Bozkırın Tezenesi




Yapım Tarihi - 1999
Süre - 00:40:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Bölüm Sayısı - 4
Çekim Mekanı - Kırşehir, İstanbul, Almanya

Yönetmen - Ali Bozkurt
Yapımcı - Ali Bozkurt
Kameraman - Hüseyin Gençtürk
Ses - Yusuf Orhan, Selçuk SEÇKİ
Seslendiren - Mehmet Atay
Kurgu - Soner TUNUSLU
Danışman, Metin Yazarı - Bayram Bilge TOKEL
Sponsor - Anadolu Folklor Vakfı
Post Production - Zafer Dinler, Metin Aydoğan, Ümit AKGÜNDÜZ
Jenerik Müziği - İrfan Gürdal
Yapım Yardımcısı - Fatma İffet YÖNTEM



Kaynak
Belgeselin TRT 2 Yayını.






Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırtıllar Köyü'nde Döne'den doğma Muharrem Ertaş'ın oğludur.
Kırşehir, Yozgat ve Keskin'in çeşitli köylerinde çocukluk ve ilk gençlik yılları geçmiştir.
15 yasında çıktığı gurbet hayatinin hala devam etmektedir.
Neşet Ertaş'i tanımak, asil onun ruh ve gönül macerasını bilmeyi gerektirir ki burada hemen karsımıza, Neşet Ertaş'la en rafine üslubuna kavuşan Orta Anadolu Abdal Müziği geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından olan babası Muharrem Ertaş karsımıza çıkar.

İste Neşet Ertaş, babası Muharrem Usta ile adeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erisen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve Baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır.

1960'lardan itibaren binlerce yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan; sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevrelerinin ve gerçek türkü dostlarının da gündeminden hiç düşmeyen Neşet Ertaş'i farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor- Çünkü o aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası Muharrem Ertaş'tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Tasan ve Çekiç Ali'den de ayrılır. Bir başka söyleyişle onun sanatı için, basta Muharrem Usta olmak üzere. Hacı Tasan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen Müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karsımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir.

Sarısözen'in tabiri ile bir zamanlar sadece ve sadece "Kırşehirli Mahalli Sanatçı" olarak bilinen Neşet Ertaş'ı binlerce, hatta milyonlarca saz çalıp türkü söyleyen diğerlerinden ayıran nedir? Onun sazının ve sesinin insani büyüleyen sırrı nereden gelmektedir? Neredeyse yarim asra varan bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi titreten, ruhumuzu ürperten bu esrarlı sesin, sazın ve yorumun arka planında neler ve kimler vardır? Sazı gümbür gümbür ses veren, adeta davula eslik edercesine sazının göğsünde pençesiyle sesler çıkaran, hep samimi ve kendi halinde yüreğinin acılarını ve kendi iç gurbetlerini seslendiren; hiç bir medya tik tutumu olmayan, kalabalıklardan ve şöhretten adeta Köse bucak kaçarak pek ortalıklarda görünmeyen; mezhep, parti ve etnik kimlik çağrışımlarına pirim vermeyen, sazından, sözünden ve sesinden gayri hiç bir şeyden medet ummayan bu "Garip" insani tanımak kadar tanımlamak da gerçekten zor.
Ayaklarının altındaki toprağın renginden, kokusundan haberdar olan, bastıkları yeri az çok tanıyan, yürekleri hep türkülerle birlikte atanlar için Neşet Ertaş, belki de tam bir "yasayan efsane"; meçhul, uzak, esatiri ve sırlarla dolu...

Neşet Ertaş'in sanatı hayati ile hayati sanatı ile o kadar içice ki, çalıp çığırdığı türkü ve bozlaklarında bütün bir hayat hikayesini bulmak mümkün olduğu gibi, hayatına yakından baktığımızda da o içli türkülerin, acili bozlakların nelerden nasıl doğduğunun ipuçlarını elde ederiz hemen. Onun yokluk, yoksulluk ve acılarla dolu hayatim "Garip" mahlasıyla yazdığı koşma tarzında usta isi şiirlerle anlattığı ozan yönünü yıllarca kimse fark etmedi bile. Babasından tevarüs ettiği geleneksel ve anonim türkülerin, bozlakların dışında, sözleri kendisine ait türküler, bozlaklar söylediğini de fareden olmadı yıllarca. Sözü ve müziği ile, anonim türkülerdeki erişilmez sadeliği ve estetik seviyeyi yakalayan sayısız türkünün, bozlağın altına attığı mütevazı imzasını kimselere söylemedi bile.

