4857




Yapım Tarihi - 2008
Süre - 00:33:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu, Ethem Özgüven

Kamera CAMERA
Selçuk Erzurumlu
ÖMER Öztürk
ETHEM Özgüven

Montaj EDITING
Selçuk Erzurumlu
ÖMER Öztürk
PETRA Holzer

Ses SOUND
SERKAN ÇİFÇİ
BÜLENT Özcan

Tercüme TRANSLATION
ITIR ERHART
ASLI ODMAN

Teşekkürlerle - Many Thanks to
OSMAN UMUROĞLU
NEVRA Akdemir
AYNUR Özbakır
ZAFER Topaloğlu
Can Aydın
Mustafa Yazıcı
ULAŞ Beşoklar
TOLGA Kutluay

Kapak fotoğrafı- Alaattin Timur
Beyoğlu Sineması’na içten teşekkürlerimizle…



Tuzla Mezarlığı, Tersaneler Bölgesi’ni kuşbakışı görür. Mezarlığın olduğu tepeden aşağı doğru inmeye başlayın. İşte solda geniş askeriye arazisi. Yemyeşil ve insandan arındırılmış. Sonra bıçakla kesilmişçesine betonarme apartmanlar başlar. Tuzla Havzası’nda çalışan işçilerin evleri, sabah yediden itibaren “dışarıda”, tersanelerde, deri sanayide, yan sanayide çalışanlar tarafından boşaltılır. Aile evlerinin arasına, ailelerin özlemi ve yataklarla doldurulmuş bekâr odaları karışır. Tepe aşağı devam edin, geminin ufacık parçalarını üreten atölyeler, E5 İçmeler Köprüsü’nün dinmeyen gürültüsü, dört yol ağzındaki hiç boşalmayan amele pazarı, banliyö treninin sesi. İçmeler İstasyonu’nu geçin, işte neredeyse Türkiye’nin bütün tersaneleriyle bezeli Aydınlı Koyu. Kırk sekiz ayrı kapıdan her gün geçen işçiler, yüz insan boyu vinçler, saclar, onları birleştiren hız ve terdir. Tersanelerin zaman birimi yere düşen izmarit, endişesi ölüm ve geçim, umudu ve derdi, hepimizin umudu ve derdidir. Tuzla Mezarlığı, Tersaneler Bölgesi’nin kuşbakışı görür.

Aslı Odman






Tuzla Cemetery overlooks Tuzla Shipyards. Start walking down the cemetery slope. On your left is the military zone. Green and free of humans. Then all of a sudden you see nothing but concrete blocks of flats. The workers leave their homes around seven in the morning to work “outside”, in the shipyards, in leather and side industries. Among the family flats you Can also find bachelor apartments filled with beds and longing for the family. Keep walking down the slope- factories manufacturing small ship parts, the unceasing roar from the İçmeler Köprüsü on the E5 freeway, the never empty labor pick-up strip at the crossroads, the sound of the local express train. Walk pass the İçmeler stop, and here is Aydınlı Bay packed with almost all of Turkey’s shipyards. The workers who go through forty eight different doors everyday, hundred men high cranes, steel sheets, the speed and sweat which merge them into one. Time in in the shipyards is measured by the fleeting instant a cigarette bud is dropped on the floor, the split second between making a living and death, between hope and pain, their and ours. Tuzla Cemetery overlooks Tuzla Shipyards.

Aslı Odman



4857 Belgeselinin ilk gösterimi 12 Haziran Perşembe günü 21.30’da BEYOĞLU SİNEMASI’NDA

16 Haziran grevinin arifesinde, ekonomik büyümenin, esnek çalıştırmanın, iş kazalarının ve direnişin isimlerinden biri haline gelen Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne “dört bir yandan bakan”, Duyan, dâhil olan “4857” filmini beraber seyredelim.

Daha fazla bilgi veya görseller için:

Petra Holzer - petramh@yahoo.com
Itır Erhart- ib219@yahoo.com
Nevra Akdemir - nevranin@gmail.com
Aslı Odman - odman@bilgi.edu.tr



Kaynak
Ethem Özgüven





Bugüne kadar aralarında Almanya, Kanada, ABD, Yunanistan’ın da bulunduğu bir çok ülkede, üniversitelerde aralarında Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin de bulunduğu bir çok festivalde, Karaburun Bilim Kongresi ve Gönen Gençlik Buluşması’nda gösterilen 30 dakikalık “4857” belgeseli Yönetmen Çağan Irmak’ın son filmi Karanlıktakiler’in dağıtıma giren DVD sinin içine eklendi.

