Yapım Tarihi - 2012
Süre - 00:00:00
Formatı - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Işıl Özgentürk
İçim Acıyor
Bize yazık, bu güzel ülkeye yazık… Ürkütücü bir kindarlıkla bu ülke yok edilmeye
çalışılıyor. Kimse kimseyi aldatmasın, artık ne Twitter’dan kartopu oynamanın
neşesini millete gösteren Cumhurbaşkanı’na ne de MİT Müsteşarı’na arka çıkan
Başbakan’a kimsenin güveni kalmadı. Ama insanoğlu bir güzelliğe sığınmak
istiyor. Ve benim aklıma, Köy Enstitülü Musa Hoca geliyor, beş yıl önce onun
filmini çekmiştim.
Ve yıllar önce bunu yazmıştım, yeniden okunabilir. O yıl haziran ayında bizim
film atölyesinden yedi kişi, farklı bir adamın, farklı bir belgeselini yapmak
için, yeşilden ötürü renkli fotoğrafların bile siyah-beyaz çıktığı Karadeniz’e
doğru yola koyulduk. Orada Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nün ilk mezunlarından Musa
Hoca’yla buluşacaktık. Kimdi bu Musa Hoca? Onu daha önceleri de size anlattım; o
yaşadığı köyü değiştiren, Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde öğrendiği yaşam derslerini
herkesle paylaşan, politikayla, sanatla ilgili bir dev adam. Onu Marlon
Brando’ya benzettiğimde beni azarlayan, “Boşver Marlon’u, ben Fidel Castro’yum”
diyen biri. Ben onu çekim ekibine anlatmıştım ama gözle görmek, Musa Hoca’yla
yaklaşık on gün yaşamak çok farklıydı. Musa Hoca her yaptığıyla, özellikle
ekibin yaş ortalaması 25 olanlarını pek şaşırttı. Ve çekim bitip Musa Hoca’dan
ayrıldığımızda kamerayı kullanan içimizdeki en genç arkadaşımızın şu sözleri hep
aklımda kaldı: ‘“Köy Enstitüleri’ni kapatanlar benim geleceğimle oynamışlar.
Enstitüler kapatılmasaydı, Türkiye Musa Hocalarla dolardı ve bizler yaşamın
iyiden, güzelden, faydadan yana değiştirilebilir olduğunu öğrenerek büyürdük.
Umut etmeyi, ütopyalar kurmayı bize öğretirlerdi. Ütopyalarımızı gerçekleştirmek
için yola koyulmayı da.”
Peki ne görmüştük bu on gün içerisinde? Öncelikle Musa Hoca’nın kendi
ustalığıyla yaptığı yedi odalı, geniş mutfaklı evinde konuk olmuştuk. Musa Hoca
çekim ekibi rahat etsin diye yepyeni nevresimler almıştı ve her odaya, gece
kalkanlar için zorluk olmasın diye prize takılan küçük renkli bir ampul koymayı
ihmal etmemişti.
Ondan disiplini öğrenmiştik. Çekim için gündoğumu ve ışık önemli olduğundan,
içimizde en erken kalkan oydu. Her gün giyinmiş, tıraş olmuş, saçlarını yandan
ayırmış, bizi bekleyen oydu.
Yaşadığı köyün okulunu yapan da oydu, köye su getirip, milletin doğru dürüst
aptes almasını sağlayan da. Bu suyun çok güzel bir hikâyesi vardı. Musa Hoca
bakmış, caminin önünde herkes elinde ibriklerle aptes almaya çalışıyor, kimi
alıp kimi alamıyor. Bu durum onun ağırına gitmiş, hemen işe koyulmuş. O sırada
oralarda satılık bir Rus denizaltı pompası varmış; Musa Hoca pompayı su getirmek
için kullanabileceğini düşünmüş, ince matematik hesaplarından sonra bunu
başarmış ve suları şırıl şırıl akan bir şadırvan yapmış.
Hikâyenin bundan sonrası tam Türkiyeli bir hikâye. Uzun bir süre şadırvanın
suları boşa akmış, Musa Hoca Fidel Castro’ya, herkese “Benim ayaklarım da, başım
da hep sola gider” diye ilan etmiş ya, ilk başlarda kimseler aptes almaya
cesaret edememiş; ne olur ne olmaz, başımıza bir bela gelir mi gelir... Ama
sonunda bakmışlar ki su akıp onlar bakıyor, oturmuşlar şadırvanın şırıl şırıl
akan sularının karşısına, bir güzel apteslerini almışlar.
Musa Hoca koca cüsseli ama yüreği çocuk yüreği. Bakmış ki, kadınlar çay
yapraklarını sepetlere doldurup iki büklüm taşıyorlar. Yüreği elvermemiş, hemen
bir çözüm üretmiş, okulda öğrendiği teknik bilgiyi kullanarak dört ayaklı bir
taşıma makinesinin maketini çizivermiş. Köyde eli bu işlere yatkın, Almanya’dan
gelmiş demir ustası da maketi hayata geçirmiş. O günden sonra Musa Hoca’nın
çaylarını taşıyan kadınlar pek bir rahat etmişler.
Musa Hoca’yı, belgeselimizde onunla birlikte olan Beşikdüzü’ndeki sınıf
arkadaşlarını, hiçbirimizin unutması mümkün değil; bu çekim hepimize bir şey
öğretmişti: “Bu topraklarda yeryüzünün en başarılı eğitim projelerinden biri
gelip geçmişti ve izleri her yerdeydi. Ve biz o izler var oldukça güvendeydik.”
Şu anda benim içim acıyor.
12 Şubat 2012
cumhuriyet.com.tr
Işıl Özgentürk
isilozgenturk @ gmail.com
Karadeniz’de kendine Fidel Castro olarak tanıtan Beylikdüzü Köy Enstitüsü mezunu
Musa Hoca’nın belgeselini çekerken çevremizdekilerin attıkları silah seslerini
asla unutamam.