Yedi-Veren Düşleri




Yapım Tarihi - 2000
Süre - 00:25:00
Bölüm Sayısı - 7
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - İsmet Yazıcı
Yapımcı - İsmet Yazıcı
Metin Yazarı - İsmet Yazıcı
Danışman - Aytunç Altındal

Kamera
Mustafa Yenipazar
Zafer Sevener
Halil İbrahim Özcan

Kamera Asistanı - Serdar Çetin

Işık
Ferdi Uzer
Mehmet Bilgi
Serdar Kaştaç

Ses - Medine Borazan
Jenerik Müziği - Akın Yılmaz

Performans
Cem Soylu
İsmet Müftüoğlu

Yapım Sorumluları
Mehmet Akdil
Hakan Bişkin

Yönetmen Yardımcıları
Nigar Pösteki
Nezaket Coşkun
Engin Gedikkaya

Sanat Yönetmeni - Nilhan Yüzsever
Grafik - Müzeyyen Karaca

Post Production
Özlem Birecik
Cahide Oğultürk
Nilay Bilgen

Montaj
Turan Özkan
Özen Sepetçi
Murat Işık
Şengül Yiğit
Deniz Salman
Berrin Ayköse

TRT İstanbul Televizyonunca yapımı gerçekleştirilen "YEDİ-VEREN DÜŞLERİ" adlı belgesel program 14 Kasım 2000'de TRT 2'de yayına girdi. İsmet Yazıcı'nın 1999 yılında hazırladığı "SURETTEKİ SIR" adlı belgeselin devamı niteliğinde olan "YEDİ-VEREN DÜŞLERİ", 7
Bölüm olarak hazırlandı. SURETTEKİ SIR'da nesnelerden yola çıkılarak anlamlar anlatılmıştı, "YEDİ-VEREN DÜŞLERİ"nde ise renklerden yola çıkılarak anlamların izi sürüldü. Çünkü, renkler de tıpkı nesneler gibi çağrışımlarla yüklüdür. Ve bu çağrışımların yarattığı anlamlar, evrensel belleğin ve kültürün ortak dilini oluşturur.

Her Bölümünde bir rengin anlatıldığı programda, sırasıyla "kırmızı", "beyaz", "mavi", "sarı", "Yeşil", "siyah" ve "mor" renklere yer verildi. Bu renklere felsefede, psikolojide, mitolojide, teozofide, tarihte, sanatta, kısacası evrensel kültürün içinde yüklenen anlamlar incelenirken, evrensel bilinçaltını oluşturan en önemli kodların arasında yeralan renklerin dünümüzü ve dolayısıyla bugünümüzü nasıl etkilediği anlatıldı.

1. Bölüm- "Kırmızı"
Dizinin ilk Bölümü "Kırmızı", renge ayrıldı. Geçmişin izleri arasına daldığımızda, binlerce yıllık kültürün bilinçaltını oluşturan iki temel sözcükle karşılaşırız- Kan ve Ateş. Bu iki sözcüğün ortak rengiyse Kırmızı... Kırmızının sözü, bu ortak dilin içinde bize insanı anlatır. Derinlerimize yerleşmiş en temel duygularımızı açığa çıkaran, bizi birleştiren-ayıran, tutkuyu, ihtirası, acıyı anlatır... Yaratıcıyı, doğuşu anlatır... Hayatı başlatan Kırmızı, bize insanın kendiyle sınavını anlatır; kendini yoğuruşunu...

2. Bölüm- "Beyaz"
Hem bir renk olarak, hem de çağrıştırdığı, kendine yüklediği anlamlarıyla "Beyaz", yaşamın ta kendisi... Hayatı bütünleyen iki zıt yönü, varlığı ve yokluğu kendinde taşıyan temel sembollerden biri... O, tüm renkleri taşıyıp hiç biri olmayan. O, açıklığın ve aydınlığın doygunluğu. Beyaz, sonsuz; beyaz, boşluk; beyaz, Umut; beyaz, teslimiyet...

