günümüz Yeni Dünya Düzeni’ne
kadar biçimlenişini sürdürmekte olan siyasal mühendisliğin, Kıbrıs bağlamında
tarihe etkileri” anlatılıyor.

Mart ayında çekimi ve kurgusu tamamlanan diğer film “Denizbozan”da ise,
“kanaatlerin oluşturulmasında öne çıkarılan bazı sembollerin nasıl keyfi olarak
kullanıldığı, çevre sorunu ile ilişkilendirilerek”, ironik bir dille
anlatılıyor.

İki film de, geçen sene yitirilen Kıbrıslı düşün insanı, Ulus Baker’in anısına
ithaf edildi. Filmlerin gösterimi tüm hala açık ve ücretsiz olacak.


Can Sarvan’ın açıklaması

Film yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, basına yaptığı açıklamada, şunları
söyledi- “Tarih, sınıfsal mücadelelerle birlikte, önceden kestirilemez akışlarla
hareket eder. Küreselleşmiş imparatorluğun yayılma ve denetim araçlarından biri
olan siyasal mühendislik; toplumların ve toplumlararası ilişkilerin gidişatını;
belirlenebilir, yönlendirebilir ve yönetilebilir bir evreye soktu.

Bunun bir uzantısı olarak, Türkiye’deki 1. ve 2. Cumhuriyetçi blok arasında
ortaya çıkan mücadelenin yansımaları, Kıbrıs’ta, Kıbrıs Sorunu ekseninde yerini
bulmaya başladı. Öte yandan, belirleyici konumdaki küresel aktörlerin, Kıbrıs
Sorunu’na atfen 2000’lerin başından bu yana ortaya koydukları perspektifteki
yalpalanmalar, ihmal edilmesi söz konusu olmayacak kadar geniş bir ölçekte,
görünür hale geldi.”

Can Sarvan; çektikleri filmlerin sponsoru olmadığını, herhangi bir kurum ve
kuruluştan finansal destek alınmadığını da açıkladı. Sarvan ülkede sinemanın
geleceğine ilişkin olarak da şunu kaydetti- “Bağımsız sinemanın ülkemizde
serpilebilmesi, bağımsız sinema kurumlarının kendi çabaları ve toplumsal destek
ile kurulması ile mümkündür. Umuyorum ki önümüzdeki zaman diliminde, bağımsız
sanat kurumlarının açılması yönünde çabalar ortaya konur.”

yeniduzengazetesi.com, 22/06/2008





İki film birden

Can Sarvan’la iki film çektik.
‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’ ve ‘Denizbozan’.

Her ikisi de Türkçe ve İngilizce dillerinde eş zamanlı olarak çekilen ve
kurgulanan filmlerin birincisi 30 dakikalık bir Kıbrıs belgeseli, diğeri 10
dakikalık bir kısa film.

Hem görüntü yönetmenliğini hem de kurgusunu yaptığım her iki filmde de birlikte
çalışma olanağı bulduğum Can Sarvan’ın, kısıtlı olanakların sinema yapmanın
koşullarını bir o kadar daha kısıtladığı bu ülkede sinema yapmak adına verdiği
uğraşların birinci dereceden tanığıyım.

Kısıtlı olanaklar derken salt sinema için gerekli teknik altyapıdan öte, insan
faktörü ve ürününüzü ortaya koyduktan sonra çoğaltılması ve kitlelere
ulaştırılması için ortaya konması gereken ve tek başına bireyin değil, onun
yanında birçok kişinin ve faktörel ortamın yeterlliğini ya da yetersizliğini de
vurgulamak gerekir.

Can Sarvan’la, Güney Kıbrıs’tan teknik bir ekip ve iki toplumdan oyuncularla
birlikte kotardıkları ve geçen yılın Mart ayında AKM’de gösterimi
gerçekleştirilen Nar Yarası adlı ilk kısa film projesinin ardından tanışmıştık.

Entelektüel birikimini sinema yapmak uğraşısı çerçevesinde değerlendirmek
isteyen Can, görüntüde hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemeyen, biz adalıların
istisnalar hariç çok da üzerinde durmaya alışkın olmadığı planlı ve disipline
bir şekilde çalışmaya odaklanmış genç bir sinemacı.

Nar Yarası’nda da ortak senaryo yazarı olan ve ‘Cin Seli’ adlı şiir ile ‘Ahna’
adlı romanı yayımlanmış olan Gürkan Uluçhan’la senaryosunu birlikte yazdıkları
son iki film, önümüzdeki Pazartesi akşamı 20.30’da Lefkoşa Türk Belediyesi’nin
Arabahmet Kültür Merkezi’nde gösteriliyor.

