Tarkan


Makale: Kutsi AKILLI

Hiç 1965 doğumlu Tarkan'a rastladınız mı? 1966? Rastlamamış olmanız anormal değil, çünkü Tarkan fırtınası 1967'de başladı.

"TARKAN Türk gücünü ve kudretini yansıtan bir kelimedir. Bu kelimeyi Türk kanı taşıyan kahraman manasında yarattım. Kahramanlık ve mertlik ifade eder." Sezgin Burak Tarkan adının ne ifade ettiğini bu cümlelerle açıklıyor. Bugün etrafımızda Tarkan adına bu kadar sık rastlıyorsak, bunu Sezgin Burak'a borçluyuz. Bir çizgi romancı için de, bundan daha büyük bir onur olamaz herhalde. Bir kahraman yaratıyorsunuz ve insanlar bu kahramanı öyle seviyorlar ki, dünyada kendileri için en değerli şey kabul ettikleri çocuklarına, onun adını veriyorlar. Tabi ki burası Türkiye olduğundan, olay mantıkla sınırlı kalmayıp, "ilginçlik" boyutuna da uzanıyor. Çocuklarına bu adı veren ailelerine baktığınızda, teorik olarak çoğunluğu oluşturması gereken "Sağ" çizginin ağırlıklı olmadığını fark ediyorsunuz. Biraz ağrılı olan Türk - İslam sentezi, İslamiyet'le yakın uzak hiç bir ilişkisi olmayan bu kahramanın adını çocuklarında pek kullanmamayı yeğlemiş. Şimdiye kadar ne kadar Tarkan tanıdıysam (Tevetoğlu haricinde 6 tane tanıdım. Üçü İzmirliydi ) ailesi ya asker kökenli ya da sol görüşlü idi. Ne kadar tatlı bir sosyoloji konusu değil mi?

Tarkan, Büyük Hun İmparatoru Attila'nın elçisi, sağ kolu ve fedaisidir. Yani maceralarının geçtiği zaman dilimi, Türklerin Şaman dininde olduğu günlere dayanıyor. (Tıpkı Karaoğlan'ın ilk dönemlerindeki gibi). Tarkan genelde tek başına dolaşır. Kadınlara yılışmaz. Attila'nın ona vermiş olduğu görev her şeyden önce gelir. Çizilen güzel ve yarı çıplak ya da avret mahalli kapalı biçimde yatan, oturan çıplak kadınlar yüzünden, bugün yaşı kırkı geçkin olanların ilk mastürbasyonlarına sahne olsa da, cinsellik ana temayı oluşturmaz Tarkan'da. Bununla beraber İtalyan çizgi romanının (yardakçı, kaledeki aşık kız gibi figürler) yada sarı saçlı kahraman ekolünün Tarkan'ı biraz olsun etkilediği söylenebilir.

Sert ama insanı fetheden, ressam elinden çıktığı belli çizgilerle yakalar okurunu Tarkan. Bugün okunduğunda diyalogların bazıları naif gelse de, Türkiye'de çizgi romanın Tommiks - Teksas olarak bilindiği, Fransız salon komedilerinin yerli, suyu çıkmış versiyonlarının sinemalarda hasılat rekorları kırdığı bir zaman dilimi için, oldukça ciddi bir çalışmadır. Zaten 1100 sayı civarında çıkmış olması da -yaklaşık 22 yıl- onun bu başarısının kanıtı. Eğer Tarkan bir Amerikan kahramanı olarak Amerika'da çıkmış olsaydı, üstüne doktora tezleri yapılan bir kahraman haline gelirdi.

"Kahramanını İtalya'da hazırlarken, Romus ve Romulus benzeri bir alt yapı hazırlamıştır" diyen bazı kritiklere rastlasak da, bunun Çin tarihlerinde sözü edilen, Hun Hükümdarının Wu-Sun hükümdarlığına hücum etmesiyle başlayan hikayeden geldiğini düşünmek de olası.

Hun hükümdarı, Wu -Sun hükümdarının oğlu çok küçük olduğundan ona kıyamayarak, çöle atılmasını emreder. Orada kaderiyle karşılaşacaktır. Dişi bir kurdun emzirmesi ile Hun Hükümdarının çocuğun kutsal bir yavru olduğunu anlar. Önce kendine komutan yapar, daha sonra da eski hükümdarlığını geri verir. Olay, Büyük Hun İmparatorluğu'nun içinde geçmiştir.

Belki de Sezgin Burak, hem bu Çin kaynaklarını, hem de Troya'nın yıkılmasından sonra oradan kaçan Aienas ve soyunun efsanesini harmanlayarak, Tarkan'ın büyüme çağlarındaki öyküyü yaratmıştı.

Gümüş Eğer, Altın Madalyon, Kuzeyin Canavarları, Margus Kalesi, Viking Kanı, Mario'nun Kuşları. Tarkan'ın özellikle iki hikayesi, insanların gönlünde ayrı bir yer kazanmıştır. Tarkan'ın doğum öyküsünün yer aldığı, üç bölümden oluşan Gümüş Eğer (Özellikle birinci bölümdeki muhteşem çizimler ve anlatım tekniğinden dolayı) ve Mario'nun kuşları . Şu anda adını hatırlayamadığım birisi (İnternetteki Tarkan sitelerinden birinde okumuştum.) Mario'nun Kuşlarından çok etkilendiğini söylemiş ve etkilenişini şöyle tarif etmişti;"Çayın taneleri dibe doğru süzülürken onları Mario'nun Kuşlarına benzetirdim" Pes be ağabeycim derler adama. Bu kadar da ciğerine vurulmaz ki insanın.

Üçüncü hamur kağıda ve yaklaşık bire bir ölçüyle basılması sonucu çizgiler kabarmış, zamanına göre oldukça iyi yapılan kapatma renge rağmen değerinden yitirmiştir. (Gırgır'da çalıştığım yıllarda koridorda ayaklar altında gezen bir yarı-orijinal bulmuştum. Tam orijinal diyemiyorum çünkü usta, orijinali çizdikten sonra, onu karta bastırıp, son dokunuşlarını yapıyor, baskı için bu son halini veriyormuş. İndirmerafı bölümünde o bulduğum orijinali koydum. İsteyen indirip, baskıda şişmemiş halini görebilir)

"Keşke Sezgin Burak sağ olsaydı, keşke bugün de Tarkan çizseydi" derken içimin cız ettiğini itiraf etmeliyim.80 sonrası nesil onunla hiç tanışmadı ama benim neslimde ona olan hayranlık hiç tükenmedi. "Türk okurunu en fazla etkilemiş olan çizgi roman nedir?" denildiğinde, bunun cevabı kuşkusuz "Tarkan" olacaktır.


Kaynak
Kutsi AKILLI