4857’nin çekimleri Ekim 2007-Haziran 2008 arasında gerçekleşti. Ekim 2007’de ard arda gelişen işçi ölümlerinin ertesinde TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İşçi Sağlığı Enstitüsü ve akademisyenlerden oluşturulan Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nun rapor çalışmaları başlamıştı. Komisyon üyelerinin, o dönemde tersanelere giriş izni alamadıkları için çeper bölgelerde, işçi kahvehanelerinde, evlerde, çalışan mühendis ve doktorlarla Oda ofislerinde gerçekleştirdikleri mülakatları yakından takip ederek belgesele başlayan Petra Holzer, Ethem Özgüven, Selçuk Erzurumlu’dan oluşan belgesel ekibi, Ekim’den beri Tuzla’da oluşan pek çok farklı olaya şahit oldular. Hiçbir ulusal veya uluslararası kurumdan destek almadan yapılmış ve kolektif bir emek ürünü olan bu bağımsız belgesel, Tuzla’daki ölümlerle gündeme gelen yaşamı görünür hale getiriyor. Sürecin tüm muhatap ve müdahillerine, ulaşabildiği ölçüde yer veriyor, fakat üst üste koymuyor. “4857”, kaynak ışığından, raspa tozlarından, eş ağıtlarından, inatçı direniş sloganlarından, soğukkanlı açıklamalardan kendi müziğini buluyor. “Tuzla’da 4857 no’lu yasa uygulansın” talebinin hayatına dokunduğu insanları görüyor, göstermeye çalışıyor.

Belgesel bugüne kadar aralarında LaborFest, San Francisco, Documentarist İstanbul, Uluslararası Altın Portakal Film Festivali, Interfilm Festival, Nürnberg’in de bulunduğu bir çok ulusal ve uluslararası festivalde, üniversitelerde, meslek odalarında, sendikalarda gösterildi. Nürnberg Film Festivali’nde Mahmut Tali Öngören İnsan Hakları Ödülü ve Mimarlar Odası Kent Filmleri Festivali Belgesel Birincilik Ödülü aldı.







Vay be, durumumuz gerçekten vahimmiş!

Tuzla tersanelerinde altı ayda 13 işçi hayatını kaybetti. Taşeronlaşma, yetersiz güvenlik önlemleri, eğitimsizlik... Neden çok, ama hepsi dönüp 4857 sayılı İş Kanunu’nun uygulanmamasına dayanıyor. “4857” belgeseli de, Tuzla’da yaşananları anlatıyor.

Kanun No: 4857. Kabul Tarihi: 22.05.2003. Madde 1. Bu kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir... Sözünü ettiğimiz, “İş Kanunu” şimdi bir belgeselin adı oldu. Petra Holzer, Ethem Özgüven, Selçuk Erzurumlu’nun yönettiği belgesel Tuzla’daki “iş cinayetleri”ni anlatıyor. Ölümlerle 4857’nin alakası mı? En iyi açıklamayı belgeselin galasında Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Cem Dinç yapıyor: “Biz ‘köle yasası’ diye nitelediğimiz bu yasayı çıkarmamak için uğraşmıştık, ancak çıktı. Şimdi 4857 sayılı yasa uygulansın diye uğraşıyoruz. Artık tersanelerdeki durumun ne kadar vahim olduğunu siz düşünün”.

Biz de bu vehameti belgesele başlama ile gösterim tarihi arasında, altı ay içinde 13 ölüme daha tanık olan yönetmenler Petra Holzer ve Ethem Özgüven’le konuştuk...

- Tersanelerle ilgili bir belgesel yapma fikri nereden çıktı?

Petra Holzer: Geçen aralıkta İş Kazalarını İzleme Komitesi üyesi Aslı Odman bize geldi, konuyla ilgili sunacakları rapor için bir sinevizyon gösterisine ihtiyaçları olduğunu söyledi. Biz de sağdan soldan görüntüler toplayarak, röportajlar yaparak 17 dakikalık küçük bir film yaptık. Bu belgeseli 16 Aralık’ta gösterdik, ancak oradaki hayat şartlarını gördükten, Aslı ve Limiter-İş sayesinde pek çok insan tanıdıktan sonra başka bir şeyler yapmak zorunda olduğumuzu düşündük, buna sessiz kalamayız dedik ve bu belgesel çıktı. 16 Aralık’taki sinevizyon gösterisini yaptığımızda tersanelerdeki ölü sayısı, 85’ti, bugün 98’i buldu, sadece altı aydaki artış bu.

Ethem Özgüven: Tuzla’da yaşananları, Türkiye’de yaşanan diğer sorunlardan ayıramayız. Ölümler, Bergama’daki siyanürlü altın arayışı, çölleşen Türkiye... Bizim bütün bu olayların önünde durmak için bir tane somut sebebimiz var; yaşamaya, yaşadığımız coğrafyaya sahip çıkmaya çalışıyoruz, bu misyonla falan ilgili bir durum değil, hayatta kalma çabasıyla ilgili, özde çok bencilce bir motivasyon yani.

