Yapım Tarihi - 2008
Süre - 00:00:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Savaş Güvezne
Uğruna servet harcanan Beşiktaş’ta bir tayyare fabrikası
Savaş Güvezne "Beşiktaş’ta Bir Tayyare Fabrikası" belgeseliyle Nuri Demirağ’ın
servetini harcadığı uçak fabrikasının hikayesini gözler önüne seriyor.
Türk havacılık tarihi aynı Türkiye"nin tarihi gibi geçmişin tozlu
yapraklarında kalan onlarca hikayeyle dolu. İşte bunlardan biri belgeselci Savaş Güvezne"nin
detaylı ve titiz çalışmasıyla gün yüzüne çıkıyor. Güvezne,
hazırladığı "Beşiktaş"ta bir tayyare fabrikası" belgeseliyle işadamı Nuri
Demirağ"ın uğruna servetini harcadığı uçak fabrikasının ibret dolu hikayesini
gözler önüne seriyor.
Nuri Demirağ"ın en önemli projelerinden biri tamamen metal gövdeli bir yolcu
uçağıydı. 1942"de başlayan projede çift motorlu, 6 yolcu kapasiteli NuD-38 adı
verilen uçak tasarlandı. 1943"te Ankara, Sivas ve Selanik"e deneme uçuşları
yapıldı. NuD-38, savaş halinde kısa bir tadilatla bombardıman uçağı haline
getirilebiliyordu. Proje ne yazık ki destek görmedi, seri imalata geçilemedi.
Demirağ"ın ölümünden sonra uçak diğerleriyle birlikte hurdacılara satıldı.
Türkiye"nin ilk girişimcilerinden olan Nuri Demirağ, adını 1930"larda yaptığı
binlerce kilometrelik demiryollarıyla duyurdu. Soyadı bizzat Atatürk tarafından
verilen Demirağ, 1930"larda Türk Hava Kurumu"nun (THK) Hava Kuvvetleri için
başlattığı bağış uçak kampanyasına Türkiye"ye uçak fabrikası kazandırmak üzere
tüm servetini yatırdı. Halen İstanbul Beşiktaş"ta Deniz Müzesi"nin bulunduğu
yere fabrika binası yaptırdı.
O yıllarda yabancı ülkelerin eski teknoloji transferini reddeden Demirağ, Türk
mühendislerin geliştirdiği projelere ağırlık verdi. İlk siparişler THK"dan gelen
planör ve eğitim uçağı siparişiydi. Mühendis Selahattin Alan, tek motorlu, çift
kanatlı NuD-36 eğitim uçağını geliştirdi. Uçak, Mühendis Alan tarafından
Eskişehir"e test uçuşları için götürülürken İnönü"ye inişte pilotaj hatası
nedeniyle düştü. THK uçakları almaktan vazgeçti. Mahkemeyi kaybeden Demirağ
yılmadı, ürettiği 12 uçakla Yeşilköy"de halen Atatürk Havalimanı"nın şu anki
sınırlarını oluşturan Elmas Çiftliği"ni aldı. Burada uçuş eğitim verecek Gök
Okulu"nu kurdu. Yüzlerce Türk gencine ücretsiz pilotaj eğitimi verdi.
Ancak talihsizlikler Demirağ"ın peşini bırakmadı. Siparişi iptal edilen
Demirağ"ın yurtdışına uçak satışı İnönü döneminde yasaklandı. Menderes döneminde
ise Demirağ"ın kiracısı olan bir gazetenin muhalif yayınları nedeniyle Gök Okulu
arazisi devlet tarafından gerekçe gösterilmeden kamulaştırıldı. İlk özel Türk
uçak fabrikası ve uçuş okulu tarihe karıştı.
Yaklaşık iki yıllık araştırma ve aralarında Gök Okulu"nun öğretmen pilotlarından
Nuri Demirağ"ın damadı Mehmet Kum gibi dönemin tanıklarının anlatımıyla sunulan
belgesel, yayın için destek bekliyor.
Kaynak
turkiyeturizm.com
“Geleceğin en etkili silahı da aracı da hiç kuşkunuz olmasın uçaklardır.Bir gün
insanoğlu uçaksız da göklerde yürüyecek,gezegenlere gidecek, belki de aydan bize
mesajlar yollayacaktır.Bu mucizenin gerçekleşmesi için iki bin yılını beklemeğe
gerek kalmayacaktır.Gelişen teknoloji bize şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen
görev ise, Batı’dan bu konuda fazla geri kalmamanın teminidir.”
Mustafa Kemal Atatürk - 1936 Eskişehir Tayyare Alayı
Dünya gazetesinden- 22/07/2002
Endüstrileşmemiz ve Nuri Demirağ
Prof. Dr. Muhittin Şimşek
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
Geçenlerde büyük bir kitabevinde görevliye "Cemal Gürsel" ile ilgili kitap
aradığımı söylediğimde, "Bu adam ne tür yazılar yazar?" cevabını almak, beni
üzmüş ve hiçbir şey söylemeden dışarı çıkmıştım.
Böyle bir ortamda doğaldır ki Nuri Demirağ ismi endüstri tarihçilerinin dışında
kimse tarafında bilinmemektedir. Oysa, Genç Cumhuriyet'in önemli bir
işadamlarından ve sanayicilerindendir. Hatta bir zamanlar "Vehbi Koç gibi zengin
olmak "cümlelerinin sarf edilmesi gibi, o dönemde de kız çocuklarına "Demirağ
gibi bir aileye gelin gidesin" temennilerinde bulunulurmuş.
Denilebilir ki, nice zengin işadamları geldi geçti...Doğru. Fakat Nuri Demirağ;
azmi, sabrı, çalışkanlığı, dürüstlüğü vizyonu, müteşebbisliği ile bugün ideal
diye vasıflandırılan yöneticilerde/patronlarda bulunması gereken özelliklere
sahip bir isimdir.