3. Bölüm- "MAVİ"
Özden olanın rengi MAVİ. Her şeyi içine alan havanın, evreni sarmalayan o derin boşluğun rengi... Yaşam kaynağı suyun göklerden seçip aldığı renk MAVİ; hayat verenin, evrensel dengenin rengi... MAVİ, tükenmek bilmez umudun rengi... MAVİ, düşlerinden asla vazgeçmeyenlerin rengi...

4. Bölüm- "Sarı"
Binlerce yıllık kültürün derinliklerinde "Sarı", çok önemli bir sembol renk olarak karşımıza çıkar. Sarı, ulaşılmayanın rengidir; günü ayıltanın, geceyi başlatanın rengi. Siyahtan doğup, siyaha akanın. Ve hiç bozulmayıp hep kendi kalanın. Yaşam veren "güneş"in, ışık saçan "altın"ın.

5. Bölüm- "Yeşil"
Bir karışımın rengi "Yeşil". Sarı ve mavinin mükemmel bileşimi; tıpkı "hayat veren" güneşle, göğün mavisinin buluşması gibi... Yerin suları, güneşle ısınıp göğe ulaşınca, nasıl ki Gök suyunu toprağa bırakıp bereketi ayıltıyorsa, sarı ve mavinin buluşması da bize, sonsuz bereketin rengini, "Yeşil"i sunuyor... "Yeşil", döngünün rengi, sonsuz yaşamın rengi...

6. Bölüm- "SİYAH"
İnsanlığın ortak bilinçaltını kuran temel sembollerin başında yeralan "SİYAH", bugünümüzü olduğu kadar, dünümüzü de en çok etkileyen renklerden biri... Sessizdir "SİYAH", yalnızdır... Her şeyi içine alıp gizleyen "SİYAH", hem bir "başlangıç" rengidir, hem de son diye düşünülen bilinmezin... Sırrını taşır içinde; belki de sonsuza dek saklayacağı "bilinmezi"... Ve insanlar siyahın, aydınlığını doğurmasını bekler.

7. Bölüm- "MOR"
"MOR", görülemeyenin, bilinemeyenin "ötenin"nin rengi... Bir tür ulaşılmazlık alanı, bir tür görülmez kapı... "MOR", günlük hayatta, biri soğuk, diğeri sıcak olan iki rengin "kırmızı" ve "mavi"nin birleşimiyle oluşturuluyor. Bu karışım, bir anlamda iki zıt yönün buluşması... Biraraya gelen bu iki zıt renk, kendi doğalarından ayrı bir renkte "mor" olarak yeniden oluşuyor. Göğü temsil eden "mavi" ile yeri temsil eden "kırmızı"nın bu zorlu buluşması, sembolik anlamda, "yer" ile "Gök" arasında kurulan dengenin metaforu olarak karşımıza çıkıyor...







BU RÖPORTAJ, BURCU AYŞE Esenç'İN,
2001 YILINDA, Marmara ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ RADYO TELEVİZYON VE SİNEMA
BÖLÜMÜ'NDE "BELGESEL SİNEMA VE ÜÇ KADIN BELGESELCİ" BAŞLIKLI BİTİRME TEZİNDE İSMET
Yazıcı EMİR İLE YAPTIĞI RÖPORTAJ KISMININ AKTARIMIDIR.


İsmet Yazıcı EMİR - "Renklerin Dilini Çözen Kadın"

İlk defa "Yedi-Veren Düşleri" adlı belgesel ile renklerin gizemli dünyasına, tarihsel süreçten günümüze anlamlarını irdeleyen Emir, renklerin felsefede, psikolojide, mitolojide, tarihte, sanatta, bilimde, kısacası evrensel kültürün içinde yüklendiği anlamları inceledi.