Neşet Ertaş o büyük yaratıcı yeteneği ile okuduğu her eseri yeni bastan öyle bir yorumlar, ona öyle bir ruh ve hava verir ki, adeta yeni bir beste ile karsı karsıya olduğunuzu dahi sanabilirsiniz. Bu durumu, yeteneği, kültürü ve birikimi oldukça sinirli sığ ve sıradan sanatçıların yorum adına yaptıkları "dejenerasyon" ile karıştırmamak gerekir. Çünkü Neşet Ertaş kendisine ait olmayan bir türküyü bi1e öyle bir Okur ve yorumlar ki, o türkü o sekliyle yıllar öncesine ait bir Neşet Ertaş türküsü gibidir artık.

Olağanüstü denilebilecek yeteneği, geleneğe hakimiyeti, gelenekten kopmadan yeniye bağlılığı, yeni zamanların modern zevk ve eğilimlerini gözeten diri ve Uyanık tecessüsü ile Neşet Ertaş, hep gündemde kalmış bir sanatçıdır. O, ismi bağlama ile özdeşmiş ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmiş gerçek bir türkü ustası... Türküyü bağlamaya, bağlamayı türküye bu kadar yakınlaştıran ve yaklaştıran, adeta birbirlerinin içinde -kendisi ile birlikte- eritip yok eden ikinci bir sanatçı bulmak öyle sanıldığı kadar kolay değildir.

Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacıklığa tevessül etmeden,
olduğu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir.

Zülüf dökülmüş yüze aman,
Kaşlar yakışmış göze aman aman.
Usandım bu canımdan aman aman,
Dert ile geze geze.

Bu ellerde gez gayri aman,
Kâtip ol da yaz gayri aman aman.
Bir kazma al bir kürek aman aman,
Mezarımı kaz gayri.

Gün doğdu aştı böyle aman,
Gönüldür coştu böyle aman aman.
Sen orada ben burda aman aman,
Ömrümüz geçti böyle.

Kaynak - Belgesel Kaynağı Ali Bozkurt / Neşet Ertaş'ın kısa yaşam öyküsü Şiir Dünyası dergisi.



Bozkırın Tezenesi
Neşet Ertaş'la ilgili "Bozkırın Tezenesi" adlı belgeseli severek izledim. Bana bu yazıyı yazdıran da o belgesel.
TRT ne iyi etmiş de bu belgeseli hazırlamış. Dilerim bu bir başlangıç olur ve ardı gelir.
Gördüğünüz gibi, o çalıp çığırma arasında ben nerelere gidip gelmişim.
Ağzına Sağlık Neşet Ertaş, eline Sağlık TRT!

Kaynak - Bir Makale



Neşet Ertaş bu akşam İstanbul'da Açıkhava Tiyatrosu'nda ilk büyük konserini veriyor...
'Hapisanelere Güneş Doğmuyor'dan 'Neredesin Sen'e kadar yüzlerce türkünün yaratıcısı Neşet Ertaş. Her biri acı dolu feryat olan bozlaklarını 25 yıldır Almanya'da söylüyor sadece. Türkiye'de yılda bir kez babası için düzenlenen şenlikte çalıyor. Yıllar sonra doğduğu topraklara üç büyük konser vermek için geldi- Bu akşam İstanbul'da, 11 Ağustos'ta Kırşehir ve 3 Eylül'de Ankara'da.

Yıllar önce 'Kendim Ettim Kendim Buldum'u söylemiştiniz. 63 yaşındaki Neşet Ertaş için hayat hala bir hayal kırıklığı mı?
- Altı yaşında babamla köy köy dolaşıp düğünlerde çalmaya başladık. Abdallara iyi gözle bakmaz, kız vermezlerdi. Bir kıza tutuldum, vermediler. Kerem de oldum, Mecnun da oldum. Daha sonra sevdiğimi düşündüğüm biriyle evlendim. İçimdeki ilk aşk sönmediği için evlilik yürümedi. Bu nedenle, kendim ettim kendim buldum, dedim. Mutluluk aşkına kavuşmaktır, kavuşan mutlu olur sadece. Para, şan, şöhret mutluluk getirmez. Ben gerçek mutluluğu daha görmedim.

