Yapım Tarihi - 2015
Süresi - 01:05:00
Format - Belgesel, Renkli, Almanca
Yönetmen - Aslı Özarslan
8. Ege Belgesel Film Günleri, Gösterim Seçkisi. 2015
Trailer Insel 36 (Island 36) a film by Aslı Özarslan
from INSEL 36 FILM 2 years ago Not Yet Rated
- insel36.de -
Insel 36 (Island 36) is a documentary about the protests of refugees in Berlin.
For one year asylum seekers have been living here in tents by choice, to take a
stand against isolation of refugees. Among them is only one woman, the Sudanese
Napuli - her objective- the change of asylum law.
While district residents do not want to have the refugee living in their
neighborhood and politics do not meet the demands of the refugees, Napuli is
always giving the occupants of the camp hope.
Insel 36 (Island 36) is documenting Napulis fight for freedom, the everyday life
at the camp and shows illegality from her perspective. The film displays how
dangerous it is for asylum seekers in Germany to claim their human rights.
contact/Kontakt- insel36film@gmail.com
https://vimeo.com/insel36film
director- Asli Özarslan
producer- Tobias Ebner, Marvin Rö ßler
editor- Ana Branea
cinematography- Tilman Holzhauer, Fabian Gamper
music- Patrick Puszko
sounddesign- Ana Monte
sound- Oscar Stiebitz, Tobias Adam
subtitles- Tanja Zilg
translation- Anna Muessener, Sabrina Lang, Zouheir, Nidal Bulbul, Wala Nogdalla
Orsed, Mujtaba Sami
color grading- Fabian Gamper
External Links
www.insel36.de
https://www.facebook.com/asli.office/photos
Island 36
documentary | 65 min | D 2014
script and directing- Aslı Özarslan
cinematography- Fabian Gamper, Tilman Holzhauer
editing- Ana Branea
sound- Ana Monte
music- Patrick Puszko
production- Filmakademie Baden-Württemberg in cooperation with avindependents
producer- Marvin Rößler, Tobias Ebner
Berlin. Hip and multiculti. Lots of coming and going in bars and cafes. And in
the middle of the hustle and bustle at Oranienplatz a tent camp, also called-
the protest camp. Asylum seekers lived here for one and a half years on a
voluntary basis, in order to send a clear signal against the isolation of
refugees in Germany. There is only one woman amongst them. Napuli from Sudan.
Her objective- to change the restrictive laws on asylum. Despite the fact that
neither the locals nor the government show any reaction to their demonstrations,
Napoli does not give up flying the flag and motivating her fellow campaigners.
“Island 36” is a documentary about the fight for freedom from the perspective of
asylum seekers in Germany and it describes the risks they face in their everyday
life.
Asli Özarslan (*19.07.1986 in Berlin) studied theatre and media studies at
University Bayreuth as well as philosophy and sociology at Université Sorbonne
IV in Paris. This was followed by editorial activities at 3Sat Kulturzeit, ZDF
and ARD Auslandsstudio Warschau. She also worked as an assistant producer at the
production of Bettina Blümners “Halbmondwahrheiten”. Since 2012 she is studying
documentary film at Filmakademie Baden-Württemberg.
Ada 36 isimli belgeseliyle Almanya'nın iltica talebinde bulunanlara uyguladığı
ağır kanunlara dikkat çeken Aslı Özarslan ile AB'de göçmen hakları, kadının
durumu ve Almanya'da Türkiye kökenli olmayı konuştuk.
Küçük İstanbul olarak da tanınan Berlin'in Kreuzberg semtinde 2012 yılında
gerçekleştirilen bir protesto eylemi Almanya'nın iltica talebinde bulunanlara
uyguladığı ağır kanunlara dikkat çekiyordu. Würzburg'daki bir mülteci kampında
intihara sürüklenen İranlı göçmenin tetiklediği Oranienplatz'taki direniş
Almanyalı film yönetmeni Aslı Özarslan'ı Island 36 (Ada 36) adlı belgeseli
çekmeye itmiş.