1884 yılında Sivas Divriği'de dünyaya gelmiş. 1910'larda Beyoğlu varidat müdürü
iken 1919 yılında memuriyetten ayrılmıştır. Bütün sermayesi olan 56 sarı lira
(ya da 252 kağıt lira), o zamanki şartlarda da küçük bir sermaye sayılırdı.
İstanbul'un işgal altında olduğu bir dönemde, sıkıntının ve yokluğun acısını
gidermenin, üretmek olduğunu düşünür. Ve cebindeki bu parayla sigara kağıdı
ticaretine başlar. O zamana kadar sigara kağıdının tekelini elinde tutan Rumlar
ve Ermenilerdir. Mühürzade Mehmet Nuri'nin "Türk Zaferi" adını verdiği sigara
kağıdı, hem insanlara ümit vaadeden bir girişim olmuş hem de kendisine çok iyi
para kazandırmıştır. Elindeki sermaye ile büyük işlere atılacak derecede
kendisini kuvvetli görünce, yeni bir karar verir ve der ki "Maddi ve manevi"
varlığımı memleket işlerine hasredeceğim."
Bu arada Cumhuriyet ilan edilmiştir. Demiryolu yapımındaki yabancı tekelini
kırmak, hem de paranın yurt içinde kalmasını sağlamak isteyen yönetimin ihtiyacı
ile Mehmet Nuri'nin hayalleri örtüşmektedir.
Bugün bile, o zamanki yatırıma ulaşamamış olan demiryolu ihalelerine katıldı ve
yıllarca en çok indirimi yaparak en fazla demiryolu döşeyen işadamı oldu. Bu
nedenledir ki soy ismi bizzat Atatürk tarafından "Demirağ" olarak verildi.
Demiryolunda ciddi başarılar kazandı. O yıllarda devlet bütçesi 200 milyon
liradır. Milletin himmetine müracaat edilerek, devrin zenginlerinden para
toplanarak uçak alınmak istenir. Nuri Demirağ'dan da bu amaç için para istenir.
Nuri Bey "Siz ne diyorsunuz? Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en
mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet, tayyaresiz yaşayamaz, öyle ise
bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların
fabrikasını yapmaya talibim" der. Ve hazırlıklara başlar. 1930'lu yılların
ortalarında tamamen kendi imkanlarıyla bir prototip uçak yapar. Gerekli desteği
görmez. Ancak ümitsizliğe düşmeyen Demirağ, Beşiktaş'ta bir uçak fabrikası
kurar. Devletin, THK'nin ihtiyacı olan 24 adet eğitim uçağı ve 60 planör
ihalesini alarak hızla çalışmaya başlar. 1936 yılında "NUD 36" ismiyle 12 adet
THK siparişini hazır hale getirir.
Ancak uçakları test eden heyet, Nuri Demirağ'ın uçaklarının reddedilmesine karar
verir. Karara itiraz eder ve mahkemelik olurlar. İki ayrı bilirkişi raporlarının
olumlu olmasına rağmen THK, uçakları almamakta direnir ve Ankara Ticaret
Mahkemesi, Demirağ'ın aleyhine karar verir. Atatürk hayatta değildir ve
Türkiye'nin tek siyasi otoritesi, Milli Şef İsmet İnönü'dür.
Dünya savaşının gölgesinde, savunma sanayi gibi çok önemli bir alanda böylesine
güzel bir teşebbüsün neticesiz kalması, hatta reddedilmesinin altındaki
sebepleri araştırmak, tarihçilerin işidir. Bütün çalışmaları ve yatırımları boşa
giden Demirağ, yılmadan uçaklarını kendi okulunda kurduğu yatılı okulunda
kullanır. Çogu memleketi Divrigi'den olmak üzere, çok sayıda öğrenciye pilotluk
eğitimi verir. Bu öğrencilerin bütün masraflarını karşıladığı gibi, ayda 150'şer
lira da burs verir. Yeşilköy'deki bu okulun adı "Gök Okulu" idi. Kurulduğundan
kısa bir süre sonra her biri değerli birer pilot olan 9 kişi mezun olmuştur. Bu
pilotları ise daha sonra yüzlerce genç pilot izlemiştir. "Gök Okulu" tam
anlamıyla bir pilot okulu niteliği kazanmıştı.
Ne gariptir ki THK'nın almadığı bu uçaklar senelerce uçar ve bir tek kaza dahi
olmaz. Milli endüstriye o kadar önem verir ki "Milli Kalkınma Partisi" ni kurar.
Ancak, başarılı olamaz.
Birçok ilke imza atan bu Cumhuriyet döneminin ilk müteşebbisi bugün içinde
bulundugumuz sıkıntıdan çıkmak ve Özgüven eksikliğimizi gidermek için önemli bir
isimdir. İlk kere Boğaz Köprüsü düşüncesi ortaya atarak yap, işlet, devret
modelini önermiştir. İlk paraşüt imalatını, prefabrik ev imalatını
gerçekleştirdi. Yabancıların cirit attığı çimento tekelinin kırılmasını sağladı.
1000 km den fazla demiryolu döşedi. İzmit'teki selüloz fabrikasını kurdu.
1942'de Keban'a baraj yapılması düşüncesini ortaya attı.