Bu gösterimden önce Avrupa’da ve Türkiye’de pekçok festivale gönderilen filmler,
geçen yıl yitirdiğimiz akademisyen Ulus Baker’e ithaf edildi. Onun, genelde
toplum ve kültür, özelde sinema ve görüntünün etkisi üzerine çözümlemelerini
referans alan Sarvan, özellikle ‘Denizbozan’ adlı kısa filminde, söze gerek
duymadan tamamen görüntülerin izleyiciye anlatabilecekleri yanında
simgesel-göstergesel olan unsurları öne çıkararak izleyiciyi aktif bir biçimde
kod çözümlemesi sürecine sokuyor. Sosyal birer varlık olurken, topluluk bilinci
içinde inandırıldığımız değerlerin hassas dengelerini sorgulayan ve çevreye
ilişkin göndermeleri de olan kısa film Denizbozan’da ana karakteri, Türkiye’den
tiyatro oyuncusu Nurcan Yanık canlandırıyor.

Tarihin Hızlandırıldığı Ada adlı Kıbrıs belgeseli için yazılan senaryonun
tamamlandığı günlerde, bu temanın bir alt ürünü gibi ortaya çıkan ama oluştuğu
süreçte kendi bağımsız tavrını dayatan kısa film ‘Denizbozan’ın Özgün
müziklerini İlker Kaptanoğlu, ışık teknisyenliğini de Hüseyin Kamalı yaptı.

Pazartesi akşamı Arabahmet Kültür Merkezi’ndeki gösterimin ilk bölümünde
sunulacak olan ‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’ adlı belgesel film, bugüne değin
Kıbrıs üzerine yazılmış ya da yapılmış bildik belgesel formatından farklı
olarak, senaryo yazarlarının kendi ortak tezlerini, tarihin içinden seçilmiş
yazılı belgeler, ses ve görüntü kayıtlarının da tanıklığında sunmaları üzerine
kurgulandı.

Kıbrıslılar’ın kendi inisiyatifleri dışında, kendileri için yazılmış senaryonun
sınırları içinde hızlandırılmış tarihlerinin oyuncuları olduğu yargısından yola
çıkarak, adadaki her iki toplumun acılarını sahiplenen ve önyargılardan arınmış
bir yaklaşımla tamamen objektif bir bakış açısı sunan belgesel, Fransız kültür
teorisyeni Paul Virillio’dan referans alarak, çağımızın “hızlandırılmış
hakikatler çağı” olduğuna vurgu yaparak başlıyor. Senaryosunda dramatize edilmiş
sahnelerin de yer aldığı ve Kıbrıs’ın 50 yıllık yakın tarihinden bilgiler ve
belgelerle hazırlanan ‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’, soğuk savaş yıllarından
2000’li yıllara kadar uzanan siyasal mühendisliğin, toplumların geleceğinin bu
mühendislik çabası bağlamında biçimlendirildiğinin sorgulamasını üzerinde
yaşadığımız Kıbrıs adası bağlamında tartışıyor.

Küresel aktörlerin, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ortaya koydukları
perspektifteki yalpalanmalara da dikkat çeken belgeselin ve ilk olarak haziran
ayı başında İstanbul Çevre Filmleri Festivali’nde gösterilen Denizbozan adlı
kısa filmin yönetmeni ve yapımcısı Can Sarvan, her iki filmi de kendi mali
olanaklarıyla tamamladı.

Herhangi bir sponsor ya da finansal katkı olmadan hazırlanan bu filmler
bağlamında bağımsız sinema yapmanın önemine dikkat çeken Can Sarvan’a göre;
bağımsız sinemanın ülkemizde serpilebilmesi, Türkiye’de 1965-1980 arasında
sinema sektörüne yaptığı katkılarla hatırlanan Sinematek örneğinde olduğu gibi,
bağımsız sinema kurumlarının toplumsal desteğiyle mümkündür.

Sinemada hakikatle uğraşan özgürlükçü seslerin kendilerini hakkıyla ifade
edebilmesi bağımsız sinemanın gelişimiyle olanaklıdır.