Ülkenin gayet sert geçen kış mevsiminde, sesini duyurmaya çalışan göçmenlerin
çadırlarını kurup uzun süre yaşadıkları meydan için bir mültecinin kullandığı "Oranienplatz
bir ada gibi!" nitelemesi Aslı'ya ilham vermiş ve Kreuzberg'in kodu olan 36
sayısı ile birleşince yapımın adı ortaya çıkmış.
65 dakikalık belgeselde Sudanlı genç kadın Napuli'yi, çoğunluğunu erkeklerin
oluşturduğu sert ortamda ön plana çıkarak haklarını talep eden mültecilerin
sözcülüğünü yaparken görüyoruz…
Geçen seneki IDFA'da öğrenci filmleri arasında finale kalan üç eserden biri,
Tuna Kaptan'la Felicita Sonvilla'nın yönettiği Two at the Border (Sınırdakiler)
adlı belgeselin yapımcılığını üstlenen Özarslan, 2014 IDFA'ya şahsen yönettiği
Island 36 ile katıldı ve yine finale kalmayı başardı. Amsterdam'da ilgi gören
yapım Tunus'taki Human Screen Festivali'nin programında da yer alıyor.
Aslı Özarslan ile AB'de göçmen hakları, kadının durumu ve Almanya'da Türkiye
kökenli olmak gibi konular hakkında konuştuk.
Aslı, bu röportajı izninle hayatının bir döneminde Almanya'da yaşadıktan sonra
Ruth ile evlenip ailesini memleketi olan Marmara Adasında kuran, Yaşar Kemal'in
Ada'sına ilham veren ve 15 Aralık 2014 tarihinde vefat eden, Girit eşrafından
Osman Kır'a, namıdiğer Kara Osman'a ithaf etmek istiyorum…
Avrupa Birliği bir orta çağ kalesi gibi kapılarını göçmenlere kapatmaya
çabalıyor. Son zamanlarda artan önlemler ve Almanya'nın bu konudaki sertliği de
malum. Seni bu filmi çekmeye iten sebepler neler oldu?
Aslı Özarslan (Berlin, 19.07.1986) Bayreuth Üniversitesi´nde 2007-2011 Tiyatro
ve Medya okudu ve Paris'teki Sorbonne IV Üniversitesinde Felsefe ve Sosyoloji
seminerlerine katıldı. Özarslan tezini Yılmaz Güney´in Yol adlı filmi üzerine
hazırladı. Akabinde 3sat Kulturzeit, ZDF, ARD için editoryal çalışmalar yaptı.
2011 Frankfurt Alman-Türk film festivalinden burs alıp Marmara Üniversitesinde
Derviş Zaim'in verdiği seminerlere katıldı. 2012 senesinde Film Akademisi Baden-Württemberg'te
belgesel film yönetmenliğine başladı. 2014 yılında Mercator Vakfı tarafından
Ankara'da düzenlenen Video Sanat Atölyesi'ne katıldı.
Birkaç sene evvel mültecilerle çalışmıştım. Gazeteciyken mültecilerle ilgili
haberleri sıkça kaleme alırdım. Benim gördüğüm ve birlikte çalıştığım mülteciler
kendi hakları için savaşmıyorlardı, hep korku duyuyorlardı. Eğer protesto
edersek veya Almanya’daki durumumuzu şikâyet edersek, hemen ülkeden atılırız
korkusu vardı. Tabii ki aralarında bir kaç kişi durumu eleştiriyordu ama
protesto aşamasına varmıyordu.
Ben ondan sonra arkadaşım Tuna'nın filmi için Türkiye ile Yunanistan arasındaki
sınırda bulunmuştum. Orada insan kaçakçılığı üzerine bir film yapmıştık. Daha
doğrusu mültecileri Yunanistan’a götüren insanlar üzerine. Oradakiler Avrupa´ya
gelirsek her şey çok güzel olacak diyorlardı. Orada artık savaşmamıza gerek yok
diye düşünüyorlardı.