1. Size soyut belgeselci diyebilir miyiz, sizin belgesel anlayışınız nedir?

Sanırım yanlış bir tanım olmaz. Gerçek diye bize aktarılan dünyanın iki yüzü olduğunu düşünüyorum. Bir görünen bir de görünmeyen yüzü var. İkisi birbirinden koparılamaz; aksi halde eksik kalır. Örneğin, kırmızı rengi ele aldığımızda görünen yüzüyle bir anlam ifade ediyor ama, kırmızının etrafında dolaşan kültür tarihi boyunca yaratılmış bir sembol yumağı var ve insanın bilinçaltı, kırmızıyı anlamlandırırken o sembol yumağıyla şekilleniyor. Yani kırmızıyı kırmızı yapan, yalnızca görünen yüzü değil.

2. Siz neden soyut yüzü seçtiniz?

Türkiye'de çekilen belgesellerde soyutlamalar, ara ara belgeselin içinde yer alan hoşluklar biçiminde karşımıza çıkıyordu. Ama bütünüyle bir şeyin görünenin dışındaki anlamsal boyutu anlatılmıyordu. Ben niye bu yönü tercih ettim? Sanırım iç sesimi dinledim; görünmeyenin gerçeklik duygusu beni daha çok çekti. Kültür tarihine baktığınızda anlamların çok önemli olduğunu görürsünüz; tarihin sıçrama noktalarında hep insanların soyutlama yeteneklerinin gelişkinliğini görürüz. Evrensel bilinçaltını oluşturan kodlar, hayatı biçimlendirdi. Dolayısıyla bu kodlar deryasının içine girmek, bize hayatı ve kendimizi keşfetme imkânını veriyor. Benim hayatımın düsturu olan bir söz var; Halil Cibran'ın bir sözü- "Yalnızca bir kere dilim tutuldu; biri bana gelip sen kimsin diye sorduğunda". İnsanın bu soruya cevap verebilmesi çok zor. Kim olduğumu -insanın kim olduğunu- aramaya başladığımda, bana somut dünya yetmedi. Gerçeklik olarak tanımlanan dünyanın sofistike yanını merak ettim ve gerilere gitmeye çalıştım. Semboller hep ilgimi çekti ama 5 - 6 yıldır bu ilgi daha fazla artmaya başladı. Kuşkusuz orası engin bir deniz, bense çömezim. Anlama ve kavrama çabam doğal olarak üretimime yansıdı. Bütün o yaptığım şeyler, kendi sorularıma cevap vermek ve kendimi anlama çabamın sonucu ortaya çıktı. Bu yol çok zordu ama çok önemliydi.

Benim gerçeğin görünmeyen yüzünden yola çıkmış olmam, belki Doğulu bir kadın olarak kendimi hissetmem ve tanımlamamdan. Doğu'nun gerçeği bulmada farklı bir yöntemi var; içsel bilgiyle birlikte Batı'nın pozitif bakışı devreye girdiğinde önemli şeyle ortaya çıkabilir. Bulunduğumuz coğrafya çok özel bir coğrafya ve çok zengin. Ben bunun avantajını kullanıyorum. Bu iki dengede kendimi oluşturmaya çalışıyorum. Ama ağırlıklı olan içsel yolculuğunda ilerlemeye çalışan İsmet Yazıcı.

3. "Suretteki Sır" nasıl doğdu?

Suretteki Sır'ın yapım yılı 1999. Dolayısıyla önemli bir dönemeçteydik. Bir yüzyılı, hatta bir bin yılı geride bırakıyorduk. Ve insanlık kendini, yaşadığı hayatı sorguluyordu; tabii ki ben de. Tüm sistem, bize algılatılan maddi dünya, bütün bu yavanlık beni rahatsız ediyordu. Suretteki Sır böyle bir rahatsızlığın sonucu ortaya çıktı; gündelik hayatımızda her an yanı başımızda olan ama anlamsal zenginliklerinin farkına varmadan geçip gittiğimiz, bizim için bir "şey" olan nesnelerin anlamlarını, geride kalmış ifadelerini bulma çabasıydı. Nesnelerin görünen yüzünden yola çıkıp onların kavramsal karşılıklarını sorgulamak üzere hazırlanan 13 bölümlük bir diziydi.