Hayat acıyla geçti, çoğu gitti azı kaldı, diyorsunuz. O kadar yılın tecrübesi kalan günleri kıymetlendirmiyor mu?
- Ben hiç okula gidemedim, kitap da okuyamadım. Gençlik yıllarımda bulanık bir dünya içindeydim. Gerçeği net göremiyordum. Olgunluk çağında insan herşeyi daha berrak görmeye başlıyor. Şu anımı, gençlik yıllarına değişmeyecek kadar değerli buluyorum.

Esin kaynağınız babanız Muharrem Ertaş, Anadolu'da gezdiğiniz köyler ve 'karayürekliler' olmuş. Kim bu karayürekliler?
- Bizleriz- İtilmiş, horlanmış, dışlanmış, içine kapanmak zorunda kalmışlar... Abdal denip kız verilmeyenler, insan yerine konulmayanlar. Acı çeken, içine attığı için yüreği yananlar.

Peki, acı çektikten sonra mutluluğa kavuşanlar ya da şanslı olup yüreği yanmadan bulanlar?
- Yanan yürekte gül biter mi, bilmiyorum. Diğerlerine gelince. Veysel, ''Anlatmam derdimi dertsiz insana / Dert çekmeyen derdin kıymatını bilemez'' der. Acı çekmeden mutluluğu yakalayanlar beni hiç ilgilendirmedi. Dert insana hayatı tanıdır, kendine getirir.

ZEKİ MÜREN EFKARLANINCA

Hayatınız, türküleriniz hakkında rivayet muhtelif. Almanya dönüşünde ehliyetsiz araba kullandığınız için Yugoslavya'da tutuklandığınız, konsolosluk dahil kimse sahip çıkmadığı için üç ay hapiste yattığınız, Ünlü 'Hapishanelere Güneş Doğmuyor'un orada doğduğu söyleniyor. Bir de Yaşar Kemal'ın bir romanını size 'Bozkırın tezenesine geçmiş olsun' notuyla gönderdiği. Sonra bu not lakabınız olmuştu. Ne kadar doğru, Yaşar Kemal'le daha sonra karşılaştınız mı?
- 1969'da konser için Almanya'ya davet ettiler. Benim bir Volkswagen'im var. Ehliyetim yok. Davet edenlerden biri direksiyona geçti, üç araba gittik. Stüdyoya sokup plak kaydettiler. Bir de aralarında kavga çıktı. Parayı da alamadan ortada kaldım. Diğer otomobiller dönüşe geçti. Ben de ilk kez direksiyona geçtim. Vitesi kurcalaya kurcalıya buldum. Otobana çıktığımızda rahatladım. Yolda iyice ilerlettim. Ama Yugoslavya'da kaza yaptım. Pasaportum öndeki otomobildeydi. Onlar gitti. Ben kimliksiz olduğum için hapse girdim. Konsosluğu aradım, Türkiye'ye yazdım. İlgilenen olmadı. Bir gün postadan Yaşar Kemal'in romanı çıktı. İçinde de o geçmiş olsun mesajı. Hálá bilmem kimin gönderdiğini. Zor günümde bana destek olmuştu. Yaşar Kemal'le hiç karşılaşmadım. O deyişi de Ankara'da bir cezaevi konserinde söylemiştim.

Bayram Bilgin Toker'in yazdığı biyografide iki çarpıcı anekdot anlatıyorsunuz. Türkülerinizi radyoda dinleyen bir ihtiyar köylü eşine çörek yaptırıp TRT'nin kapısına gelmiş, saatlerce bekledikten sonra sizi bulmuş. Türküleriniz için teşekkür edip çörekleri vermiş. Bir de Zeki Müren'in Ankara'da bir gazinoya davet ettiğini, sizi dinledikten sonra efkarlanıp 'Olmaz böyle şey' diye kafasını duvara vurduğunu öğreniyoruz. Hangisi sizi daha çok etkiledi?
- İhtiyar köylünün o kadar yol aşıp beni görmek için gelmesi, saatlerce beklemesi tabii ki. Kulaktan kalbe yol gider. Can hak olduğu için, doğruyu kabul eder. Özden geldiği, öze gittiği için sazım dinleniyor. Sözüm de dostluk sözü. Yanıklık varsa, o da yüreğimden.

Yıllarca içkili ortamlarda çalıştınız, bu koşullar altında alkolü bırakmak bir mucize.