Hayatını kısaca özetlediğim Nuri Demirağ, özellikle uçak endüstrisini ülkemizde
geliştirmek sevdasında olmuş bu gayreti desteklendiği takdirde ülkemizin kısa
zamanda çok iyi bir konumda olacağını hep vurgulamıştır. Ancak, mahkeme
kararıyla engellenmesi sonucunda, birçok makama mektuplar yazarak yardım
istemiştir. Mareşal Fevzi Çakmak, çalışmalarını takdirle karşılamıştır. Fakat
bir türlü ülke geleceği için hayati öneme sahip uçak sanayiinin gelişmesine
yönelik olarak kimseden destek göremez. Son çare olarak Cumhurbaşkanı İsmet
İnönü'ye şu mektubu yazar ; ".... göklerine hakim olamayan milletlerin yerlerde
sürüneceğine, daha doğrusu yerin dibinde çürüyeceğine inandığım için 3,5 sene
evvel bütün personel ve araç gereci öz kaynağımızdan olmak üzere, memleketin
ihtiyaçlarına tamamen cevap verecek büyük bir uçak endüstrisi kurmak istedim. Ve
bu düşüncemi Mareşal Fevzi Çakmak'a arz ettim ... beni büyük bir aşkla tebrik
etti. Bunun üzerine dünyanın en mükemmel tayyare ve teferruatını yapan
memleketlere mütehassıslarımla birçok kereler seyahat ettim. Tetkikat yaptım,
yaptırttım. Ecnebi memleketlerde müteaddit kıymetli Türk gençleri ve işçileri
okuttum, yetiştirdim ve yetiştirmekteyim. Fabrikamı sanat mekteplerinden yetişen
en kıymetli Türk işçileriyle, en yeni ve modern makinalarla tezyin ederek buna
müteallik muhtelif sanat şubelerinde kurslar açmak, bilgilerini ameli, nazari
genişletmek suretiyle de elemanlar hazırladım.
Beşiktaş'ta kurduğum tayyare atölyesiyle Yeşilköy'de yapmakta olduğum modern
uçuş meydanı, tamir atölyesi ve hangara ait plan-planlar ve bu maksatla satın
alınan 1500 dönümlük arazi ve Maden taharri ruhsatnamesi ve su kuvvetlerinden
elektrik istihsali için değirmen ve baraj mahalli krokileri ve bu maksada hizmet
emeliyle yaptırdığım 250 mevcutlu ortamektebe ait fotoğraflardan bir takımları
ektedir.
Geçenlerde Beşiktaş'taki atölyemin senevi imalat kabiliyetinin tayini istendi.
300 mektep veya 150 antrenman yahut 50 avcı tayyaresi yapılabileceği cevaben
bildirildi. Zaman zaman takdirler ve teşekkürlerle maddi ve manevi yardımlar
yapılacağı ve siparişler verileceği Hava Kuvvetlerinden tahriren ve şifahen
bildirildi. Şimdiye kadar asarı fiiliyesi görülemedi. Bu babtaki emirlerin ve
takdirnamelerin suretleri ektedir.
Hava kuvvetlerinin birçok yüksek tayyare mühendislerinden mürekkep teknik
komisyonu tarafından ilk Türk tipi olarak belirttiğim bu tayyareye ait sandıklar
dolusu yüzlerce aerodinamik ve statik resimleri ve hesapları mezkur komisyonca
aylarca tetkik ve performans tecrübeleri yapılarak mükemmel, normal mektep
tayyaresi olduğunu Hava Kurumuna tebliğ ve uçuş müsaadesini verdiği halde Türk
Kuşu, memlekette yegane salahiyettir bu fen komisyonun kararını dinlemeyerek
tayyareleri kabulden imtina etmekte ve kaza hadisesi yüzünden vukua gelen
teahhuru nazarı itibara almayarak tayyareleri almamakta ısrar ve teminat mektubu
muhteviyatı olan 14,000 liranın zapt ve avans verdikleri 40,000 lirayı istirdat
etmişlerdir.
İşçilerim ve fabrika personelleri işsiz kalmıştır. Esasen şimdiye kadar tam ve
kamil bir mesaj sahası da bulamamışlardır. Bu müessese memleket müdafaası için
faydalı bulunuyorsa, derhal sipariş verilerek yaşatılmasının temini ricasını
havi Mareşal Hazretlerine çekilen ve şimdiye kadar cevabı alınamayan telgraf
sureti ilişiktedir.
Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon lira ile-hoş karakterim buna müsait
değil ya-farzı muhal 15-20 adet han, apartman yaptırır, senede 150-200 bin lira
kira alarak istediğim yerde gezer, tozardım .
Hülasa, Türk'e ecdadından miras ve dünyaya numuneyi imtisal olmuş olan
sipahiliğin, süvariliğin, serdengeçtiliğin bugünkü şekli de tayyareciliktir.
Gece gündüz, kış yaz, yağmur,çamur, kar, bora, fırtına manialarını bertaraf
edecek, vatanın her bucağında şimdilik en az 60-70 yerinde modern uçuş
meydanları ve yanıbaşında tamir atölyeleri, hangarları, müteaddit sınıf ve
derecelerde mektepleri ve birkaç yerde tayyare ve motor fabrikaları yaparak
havacılığımıza yüzlerce, binlerce, on binlerce ihtiyat Yapıcı, uçucu, yaratıcı
elemanlar ve vesait yetiştirmek iktidarındayız.
Tayyare süratlidir. Mütemadiyen de süratleniyor. Havacılık işlerinin bu sürate
ayarlanması için hepsi aynı rütbede ayrı ayrı noktai nazar taşıyan hava
komutanlarının başlarına tepeden tırnağa, başından sonuna kadar mesuliyeti
nefsinde toplayan " üzerine toz kondurulmamış " yırtıcı yaratıcı bir şahsiyetin
( her memlekette olduğu gibi ) bu mühim ve hayati işin başına geçirilmesi
suretiyle tevsiini ve mahdut çerçeve dahilinde bırakılmamasını, vatanın yegane
kurtarıcısı siz aziz büyük milli şefimden yalvararak kemali hürmetle arz ve
niyaz ederim" .
Nuri Demirağ, birçok kere İsmet İnönü'ye buna benzer mektuplarla başvuruda
bulunmuş olmasına rağmen olumlu bir cevap alamaz.
1957 yılında ölümünden kısa bir süre önce kızı Mefkure Azak'a şunları söyler;
"30 sene erken gelmişim kızım; 30 sene sonra gelseydim, bütün projelerimi yerine
getirebilirdim..."
