İstanbul’da hava henüz ağarıyor. Gökyüzü pembe, mor, sarı, mavi. Rumeli
Kavağı’nda küçük tekneler kıyıda Usul Usul sallanıyor. Teknelerin diğer yanı
Kara. Toprak yolun üstünde barakalar yıkık dökük. Güneş içlerine tozlarını
serperken uzun hareketli gölgeler içlerinde beliriyor. Denizde çuvallarda
midyeler var. Durgun suyun altında simsiyah parlıyor. Kocaman ellerin kalın
parmakları çuvalları suyun dibinden bir çekişte çıkarıyor. Plastik kasaların
üzerine ahşap kalaslar konuyor. Tezgah oluyor. Midyeler üzerine şıngır mıngır
dökülüyor. Daha önceki günlerden biri başlıyor. Gölge ahşap kalasın arkasına
yerleşiyor kambur. Bir sonraki çuvala kadar yerinden kalkmayacak. Elindeki
bıçağı midye kabuğunun arasına soktukça üç beş paraya elleri büyüyor,üç beş
paraya gölgesi kısalıyor. Nasıl kısalıyor anlatıyor.
Midyeyi kabuğundan çıkartıyorum ama kendimi buradan çıkartamıyorum.
5. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, Türkiye'den Belgeseller, Gösterim Seçkisi. 2010
TRT Belgesel Yarışması, Ulusal Amatör Kategori, Finalist. 2011
Mardin Eğitim-Sen- Karakabuklar Kırılsın!
10 Aralık 2010, 23:52
Mardin Eğitim-Sen İşçi Filmleri Atölyesi'nin gazetemize yolladığı yazıyı olduğu
gibi siz değerli okuyucularımızla payaşıyoruz.
MAİNE KIYILARINDAKİ MAVİ MİDYELERE SALDIRAN YENGEÇLER !..
VE HELOTLARI DAĞLARIN ETEKLERİNDE ÖLÜME TERK EDEN EFOROSLAR
Basında haberler okunduğunda “Midye avı için beş mürettebatla denize açılanlar
sır oldu” ya da İzmir Kadifekale'de ''Midyecilerle, belediye zabıtaları
arasındaki kovalamaca...'' diye başlayan ve “Çöpteki midye kabuğu İtalyan
tavuğuna yem oluyor” diye devam eder satırlar… Haberlerde, ekranlara pek
gelmeyen, getirilmeyen olgular üzerinde konuşuluyor süsü verilip; ortada Duran
ÇÖZÜMÜ GÜVENCE ALTINA ALIN(A)MAYAN SORUNLAR...
07.12.2010 günü saat 17.30'da yine atölyedeyiz. Hem de midyeci Beşir ve
Abdullah'la beraber. Erciyes Öğrenci Belgesel Film Festivalinde ödül alan,
yönetmenliğini KERİM Abanoz'un yaptığı, İstanbul Rumeli Konağı Keçelik
Kıyısı'ndaki MİDYE İŞÇİLERİNİN içler acısı yaşamlarını konu eden KARAKABUK
BELGESELİ'ni araştırma ve izleme gereği duyarak, hemen hemen aynı mekanlarda
yapılan, Ece Güneş ve VAKKAS Aksu'nun yönetmenliğini birlikte yaptıkları bir
başka KARAKABUK BELGESELİ'ni atölyemizde izledik.
Moderatörümüzün kısa sunumunda ve yöneltilen sorulara verdiği yanıtlarda-
İstanbul’da, Çanakkale Lapseki/Çardak LAGÜN GÖLÜ’nde, İzmir Kadifekale'de vd.
kıyılarda midye mevsim işçilerinin, sabahın erken saatlerinde başlayan
serüvenlerinin içler acısı olduğunu belgeselde görüldüğü gibi beslenme,
derme-çatma dört kazığa serilen naylondan çadırlarda ve sosyal yaşamdan uzak
kıyılarda bir (1) kuruşa denizin dibine dalarak, bir kuruşa ızgara kasa ile
avlanan midyeleri kabuğundan Keskin bıçakla sıyırarak bir ayın hesabını almak
için çavuşa teslim ettiği 52.000 (elli iki bin) midyenin birer kuruştan 52.000
kuruş ettiği ve bunun 520 TL'ye bir ayın karşılığı oluyorsa; bu gencin
enerjisinin gerisinde kalan kadın işçilerimizin, çocuk yaştaki kızlarımızın,
ücretlerinin ne kadar olduğunun yanıtını kim verecek ?
Midyeci Abdullah'a yöneltilen sorulara verdiği yanıtlarda suç işlemiş de ifadesi
alınan biri gibi çekinerek - ''Kızıltepe'liyim, ASKERLİĞİMİ YAPTIM.Hiç bir
güvencem olmadığından, okuluma devam edemediğimden Ankara’da babamın yanında
midye işçisi olup; işi kavrayınca çekilen zorluklara dayanamadan satıcılığına
Mardin'de başladım.'' diye özetledi Abdullah !..