yeniduzengazetesi.com





Can Sarvan’la iki yeni filmi üzerine bir konuşma

Sanat ekimizin 28 Haziran 2008 tarihli Bellek Gezgini’nde aktardığımız ve Can
Sarvan’la, görüntü yönetmeni ve kurgu kısmı dahil olmak üzere senaryo aşaması
dışında her anını birlikte kotardığımız iki yeni filmi; Tarihin Hızlandırıldığı
Ada adlı Kıbrıs belgeseli ve kısa filmi Denizbozan üzerine, bu haftaki sayfamız
için kısa bir konuşma yaptık.
Bu hafta sonunda, yakın arkadaşları tarafından, geçen yıl yitirdiğimiz Kıbrıslı
Türk akademisyen Ulus Baker anısına düzenlenen konferans ve tartışma programı
kapsamında (11-14 Temmuz) Ankara’da da gösterilecek olan her iki film, Baker’in
anısına ithaf edildi. Özellikle Denizbozan adlı kısa filmin bakış açısı ve
izleyiciye sundukları açısından Ulus Baker’in fikirleriyle kesişme noktaları
arayan Can Sarvan filmleriyle ilgili kısa sorularımızı şöyle yanıtladı:

Sevgili Can, son 2 filminin ilk gösterimine katılım beklediğin gibi mi yoksa
beklentilerinin üzerinde mi oldu?
Açıkçası, beklemediğim kadar iyi bir katılım oldu. İlk gösterimi, Haziran sonu
yapmak; oldukça riskli bir karardı. Aynı günün akşamı için, sendikaların toplu
eylem kararı almış olması, Adli Yıl Kapanış Kokteyli’nin 30 Haziran’a denk
gelmesi, düğünler, üniversite mezuniyet törenleri ve tabii ki mevsimin sıcaklığı
dikkate alınırsa, Arabahmet Kültür Evi’in dolmasını beklemiyordum doğrusu. Demek
ki ilk gösterimi Nisan’da ya da Mayıs’ta yapabilseydik ve daha büyük bir salonda
gösterim yapma şansımız olabilseydi, çok daha yüksek bir katılım olacaktı.
İzleyicilerden gelen tepkilerin bu kadar olumlu olmasını da beklemiyordum.
Halkımız beni biraz şaşırttı ne yalan söyleyeyim. Kıbrıslıların böyle akıl almaz
bir yanı var. Ne yapacaklarını her zaman önceden kestiremiyorsunuz.

‘Tarihin Hızlandırıldığı Ada’ belgeselinin kullandığı dile dair, eleştiri
alabileceğini düşünüyordun; ama galiba o yönde çok da bir eleştiri gelmiş değil
gibi.
Bu konu önemli gerçekten. Seninle gösterim öncesi yaptığımız sohbetlerde, bunu
sıkılıkla dile getirdiğimi anımsıyorum tabii ki. Sürekli üzerinde konuşulan ve
çok doğruymuş gibi bir kanı uyandıran barış terminolojisi nedeniyle, ‘1963’te
birçok Kıbrıslı Türk öldürüldü’ ve ‘1974’te pek çok Kıbrıslı Rum öldürüldü’
diyor olmamızın bazı eleştiriler alacağını öngörmüştüm. Bu yönde hiç eleştiri
almadık, şimdilik. Postmodernizmin, dolayısıyla neo-liberalizmin pompaladığı bir
‘barış dili kullanalım’ söylemi var ki bu söylem hakikatlerin üzerini örtmekten
başka hiçbir işe yaramıyor. Bu dilin kullanılmasını savunanlar, belki de
farkında olmadan, kulağa hoş gelen barış yanlılığına, çevreciliğe ve
anti-militarizme Sol adına sahip çıktıklarını zannediyorlar. Ne var ki tüm
bunlar, neo-liberalizmin ve onun felsefi uzantısı postmodernizmin
anti-kapitalist dinamikleri sönümlendirerek, sistem içine çekme çabasının en
belirgin, düşünsel yan-ürünüdür. Ne AB’deki ne ABD’deki ‘barış’ örgütleri, neo-liberalliğin
ötesine geçen bir sola açık değildir. Ve AB normları dediğimiz ilkeler, bütünsel
olarak postmodern, içinde anti-kapitalist hiçbir öğe barındırmayan
prensiplerdir. Neo-liberalizmi sorgulamadan, bu kadar kolay kabullenebilmek,
varsa bir ‘sol’ bu ülkede, onun adına kaygı vericidir. 'Daha vahimi, neo-liberalizm
barışa, çevreciliğe, anti-militarizme, milliyetçilik ve ırkçılık karşıtlığına
sahip çıkarmış gibi kendini göstererek, sisteme, bağımsız varlıklarını koruyarak
karşı koyması gereken kişi, kuruluş ve örgütleri; fonları, hibeleri ve
düzenlediği uluslararası toplantıları aracılığıyla kendine çekebilmekte, bu tür
hareketlerin barış, anti-militarizm, çevrenin korunumu, vesaire çerçevesinde
kapitalizme eklemlenmesine kurnazca yardımcı olmaktadır.' Barış, neo-liberalizmin
samimiyetle savunacağı bir olgu olabilseydi, dünyada savaşlar çoktan sona
ererdi. Savaşlardan beslenenlerin ne idüğü belirsiz bir barış söylemi ile
kendilerini savaşa karşıymış gibi göstermesine olanak tanıyanlar, ne yaptıkları
üzerine dikkatle düşünmelidir. Bütün bunlara tepkim nedeniyle, ben hakikat neyse
onu ortaya çıkarmanın ve sinema dilinin gerçeklerden bahsedebilmesinin, belgesel
yaparken son derece gerekli olduğunu düşünüyorum. Rum toplumu, halihazırda
1963’te Kıbrıslı Türkler’in öldürüldüğü gerçeği ile yüzleşebilmiş değildir.
Kendini solcu olarak tanımlayan Rum arakadaşların bile, ilk tepkileri ‘EOKA
Rumları da öldürdü’ olur. Keza, Kıbrıs Türk toplumunda da 74’te yaşananlarla
ilgili, yılların propagandası sonucu beyinlere kazılmış bir kanı var- ‘Türkiye,
Ada’ya ‘barış’ı getirmek için girdi’. İyi de ‘barış’ı nasıl getirdi? Uçaklardan
atılan bomba değil de karanfil miydi veyahut bunca Rum nasıl kayboldu? Bu
konularda oluşturulan kanaatler bu kadar kemikleşmişken, birileri çıkar da
‘geçmişi unutalım, geleceğe bakalım’, ‘geçmişle uğraşmayalım’ falan derse, o
zaman geçmişe dair, bu pek de hakikatleri yansıtmayan kanaatler değişemez. O
nedenle, iki toplum da geçmişleri ile olduğu haliye yüzleşmek zorundadır. Bu
süreç ne milliyetçi, ne de içi boşaltılmış bir barış söyleminin arkasına
gizlenilerek aşılabilir. Öldürdük ise, öldürdük. Öldürüldük ise öldürüldük.
Hakikatlerden kaçamayız. Geçmişinden kaçan iki toplumun, sağlıklı bir gelecek
kurması kelimenin tam anlamıyla, ham hayaldir. Hastalıklı bir romantizme
saplanıp kalmak demektir.