Düşünüyorum da, Nuri Demirağ, uçak sanayiinde destek görse idi, Türkiye
ekonomisi, globalleşme sürecinin neresinde olurdu...
Nuri Demirağ zamanının endüstileşme/ARGE modeli olarak alınan bir şahsiyetmiş,
birkaç kaynakta "Nuri Demirağ modeli" ifadelerini gördüm.
"TAYYARE"DEN "UÇAK"A- BİR MONTAJ ÖYKÜSÜ
"İstikbal göklerdedir" , sözünün anlamını kavrayamamış bir neslin çocukları olan
bizler, Türk Havacılık Tarihi konulu bir araştırma yaparken çok defalar hayal
kırıklığına uğradık. Gerek özel gerekse de tüzel birçok girişimin başarısızlıkla
sonuçlandığını okuyacağınız bu yazı yine de son bölümüyle bizlere bir Umut ışığı
yakıyor.
CUMHURİYET’TEN ÖNCE
Geçmişi günümüzden 1000 yıl öncesine uzanan Türk Havacılığı dünyadaki
gelişmelere paralel olarak son 70-80 yılda yaptığı atılımlarla bugünkü durumuna
erişmiştir. İmam İsmail Cevheri’nin 1002 yılında Nişabur’da (Türkmenistan)
kollarına yerleştirdiği tahta plakalarla minareden atlayışı yazılı kaynaklara
geçen ilk havacılık olayıdır. Memluk Türkleri’nin 1248’de haçlı seferlerine
karşı koymak için, Osmanlı Devleti’nin ise 1453’te İstanbul’un fethi sırasında
gemileri batırmak için roket esaslı silahlar kullandıkları günümüze ulaşan
bilgiler arsındadır.
IV. Murat döneminde; 1630 yılında Hezarfen Ahmed Çelebi Galata Kulesi’nden
Üsküdar- Doğancılar’a kadar olan 6000 m.lik mesafeyi kendi yapımı planör
kanatlarıyla kat ederek dünya tarihinde uçan ilk insan olarak yerini aldı. 1633
yılında ise Lagari Hasan Çelebi roket esaslı aracıyla Sarayburnu’ndan havalanıp
denize indi. Saltanat bu girişimleri desteklemek yerine Hezarfen ve Lagari’yi
imparatorluğun merkezden uzak bölgelerine sürgüne gönderdi. Bu denemeleri takip
eden yıllarda yeni girişimler olmadı, ancak savaşlarda roket esaslı silahlar
kullanılmaya devam edildi.
18. yüzyılda yabancı uyruklu kişilerin gösterileriyle balonculuk Osmanlı’da yer
edinmeye başladı. Bu yüzyılın sonlarına doğru ordu teşkilatında roket kıtaları
önemli hale geldi.
19. yüzyılda kişisel denemeler hız kazandı. Oflu Uzun Hasan ve Oflu Veli Direko
kuşlardan esinlenerek tasarladıkları planörlerle kısa mesafeli uçuşlar
gerçekleştirdiler. 1861’de Bebekli Atıf Bey, tasarımını yaptığı, kanat, kuyruk
ve pervane donanımlı uçakla başarısız bir denemede bulundu.
20. yüzyılın savaşlarla başlaması dünya havacılığına hareket kazandırdı. Son
günlerini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu da bu hareketten etkilendi. Fesa Bey,
1909 yılında belgesini Fransız Hava Klübü’nden alarak ilk bröveli pilotumuz
oldu. İtalya 1911 yılında dünyanın ilk hava saldırısını gerçekleştirip,
imparatorluk sınırları içerisinde yer alan Trablusgarp’ı bombaladı. Bu
saldırının sonucunda kişisel deneyimlerin ötesine geçemeyen havacılığın önemi
devletçe anlaşıldı ve orduda havacı birliklerin oluşumu için resmi çalışmalar
başlatıldı. İmparatorluk tarafından havacılık komisyonu kuruldu.
1912 yılında Ermeni bir vatandaşın uçak fabrikası kurma teklifi geri çevrilirken
Fransa’dan Deperdesin, Almanya’dan Harlan, İngiltere’den Bristol uçakları
alındı. Bu olay Osmanlı’dan günümüz Türkiye’sine kadar süregelen, dışalımın
yerli üretime tercih edilmesine ilk örneği teşkil eder.
Fransız REP fabrikasında Türk pilot, marangoz ve makinistler tayyare mektebi
kurmak üzere eğitildi, fakat maddi yetersizlikler ve de Balkan Savaşı’nın
başlamış olması eğitimin tamamlanmasına engel oldu. 1912 yılında havacılık
komisyonu tayyare okulu ve ordu tayyare teşkilatı için devletten ödenek istedi,
Avrupa’da incelemelerde bulundu. Alman, İngiliz ve Fransız eğitmen ve
teknisyenlerle anlaşıldı. Yıl sonunda 4 eğitim, 10 keşif ve bombardıman uçağı
hizmete hazır durumdaydı. Siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle tayyare mektebi
inşaatı durduruldu.
Türkler’in uçaklarla katıldığı ilk savaş Balkan Savaşı oldu. Fakat teknik
eksiklikler (yedek parça ve yakıt) ve tecrübe eksikliği uçakların görevini
keşifle sınırladı.. Savaşın bitiminde Yeşilköy Tayyare Mektebi tamamlandı. 1913
yılında temel eğitimini tamamlayan pilot Ord. Prof. Dr. Ali YAR dünyanın ilk üç
uçak mühendisinden biri oldu. 1914 yılında ilk hava postası taşındı ve aynı
yılda Tayyareci Üsteğmen Mithad Nuri, “Vasıta-i Tayyare” isimli ilk Türkçe
teknik havacılık kitabı yazdı. Rıza Bey ve Hayri Bey isimli otomobil
teknisyenleri ise Tophane Askeri Fabrikası’nda basit bir uçak yaptılar ama bu
uçak uçurulamadı.