4. Hangi konuları işlediniz?

Önce "maske"yle başladı. Maske çok önemli bir sembol. Diğer nesneler ise sırasıyla- para, ev, ayna, merdiven, harita, kapı, anahtar, yazı araçları, pencere, köprü, saat ve takvimdi.

5. Belgesel metinlerini de siz yazıyorsunuz neden?

Görüntü ve Metin birbirinden koparılamayan şeyler. Görüntünün zaten kendi sözü var. Böyle çalışmalarda çok fazla aynı duygularda insanlar değilseniz, başkalarıyla çalışmak zor. Sizin hissettiklerinizi bir başkası aynı biçimde hissedemez; imkânsız, bu ayrıca hız da getiriyor.

6. Görüntü mü önce geliyor, Metin mi?

Görüntü ve Metin, hangisi önden geliyor, hangisi arkadan geliyor arada çok kesin ayrım yok. Bazen düşündüğüm bir görüntü belgeselin kilit noktasını oluşturuyor. Bazen bir cümle bizi alıp farklı yerlere götürüyor.

7. Peki, renklerin serüveni nasıl başladı?

Renkler, Suretteki Sır'dan daha zor bir çalışmaydı. Çünkü ilkinde görünen bir nesne vardı anlamlandırabileceğiniz. Başta açıkçası tereddütlerim oldu ama çok istiyordum ve yapılması gerekiyordu, yapıldı. İki belgesel de birbirini tamamlayan konulardı. Bir üçleme yapmayı düşünüyordum. Suretteki Sır'la ve Yedi-Veren Düşleri'yle dizinin ilk ikisi tamamlandı.

8. Yedi-Veren Düşleri'nde renkleri nasıl anlattınız? Bu bir cesaret işi değil mi?

Performanslar ve canlandırmalar kullandım. Cesaret biraz tartışılabilir. Üstüne gitmeyi sevenlerdenim. Duygularımın beni götürdüğü yer benim gerçekliğimdir. Ben bu şekilde kendimi ifade etmek istedim. Bu bir çaba zaten; cesaret değil. Çok susamıştım, su içmem gerekiyordu, üretmem gerekiyordu ve suyu içtim. Bundan sonrası insanlara kalmış; bazıları çok hoşlanıyor, bazıları sevmiyor olabilir.

9. Renkleri işlerken yoğun bir araştırma sürecinden mi geçtiniz?

Aytunç Altındal programın danışmanıydı. Yedi-Veren Düşleri'ne başladığımda onun engin deneyimi ve bilgisi bana güç verdi. Ben bir şeyi anlatırken çağrışımlarla gidiyorum. Siyahı anlatırken kuantum fiziğine girebiliyorum; sonuçta semboller çağrışımlarla anlam kazanmış şeyler. Araştırma biraz da "şey"lerin çağrışımlarıyla yönlendi.

10. Renkler doğru yere gitti mi?

Belgesel izleyicisi biraz içine kapanıktır; çok tepki vermez. Tanışmaya gelenler oldu. Çok farklı yerlerden olumlu tepkiler aldık. Farklı bulundu.

11. Belgesellerin isimleri nasıl doğdu?

"Yedi-Veren Düşleri". Yediveren sonsuz bereket demek. Sonsuz bereketin düşleri diye anlatmak istedim. Çünkü gerçekten de renkler, sonsuzdan gelen, ezeli şeyler. "Suretteki Sır", tam da konuyla bağlantısı olan bir isimdi. Suret ve sır, ikisi de aynayla ilgili. Ayna yüzleşmenin ifadesi, sır kavramıyla bağlantılı sofistike boyutu var. İki kavramı birleştirdim.


