Suyla Yiten




Yapım Tarihi - 2001
Süresi - 00:23:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam SP

Yönetmen - Doğan Ümit Karaca, Namık Uğur, Özgür Arık, Özgür Polat, Tahir Onur Erdem, Özgür Çam
Senaryo - Onur Erdem, Namık UĞUR
Kurgu - Özgür Çam


13. Ankara Film Festivali, Ulusal Belgesel Film Yarışması, Birincilik Ödülü.
2001
Dakka Uluslararası Kısa ve Bağımsız Filmler Festivali, Bangladeş, Davet. 2001
9. London Turkish Film Festivalinde gösterildi. 20 Aralık 2001
Münih Belgesel Film Festivali, Uluslararası Program, Finalist. 27 Nisan - 4 Mayıs 2002
Thesslaniki Film Festivali. 2002





"Suyla Yiten", en önemli festivallerden olan Yamagata Uluslararası Belgesel Festivali'nde 536 başvuru içinden ilk 32'ye girdi. Festivalin davetlisi olarak Yamagata'ya Özgür Arık gitti.

SELANİK'İN ODAĞI ÇOCUKLAR
90 ulusal ve uluslar arası filmin katıldığı SELANİK Belgesel Film Festivali'ne Türkiye, Ankara Üniversitesi öğrencilerinden Özgür Arık, Onur Erdem ve 5 arkadaşının ortaklaşa yönettikleri "Suyla Yiten" (Vanished With Water) projesi ile katıldı.

Selanik
42'İnci yaşını dolduran Uluslararası Selanik Film Festivali'nin yeni bir parçası olarak geliştirilen 4. Selanik Belgesel Etkinliği'nde 90 ulusal ve uluslar arası yapım
festival severlerle buluşmaya devam ediyor. Bu henüz çok genç (1999) fakat etkin festivalin gerçekleştiği Selanik kenti, bölgede oynadığı tarihsel rol ve sosyal gelenekleriyle de tanınıyor.Ayrıca çok önemli bir üniversite kenti. Üniversite öğrencileri, festivale genç ve son derece dikkatli, ilgili bir seyirci kitlesini kazandırıyor.

Ödüllü Türk Filmine Davet
Türkiye, festivale Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri Özgür Arık, Onur Erdem ve 5 arkadaşının ortaklaşa yönettikleri "Suyla Yiten" (Vanished With Water) projesi ile katıldı. Halfeti antik kasabasının Birecik Barajı sularının altında kalmasını anlatan bu Özgün ve şiirsel çalışma, 2001'de Tahran'da düzenlenen İran Genç Sinemacılar Topluluğu Kısa Film Yarışması'nda jüri özel ödülünü aldı. Ardından Yamagata Belgesel Festivali'ne (Japonya) çağrı alan yapım, Ankara Film Festivali en iyi belgesel film ödülünün de sahibi.

"film bizim için çok öğretici oldu, olgunlaştık, diyebiliriz. 500 dakikalık çekimin 20 dakikasını kullandık.Kurguyu da üç kez elden geçirdik." diye söz ediyorlar."Suyla Yiten" den Özgür Arık ve Onur Erdem. "Halfeti halkı köylerinin sular altında kalmasından dolayı çok üzgündüler ama yine de bize çok yakınlık gösterdiler. Evlerinin kapılarını ardına dek açtılar." Film, Selanik'teki gösterimin ardından nisan ayında yapılacak olan Alexandrupolis Festivali için de bir davet aldı.

Kaynak
10 Mart 2002 Cumhuriyet Gazetesi / Aslı Selçuk / Sayfa 15




"Suyla Yiten", en önemli festivallerden olan Yamagata Uluslararası Belgesel Festivali'nde 536 başvuru içinden ilk 32'ye girdi. Festivalin davetlisi olarak Yamagata'ya giden Özgür Arık'ın izlenimleri.

Japonlardan, "bir iş yapmak" hususunda öğreneceğimiz çok şey olduğunu bir de kendi gözlerimle gördüm. Tam bir günü havada geçirdikten sonra özenli bir karşılamayla otele yerleştirildim. Festival dolu dolu bir program hazırlamış. Bügün (4 Ekim) bizim filmin gösterimi var, ardından da bir söyleşi, daha ardından gazetecilerle bir mülakat yapılacak. Bizimkiyle beraber bir İran filmi de gösterilecek. Yamagata, Hokaido Adasının kuzey taraflarında yer alan Tohoku bölgesinde bir kent. Çok büyük bir şehir olmamakla beraber, acayip düzenli derli toplu harika bir yer. (Tavsiye ederim!) Havası suyu tertemiz, yemyeşil.

İnanmayacaksınız ama rüzgarı aromalı esiyor. Kahve, balık, kiraz karışımı bir kokusu var. Yama, Japon dilinde "dağ" anlamına geliyormuş; gata ise yerleşim yerine karşılık geliyor. Bir de bu bölgeyi diğer yerlerden ayıran bir özelliği, Japon geleneksel yaşamını hala yaşatan ender yerlerden olması. Büyük kentlerdeki yaşamın izleri buralara sirayet etmemiş pek fazla. Sokaklarında geleneksel kıyafetleriyle insanlar dolaşıyor.Filmimizin gösterimi az önce yapıldı.