P. Holzer: Ve geleceğe umutla bakmak istiyoruz. Bunun için de elimizden geleni yapıyoruz, bir sorunu görselleştirip başka bir yere taşıyoruz.

- Belgeselin hazırlık süreci nasıl geçti?

P. Holzer: Bu belli bir zamanla sınırlandırılacak bir çalışma değildi, bizim hazırlıklarımız da orada yaşananlara göre değişti. Ne kadar zaman aldığını açıklayamıyorum, kahvelerde işçilerle görüştük, bekâr evlerine girdik, sendikadakilerle görüştük.

E. Özgüven: Bir seneye yakındır gidip geliyoruz, daha da durumlar değiştikçe çekmeye devam edeceğiz.

P. Holzer: Belgeselin gösterimini yaptık, ancak grevde de çekimler yaptık, gelişmeler oldukça takip edip geliştirmeye devam edeceğiz.

E. Özgüven: Bu öyle bir öykü ki, seni takip etmek zorunda bırakıyor. Bizim genelde işlerimiz böyledir. Bergama’yı 12, Aziz Nesin belgeselini 15, Yok Olan Anadolu Çalgılarını 22 yıldır çekiyoruz.

- Peki işçilerle konuşurken sorunlar yaşadınız mı, konuşmaktan çekindiler mi?

E. Özgüven: Kolay kabullendiler, çünkü biz şanslıydık, tanıdık üzerinden gittik.

P. Holzer: Başlarda biraz sustular, sonra açıldılar, zaten dolmuşlardı, onlar da anlatmak istiyorlardı. Belgeselde bir gerilim de var, bazıları taşeronları korurken, bazı işçiler eleştiriyorlar. Biz, bize anlatılanları dinledik.

- Belgeselin varmasını istediğiniz yer neresi, bir şeyi değiştireceğini düşünüyor musunuz?

P. Holzer: Bu belgesel yayılırsa, daha çok insan Tuzla’da hayatın ne kadar ağır geçtiğini, o insanların ne kadar büyük tehlike altında yaşadıklarını anlar belki. Hem belki hepimiz ne kadar örgütsüz, tek başımızayız onu anlarız. Ama tabii sonuçta bir belgesel, neyi ne kadar değiştirir?

E. Özgüven: Değiştireceğini hakikaten ummak istiyoruz tabii ki, ancak bu iş hiç kolay değil.

- En azından sizde bir şeyler değiştirmiştir...

P. Holzer: Beni çok etkilediler, sendika üyeleri, işçiler... Ölümlere, ağır hayata rağmen dik duruyorlar, bu olaylarla ilgili espriler yapabilecek kadar yoğun bir hayat enerjileri var.

E. Özgüven: Öteden beri sendikacı dendiğinde, antidemokratik bir yapı aklıma gelir, ancak bu belgeselle tanıştığım dürüst emekçiler bu fikrimi değiştirdi. Üstelik Türkiye şartlarında düzgün insanlarla tanışmak çok sık yaşadığımız bir deneyim değil, o bakımdan da belgesel benim için çok önemliydi.

Herkes, işçilerin bir grup cahil, kendinin farkında olmayan insanlar olmadığını bilmeli, durumun son derece farkındalar ve çok zor bir iş yapıyorlar. Bazen kendime, Tuzla’da ölmek mi, yaşamak mı zor, diye soruyorum. Çok problemli bir coğrafyadayız ve sorunları çözmenin tek yolu örgütlenmek.

P. Holzer: Hepimiz, “beyin emekçileri” olarak çalışıyoruz, ancak örgütlenme noktasında onlardan çok daha gerideyiz.

- Belgeseli işçilere de göstermişsiniz. Nasıl karşıladılar?

P. Holzer: “Vay be” dediler, “bizim durumumuz gerçekten vahimmiş”. Ne kadar ağır bir baskı olduğunu yaşarken fark edemiyorlar, ancak belgesel sayesinde bir mesafe koyup kendilerini izlediler. Bu benim için çok güzel bir andı tabii...

E. Özgüven: Belgeselin yapımı da oldukça kolektifti, herkesin çok emeği var bu belgeselde; Serkan Çiftçi, Bülent Özcan, Nevra Akdemir, Itır Erhart, Aslı Odman, Can Aydın, Zafer Topaloğlu.

Esra Açıkgöz
Fotoğraflar: Alaattin Timur
4857-belgesel.blogspot.com
21 Haziran 2008