Osmanlı Ordusu, I.Dünya Savaşı’nda uçak ve balonlarla Çanakkale, Kafkas,
Filistin ve Irak cephelerinde yer aldı. Uçaklar saldırı, keşif ve gözetlemede,
balonlar ise yalnızca keşif ve gözetlemede kullanıldı.
Kurtuluş Savaşı’nda, I.Dünya Savaşı’ndaki cephelerden gelen farklı uçak
parçaları birleştirildi. Bu dönemde uçak parça ve malzemelerinin bulunmasında
sıkıntılar söz konusuydu. Uçakların kaplama bezlerini dış etkilerden koruyacak
ve profil direncini azaltmak için germeyi sağlayacak selülozik esaslı
emayit/astar boyasını bulmak mümkün değildi. Bunun yerine kimyager ve malzeme
uzmanları patates,paça suyu ve yumurta akını karıştırıp elde ettikleri sıvıyı
gerdirme amaçlı kullandılar. Yapılan uçaklar bomba, keşif ve av görevlerinde
kullanıldı.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Cumhuriyetin ilk yıllarında havacılık; sivil havacılık ve havacılık sanayii
olmak üzere iki koldan geliştirilmeye çalışıldı. 16 Şubat 1925’te Atatürk’ün
emriyle, daha sonra Türk Hava Kurumu adını alacak olan, Türk Tayyare Cemiyeti
kuruldu. Türk Hava Kurumu (THK) planörcülük, motorlu tayyarecilik, paraşütçülük
ve modelcilik dallarında kamplar, eğitim tesisleri, yarışma vb. faaliyetlerle
Türkiye’de sivil havacılığın gelişmesinde önemli rol oynadı. THK’ nın görüşleri
ve amaçları doğrultusunda 1928 yılında Tayyare Makinist Mektebi açıldı. Fransa
ve Almanya’ya uçak mühendisliği öğrenimi için öğrenciler gönderildi.
Eskişehir’de bir tamirhane kuruldu. Kurumun planör ve motorlu uçaklarının onarım
ve revizyonu amacıyla 1925 yılında Ankara-Akköprü’de kurulan marangoz atölyesi
daha sonra planör imalathanesi halini aldı. Burada 1938-1939 yılları arasında
150 planör inşa edildi. Kurum, uçaklarının üretim ve bakımı için çeşitli
tesisler kurdu. 1935 yılında Türkkuşu hizmete girdi.
1933 yılında kurulan Havayolları Devlet İşletme İdaresi (HDİİ), Türkiye’de sivil
havayolları kurmak ve bu yolda taşıma yapmak üzere görevlendirildi. İdare,
kurulduğunda filosunda toplam koltuk kapasitesi 28 olan ve sadece
Ankara-Eskişehir arasında çalışan 5 küçük uçağa sahipti. HDİİ daha sonra Türk
Hava Yolları (THY) adını aldı.
THK Uçak Fabrikası, THK Uçak Motoru Fabrikası ve THK Ankara Hava Tüneli
tesislerinden önce Türk Tayyare Cemiyeti’nin ortaklarından olduğu, havacılık
sanayiinin kuruluş çalışması olan TOMTAŞ ve bir döneme damgasını vuran Nuri
Demirağ’dan bahsedilmelidir.
Atatürk’ün “Bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve
hava harp sanayiinin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi icap eder,” sözleriyle
belirttiği dönemin havacılık politikası doğrultusunda 1925 yılında Tayyare
Otomobil ve Motor Türk Anonim Şirketi (TOMTAŞ) kuruldu. Alman Junkers firması ve
Türk Tayyare Cemiyeti'nin ortak girişimi olan bu şirketin kuruluşunda I.Dünya
Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılan Almanya’nın Versay Antlaşması ile kısıtlanmış
uçak imalatları sonucu elindeki birikimlerini eski müttefikleri olan Türkler’e
aktararak havacılık çalışmalarına devam etme istekleri büyük etken oldu. Yapılan
antlaşma sonucu Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan her türlü uçağı ve motoru
üreterek bunların revizyonunu yapacak ve her türlü makine aksamı Junkers firması
tarafından karşılanacak olan Kayseri Uçak ve Eskişehir Bakım Tesisleri kuruldu.
6 Ekim 1928’de resmen üretime geçen Kayseri’deki fabrikada Türk ve Alman ekip
birlikte çalıştı. Fabrika, çift motorlu Junkers A-20 bombardıman uçaklarının
yapımı için hazırlıklarını bitirdikten sonra A-20’lerin montajı üzerinde
çalışırken çıkan bir sorun nedeniyle Junkers firması tüm hisselerini 3 Mayıs
1928’de THK’ya devretti. Fabrika sonradan Hava Müfettişliği’nin emrine verildi.
1929 yılında tesisler onarım ve revizyondan geçti. 1932 yılına kadar burada 15
adet Junkers A-20 imal edildi. Bunlar tamamen metal yapım olup Türk Hava
Kuvvetleri’nin ilk telsizli uçaklarıydı. 1932’ den sonra ilk anlaşma Amerikan
Curtis-Wright grubuyla yapıldı. Anlaşmada Curtis’den av, yolcu ve Fledgling
uçakları alınması planlandı. Bununla beraber Curtis-Wright uçaklarının
montajının Kayseri’de yapılmasına karar verildi. Bu anlaşma sonrasında yapılan
anlaşmalarla fabrika, II.Dünya Savaşı’na kadar içlerinde Alman Gotha 145,
İngiliz Miles-Magister gibi uçaklarında bulunduğu 112 adet uçak imal etti.
1939’da fabrikanın uçak üretim, bakım ve revizyon hakkı Türk Hava Kuvvetleri’ne
verildi. II.Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Amerikan yardımı sebebiyle uçak
üretimi durduğundan yeni projeler devreye konulmadı, tesisler uçak bakım ve
onarımı amacıyla 1950’de Kayseri Hava İkmal ve Bakım Merkezi oldu.
