Yapım Tarihi - 2014
Süre - 00:19:38
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Eylem Şen
Bir Gezi Direnişi filmi- Heyula
2 Haziran 2014
İşçi Filmleri Festivali yönetmenlerinden Eylem Şen, bu sefer Gezi Direnişi’ni
beyazperdeye taşıdı
İşçi Filmleri Festivali yönetmenlerinden Eylem Şen, “Heyula” isimli filmiyle
Gezi Direnişi’ni beyazperdeye taşıdı. Komünist Manifesto’nun “Avrupa’da bir
heyula dolaşıyor…” sözlerinden yola çıkan yönetmen, filmde ‘kendi hikayesini
anlatanların eylemi’ni buluşturuyor…
Filmin tanıtım yazısı:
“Filozoflar dünyayı anlamaya çalıştılar. Esas olan onu değiştirmektir.” Karl
Marx
Sanat ve eylem alanı olarak sinema, insanların kendisiyle, birbiriyle, toplumla,
tarihle, doğayla, evrenle ilişkilerinin yansımasının yansımasıdır. Film
üretiminde bulunan kişi ise o yansımaya ayna tutar. Aynadaki yansıma gerçekliğe
tam olarak ulaşamayabilir ancak doğru açı ve ışıkla yaşamın kendisinin sonsuz
bir görünümüne dönüşebilir. Ayna tutucu, bir çeşit ışık bükücü gibi, gerçeğin
etinin ve kanının tadına bakması için filmini izleyiciye sunar.
Dört yıldır içinde bulunduğum bu ışıklı dünyaya adım attığım Film Tasarımı
Bölümü’nün lisans programını tamamlarken, beni bu dünyaya iten temel çelişkiyi
konu edinen bir bitirme tezi yapmaya karar verdim. İnsanlığın tarihsel ve
toplumsal çelişkisinin bir kişinin özgürlüğünün herkesin özgürlüğüne bağlı
olduğu bir dünya yaratma mücadelesi olduğunu düşünüyorum. Bireyin kendi içinde
ya da toplumla ve doğayla olan çatışmalarının, özgür bir dünya yaratmaya dair
Umut, umutsuzluk, mücadele, korku ve baskılar içindeki düş, düşünce ve
duygulardan beslendiğine inanıyorum. İnsanın doğal yaşam üzerinde kurduğu ilk
mülkiyet ilişkisinden bu yana doğanın ve insanın sömürüsü üzerine kurulu
toplumsal sistemlerin ortadan kalkacağı; sınıfsız, sınırsız, özgür bir dünya
düşlüyorum. Bu film, Heyula, imkânsız olduğu kadar gerçekçi olan bu düşe dair
bir canlandırmadır.
Komünist Manifesto, “Avrupa’da bir heyula dolaşıyor …” sözleri başlar. O gün
bugündür sınıfsız, sınırsız özgür bir dünya için mücadele edenler hiç azalmamış
bilakis çoğalarak artmıştır. Fakat bu mücadele de çok doğal olarak yek pare bir
bütün değil, kendi içinde yeni çatışma ve çelişkileri de içermektedir. Bu
çelişkilerin başında mücadelenin teorisi ile pratiği arasındaki ilişki
gelmektedir. Kuşkusuz emeğin kafa ve kol arasındaki işbölümü üzerine inşası
üzerine kurulu ideolojik hegemonyanın bununla yakinen bağı vardır.
Marx, Alman İdeoloji’sinde, kendilerini pratik materyalist olarak tanımlamış
olsa da hayatının her dönemini buna uygun yaşayamamıştır. 1871 Paris Komünü
patlak verdiğinde ilk tepkisinin ‘bu umutsuz bir çılgınlık eylemi’ sözleri olmuş
olması da bu nedenle tesadüf değildir. Bu bağı kurmak konusunda “Ne yapmalı?”
sorusuna en net yanıt 1917 Rus Devrim’inde gelmiştir. Bu yeni dönemeçle birlikte
yeni sorular da ortaya çıkmış ve bugün çoğalarak artan sorunlar olarak dünyayı
değiştirmek isteyenlerin karşısında dikilmektedir.
Marcuse’un dediği gibi, “Sanat dünyayı değiştiremez, ama dünyayı
değiştirebilecek erkeklerin ve kadınların bilinç ve itkilerini değiştirmeye
katkıda bulunabilir.” Bu film, kendisi için refah ve mutluluk isteyen herkesin,
önce dünyayı değiştirmeye mecbur olduğunu aksi takdirde kötülüğe kaçışa karşı
duramayıp; taklide, ihanete ve felakete sÜrüklenmenin bir parçası olacağını
söylemeyi dert ediyor. Dünyayı değiştirme eylemi için yola çıkanlara ise,
kapitalizme çektikleri kılıçların pratiğin teorisini ile bilenmesi gerekliliğini
anımsatıyor.
İzleyici, filmin açılışında didaktik bir komünizm tarihi ile karşılaşacağını
ümit ederken, tarihsel rolünü oynamayı ret eden komünizmin hayaleti, nam-ı diğer
“Heyula” refah ve mutluluğu için zengin olma talebi ile anlatıcıya direniyor.
Filmin anlatıcısı, aynı zamanda filmin yönetmenini ve komünist ideallere bağlı
bir ideolojiyi benimsemiş teorisyeni temsil ediyor. Heyula’nın çelişkileri,
değişimi ve gelişimi emekçilerin tarihsel ve toplumsal çatışmaları üzerine
kurulu iken; anlatıcı, öteden beri süre giden rasyonel aklın haklılığı retoriği
ve determinizmden mustarip. Filmin finali anlatıcının bu çelişkisinin bir
çatışmaya varması ile son buluyor.
“İyi yaşam” etiğine karşı “hakikatler etiği” prensibi ile yola çıkan film,
dünyayı anlama çabasının ancak onu değiştirme eylemiyle gerçekleşebileceğine
işaret ederek son buluyor. Anlatıcı öldü! Yaşasın kendi hikâyesini anlatanların
eylemi!
SİNOPSİS
Komünizm mücadelesini anlatmak üzere yola çıkan film, anlatıcı ve oyuncu
arasında bir çatışmaya dönüşür. Filmin anlatıcısı, hem filmin yönetmenini hem de
filmin oyuncusu olan Heyula karakterinin işverenini temsil etmektedir. Anlatıcı,
özel mülkiyetin ortaya çıktığı tarihsel dönüm noktasından başlayarak insanın
insana ve doğaya zulmünü ve buna karşı yürütülen mücadeleyi anlattığı bir film
yapmayı hedeflemektedir. Heyula, anlatıcının yazdığı öyküye uygun bir biçimde
rolünü oynamayı reddeder. Fakir rolü oynamaktan sıkılmıştır iyi bir yaşam için
zengin rolü oynamak ister. Anlatıcı onun bu isteğine razı olmak zorunda kalır.
Fakat Heyula da anlatıcı da, arzu ve beklentilerinden çok daha farklı bir
noktada kendilerini bulurlar.
sendika.org
Gelinlik Emekçileri ile deri ve Kundura işçilerinin meslek hastalıkları ile
ilgili gerçekleştirdiğimiz "çıplak ayaklı aydınlık" belgeselini izliyoruz.