Yapım Tarihi - 2005
Süresi - 00:00:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Ceyhun Canikligil, Özgür Özdural
Yapımcı - Promedes İletişim
Dansın Şizofrenisi; Şizofrenin Dansı
Ceyhun Canikligil ve Özgür Özdural’ın ‘Kaçak Oyunlar’ belgeseli, şizofreni
hastalarının, kendi dünyalarını kendilerinin ifade ettiği bir yapım.
‘Kaçak Oyunlar’, şizofrenisi olan insanların kendilerini anlattıkları belgesel
bir film. Yaşamları doktor, hastane, ev ve önyargılı toplum dörtgenine sıkışmış
şizofrenlerin “bir dernek” çatısı altında kendi yaşamlarına sahip çıkma
çalışmalarının olumlu bir sonucu olan Şizofreni Dostları Derneği’nin halk
oyunları ekibi 2004’ün Haziran ayında Hollanda’nın Zaandam şehrinde ‘Wij Dansen
Samen - Birlikte Dans Ediyoruz’ isimli gösteriye davet edilir. Filmin
yönetmenleri Ceyhun Canikligil ve Özgür Özdural da iki kamera ile bu geziye
katılırlar.
Genelde şizofreni hastaları, kitaplardan okunduğu gibi, ya da hastalığın
atak yaptığı andaki korkmuş ve panik dolu halleri ile değerlendirilir. Bu
anlamda, ‘Kaçak Oyunlar’ şizofreniyi yeniden tanımlamaya çalışan bir çalışma.
Filmin en önemli ve çarpıcı sahneleri, kişilerin, hastalıklarının bilincinde
olarak kendi yaşam mücadelelerini anlattıkları röportajlar. Filmin kurgusunda
tempo, bir an olsun düşmüyor.
‘Kaçak Oyunlar’ adı, ekiple yapılan konuşmalar sırasında kendini ifade eden
birinin cümlesinden Doğmuş- “Yıllarca kaçak oynadık…”
Film, iki yönetmenin ortak çalışması ile yaratıldı. Yönetmen Özgür Özdural şu
sıralar İzmir’de askerliğini yapıyor. Filmin diğer yönetmeni, Ceyhun Canikligil
ile konuştuk. Marmara Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nden mezun Ceyhun Canikligil.
‘İki Dilenci Bir Müzisyen’ ve ‘Lütfen Mesaj Bırakın’ adlı kısa filmleri ile
‘Kesişme’ adlı sualtı filmini çekti. İFSAK ve Antalya Film Festivali’nde
Özendirme Ödülleri kazandı. Ağabeyi olan kısa film yönetmeni ve öğretim
görevlisi İlker Canikligil’in filmlerinde oyunculuk yaptı, senaryolarında
çalıştı. Aynı zamanda bir ‘dalış eğitmeni’ olan Canikligil, Alternatif Kamp
sırasında Şizofreni Dostları Derneği üyeleri ile tanışır.
“Derneğin halk oyunları ekibi önceki yıl Almanya’ya gitmişti. Bu yıl da
Hollanda’ya gideceklerdi. Özgür’le aklımıza bu proje fikri geldi. “Haydi, iki
kamera alıp biz de gidelim. Ama öyle mikrofon falan uzatmayalım insanlara.
Genelde kameralar omzumuzda olsun, çok görüntü toplayalım. Dönelim, bunun
kurgusunda mahvolalım” dedik. Özgür Özdural çok büyük emek verdi. Çünkü
Hollanda’dan İstanbul’a döndüğümüzde görüntüleri başa sarmak bile bir saat
sürüyordu. Orada, 45 saatlik çekim yapmıştık.”
Halk oyunları ekibi daha önceki yıllarda yurt dışına gidişlerinde amatör
fotoğraf çekimleri ile belgelemiştir gezilerini. Oysa bu defa, Zaandam şehrinde
600 kişilik salonda gösterilerini sunacaklardır. İki yönetmenin ekiple birlikte
gidip, belgesel film yapma önerisini Şizofreni Dostları Derneği çok sıcak
karşılar. Canikligil’den çekim öyküsünü dinledik.