Eskişehir’deki uçak fabrikası ise yine 1926’da açıldı. Bu dönemde, fabrikada
teknisyen olarak çalışan, Kurtuluş Savaşı pilotlarından Vecihi HÜRKUŞ tarafından
Vecihi-14 adıyla bir uçak geliştirildi ama başarılı olunamadı. 1928’de fabrika,
TOMTAŞ’ın lağvedilmesiyle Hava Müfettişliği’ne devredildi. 1930’da, Fransa’da
eğitimini tamamlayarak yurda dönen Selahaddin Reşit (Alan) Bey’in tasarımını
yaptığı MMW-1 tipi eğitim uçağının üzerinde çalışıldı. Uçağın prototipi 1932’de
tamamlandı. Hızı 200 km/saat, havada kalma süresi 2,5 saat olan ve bazı
parçalarının Kayseri Fabrikası’nda imal edilen uçağın uçuş testleri
tamamlanamadan proje yarıda kesildi. Eskişehir fabrikası, uçak bakım
faaliyetlerine 1960’lı yıllardan sonra jet uçak ve motorlarının bakımlarını
üstlenerek devam etti.
Kayseri ve Eskişehir’deki fabrikalarının kuruluşundan bir süre sonra uçak
endüstrisine özel sektör de katıldı. İş adamı Nuri Demirağ, 1936’da
İstanbul-Beşiktaş’ta dizayn ve prototip çalışmaları yapacak büyük bir atölye ile
Sivas-Divriği’de seri imalat yapacak bir uçak fabrikası ve havacılık okulu kurma
girişimde bulundu. SelahaddinALAN’ın ve Alman uzmanların yardımıyla 1937 yılında
Beşiktaş-Hayrettin İskelesi’nde Etüt Atölyesi’ni ve 1941 yılında Divriği’de çok
sayıda pilot ve teknisyenin yetişeceği Gök Uçuş Okulu’nu kurdu. Etüt Atölyesi;
montaj atölyesi, dökümhane, motor ve pervane imalathanesi, malzeme muayene ve
teknik laboratuarları olan uçak imalat fabrikası haline getirildi. Nuri Demirağ,
Yeşilköy’de, şimdi Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan arazide, uçuş sahası
yaptırdı. Yine Yeşilköy’de tamir atölyesi ve hangarlar kurdurdu, deniz uçakları
için sahile kızak döşettirdi. İlk paraşüt imalatı da Demirağ’ın çalışmaları
arasında yerini aldı.
THK, Beşiktaş’taki fabrikaya ilk olarak 65 adet planör, sonrasında 10 adet
başlangıç eğitim uçağı sipariş etti. Planörler, 1937-1938 yıllarında
tamamlanarak teslim edildi. Bu dönemde Selahaddin Alan’ın Eskişehir’de
prototipini yaptığı MMW-1 çift kişilik başlangıç uçağı geliştirilerek Alan-2
prototipi hazırlandı ve NuD-36 rumuzuyla 24 adet imal edildi. 1938 yılında,
Alman uzmanların yardımıyla, NuD-38 rumuzlu, çift motorlu ve madeni gövdeli, 6
kişilik yolcu uçağının dizaynına başlandı. Fakat 1939’da THK, sipariş ettiği
uçakların imal edilen prototipe uygun olmaması, uçakların akrobasi kabiliyetinin
bulunmaması ve zamanında teslimat yapılmaması gerekçeleriyle sözleşmeyi
feshetti. Nuri Demirağ’ın THK’ya açtığı davada bilirkişinin Demirağ hakkında
olumlu rapor vermesine rağmen mahkeme THK’nın lehinde karar verdi ve bu karar
Demirağ’ın havacılık konusundaki faaliyetlerine büyük ölçüde sekte vurdu. Nuri
Demirağ çalışmalarına bir süre daha devam etti. II.Dünya Savaşı sırasında
fabrikaya Westland Cysander tipi keşif/irtibat uçaklarının onarım ve yedek parça
üretimi verildi. Fakat 1943’te fabrika faaliyetlerini durdurdu. Demirağ’a
İspanya, Irak ve İran’dan gelen teklifler hükümet tarafından engellendi. Gök
Okulu kapatıldı. Yeşilköy’deki tesisler havaalanı yapılmak üzere istimlak
edildi. Elde kalan uçaklar ise devredilemeyip hurdacıya satıldı.
1940-1965 yılları arasında faaliyet gösteren diğer tesisler ise daha önce de
bahsedilen THK’nın tesisleridir. Bunlardan ilki 1940 yılı sonlarında THK’nın
eğitim ve spor tipi uçaklarının üretimi amacıyla hizmete giren THK Etimesgut
Uçak Fabrikası’dır. Fabrikada ilk olarak İngiltere’den lisans alınarak
Miles-Magister eğitim uçaklarının imalatına başlandı. 1 Mart 1942’de Hava
Kuvvetleri’ndeki PZL uçaklarının revizyon ve onarım faaliyetlerini yine bu
fabrika üstlendi. 1944’te ilk 30 Magister uçağı tamamlanarak THK’ya teslim
edildi. THK Uçak Fabrikası’nın kuruluş aşamasında oluşturulan dizayn ofisi
orijinal tasarım ve prototip çalışmaları yaptı. Bu ofiste 1945 yılında altı
yüksek mühendis, dört mühendis ve iki ressamın çalıştığı bilinmektedir. THK-1
ulaştırma planörü, THK-2 akrobatik eğitim uçağı, THK-3 akrobasi planörü, THK-4
okul planörü, THK-5 ambulans ve turizm uçağı, THK-7 ve THK-9 eğitim planörleri,
THK-10 ve THK-11 turizm uçakları, THK-13 uçan kanat araştırma planörü, THK-14
eğitim planörü, THK-15 eğitim uçağı bu ofisin çalışmaları sonucunda üretildi.
