Komünist- Roger Garaudy




Yapım Tarihi - 2005
Süresi - 00:00:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Mahmut Fazıl Coşkun

Komünist- Roger Garaudy
Ülkemizde daha çok kitaplarıyla ve Müslüman olduktan sonra verdiği konferanslarla tanınan Fransız düşünür ve sanat tarihçisi Roger Garaudy'nin, neredeyse 20. yüzyılın tamamına şahitlik eden, ilginç hayat hikayesi belgesel oldu. Kanal 7 ekranında "Komünist-Roger Garaudy" olarak gösterilecek belgesel iki bölüm halinde ekrana gelecek. Çekimleri'nin tamamı Fransa'da gerçek mekanlarda gerçekleşen belgeseli Mahmut Fazıl Çoşkun yönetti.

Gençliğinde hem Hristiyan Öğrenciler Birliği Başkanı hem de Komünist Partinin gençlik liderlerinden biri olan Roger Garaudy'nin hayat hikayesinin tüm detaylarına "Komünist"te ekrana geliyor. Garaudy'nin ikinci dünya savaşında "Fransa için tehdit oluşturmak" suçundan hapse atılışı, kurşuna dizilmekten son anda kurtuluşuna kadar hayatıyla ilgili pek çok ilginç detay belgeselde incelendi. Hemen her kademesinde görev yaptığı Fransız Komünist Partisinden "sosyalizm yapması gerekenleri yapmıyor" diyerek istifa edişi, 14 yıl Süren parlamento faaliyetleri, Güney Amerika'da sosyalist papazlarla cuntalara karşı verdiği mücadele, Sovyetlerdeki hayatı, Müslüman oluşu ve hayat felsefesinin ayrıntıları bu belgeselde anlatılıyor.

Kendisini "Don Kişot" olarak tanımlayan Garaudy, "asıl yeldeğirmeni kapitalizmin oluşturduğu acımasızlıktır" diyor ve Komünist dünya görüşünden vazgeçip Müslüman oluşunu "düşmanımı değiştirmedim, siperimi değiştirdim" diyerek açıklıyor.

Belgeselde ayrıca Stalin'den Sartre'a, Aragon'dan Nazım Hikmet'e, Erbakan'dan Neruda'ya tanıdığı insanları ve en önemlisi aktörlerinden biri olduğu 20. yüzyılı anlatıyor Garaudy. Belgeselde izleyiciler bir yandan Garaudy'i tanıma, diğer yandan "20. yüzyılın entelektüel tarihi"ne derinlemesine bir keşif gezisine de tanıklık etme şansı bulacaklar.

Çekimlerinin tamamı Fransa'da gerçekleştirilen ve Türkiye'de ilk defa yayınlanacak arşiv görüntülerin de kullanıldığı belgeselin yönetmenliğini Mahmut Fazıl Çoşkun, senaristliğini ise İsmail Kılıçarslan üstlendi.

Yaklaşık 6 aylık bir çalışma sonucunda ortaya çıkan "Komünist - Roger Garaudy" belgeselinin görüntü yönetmenliğini Atilla Güler, müziklerini Brandon Mayer yaptı.

İki bölüm olarak hazırlanan "Komünist - Roger Garaudy Belgeseli"nin ilk bölümü Çarşamba günü saat 23:30'da Kanal 7'de.

cemaat.com






Mahmut Fazıl Dergah'a konuştu.
Uzak İhtimal ile ödülleri toplayan Coşkun ile Dergah'ın orta sayfasında bir söyleşi yapılmış.

GERÇEKÇİ, Neşeli VE Gürbüz BİR SİNEMA DİLİ
Onu Ahmet Hakan'ın kardeşi diye tanıtmak haksızlık mı olur bilmiyoruz. Mahmut Fazıl Coşkun. Uzak İhtimal ilk uzun metrajlı, konulu filmi. Senaryosunu Tarık Tufan, İsmail Kılıçarslan ve Görkem Yeltan"ın yazdığı Uzak İhtimal yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun’un daha da tanınmasına neden oldu. Dergâh dergisinde onunla yapılan söyleşi hem sinemaya ilişkin düşüncelerini hem de gelecekle ilgili planlarını öğrenmek açısından ilgi çekici.

Dergâh dergisinin 232.sayısı yayımlandı. Derginin her sayısında yer alan orta sayfa konuşmalarını merakla beklerim. Dergiyi elime alınca da önce bu bölümünü okurum derginin. Orta Sayfa Sohbeti’nin haziran konuğu, ilk konulu ve uzun metrajlı filmiyle (Uzak İhtimal) dikkatleri üzerine çeken, yurtiçi ve yurtdışından ödüller alan Mahmut Fazıl Coşkun. “Sinemada gerçekçi, Neşeli, gürbüz bir dil kullanmak istiyorum” diyen Coşkun, sadece Uzak İhtimal filmini değil, projelerini, sinemaya bakışını da anlatıyor.