Ben Berlin´e geri döndüğümde, Türkiye´de gördüğüm mültecilerin Avrupa'yla ilgili
fikirleri ve hayalleri kafamdan çıkmıyordu. Biliyordum ki Avrupa´da mülteci
olmak insan haklarını kaybetmek demektir. Çünkü pasaportun yok. Bürokrasi
açısından memleketsizsin. Onun için sana hiç bir hak tanınmıyor. Berlin’in
göbeğinde, yani Kreuzberg’de, tesadüfen mültecilerin kurduğu protesto kampını
gördüm. Almanya´ya gelmek için o kadar mücadele etmişlerdi, şimdi de Avrupa’nın
göbeğinde insan hakları için savaşıyorlardı. Oradaki mültecilerin enerjisi ve
cesaretleri beni çok etkiledi. Bu nedenle bu konu hakkında film çekme gereği
duydum.
Bir göçmen çocuğu olarak bu konuda hassasiyetlerinin olduğuna eminim. Almanya'da
önyargı, ayrımcılık veya ırkçılık konusunda ebeveyninin ayrı, senin ayrı,
muhtelif tecrübeleriniz olmuştur. Anlatır mısın?
Tabi ki ırkçılıkla çok karşılaştım. Bu konulara fazla girmek istemiyorum. Bu
konu ile ilgili birçok hikâye anlatılmıştır… Ama doğrusu bir göçmen çocuğu
olarak her daim kendini savunmak ve korumak zorundasın. Bu kolay bir şey değil.
Ama kesinlikle tüm çabalara değer. Tecrübe kazanıyorsun ve özgüvenin artıyor.
Her şey bir kenara benim için en önemli konulardan bir tanesi Almanya’daki okul
sisteminin değişmesidir. Okulların kesinlikle daha çok göçmen kökenli öğretmene
ihtiyacı var.
Belgeselin baş kahramanı bir kadın. Bu seçimi niye yaptın? Senin bir kadın
olarak yaşadığın tecrübelerin bunda payı var mı?
Açıkçası göç nedir bilmiyorum. Anneannemin, annemin ve babamın anlattıklarından
biliyorum sadece göçü. Ben göçten sonraki hayatı ve ona bağlı olan sorunları
şahsen yaşadım. Benim kahramanım göçün bizzat ne olduğunu biliyor, o bunu cidden
yaşıyor, ailesini ve arkadaşlarını bırakıp uzun ve zorlu bir yola çıkıyor. Ben
bu tecrübeye sahip olan bir insan değilim. Ama yine de kendimi ona çok yakın
hissettim çünkü onun tek isteği insanların mültecileri anlaması ve onları bir
suçlu olarak görmemesi. Bunu ben de yaşadım. Her seferinde kendimi bir göçmen
olarak başkalarına karşı ispatlamak zorunda kaldım.
Benim Napuli’yi seçmemin tabii ki başlıca sebebi olağanüstü enerjisiydi, bir de
orada 250 erkeğin arasında tek kadın olmasıydı. Bazıları Napuli’yi bir anne
olarak veya bir kardeş olarak görüp problemlerini onunla paylaşıyorlardı. Napuli
onları her zaman motive ediyordu ve hayata bakış açılarını değiştiriyordu. Hep
pozitif bir kişiliği var, insanların hayata sürekli olumlu bakmasını istiyor,
tıpkı kendisi gibi.
Ailenin gurbette geçirdiği yıllar içinde Türkiye'den göç etmiş toplumun
özellikle kadına karşı davranışlarında bir gelişme görüyor musun?
Zor bir soru. Ben herkes için konuşamam. Benim ailemde de gelişmeler oldu fakat
bu biraz da ebeveynlere bağlı. Bu soruyu genelleştirerek sormak gerekir.