THK Uçak Motoru Fabrikası ise 1944 yılında Gazi Orman Çiftliği’nde kuruldu.
Fabrikada Gipsy Major uçak motoru imalatı, Valentine motoru onarımı yapıldı.
Kapasitesinin çok altında çalışan fabrika, adıyla bağdaşmayan pek çok üretimde
(musluk, piston, Kuyu tulumbası vb.) bulunmuştur.
THK’nın araştırma üniteleri arasında yer alan Ankara Hava Tüneli (AHT) 1950
yılında kuruldu ve dönemin en büyük hava tünelleri arasında yerini aldı. 1956
yılında Genelkurmay’a devredildi ve bir süre için depo olarak kullanıldı. AHT
günümüzde TÜBİTAK-SAGE bünyesinde hizmet vermektedir.
II.Dünya Savaşı sonrasında; 1948-1952 yılları arasında ABD hükümetinin, Marshall
planı adı altında, Türkiye’ye uyguladığı ekonomik yardım çerçevesinde uçak ve
motor vermesi THK Uçak ve Motor Fabrikaları’nın üretim faaliyetlerini sekteye
uğratmıştır. THK fabrikalarının yeterli sipariş alamamasında dönemin
yöneticilerinin yerli üretime olan güvensizliği büyük rol oynamıştır. 1952’de
uçak fabrikası, 1954’te uçak motoru fabrikası MKEK’e devredilmiştir.
Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) THK’nın tesislerini devraldığı zaman
havacılık alanına uzak olduğu için Türk Hava Kuvvetleri’yle birlikte çalıştı.
Eski THK dizaynlarından MKEK-1/MKEK-7 isimlerinde 7 uçak modeli projelendirdi.
MKEK-4 ve MKEK-7 eğitim uçakları, MKEK-6 temel eğitim planörü üretildi. Motor
fabrikası 1955’te traktör imalatına geçerek bügünkü Türk Traktör Fabrikası
haline getirildi. Uçak fabrikasında ise 1959’da üretim durduruldu, 1965’e kadar
bakım ve tamir işlerine devam edilen fabrikada 1963’den sonra traktör üretimine
başlandı. 1968 yılında fabrika MKEK Tekstil Makineleri Fabrikası’na
dönüştürüldü. Bu fabrika da daha sonra kapatıldı.
1954 yılında Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde kurulan Sivil Havacılık Dairesi
Başkanlığı, 1987 yılında Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü adı altında yeniden
teşkilatlandırıldı. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tüm sivil havacılık
sisteminin denetiminden sorumludur. SHGM, havacılık personelinin lisanslarının
düzenlenmesi, tüm havacılık faaliyetlerinin ruhsatlandırılması, Türkiye’nin hava
sahasındaki tüm uçuş hizmetlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri, Dışişleri Bakanlığı
ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü ile işbirliği içinde
koordinasyonunun sağlamasıyla görevlidir.
Hazırlayanlar
Barış Albayrak, İlke AYDINCAK, İ. Evrim DİZEMEN, Yücel Gürses, A. Bahar HASER
Kaynaklar:
Yavuz KANSU, Sermet Şensöz, Yılmaz ÖZTUNA; "Havacılık Tarihinde Türkler" ; Hava
Kuvvetleri Basım ve Neşriyat Müdürlüğü, Etimesgut; 1971; Cilt-1
Tuncay DENİZ; "Türk Uçak İmalatı", Kendi Basımı; Ocak 2000
H. Nadir BIYIKOĞLU; "Türk Havacılık Sanayii", Ankara; 1991
Semih İNCEÖZ; "Türkiye'nin İlk Uçak Fabrikasını Kuran Adam Nuri Demirağ",
Aksiyon Dergisi; 15-21 Haziran 1996
Şükrü Er; "Etimesgut Uçak Fabrikası ve Endüstrimiz", Mühendis ve Makina; Cilt:16
Sayı:178; Ocak 1972
Beşiktaş'ta Bir Tayyare Fabrikası
"Beşiktaş'ta Bir Tayyare Fabrikası" yakın geçmişimizin önemli isimlerinden Nuri
Demirağ'ı ve özellikle havacılık çalışmalarını konu alan bir belgesel. Belgesel
yakında vizyona girecek ve umarım kitlelere istenildiğinde neler
yapılabileceğini gösterecek..
Nuri Demirağ şu "Biz de bir zamanlar uçak üretiyormuşuz.." söyleminin gerçek
kahramanı. O uçakları üreten isim işte, Nuri Demirağ! O günden bugüne unutulmaya
yüz tutumuş bir iş adamı, üretim adamı Nuri Demirağ. Kendisinin yaptıkları
sadece uçak üretmekle de sınırlı kalmadı, çok geniş bir çerçeve dahilinde pek
çok ilke de izma attı kendisi- İlk muhalefet partisini kurdu, Ankara'nın
doğusuna ilk demiryolunu yaptı, ilk yerli paraşütü ve ilk yerli sigara kağıdını
üretti, ilk şehir ve köy planlarını hazırladı Nuri Demirağ. Bunlarla da sınırlı
kalmadı ve yurdum kalkınma hareketine uçak fabrikasının yanında şu hizmetleri
oldu- Bursa'da Merinos, Karabük'te demir-Çelik, İzmit'te selüloz ve Sivas'ta
çimento fabrikalarını kurdu.
