Mevlana ve Sema




(English)
Yapım Tarihi - 1999
Süre - 53' 07”
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Semra Sander Yapımcı - Semra Sander Metin Yazarı - Semra Sander
Kamera - Yavuz Türkeri
Müzik - Can Atilla ve Geleneksel Sema Müziği
Kurgu - Soner TUNUSLU
Danışman - Timuçin ÇEVİKOĞLU
Seslendiren - Mehmet Atay
Fotograflar - Ozan SAĞDIÇ


Mevlevilik konusunda en ufak bilgisi olmayan bir insan bile Sema Ayini
Gösterisinin bambaşka bir dünyaya işaret ettiğini hemen sezinler.
Gerçekten de Sema Ayini, bildiğimiz, alıştığımız dünyanın ötesindeki bir
gerçekliğe açılan kapıdır ve dünyada kabul görmüş Sufilerin belki de en
büyüklerinden biri olan Mevlana’nın felsefesini yansıtır. Sema Ayini,
Mevlana’nın ölümünden sonra oğlu ve torunu tarafından kurallara bağlanmış ve
bugünkü şeklini almıştır.

İşte Mevlana ve Sema adlı 53 dakikalık bu belgesel program, Mevlana’nın
felsefesini ve bu felsefeye uygun olarak düzenlenmiş Sema Ayininin sembolik
anlamını , Mevlana’nın yaşam öyküsüne da atıflarda bulunarak elden geldiğince
açık ve anlaşılır bir biçimde açıklamaktadır. Böylece seyirci, Mevlana’nın
felsefesi ve Sema Ayininin sembolojisinin yanı sıra tasavvuf hakkında da bilgi
edinebilmektedir.

Mevlana’ya ve İslam Sufizmine göre her insanın yüreğinde sır adı verilen bir şey
saklıdır. Bu sır, Yunus Emre’nin “Bir ben vardır, bende benden içeri” dediği
şeydir. Bu sır her insana verilmez. Bu sırra ancak uzun çabalar ve lütuf
sayesinde ulaşılabilir.

Klasik Yunan uygarlığında Delfi Tapınağının girişinde yazılı bulunan “KENDİNİ
TANI” ibaresinde kastedilen de bu yürekte Gizli bulunan sırrı tanımaktır. Yoksa
bildiğimiz anlamda insanın kendini psikolojik olarak tanıması değil.

Aralamaya, anlamaya çalıştığımız, adı üstünde bir sır. Bu sırra erenler var ama
dilleri bağlı. Bağlı, çünkü bilinmeyeni biliyor hale geliyorlar ama,
bilinmeyeni, bilinmediği için anlatacak sözcük yok.
Mevlana, belki de bunun için şiir, raks ve müziği seçti, anlatılamayanı,
anlatabilmek için.

Mevlana ve Sema adlı bu belgesel de, bu bilinmeyen kapıyı aralayıp Sema Ayini
oluşturan Mevlana’nın felsefesinin özüne inmeye çalışmaktadır.

NOT- Program 2000 Yılı Türkiye Yazarlar Birliği Tv/ Belgesel ödülün aldı.

Kaynak - Semra Sander



Semadan etkilenmeyen bir insan yoktur herhalde. Çünkü Mevlevilik konusunda en
ufak bir bilgisi olmasa bile, semanın bambaşka bir dünyaya işaret ettiğini hemen
sezinler.
Gerçekten de sema ve Mevlana, bildiğimiz alıştığımız dünyanın ötesindeki bir
gerçekliğe açılan kapıdır. İşte Mevlana ve Sema adlı 50 dakikalık bu belgeselin
amacı sözü edilen bu kapıyı aralamaya çalışmaktır.

Mevlana ve İslam sufizmine göre her insanın yüreğinde “sır” adı verilen bir şey
saklıdır. Bu sır, Yunus Emre’ nin “ Bir ben vardır, bende benden içerü.” dediği
şeydir. Bu sır her insana verilmez. Bu sırra ancak uzun çabalar ve lütuf
sayesinde ulaşılabilir.
Hint felsefesi ve mistisizmi bu sırra Yüce Benlik, Gerçek Benlik ya da Atma
adını vermiştir...