Rekin Teksoy'un çok önemli bir tavsiyesi ve ricasını okumuştum gençlerle ilgili- "Film çekmekten vazgeçmeyin ve lütfen somut bir şeyler çekin, soyuta takılıp kalmayın”. Mahmut Fazıl Coşkun böyle bir isim bence.

Mühim Adam
Mahmut Fazıl Coşkun.1973'te doğdu. UÇLA ve İstanbul Bilgi Üniversitesinde sinema okudu. Profesyonel olarak belgesel ve reklam filmi yönetmeni olarak çalışmaktadır. Uzak İhtimal ilk uzun metrajlı, konulu filmidir. Bunun dışında onun filmografisinde Aliya (Yılın Yönetmeni Ödülü, Türkiye Yazarlar Birliği) Komunist-Roger Garaudy Yaşamak-Cahit Zarifoğlu bulunmaktadır.

Sinema, çağdaş gelişmelerle başlı başına bir düş dünyası, bir fantazya haline geldiğinden ve teknolojik gelişmeler sonucunda artık her şeyi, düşünüleni ve düşünülmeyeni anlatabilecek, en uçtaki hayalleri bile görüntüleyebilecek bir sanat olduğundan, ilk yıllarından itibaren çok çeşitli konulara eğilmektedir.

Sinema, belgesel ya da kurmaca olması ayırt edilmeksizin bir düşünceyi ortaya koyuşu nedeniyle aynı zamanda tarihsel bir öğe olur ve film, ister televizyondan, isterse sinemadan gelsin olay yaratmaktadır, üzerinde konuşulmaktadır.

Senaryosunu Tarık Tufan, İsmail Kılıçarslan ve Görkem Yeltan"ın yazdığı Uzak İhtimal ise aldığı ödüllerle onun daha da tanınmasına vesile oldu. Filmle ilgili olarak dünyabizim’de Mustafa Emin Coşkun’un bir değerlendirmesi yer almıştı. Coşkun hem filmi hem de filme ilişkin düşüncelerini şöyle özetliyordu:”İstanbul Beyoğlu"nda, tarihi Galata semtinde geçen film büyük şehre yeni gelen müezzin Musa ile Katolik hemşire Klara ve yaşlı sahaf Yakup"un kesişen hikayelerini anlatıyor. Musa ile Klara arasındaki yakınlaşmayı naif ve dingin bir ritimle anlatan film, konusunun barındırdığı tüm klişe tuzakları ustalıkla atlatarak yeni ve taptaze bir sinemanın haberini veriyor.(..) Bu toprakların hakim kültüründen beslenen, bu coğrafyanın meselelerini, çatışmalarını, çelişkilerini, bizim dünyamızın diliyle bizim perspektifimizden anlatan bir sinemanın, hem de yeni ve taze bir sinemanın habercisi Uzak İhtimal.” Coşkun Uzak İhtimal hakkında şunları ifade eder- “Her şey kendi doğasında akıp gidiyor. İnsanlar var, duygular var, vicdan var, hüzün var, neşe var ama diğer kurgular yok. Hayatın kendi doğası içinde yürüyen insanlar var.(…) Küçük insanların, gösterişsiz hikâyelerini anlatmayı seviyorum. Gerçeklikten uzaklaşmadan, samimi bir hikâye anlatmaya çalıştım. Bir duyguyu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bakışlar, susuşlar güçlü bir anlatım sağlayabilir (…) İzleyicinin içine dahil olabilecekleri ve kendilerinden bir şeyler katabilecekleri tarzda filmler yapmak istiyorum.”

Ödüller Elbette Çok Güzel
Ödüllerin sanat dünyasında hep tartışılan bir yanı olmuştur. Mahmut Fazıl Coşkun aldığı ödüllerle ilgili olarak şunları ifade ediyor- “Doğrusu ödüller sürpriz oldu. Hiç şüphesiz iyi bir film yapmak için yola çıktık. Ama böylesi festivallere katılmak, ödüller almak öngörülebilir bir durum değil. Neticede bu festivallerde gerçekten iyi filmler, iyi yönetmenler yarıştı ve onların arasında ödül almak benim için de büyük onur. İstanbul Film Festivali'nde üç ödül birden kazanınca bütün ekip mutlu oldu. Çünkü bizi asıl heyecanlandıran şey filmin ticari başarısından ziyade prestijli festivallerde başarılı olması”