Yedi-Veren Düşleri

Renkler çağrışımlarla
yüklüdür ve bu çağrışımların yarattığı anlamlar, evrensel belleğin ve kültürün ortak dilini oluştururlar. işte siyahı, beyazı, sarısı, yeşili, mavisi ve kırmızısıyla renklerin dili, Yedi-Veren Düşleri.

1. Bölüm
Varlığın Rengi yani kırmızıya ait. Binlerce yıllık kültürün iki temel sözcük, kan ve ateş. Kırmızının insanı ve en temel duyguları açığa çıkaran tutkuyu ihtirası ve acıyı anlatış biçimi.

2. Bölüm
Beyaz, Yaşamın ta kendisi. Hayatı bütünleyen iki zıt yönü, varlığı ve yokluğu kendisinde taşıyan temel sembollerden biri...
Tüm renkleri taşıyıp hiç biri olmayan. Açıklığın ve aydınlığın rengi...

3. Bölüm
Mavi. Her şeyi içine alan havanın, evreni sarmalayan o derin boşluğun rengine... Tükenmek bilmez umudun, düşlerinden asla vazgeçmeyenlerin rengi maviye...

4. Bölüm
Sarı. Ulaşılamayanın rengi sarı... Günü aydınlatanın, geceyi başlatanın, siyahtan doğup siyaha akanın... Ve hiç bozulmayıp hep kendi kalanın... Yaşam veren güneşin, ışık saçan altının rengi anlatılmış.

5. Bölüm
Yeşil. Sarı ve Mavinin buluşması, sonsuz bereketin rengi.

6. Bölüm
Bu günkü olduğu kadar, dünümüzü de en çok etkileyen renklerden biri siyah, bütün yalnızlığı, sessizliği ve bilinmezliğiyle.

7. Bölüm
Görülemeyenin, bilinemeyenin, öte'nin rengi mor. Biri sıcak diğeri soğuk iki rengin birleşimiyle oluşmuş bu karışım, bir anlamda iki zıt yönün buluşması...



Kaynak
TRT Radyo - Televizyon Dergisi, Kasım 2000, Sayı 138, Sayfa 24 - 25
TRT Radyo - Televizyon Dergisi, Ağustos 2000, Sayı 135, Sayfa 30






"Yedi-Veren Düşleri" / Zaman, 18 Ekim 2000

"Renkler ve Biz - Kırmızı" / Milliyet / 14 Kasım 2000
"Varlığın Rengi - Kırmızı" / Yeni Binyıl / 14 Kasım 2000
"Yedi-Veren Düşleri - Kırmızı" / Cumhuriyet / 14 Kasım 2000

"Başlangıcın Rengi - Beyaz" / Cumhuriyet, 21 Kasım 2000
"Beyazın Zarif Dansı" / Yeni Şafak, 21 Kasım 2000
"Unutmayın - Yedi-Veren Düşleri" / Yeni Binyıl, 21 Kasım 2000
"Aklınızda Bulunsun" / Milliyet, 21 Kasım 2000

"Özgürlüğün Rengi - Mavi" / Cumhuriyet, 28 Kasım 2000
"Özgürlüğün Rengi - Mavi" / Milliyet, 28 Kasım 2000
"Yedi-Veren Düşleri" / Sabah, 28 Kasım 2000

"Sarının Esrarı" / Zaman, 5 Aralık 2000
"Ayrılışın Rengi - Sarı" /Cumhuriyet, 5 Aralık 2000






13. Ankara Film Festivaline katıldı. 2001

İsmet Yazıcı, "Yedi-Veren Düşleri" adlı belgesel programıyla, Türkiye Gazeteciler Cemiyetince,
2000 yılında Televizyon (Kültür-Sanat Programı) Dalında, Yılın Gazetecisi seçildi.



Kaynak
İsmet Yazıcı