Klasik Yunan uygarlığında Delfi Tapınağının girişinde yazılı bulunan “ KENDİNİ
TANI “ ibaresinde kasdedilen de yürekte Gizli bulunan bu sırrı tanımaktır. Yoksa
bildiğimiz anlamda insanın kendini psikolojik olarak tanıması değil.

Tarih boyunca pek çok uygarlık, pek çok din, pek çok manevi öğreti ve felsefe,
Musevilik ve Hıristiyanlığın bâtıni yönü ile İslam sufizmi hep bu içteki
bilinmeyen beni bilinir kılmakla uğraşmıştır.

Aralamaya, anlamaya çalıştığımız, adı üstünde bir sır. Bu sırra erenler var ama
dilleri bağlı. Bağlı çünkü bilinmeyeni biliyor hâle geliyorlar ama, bilinmeyeni,
bilinmediği için, anlatacak sözcük yok.

Mevlana, belki de bunun için şiir, raks ve müziği seçti; anlatılamayanı,
anlatabilmek için. Ama bütün bunlardan önce yani Efendimiz anlamına gelen
Mevlana olmadan önce, Celâleddin-i Rumi olarak medresede ders, camide vaaz
veren, eli öpülen, duası alınan, saygıdeğer, kanaatkâr bir sufi ve çok sevilen
bir bilim adamıydı.

Mevlana’ ya göre insanın evrimi henüz tamamlanmıştır. Çünkü insan, olgun, kâmil,
mükemmel olmak üzere yaratılmıştır. İnsan-ı Kâmil olmak, insanın iyi, ahlaklı,
yardımsever, sevgi dolu biri haline gelmesi demek değildir. Ego var olduğu
sürece, bu niteliklere sahip olduğumuzu düşünmek tam anlamıyla kendini
aldatmadır.

Zira ego, kendi bencil ve ivedi yararlarının ötesini görmekten acizdir. İnsan-ı
Kâmil olmak demek, bilinen olumlu olumsuz bütün Duygu, düşünce, eylem ve
alışkanlıkların kısacası, insan olmanın bir yana bırakılıp yerini hiç
tanınmayan, hiç bilinmeyen, egodan farklı bir bilincin, oluşumun, varlığın, özün
almasıdır. Bu değişim insanın yüreğinde Gizli olan sırrın yani ilahi ateşin,
ışığın parlamasıyla başlar.

Bu, tam bir dönüşümdür. Zihnin kendisinde, beynin hücrelerinde ve bedenin
atomlarında bile kendini gösteren bir değişimdir. Vücudun hafiflediği,
saydamlaştığı, perdenin kalktığı, görüşün keskinleştiği, her şeyi gören, bilen,
aynı anda her yerde var olabilen bir varlığa dönüşümdür bu.

Kısacası, insan bu dünyaya, bu evrene ait olmayan bir ruh yapısına sahiptir.
Sufizme göre, insanın gerçek benliğini oluşturan bu ruh, bu evrene başka bir
alemden, ruhlar ve melekler aleminden derece derece inerek gelmiş ve bu evrene,
bu dünyaya ait olan beden elbisesini giyerek görünür olmuştur.

Buraya ait olmayan ruhi varlığın ana yurdunu özlemesi çok doğaldır. Somut alemde
kendisini bedenle özdeşleştiren insanın mala, mülke, makama, şöhrete ve
saltanata duyduğu özlemin arkasında aslında ayrılığın verdiği hasret vardır. Bu
ayrılık acısı bir gün benliği, o kadar sarar, kucaklar ki, şikayetten feryat
figan ağlamaya başlar. Nasıl ağlamasın ki ayrıldığı yer Birliğin, Yüce Allahın
katıdır. İşte ney, asıl vatanından ayrılan bu ruhun sembolüdür.

Mevlana’nın Ünlü Mesnevisi de bu yüzden; “Dinle Ney’den nasıl şikayet etmekte”
diye başlar. Ney, yanık, içli sesiyle Rabbine, ayrıldığı kamışlığa kavuşmanın
özlemini dile getirir.
Ruhun Tanrı katını terk etmesinden sonra insan şekline girinceye kadar geçirdiği
aşamalar, kamışın kamışlıktan koparılıp ney şekline girinceye kadar geçirdiği
aşamalara benzer.