Nuri Demirağ gibi bir ismi tanımak ve onu Örnek almak sanırım her Cumhuriyet
gencinin görevidir. Bu noktada en azından www.nuridemirag.com bağlantısına bir
göz atmanızı öneririm. Bugün her zamandan çok daha fazla ihtiyacımız var Nuri
Demirağ gibi özgüveni yüksek insalara. Kendimizi aşağılık saymaktan, biz birşey
yapamayız inancından sıyrılmanın zamanıdır. Kendisi 1942 yılında şunları
söylüyor- "Bizim çocuklardan, gelişigüzel birini çağırıp- 'Dünyanın en iyi
tayyaresini yapar mısın?' diye sorunuz. Size, mümkün değil 'yapamam' cevabını
vermez. Çünkü 'yapamam demek, benliğimden, varlığımdan vazgeçtim. Aczimi zaafımı
kabul ettim.' demektir. Halbuki Türk aciz değildir ki aczi kabul etsin." Bugün
acıdır ama aciz olduğunu kabul edenler var, işte biz onlardan değiliz. Hedefimiz
dünyanın en iyi uçaklarını yapmak; en yüksek binalarını, en uzun köprülerini
inşa etmektir. Bu hedefler aracılığıyla Anadolu halkını medeniyetin zirvesine
taşımaktır.. Benim hayat misyonumun bir parçasıdır Nuri Demirağ.
Beşiktaş'ta bir tayyare fabrikası
Savaş Güvezne "Beşiktaş’ta bir tayyare fabrikası" belgeseliyle Nuri Demirağ’ın
servetini harcadığı uçak fabrikasının hikayesini gözler önüne seriyor.
Türk havacılık tarihi aynı Türkiye "nin tarihi gibi geçmişin tozlu yapraklarında
kalan onlarca hikayeyle dolu. İşte bunlardan biri belgeselci Savaş Güvezne"nin
detaylı ve titiz çalışmasıyla gün yüzüne çıkıyor. Güvezne, hazırladığı "Beşiktaş
"ta bir tayyare fabrikası" belgeseliyle işadamı Nuri Demirağ "ın uğruna
servetini harcadığı uçak fabrikasının ibret dolu hikayesini gözler önüne
seriyor.
İLK Türk Yolcu UÇAĞI
Nuri Demirağ "ın en önemli projelerinden biri tamamen metal gövdeli bir yolcu
uçağıydı. 1942"de başlayan projede çift motorlu, 6 yolcu kapasiteli NuD-38 adı
verilen uçak tasarlandı. 1943"te Ankara , Sivas ve Selanik "e deneme uçuşları
yapıldı. NuD-38, savaş halinde kısa bir tadilatla bombardıman uçağı haline
getirilebiliyordu. Proje ne yazık ki destek görmedi, seri imalata geçilemedi.
Demirağ "ın ölümünden sonra uçak diğerleriyle birlikte hurdacılara satıldı.
Türkiye "nin ilk girişimcilerinden olan Nuri Demirağ , adını 1930"larda yaptığı
binlerce kilometrelik demiryollarıyla duyurdu. Soyadı bizzat Atatürk tarafından
verilen Demirağ , 1930"larda Türk Hava Kurumu "nun (THK ) Hava Kuvvetleri için
başlattığı bağış uçak kampanyasına Türkiye "ye uçak fabrikası kazandırmak üzere
tüm servetini yatırdı. Halen İstanbul Beşiktaş "ta Deniz Müzesi "nin bulunduğu
yere fabrika binası yaptırdı.
O yıllarda yabancı ülkelerin eski teknoloji transferini reddeden Demirağ , Türk
mühendislerin geliştirdiği projelere ağırlık verdi. İlk siparişler THK "dan
gelen planör ve eğitim uçağı siparişiydi. Mühendis Selahattin Alan , tek
motorlu, çift kanatlı NuD-36 eğitim uçağını geliştirdi. Uçak, Mühendis Alan
tarafından Eskişehir "e test uçuşları için götürülürken İnönü "ye inişte pilotaj
hatası nedeniyle düştü. THK uçakları almaktan vazgeçti. Mahkemeyi kaybeden
Demirağ yılmadı, ürettiği 12 uçakla Yeşilköy "de halen Atatürk Havalimanı "nın
şu anki sınırlarını oluşturan Elmas Çiftliği"ni aldı. Burada uçuş eğitim verecek
Gök Okulu"nu kurdu. Yüzlerce Türk gencine ücretsiz pilotaj eğitimi verdi.
Ancak talihsizlikler Demirağ "ın peşini bırakmadı. Siparişi iptal edilen Demirağ
"ın yurtdışına uçak satışı İnönü döneminde yasaklandı. Menderes döneminde ise
Demirağ "ın kiracısı olan bir gazetenin muhalif yayınları nedeniyle Gök Okulu
arazisi devlet tarafından gerekçe gösterilmeden kamulaştırıldı. İlk özel Türk
uçak fabrikası ve uçuş okulu tarihe karıştı.
Yaklaşık iki yıllık araştırma ve aralarında Gök Okulu"nun öğretmen pilotlarından
Nuri Demirağ "ın damadı Mehmet Kum gibi dönemin tanıklarının anlatımıyla sunulan
belgesel, yayın için destek bekliyor.
sivilhavacilik.net
"Beşiktaş'ta Bir Tayyare Fabrikası" BELGESELİ Levent Kültür MERKEZİ’NDE…
Beşiktaş Belediyesi’nin Belgesel Sinemacılar Birliği ve Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti ile düzenlediği “Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” günlerinde,
yönetmenliğini Mustafa Savaş Güvezne ’nin yaptığı “Beşiktaş'ta Bir Tayyare
Fabrikası” adlı belgesel gösterilecek.
Levent Kültür Merkezi’nde 12 Mayıs 2010 Çarşamba günü saat 19:00’da
gerçekleştirilecek geceye filmin yönetmeni Mustafa Savaş Güvezne de katılacak.
“Beşiktaş'ta Bir Tayyare Fabrikası”
12 Mayıs 2010 film gösterimi ve söyleşi
Tarih- 12 Mayıs 2010, Çarşamba
Saat- 19.00
Yer- Levent Kültür Merkezi, Onat Kutlar Sinema Salonu