Yapım Tarihi - 2009
Süre - 00:45:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam
Yönetmen - Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu, Ethem Özgüven
Metin Yazarı - Başak Ergüder
Kameraman - Selçuk Erzurumlu, Ömer Öztürk, Can Aydın
Kurgu - Selçuk Erzurumlu, Ethem Özgüven
Ses - Selçuk Erzurumlu, Bülent Özcan, Serkan Çiftçi
Leyleğin yuvadan attığı yavruları; kot taşlama işçileri
İzlediğiniz her şey kadar gerçek, yaşamın vaad ettikleri kadar sıradan bir
yaşamdı benimkisi… Sizin için rakam olan, yanındaki sıfırlarla çoğalttığınız
yaşamlarımızı değişim rüzgarlarına yitirdik… Kaç bin olsun, kaç yüz daha ciddi
bir kamuoyu yaratmak için bilemem ama birimizin canı, bir anlam ifade etmedikçe
bizi unuttunuz… Biz yeni düzenin değişim rüzgarlarıyız... Soğuk esen ve insanı
düzenin gerçekliği ile buz gibi çarpan… Şimdi yaşam hikâyelerimiz yerine
ölümlerimizi konuşurken yakaladık sizi…
Bir gaz odasında kaybettim yaşamı… Değişimi vaat edenlere hizmet etmek için yola
çıktığım kentin basık havasız bir atölyesinde ciğerime dolan zehirle yaşamak
için çalışırken kaybettiniz beni … Beni ölüme götüren değişim rüzgarlarıydı…
Yeni düzende herkese yer vardı, katı olmadan buharlaşan yaşamlarımız adına
inandık bu vaade… Bu vaatle avuttuk işsizlerimizi, topraksızlarımızı…
Köylerimizden kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan gencecik bedenlerimizle çıktık
yola… Zonguldak’tan, Siirt’ten, Erzurum’dan, Tokat’tan, Bingöl’den, Çorum’dan
İstanbul’a gelmiştik… Öyle ışıklı öyle güzel caddelerden geçerek geldiğim
köyümün benzeri varoşlardı… Ekmek için, ekmeğimin peşinde Sultançiftliği’nde,
İkitelli’de, Küçükköy’de, Halkalı’da, Alibeyköy’de, ne 8 saat çalışmaya, ne
sigortaya, ne sendikaya bakmaksızın binlerce saat çalıştık hep birlikte… Yaşama
dair hatırladım tek şeyin çalıştığım tozlu atölyede, sıcak bir ev özlemiyle gün
doldurduğumdur… Atölyede tek kanun vardı “işleri yetiştirmek için durmadan
çalışmak”…
Sadece çalışmak için yaşadığımız İstanbul’da Gizli bir elin sakladığı değişim
rüzgarının sessiz yaprakları gibi kimseye dokunmadan giden yaşamlarımızı bu
rüzgar bir kez daha savurdu… Bilmem kaç ay dayanabildi ciğerlerim tozla karışık
kum parçalarına… Her gün daha sert esen değişim rüzgarları sanki hep bana karşı
esiyordu… Ne çok çalıştım günler boyu karanlık izbe bir atölyede… Elime
tutuşturulan bir liralık İnce sarı maskenin ne faydası vardı bilemedim… Üstelik
bin kot yaptığımız günleri bilirim, ağrılarım arttı nefesim tıkandı… Doktora
gitmek için ne sigorta ne para hiçbir çare bulamadım, bir esir kampına dönmüştü
yaşam… ve esir kampının gaz odasında yaşamımı bırakıp gidemedim, köyüme
çaresizce döndüm. Bir döşekte ölüme terk edilip, o büyük ilanların altında kaldı
bedenim…
Sigortasız, iş güvencesiz çalıştığım zaman boyunca başıma gelecekleri bilmedim,
bildiğim zaman çaresiz, çocuklarımın gözleri önünde ölümü beklemeye başlamıştım,
yavaş yavaş eriyerek… Işıltılı şehrin güzel mağazalarına yaraşan kotları
beyazlatırken, ben yavaş yavaş eridim… Ben erirken siz bilinen markaların modası
sandınız taşlanmış kotlarınızı almak için mağazalara girdiniz. Bilemezdiniz her
kotta bir yaşam vardı. Şehirde binlerce işçi gece- gündüz birbirine karışan
vardiyalarda çalışmıştık. Yeni bir dönem açılmıştı, ihracatta rekorlar, yerli
taşeronlar ve çok uluslu firmalarla esen değişim rüzgarları vardı, bizden yana
esti sandık, inanmak için tek neden “ekmek”ti. Ekmek Kana bulandı; kocaman
reklamlar, afişler arasında emeklerimizle özdeşleşen yaşamlarımız ufacık bir yer
bulabildi sütunlarda…
Değişim rüzgarıyla yelkenlerini doldurup engin denizlere açılan, tekstil
atölyelerinde, tersanelerde, Maden ocaklarında, dökümhanelerde, fabrikalarda
binlerce faili meçhulün ardında kalan emekleriyle ihracat şampiyonu olan
işadamlarına, politikacılara ve yaşananlara susarak göz yuman vatandaşlara
soramadım- Bizim yaşam nereye düşer?
Başak Ergüder
TRT Belgesel Film Yarışması, Ulusal Profesyonel Kategori Finalist. 2010