Allah tek hücrelisinden en karmaşık yaratığa kadar bütün varlıkları kendinden
yarattı ama sadece insana kendi ruhundan üfledi. İşte neye üflenen nefes, bunu
ifade eder. Neyin içi boştur ancak ona üfleyen birinin nefesi ile ses çıkarır.
Neyin bir ucu açıkken öbür ucu müzisyenin ağzındadır. Müzisyen, eğer insan-ı
kâmil olursa, açık uçtan duyulan ses Tanrının sesi olur.

İşte insan da bu ney gibi bir alettir. Ne zaman bir insan-ı kâmil' in, gerçek
bir şeyhin eline geçerse o zaman insan gibi insan olur, nefsinden kurtularak
boşalır, Tanrı' nın sesi, Tanrı' nın aynası olur, yükselişe geçip Rab’ bine
kavuşur. Yani evrimini tamamlar.

İşte Sema töreni, İslam sufizminde Nur-u Muhammedî denen Yüce ruhun yaratılıp
“Kün“ - “ol” emriyle başlayan iniş ve sonra da insan-ı kâmil olmaya doğru
yükselişinin öyküsünü anlatır.

Varlığın başlangıçtaki birliğine, yüce ve sınırsız boşluğuna dönüşümünü
gerçekleştirmiş olan Mevlana da Zamanımızdan 700 yıl kadar önce, Konya'da
Kuyumcular Çarşısında güpegündüz ,herkesin önünde semaya durmuşken bütün
sırların ortaya saçıldığı bir patlama yaşıyordu belki de.

Batıda Rumi olarak tanınan Mevlana , yaşadığı sürece ne bir tarikat kurmuş ne de
semayı bu günkü kuralları içine sokmuştur. O , ancak vecde girdiği zaman içinden
geldiği gibi , hiç bir kurala uymadan döner, raks ederdi. Sema, onun için;

“Göklere giden bir yol , göklere açılan bir kapıydı Hayattan ölüme uçuş, ölümden
ölümsüzlüğe kanatlanıştı.”

Mevlana, dünyevi değerlerle nitelenen insanın hiçliğini şu birkaç kelime ile ne
güzel ifade eder.

“ Hintli, Kıpçak ve Rum ülkesinin halkı
ve Habeşler!.
Hepsi de mezarlarında tek ve tıpkısı renkte,
ne de hoş yatarlar.”

Kısacası Mevlana’nın hümanizması bildiğimiz, tanıdığımız insanın yüceltilmesi
değildir. Nitekim, Mesnevisini okuyanlar O’nun sıradan insanlar için hiç de hoş
sözler sarf etmediğini gayet iyi bilirler.

O, insanları, insan olduğu ya da topluma yaptığı katkılar için değil, her
birinin yüreğinde gördüğü küçük ilahi ışık için seviyordu.

Mevlana için insan, yüreğinde ilahi ışığı taşıdığı ve yüreğinin aynasında Tanrı’
yı yansıtabilen bir varlık olduğu için değerlidir.

“Sen ki o kutsal kitabın bir nüshasısın,
Yaratılıştaki sanatın aynasısın.
Ne dilersen kendinden dile, kendinde bul.
Ne ararsan, işte o sensin sen.”



PROGRAMIN KİMLİĞİ :

Yapım -Yönetim ve Metin Yazarı - Semra Sander
Kamera - Yavuz Türkeri
Müzik - Can Atilla ve Geleneksel Sema Müziği
Danışman - Timuçin ÇEVİKOĞLU
Fotoğraflar - Ozan SAĞDIÇ


Süre - 00:50:00
Yapım Ünitesi - Belgesel Programlar Müdürlüğü
NOT - Yayın Tarihi Mevlana Haftası ( 10 - 17 Aralık 2000 )


Kaynak - TRT Radyo Televizyon Dergisi Sayı 138


TRT'nin "Mevlana ve Sema" adlı belgeseli Türkiye Yazarlar Birliğince 2000
yılının en iyi belgeseli seçildi. TRT tarafından yayınlanan belgesel VCD ve VHS
formatında İngilizce ve Türkçe olarak çoğaltıldı. Temin etmek isteyenler TRT'nin
Ankara Or-An'daki binasına başvurabilirler. Ayrıca TRT Web Sitesinden ayrıntılı
bilgi alabilirler.

Kaynak - TRT Web Sitesi