Sayamadım ama, en az 50-60 kişilik bir izleyici/konuk topluluğu filmi izledi. (Bu rakam mesela Ankara ile kıyaslandığında ciddi bir sayı) Arkasından izleyicilerin karşısına geçip sorularını cevaplandırdım. Sorular daha çok Halfeti (coğrafi olarak) ile ilgili geldi. Onun dışında izleyenler daha çok karşılaştığımız zorlukları merak ettiler. Mesela devletin bizim çekim yapmamıza bir zorluk çıkarıp çıkarmadığı soruldu (madem devlet insanları yerinden ediyor, o halde bunun belgelenmesini de istemez düşüncesiyle), veya bölge insanlarıyla ilişki kurmada yaşadığımız güçlükler soruldu vs. Bizimkinden önce gösterilen İran filmiyle bağlantılı olarak, Ortadoğu kültürlerinin (örneğin müziğin) benzerliği vurgulandı. Ben mümkün olduğunca meseleyi okuldaki çalışmalarımıza bağlayıp belgesel anlayışımızı aktarmaya
çalıştım. Bir öğrenci projesinin festivalde yüzlerce film içinden seçildiğini hatırlatmaya
çalıştım. Hemen ardından ofise döndüm ve festivalin günlük yayınlanan bülteni için benimle bir mülakat yapıldı.

Bu mülakatta da çok çeşitli soruları cevapladım. Halfeti mimarisinden, suyun içinde nasıl çekim yaptığımıza kadar çeşitli soruları cevapladım. Ama ne yaptım ne ettim her şeyi bizim belgesel tarzımızla ilişkilendirdim. Söyleşinin sonunda söyleşiyi yapan bayanların biraz utangaç, sinema
öğrencisi olduklarını ve anlattıklarımın onlar için önemli şeyler olduğunu söylemeleri yeterli hatta artarlıydı...Gelelim diğer olaylara... Dün son derece sade bir açılışla festival başladı. Açılışta geleneksel Japon müziği ve dans gösterisi ile Belediye Başkanı ve komite başkanının konuşmalarının arkasından, Japon belgesel sinemacı Ogawa Shinsuke'nin başladığı, ölümünün ardından da başka bir Çinli yönetmen tarafından tamamlanan "Manzan Hoshigaki" adlı filmi seyrettik. Basit bir konunun ustalıkla nasıl belgesele dönüştüğünü gösteren bir filmdi.
Bugünkü programımın yoğunluğundan dolayı sadece bizim filmin bulunduğu paketteki filmleri görebildim- İranlı Mehrdad Oskouei'nin "My Mother's Home, Lagoon" filmi ile festivale Türkiye'den katılan diğer yönetmen Hasan Karacadağ'ın "Hummadruz" filmi. Şimdi görüşlerimi yazma vakti... İran filmi belli bir düzeyde, iyi bir filmdi. Küçük bir liman ya da koy gibi bir yerde ihtiyar ve bunak annesine bakmak ve hayatını sürdürebilmek için geceleri kaçak balık avlayan bir kadının yaşamından, İran takvimine göre yılbaşına denk gelen bir zaman kesitini sunuyordu. Ama belgesel adına kararsız kaldığım yerler oldu. Kadın karakter çoklukla 'oynatılmış' gibi geldi bana.

Hummadruz için ise pek iyi şeyler düşünemiyorum maalesef. Daha doğrusu, bu filmin bir belgesel festivali programında yer alması beni şaşırttı. Daha çok deneysel-kurmaca (!) demek mümkün. Hatta kötü bir deneysel kurmaca. Eğer, farklı bir belgesel tarzı denemiştir belki derseniz, ben de size derim ki bu film belgesel değil ki farklı bir tarzı olsun. Dağınık, kopuk ve anlattığı şeyle arasındaki mesafe dağlarla (Alp-Himalaya Dağ silsilesi kadar) ifade edilebilecek derecede uzak bir film.

Doğudan İstanbul'a göç eden bir aileden baba ve oğlun birlikte intihar etmeleri haberi üzerine yönetmen düşüncelerini geliştirmiş ve sonunda "ortaya karışık" bir şeyler yapmış. Ayrıca belgeselde yönetmenin kendisi ve tanıdık oyuncular da (mesela Gülsen Tuncer) çeşitli roller üstlenmişler!!!Şimdi aklıma geldi. Ankara'da havaalanında çıkış yaparken gerekli işlemler için polise davet mektubumu ve görevlendirme yazısını gösterdiğimde bana "ülkemizi başarıyla temsil etmemi dilediğini" söyledi. Hayır, bunu bana okulda söylemesini umduğum (bir kaç değerli hocamız dışında) hiç kimse söylemedi de...

Özgür E. Arık

Kaynak
İLEF Web Sitesi