‘Denizbozan’ adlı kısa filmin, senin açından Gilles Deleuze ve Ulus Baker’le
keşisen birçok yönü var değil mi?
Ulus’un geçen sene 12 Temmuz’da vefatının ardından, Ulus Baker hakkında bir
araştırma yazısı yazmak için oturup daha önce okuduğum, okumadığım tüm Baker
metinlerini gözden geçirdim. O sıralarda, yani Ulus’un kaybından önce, Fransız
felsefeci Deleuze’ün farklı okumaları üzerine kendi çalışmalarımı sürdürüyordum
zaten. Ulus’un ve Deleuze’ün sinema çözümlemlerini, 3-4 sene önce hayranlıkla
okumuştum. Tüm bu çalışmaların bir sonucu olarak, ‘Denizbozan’da kullandığımız
mekânı, sistemin nasıl su üzerinde, fija üzerinde kurulu olduğunu ve alttan alta
nasıl kendini aşındırdığını göstermek amacıyla seçtik. Bir gün öyle mekan
keşfine, Lapta’ya doğru yola çıkmıştım. Orayı görünce, ‘olamaz böyle bir şey’
dedim kendi kendime. Gürkan’a (Uluçhan) yeri göstermek istedim. Gürkan da, o gün
üzerinde bulunan resmi avukatlık takımına rağmen, pantolonunu kirleterek,
fijaların arasına dalacak kadar mekânı beğenince, senaryoyu ona göre
değiştirdik. Sevgili Hakan, Denizbozan’ın dalgalar ve fijalar çekimlerinde büyük
bir iş başardığını düşünüyorum. Tamam, ben senden öyle çekmeni istedim; ama tam
kafamda tahayyül ettiğimi, deniz suyu ve fija dalgaları arasında üstümüz başımız
su ve fija içinde kalırken, kameraya su sıçramasın telaşı içinde çekebilmen ne
kadar sinema aşığı olduğunu gösterdi bana. Keşke teknik anlamda daha iyi bir
kameramız olsaydı. En vasat kamerayla, simetografik anlamda tadı çok güzel olan
bir iş ortaya çıkarttık. Gürkan, sen, Hüseyin Kamalı ve ben iyi bir ekibiz.
Hepinize, tekrar çok teşekkür ediyorum. Kıbrıs Türk sinemasının oluşumunda
hepinizin katkısı, yetenekleriniz kadar büyük.


yeniduzengazetesi.com