Midyeci Beşir Ustanın, atölye müdavimlerine anlattıkları midye ustası
Abdullah'tan farklı değildi belki ama altını çizdiği bir konu vardı ki- “Bizden
önce mevsimlik işçi olan pamuk, fındık işçileri ya da inşaat işçilerinden
temelde pek farkımız yok. Hepimizin köylerinin yerle bir edildiği coğrafyadan ''
KÜRT SORUNU '' diye İnsan Hak ve Özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı ve
yaşam hakkının koca bir HİÇ sayıldığı yerden göç etmenin ödülü İŞKENCE olmuş,
MEVSİMLİK İŞÇİLİK Olmuş! kimin umurunda? Ben de askerliğimi yaptım, midyede usta
olduktan sonra da satış alanlarına girdiğimiz belediyelere VERGİMİZİ HEP VERDİK;
hala ödediğim vergi makbuzlarının koçanlarını cebimde taşıyorum...''
'' Birbirine tutunarak'' yaşamanın bir psikolojisi vardır elbette, midyeler de
bu psikolojiyi bilimsel anlamda bilerek korunmalarının '' REFLEKS'' ten ibaret
olduğu, gerçeğinin güvencesiz örgütlü olmayan mevsimlik işçilere vereceği
mesajları vardır gerçekten...
SİYAH İnci masalının en Can Alıcı yerinden bir alıntıyla - “... midyeler suyun
içinde süzülen, kıpır kıpır dolanan balıklara ağızları açık bakakalmış, çünkü
midyelerin kayalara yapışmış, yosunlara sarılmış yaşamları, balıkların özgür
yaşamlarına hiç benzemezmiş.''
Bir an için de olsa bugün için birbirlerine tutunarak, atölyede mevsim
işçiliklerini kısa kısa soluklanmalarla; yaşayarak anlattılar, içlerini döktüler
birer birer! Abdullah susarken, Beşir alıyordu sözü, tutunmak için bir dal, var
mı diye?
Araştırmacıların ortaya koyup Atlas Okyanusu'nun derinliklerinde yaşayan midye
çeşidi ile ABD'nin kuzey-doğu, Kanada'nın güney-doğu kıyılarındaki midyelerle
farklı olup; güzelim midyeleri pusuya yatarak bekleyen düşmanları vardır. MAİNE
denilen, Boston'un kuzey kıyılarındaki MAVİ MİDYELERİN, İNGİLTERE’nin
kıyılarından gelip bize göre SALDIRGAN YENGEÇLERİN midyelere yaklaşırken; mavi
midyelerin bu vahşi yengeçlerin suya saldıkları kimyasalların farkına vararak
bir refleks sonucunda KABUKLARINI KALINLAŞTIRARAK KENDİLERİNİ SAVUNMAK ZORUNDA
KALIRLAR(?) Kabukları inceleyen KARSİNOLOGLAR, bu yengeç türünün ASYA YENGECİ
olduğunu iddia ederler. Aynı coğrafyadaki hedef mavi midye saldırganlarından
ABD'nin kuzey kıyılarından, Grönland Adası'nın güneyinden saldıran Yeşil
SALDIRGAN YENGEÇLER ise mavi midyelerin küçüklerinden başlayarak, büyüklerini de
birkaç hamlede kıskaçları arasında parçalayarak amacına ulaşırlar...
Tıpkı kent devletlerinden SPARTA'da olduğu gibi, Sparta Kent Devleti'nde DOR
HALKI Özgür; ASKERLİK YÜKÜMLÜLÜĞÜ OLUP SİYASAL HAKLARI BULUNMAYAN BİR BAŞKA
SINIF... SPARTA'lı toprak sahipleri aileler ve bu ailelerin topraklarını işleyen
KÖLELER, Yunancada HELOTLAR !.. Bugünkü midyeciler, pamuk, fındık toplayıcılar,
inşaat işçileri, ameleler, kalaycılar, kazancılar, sucular, limonatacılar,
şerbetçiler, arabacılar, karpuzcular cümle-alem MEVSİMLİK İŞÇİLER yani biz
çalışanlar; asgari ücretliler, memurlar, yardımcı hizmetliler ve 4/C'ler değil
mi?..
Sparta'da toprak sahibi ailelere Elotları (köleleri) dağıtan YÜKSEK MAHKEMELER (
Eforoslar) bir yıllık görevleri süresince beş kişilik üyeden oluşan en yüksek
yargı statüsünde iken- Kölelerin sakat Doğan, zayıf Doğan çocuklarını,
yaşlılarını beslememek için DAĞ ETEKLERİNE ÇIKARMA veya ÖLDÜRME kararlarını
EFOROSLAR (En yüksek yargı) verirdi, SPARTA Kent DEVLETİ'nde...
Arz ve talebi yaşadık ya! Bu yaz domateste, ette, pirinçte... Şimdi ise emeğin
ucuz olmasının stratejileri, teşviklerinin naraları atılıyor '' En az üç çocuk
sahibi olun.'' diye, ne dersiniz
domatese, pirince, yağa, bibere ya da ete benzeyelim mi, birbirimize tutunmadan
çoğalıp HELOTLARA benzeyelim mi ya da SALDIRGAN YENGEÇLERE yem olalım mı ne
dersiniz?..
Atölyemiz bu sorunların analizlerini birlikte değerlendirirken, mevsimlik
işçilerin KARAKABUK BELGESELİ’nde yaptıkları her esprinin trajedisini, romantik
gerçekliğini tıpkı '' Çotanak Yolunda'' olduğu gibi tüm izleyenlerle birlikte
yaşadık... Bir başka arkadaşımızın dediği gibi '' Ülkemiz belki de bir değil
birkaç değişime gebe!” olmasının somut görüntüsünü verdiğine inanıyor ve
paylaşmak istiyorsanız, atölyemizde ev sahipliğini yapar mısınız?