Doğrudan sadece göçmenler veya göçmen aileleri olarak bakmamak lazım. Kadının
eşitliği her ülkede konuşuluyor. Dünyanın her tarafında kadınlar eşitlik için
savaşmışlardır ki, hala savaşıyorlar. Bazı kazanımlarımız oldu ama hala tam eşit
haklara sahip değiliz. Bu durum Almanya için de geçerli. Bir kadın olarak mesela
bir erkekle aynı işi yaptığın halde daha az para kazanıyorsun. Kadınların
hakları için hala savaşmaları lazım, Avrupa´da yaşıyor olsalar bile. Bu nedenle
tabii ki Napuli’nin bir sürü erkeğin arasında çadırda yaşaması eşitlik
mücadelesi için güzel bir örnektir. Fakat benim filmimin esas konusu bu
değildi...
Belgeselde mültecileri kabul etmesi beklenen huzurevi gibi bir kurumda
telaffuzundan Türkiyeli olduğu belli olan bir adam önyargılarını dışa vurup
mültecilere yönelik olarak tepkili davranıyor. Kendi alanını koruma yönünde,
insani bir refleks olarak kabul edilebilecek tavır aslında bir göçmenin başka
bir göçmenle empati kurmayı başaramaması anlamına da geliyor. Türkiye'de insan
hakları konusundaki bilincin gelişmemiş olması ve farklı olana duyulan ırkçılık
da bu episotla dışa vurulmuş oluyor. Bu konuda nelere söyleyebilirsin?
Bu kişi Türkiyeli evet, ama senelerdir Almanya´da yaşayan bir insan. Bu sebeple
onu doğrudan Türkiye ile bağdaştırmak istemedim. Daha çok Almanya’ya göç etmiş
bir insanın başka göçmenlerden korkması çok ilginç ve bir açıdan korkutucu. Bu
bana daha çok kendisini bir Almanyalı olarak kabul ettiğini gösteriyor.
Kürt ve Türk ebeveyn çocuğu olmak senin için geçmişte ve bugün ne ifade ediyor?
Benim için çok büyük bir zenginlik ve bir yönetmen olarak bana her zaman fikir
bulma konusunda çok yardımcı oluyor. İki veya üç kültürün arasında büyümek
insana çok tecrübe kazandırıyor. Aile içinde değişik kültürler ve değişik
insanlarla karşılaşıyorsun. Hem Annemin, hem de Babamın hayat hikayesinden çok
yararlanıyorum. İkisi değişik kültürden geldiği için ben onları dinleyerek
anlatılanlardan filmlerimde çok faydalanıyorum. Şimdi mesela Türkiye'de yaşanan
Türk-Kürt konusuyla ilgili bir belgesel düşünüyorum. (MT/HK)
Murat Türker
Amsterdam
BİA Haber Merkezi
16 Aralık 2014
bianet.org
Insel 36 (Island 36) a film by Aslı Özarslan
director- Asli Özarslan
producer- Tobias Ebner, Marvin Rö ßler
editor- Ana Branea
cinematography- Tilman Holzhauer, Fabian Gamper
music- Patrick Puszko
sounddesign- Ana Monte
sound- Oscar Stiebitz, Tobias Adam
subtitles- Tanja Zilg
translation- Anna Muessener, Sabrina Lang, Zouheir, Nidal Bulbul, Wala Nogdalla
Orsed, Mujtaba Sami
color grading- Fabian Gamper
Insel 36 (Island 36) is a documentary about the protests of refugees in Berlin.
For one year asylum seekers have been living here in tents by choice, to take a
stand against isolation of refugees. Among them is only one woman, the Sudanese
Napuli - her objective- the change of asylum law.
While district residents do not want to have the refugee living in their
neighborhood and politics do not meet the demands of the refugees, Napuli is
always giving the occupants of the camp hope.
Insel 36 (Island 36) is documenting Napulis fight for freedom, the everyday life
at the camp and shows illegality from her perspective. The film displays how
dangerous it is for asylum seekers in Germany to claim their human rights.