“Biz gittiğimizde önceleri çuvalladık. Hasta arkadaşların bazıları beni
tanıyordu. Ama Özgür’ü hiçbiri tanımıyordu. Gitmeden önce dernekteki provaları
çekmiştik, önceden bize alışsınlar istedik. Sonra yolculuk başladı. İlk üç gün
bizim görüntümüz çok çirkindi, ellerimizde kameralarla. Onlar dans ediyorlar,
biz ellerimizde kamera onları çekiyorduk. Sanki bir çıkar ilişkisi varmış gibi
sevimsiz bir görüntümüz vardı başlangıçta. Sonra Hollanda’ya gittiğimizde,
hepimiz şaşkına dönmüştük. Yeni bir ülke, sonra gezmeler tozmalar başladı.
Kamerayı azalttık o sırada, panik yapmadık, daha zamanımız vardı. Sonuçta yedi
gün sürecekti gezi. Ama ilk iki gün panik halinde her şeyi çektik. Hastane
bahçesindeki güvercinleri bile çekmiştik. Sonra, bu böyle olmayacak dedik.
Yedinci gün bile çekimler bittiğinde ağabeyimi arayıp, “biz belgesel falan
yapamadık, rezil olduk” demiştim. Öyle gibi gelmişti bana. Geri döndüğümüzde
çektiğimiz görüntüleri taramaya başlayınca aslında bir sürü güçlü görüntü
yakalanmış, o samimiyet yakalanmış, onu farkettik. Bir günümüz bile bir filmdir,
aslında. Gerçekten, gerçek çok güçlü bir şeymiş. Çünkü orada gerçekten, gerçek
hayat hikayeleri var.”
‘Kaçak Oyunlar’ filminde hiç kimse oynamıyor, hepsi sahici insanlar. Yakalanan
‘an’larla sahicilik, sıcaklık yansımış karelere… Size nasıl ısındılar daha
sonraki çekimlerde?
“Biz de bir süre sonra kamera ile çekim yapmış olmayı, görüntü-gözünü kaybetmeye
başladık. Şakalaşmalar, sabah kahvaltıları başladı. Gerçekten, gönlümüz
isteyince kameranın kaydına basmaya başladık. Çoğu yerde çekim olmadan sohbet
etmişiz, halbuki o anlarda 80 metre çok değerli materyal toplayabilirdik. Artık
işin o tarafı üçüncü günden sonra kırıldı. Gösteri günü bile elimden kamerayı
bırakıp, çekimi unutup onları alkışladığımı hatırlıyorum.”
Onlar size “aa bu adamlar sağlıklı” gözüyle mi bakıyorlardı?
“Yok, hasta arkadaşlar da bizi biraz şizofren buluyorlardı. Yani, burası çok
derin bir konu- sağlıklı olmak ne demek? Onlar, hasta olduklarını kabul eden
insanlar.”
Neden “kaçak oynuyorlar”? Filminizin adı da ‘Kaçak Oyunlar’, neden?
“Filmin kurgusu sırasında altı ay boyunca yüzlerce isim düşündük. Sonra
bitmesine yakındı, baştan bir izleme yaparken Mesut’un “kaçak oynadık işte!”
demesi filmin içinde… çok kritik bir cümleydi. Çok sevdik. Bir ara “Anormaller
Olmasaydı” ismini de düşünmüştük ama sonra ürktük ve vazgeçtik. Aslında bazı
ürkekliklerimiz oluyor zaman zaman. Ters anlamalar olabilir diye o isimden
vazgeçtik. Mesela kurgu sırasında da güven konusunda kimi zaman korkularımız
oldu. Şizofren hastalardan biri son anda “istemiyorum arkadaşım ben görünmeyi”
diyebilirdi. Ama, hiç bir hasta arkadaşımız müdahale etmedi veya dernekten
arkadaşlar hiç bir zaman karışmadılar.”
Seyrettiklerinde nasıl tepkiler verdiler?
“Çok heyecanlıydılar. Güvenmiyoruz aslında şizofren hastalara, bu çok önemli bir
şey. Bu belgeseli yapanlar olarak, bir dergi okumak, bir kitap okumak, filmin en
önemli cümlesi o- “bir önyargıyı parçalamak, bir atomun çekirdeğini
parçalamaktan daha güç” Einstein’ın bu sözü ile başladık biz. Bu belgeseli
çekiyorsunuz onlarla, Hollanda’da arkadaş bile oluyorsunuz, sonra kurgusunu
yapıyorsunuz, hâlâ onlara güvenmediğiniz nerede ortaya çıkıyor- filmin gala
gününü yaparken “belki de bir şey derler!” diyorsunuz kendinize. Toplumun bazı
şeyleri aşması için, bu hastaları anlayabilmesi için daha çok emek vermemiz
gerekecek. Sadece bir film ile olacak bir şey değil bu.”