- İçkili ortamda, içmeden çalınan saz dinleyene sert gelir. Çocukluğumda babamla düğünlerde çalardık. Evin her odasını gezerken bir kadeh içilirdi. Günlerce üst üste uykusuz, yorgun, içerek çalıp söylerdik. Gazino alemine girdiğimde de devam etti. Sabah susuz bir bardak rakıyla başlardım güne. Günlerce devam ederdim, düştüğüm yerde kalırdım. 1976'da parmaklarım tutmaz olunca Almanya'ya gittim tedavi için. İçkiyi bıraktırdılar. Şimdi sadece sigara içiyorum. Onu da çok azalttım.


TOPRAĞINA HİÇ KÜSMEDİ

Almanya'ya yerleştikten sonra türküleriniz burada yıllarca söylendi, kuruş telif ödenmedi. Ezgileriniz değiştirilerek, adınız belirtilmeden yorumlandı. Bu vefasızlık sizi doğduğunuz topraklara küstürdü mü?
- Sadece Gülşen Kutlu geldi Almanya'ya izin almak için. Yıllarca havalarımızın içine uydurma söz katıp okudular. Adımızı anmadılar. Ölümümü ilan ettiler. TRT'den, atv'den Rahmetli Neşet Ertaş'ın türküsü diye anons ettiklerini kulağımla duydum. Toprağa küsülmez, ama üstündekilere, toprağı tanımadan tepeleyenlere kırgınım. Kendini bilmeyenin kusuruna bakılmaz derler ya...

‘‘Keşke başka bir yerde, başka bir zamanda doğsaydım’’ dediğiniz mi hiç?
- Allah'tan iyi kimse bilemez nerde doğacağımızı. Beni Türkiye'de dünyaya getirmiş. Avrupa'nın Düzen ve disiplin içinde refaha kavuştuğunu yaşayarak gördüm. Dilerim ülkemde de aynısı olur.

Yıllar sonra bugün TRT'nin belgesel yapması, biyografinizin yayımlanması, ezgilerinizden oluşan 12 CD'lik külliyat hazırlanması sizi mutlu ediyor mu, yoksa çok geç mi diyorsunuz?
- Kadirşinaslık görmek insana mutluluk veriyor. Mevsime uygun olsa daha iyi olurdu tabii. Okuyan, araştıran, Aydın gençler sayesinde oluyor bunlar. Onlara teşekkür borçluyum.


TÜRKÜLER Saygı İSTER

Türküler şimdi çok moda. Ama hoyrat, duygusuz ellerde gülün kokusunun kalmadığını söyleyenler de var. Ne dersiniz?
- Türkü yürekten çıkmalı. Duyguyu, aşkı hissetmeyenin yüreğinden türkü çıkmaz. Yürekten gelmeyen yirahtan (uzaktan) gelir. Bu nedenle söz doğru, ortada çok gül var, kokuları yok. Gençlik hareket, coşku, renk istiyor. Bu çok doğal. Türküyü bozmak yerine onları coşkulandıracak oyun havaları çalınabilir. Bunları seçip, gençlere vermek gerekiyor. Böylece türküler bozulmadan, toprak kokusuyla dinleyiciye ulaşır.
‘‘Beni dinleyen gariban, parası kısıtlı insanlar. Bu yüzden konser vermeyi sevmiyorum. Radyoda, TV'de söyleyeyim, biletsiz dinlesinler istiyorum’’ diyordunuz. Organizatörler, 30 yıl sonra sizi konsere ikna etmekte çok zorlanmış olmalı.
- Bu konserler benim memleketimin toprağına saygımdır. Otuz yıldır Türkiye'de sadece Kırşehir'de babamı anmak için düzenlenen şenlikte konser verdim. Bu kararı almak, bu konserlere 'evet' demek kolay olmadı.
Küçük mekanların, sıcak alışverişlerin ozanı olarak tanınıyorsunuz. Beş bin kişiye, Açık hava Tiyatrosu'nda söyleyecek olmak sizi endişelendirmiyor mu?
- Konser ortamında söylemek, sazın telini takip eden, söylediğinizi hissetmeye çalışan insanlara seslenmek güzel şey. Onlar yeter deyinceye kadar sazımla, sesimle huzurlarında olacağım.
Konserde solo mu çalacaksınız, repertuarda neler olacak?
- Ben hep bağlamamla söyledim. Konsere babamın türküleri, bozlaklarıyla başlayacağım. Sonra kendi acizane duygularımı ifade edeceğim. Aralarında oyun havaları da olacak. Babamın havaları dışında, başka bir ozandan deyiş söylemeyeceğim.