Kalben Müsterih Oluyorsam Sorun Yok
Nesneleri simgeleyen göstergelerin dünyasına baktığımızda, iletiyi bize ulaştıran dille karşılaşırız. Kullanılan dil, görüntü dili de olabilir, ki sinema dilini oluşturan temel öğelerden biri de görüntüdür.Coşkun’un oluşturmak istediği sinema dili hakkında da önemli yaklaşımları var bu söyleşide- “Türk sinema diline mütevazı bir katkı sağlayabilir miyiz düşüncesi de zihnimizin bir köşesinde duruyor. Böyle bir başarımız olursa ne mutlu bize. Sinema izleyicisinin olumlu tepki vermesi; filmi izlerken heyecanını, hüznünü, gülümsemelerini yansıtması beni heveslendiriyor. En çok bundan hoşlanıyorum. Festivallerde izleyicilerle birlikte filmi izleme şansım oldu. İnsanların yüzünden yansıyanlar çok önemli. Neticede onlar bizim hayalimize ortak oluyorlar. Yaptığım işten kendi tatminim önemli. Başarı ölçütüm burada başlıyor. Kendi içimde huzursuzluk duymuyorsam sonuçlarının tümüne katlanmaya hazır oluyorum. Bir filmi yaptıktan sonra kalben müsterih oluyorsam sorun yok.”

Elbette ki kısa sayılabilecek filmografisi ile sinema üzerine çokça konuşmanın yanlış olduğunun ayırdındadır Coşkun; ancak kimi noktaların da belirginleştirilebileceğinin farkında olarak şunları söyler-

"Sinema dilim budur" demek için henüz erken. Böyle büyük cümleler kurmak istemem. Ama sinemayı böyle yapmak gibi bir tercihim var. Bu, ağır ağdalı anlatımlar yapmak anlamına gelmiyor. Ağır, karanlık anlatımlar değil, gerçekçi, Neşeli, gürbüz bir dil kullanmak niyetindeyim. Bundan sonra ne yapacağımı görmek lazım. Açıkçası ben de merak ediyorum. Hep birlikte göreceğiz.”

Sırada Rüzgarlı Pazar Var
Egemen ideolojinin bir ''rüya fabrikası'' haline getirdiği sinema, gerçekten de hangi gerçeklerin görüntüsüdür, sorusunu sık sık sormak durumunda kalıyoruz. Yedinci sanat olarak adlandırılan sinema, aslında bir başka yediyle de ilişkilidir. İnsan ruhunun yedi iklimini birden içerir. Bu haliyle sinema, tüm sanat alanlarıyla birlikte bir ayna olarak görülebilir. Ancak aynanın tıpkı lunaparkta karşımıza çıkan çeşitlerinde olduğu gibi görüntüyü bozarak değiştirdiği de düşünülmelidir. Var olanlar edebiyat metinlerini zenginleştirip yayarak kendi dünyasına, kendi boyutlarına çekme düşüncesinde Mahmut Fazıl Coşkun- “Yeni filmin öyküsü hazır ama senaryo çalışmalarına başlamadık. Mustafa Kutlu'nun Rüzgarlı Pazar öyküsünden hareketle bir film çekmeyi planlıyorum. Alt sınıf insanlarının farklı Duygu durumlarıyla yaşadıkları hayatlarını anlatmak istiyorum. İnşallah bir aksilik çıkmazsa bu yaz senaryoya başlayacağız.

Bir yanıyla hüzünlü, bir yanıyla Neşeli bir film olacak. Yaşama duygusu, yaşama sevinci diyebiliriz. Alt sınıfların öyküsünü anlatmak için klişelere sığınmaya gerek yok. Kaldı ki Kutlu'nun öyküsündeki dil de beni çok çekiyor. Yoksul insanların hikâyesini anlatırken klişere, ajitasyona düşmeden çok güçlü duygularla anlatmayı başarıyor. Aynı duyguyu perdeye de yansıtmak mümkün. Yeni filmde daha çok karakter olacak. Ama dil olarak çok bambaşka şeyler yapmak niyetinde değilim. Film çekmek, insanın konuşması gibi bir şey. Zaman zaman ritm değişiklikleri olsa da bir karakterin izi var.”

Sinema çok şey olabilir, her şey olabilir; anlattıklarımız, anımsattıklarımız dahil olmak üzere. Mahmut Fazıl Coşkun sinemada yeni bir ses ve ufuk açıcı bir bakış açısı ile ortaya çıkıyor. Orta sayfa konuşması da buna iyi bir Örnek teşkil ediyor.

11 Haziran 2009
dunyabizim.com