Filmi izledikten sonra ne dediler?
“Çok güzel olmuş, elinize Sağlık dediler. Benim için en önemli şey de buydu.”
Filmin yeterince tanıtılması, gösterim olanaklarının doğması konusunda
çalışmalarınız hangi aşamada?
“Bu film, ulaşması gereken herkese bir şekilde ulaşacak gibi bir inancımız var
Özgür’le. Rastlantısal durumlara inanıyoruz. Ufacık bir şekilde duyulmasına, bir
gazete haberine. Şizofren hastaları çok önemsiyoruz biz, bu filmi seyretmeleri
açısından. Evlerinden çıkmaları açısından. Derneğin üyesi 600 kişi, bu sayı çok
az. Amacımız, hastaların gidip derneklerinde bu filmi -veya başka filmleri-
seyredebilecekleri kalıcı bir “ev sineması sistemleri” olsun, istiyoruz. Diğer
hastaların da gelip arkadaşlarının yer aldığı bu filmi izlemelerini, onlarla
tanışmalarını istiyoruz. Daha sonra yabancı dillerde altyazılarını hazırlayıp,
Kanada’daki Şizofreni Birliği’ne, Almanya’ya, önemli film festivallerine
göndermek istiyoruz. Ondan sonra amacımız, filmi tüm üniversitelerimize
götürmek. Yani, şizofreni hastası arkadaşlarımla birlikte filmimizi götüreceğiz
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne, orada filmimizi izleteceğiz, filmden sonra
paneller düzenleyeceğiz ve sorulara bizzat arkadaşlarımız cevap versinler
istiyoruz. Burada önemli olan konu, şizofreni ile ilgili merak ettiğiniz
soruları şizofren hastaların yanıtlaması, orada bir doktorun da bulunması tabi.
Bu tür sempozyumlarda, “şizofreni şudur, budur” şeklinde konuşulur ya. İnsana
dair bir hastalıkta, şizofreniyi siz sadece “beyindeki dopaminin fazla
salgılanmasından olur” diye kestirip açıklayamazsınız. Model model var. Neler
neler yaşamışlar, hepsinin yaşam öykülerinde inanılmaz olaylar var. Arkadaşlık
ilişkilerini kaybetmişler, top sesleri duymaya başlamışlar birden, iş hayatları
birden sarsılmış, beş yıl şizofren olduğunu kendisi bilememiş, cehennem yaşadık,
diyorlar. Çok zor şeyler yaşamışlar. Ben bunu bir doktor anlattığında ne kadar
anlayabilirim? Ama öykülerini kendileri anlattıkları zaman, işte, “17 yıl sokağa
çıkamadım, şimdi Hollanda’ya geldim” diyor bir ressam, ürettikleri ile tanınan
bir kişilik. Böyle paneller yapmayı hedefliyoruz.”
Şizofreni Dostları Derneği’nin sinema salonuna kavuşması, yurt dışındaki film
festivalleri ve üniversiteler turnesi…Üç hedefiniz var. Destek konusuna
gelirsek, ben Pelin Esmer’in filmi ‘Oyun’u Milli Eğitim Bakanlığı’na önermiştim.
Sağlık Bakanlığı’nın da ‘Kaçak Oyunlar’ filminizin telif haklarını alıp
çoğaltarak ülkemizin her köşesinde seyrettirmesini öneriyorum.
“Bu filmin diğer belgesellerden farklı olan bir yanı var, bir kitlesi var. Bu
kitlenin derdini anlatan bir film. Bu filmin Dernek’te oluşturulacak sinema
salonunda gösterildikten sonra dalga dalga, başka ilişkilerin başka ilişkileri
yaratacağına ve bir şekilde Türkiye’de seyredilir, bilinir, bir kült, onlar
açısından rehber bir film olacağına inanıyorum.”
Şizofreni Dostları Derneği
http://www.sizofrenidostlari.org.tr
Lamartin Caddesi Talimhane 23/4
Taksim / İSTANBUL
Tel - 0212 256 36 61
sizofreni@sizofrenidostlari.org.tr
Suha Çalkıvik
NTV-MSNBC
09 Aralık 2005
Söyleşi fotoğrafları- Süleyman Felamur